GeriTeknoloji Dediklerinizin aksine dünya dönüyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dediklerinizin aksine dünya dönüyor

Ülkemizin bilim ve akıl dışı bir hedefin peşinde koşturulması bana, köktenci Katolik kilise yargıçların suratına, bundan dört yüz sene önce sessizce söylenen, insanlık tarihin en unutulmaz cümlesini anımsatıyor...

EPPUR Sİ MUOVE
( Dediklerinizin aksine dünya dönüyor)
Galileo

Galileo bunu kendisini suçlayan yargıca usulca söylemiştir. Yargıç yanıtı ise,

Dünyanın güneş çevresinde döndüğünü iddia etmek, İsa’nın bakire Meryem’den doğmadığını iddia etmekten farksızdır.
Kardinal Bellarmine(1554-1642)

Kardinal Bellarmine o dönemin muhafazakârlığını temsil eden bir din adamıdır. Bana göre, günümüz din adamları arasında bu muhterem kardinalin düşüncelerini paylaşan çok sayıda din adamı vardır. TV ekranlarında sıkça görünen bu ulema, yani din âlimi profesör veya kendine ilahiyatçı diyen zevat, aynen kardinal formatında düşünmektedirler. Ayrıca birde aralarında, ilan edilmemiş en muhafazakâr kim yarışı koşulmaktadır.  Her halde bu yarışın bu dünyada bir mükâfatı olsa gerek. İşin garip yanı, bu muhterem zevatın neyi muhafaza ettiğini pek bilememesidir. Her kes birbirinden daha muhafazakâr; acaba en muhafazakâr kim?  Neyi muhafaza ediyorsunuz sorusuna, aklı başında bir yanıt veremezler.

İnsan aklı tarihin en katı Katolik doğmalarından birini parçalayıvermiştir. Kutsal kitaplarda yazılanların aksine,  Copernicus evrenin merkezinin dünya olmadığını, esasında evrenin bir merkezinin de bulunmadığını kanıtlayınca, kıyamet koptu. Ne yazık ki bu gerçeği köktenci Katolikler kabule yanaşmamışlardır. Bunu ifade etmeyi ve yazmayı yasakladılar. Doğru olduğunu iddia edenlere yapmadıkları zulüm kalmadı. Rahiplere söyledikleriniz yalan Copernicus doğru söylüyor diyen dönemin ünlü matematikçisi Giordano Bruno’yu yakarak idam ettiler. Bu muhafazakârlık adına işlenmiş bir cinayettir, bunların sabıka dosyası çok kabarıktır. Madımak otelinde farklı bir inanç sahiplerini yakan zihniyet geçmişin köktenci Katolik zihniyetinden farklı olamaz. Papa aradan 400 sene geçtikten sonra, kilise adına Galileo’dan özür dilemiş ve itibarını iade etmek zorunda kalmıştır. Bu aklın zaferidir. Bu ulema takımının ne kadar sesi yüksek çıkarsa çıksın sonunda yarışı akıl hep kazanıyor.
 
Küreselleşen toplum, bilimsel gelişmenin önüne engel konulmasına karşı çıkıyor. İnsan aklına, düşünce özgürlüğüne sınır getirmesini kabul etmiyor. İnancın varlık alanı ile bilimin varlık alanının kesin olarak ayrılmasını talep ediyor. İnanç sitemlerinin örneğin, kök hücre ve genetik araştırmalara veya yaradılış fiziğine karışmasını istemiyor. Bunların bilimin varlık alanı içinde kalmasını istiyor. Bu gelişmeler, toplumun inanç dünyasını yeniden sorgulaması gerektiği gibi, bir tezi ortaya çıkartmıştır.

Günümüzün çok okunan yazarlarından ortaçağ Avrupa tarihi ve göstergebilim uzmanı Umberto Eco ile ünlü düşünür kardinal Martini, koyu gelenekçi Katolik inancı ile yaşama seküler pencereden bakanlar arasında ortak referans noktaları ararken, ülkemiz düşünürleri ve din bilginleri arasında oluşan fay hattı siyaset ve tarih bilinci olmayan çevrelerce derinleştiriliyor.  Düşünceleri zaman aşımına uğramayacağı kesin olan 20’inci yüzyılın en önemli filozofu Jürgen Habermas ile kardinal Joseph Ratzinger (şimdiki Papa)   geleceğin modern toplum yapısı ve inanç arasındaki ilişkileri, akıl düzlemine iz düşürerek tartışabilmişlerdir. Bu iki ünlü arsındaki diyalog (The Dialectic of Secularization-2005 Herder Verlag) adlı kitapta yayınlanmıştır. Bizde ise din adamları ve geleceği okuyamayan düşünürler veya kendisini düşünür sananlar, başörtüsüne bir özgürlük problemi olarak bakma ilkelliğini göstermektedirler.
 
 Prusya ordusunda subaylara bıyık bırakması serbest bırakılınca, o dönem toplumu bıyık bırakmayı özgürlük olarak algılamıştır. Stuart Mill bu trajik ve de komik olayı, özgürlük kavramın evriminde nelerin yaşandığını göstermek için kitabında konu eder. Aradan 200 seneyi aşkın bir süre geçtikten sonra Türk toplumu, üniversiteli kız öğrencilerinin özgürlüğünü başörtüsü ile ölçer hale getirilmiştir. Bu ne büyük bir şansızlıktır. Anlı şanlı sosyologlar, üniversite profesörleri, emekli müsteşarlar, bürokratlar ve de her konuda ahkâm kesmeyi kendine meslek edinmiş kimi hukukçular ve kimi köşe yazarların özgürlük anlayışı, Prusya ordusundaki bıyık bırakma serbestîsinin ötesinde bir entelektüel içerik taşımamaktadır.

Özgürlük ve dogma bir birini dışlayan iki kavramdır. Din bireyin ne yapmasını veya neyi yapmamasını belirlerken, toplumun davranışını ve düşüncelerini kurallara bağlar. Sorgulamayı, yani içtihattı veya yorumlamayı, gerçeğin bulunması bağlamında doğru bir davranış olarak kabullenmez. Orada neden sorusuna yer yoktur. Kendi söylemlerinin dışında bir doğrunun varlığını ne tartışır ne de kabul eder. Böyle bir ortamda özgürlük söz konusu olmaz. Dolayısıyla başörtüsü takmayı özgürlük olarak benimseyenler, esasında özgür olmayan bireylerdir. Onların özgür olma değil kul olma haklarının bir mantığı vardır. Özgür olmayı seçmeyebilirler. Biz özgür olmak için değil kul olmak için başörtüsü takıyoruz tezini benimsediklerinde tartışılacak bir şey kalmaz. Grekçelerini değiştirmelerini öneririm.
 
Kutsal kitaplara göre tanrı işlenen günahlar nedeni ile Nuh peygamber, üç oğlu ve eşleri hariç, tüm insanları tufanda boğar. Kutsal kitaplar böyle yazdığı için bu efsaneye inanırlar. Ancak sayıları milyarlara ulaşan canlı türünden ikişer taneyi Hazreti Nuh gemisine nasıl yerleştirmiş sorusu ile karşılaştıklarında sinirlenirler. Aynı mantığı günümüze taşırsak içinden çıkılamayacak bir durumla karşılaşırız. Uçsuz bucaksız evrende dünyadaki yaşam koşullarına sahip gezegenler bulunabilir. Her ne kadar onlardan şimdiye değin, var olduklarını işaret eden bir sinyal almamış olsak bile, böyle bir kozmik coğrafyanın varlığı günümüz bilgilerine göre kesindir. Aynı mantığın çizdiği çerçeve içinde, bu gezegene yaşamı Nuh peygamber nasıl taşımıştır sorusu ancak bir komedi filmine konu olabilir.
Özgür olmayı başörtüsü takabilme sanan sevgili kız öğrencilere, bütün ömrünü bir şeyler öğretmekle ve öğrenmekle geçirmiş bir eğitimci olarak Galileo’nun
 
EPPUR Sİ MUOVE
( Dediklerinizin aksine dünya dönüyor)
Galileo

cümlesini anımsatırım.

Kendisini bilim insanı veya düşünür veya ilahiyatçı olarak tanımlayan çok sayıda ünlü, TV ekranlarında ve gazete köşelerinde, yalnız Türk toplumuna değil,  1100 senedir aklını unutan İslam âlemine ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’  diyerek yol gösteren Atatürk ve onun kurduğu cumhuriyete söylemediklerini bırakmıyorlar. Neredeyse onu vatan haini bir diktatör gibi gösterme çabası içindeler.  ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ cümlesi ile ‘Eppur si muove’ cümlesi arasında anlam bakımından bir fark yoktur.

Bir Osmanlı hayranlığı cumhuriyet düşmanlığı sergileniyor. Osmanlının başarılarından bir ulus olarak gurur duyarız, aklı olanlar ise başarısızlıkların nedenlerini düşünür. 1718 senesine kadar okullarında matematik eğitimi vermeyen ve vermeyi akıl edemeyen bir imparatorluğun siyasi bütünlüğünü sürdürmesi mümkün olabilir mi?  Nitekim olamamıştır.154
Atatürk devrimlerini savunan her kes sanki vatan haini veya dikta heveslisi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bir muhafazakârlık yarışıdır gidiyor. Toplumun şüphesiz koruması gereken aile yapısı ve benzeri sosyal değerleri vardır.
 
Küreselleşen toplum,bilimsel gelişmenin bir engelle karşılaşmasını istemiyor.Bu gelişmeler,insanın inanç dünyasını yeniden sorgulaması gerektiği gibi,bir tez ortaya çıkarıyor.Uygarlık,ancak akıl ve inancın özgür beraberliğinde,modern olmanın ötesinde bir anlam kazanabilir.Günümüzün çok okunan yazarlarından ortaçağ Avrupa tarihi ve göstergebilim uzmanı Umberto Eco ve ünlü din biligini kardinal Martini çalışmaları ile,koyu gelenekçi katolik inancı ve yaşama seküler pencereden bakanlar arasında ortak referans noktaları ararken,ülkemiz düşünürleri ve din bilginleri arasında hiç bir diolog kurulamaması bir talihsizliktir.

Maddenin bölünemiyen en küçük yapıtaşlarını veya evreni yapan kumaşın nasıl dokunduğu üzerinde kafa yormadan,bir inanç sisteminin temsilcisi olmak ve bu inanç sistemini yaşatmak,pek mümkün görülmemektedir.Evren nasıl madde olmadan kurgulanamazsa,inanç sistemleri de akıl olmadan kurgulanamaz.Karanlık Ortaçağ Avrupa’sının ünlü din bilgini Abelard’ın (1079-1142) bundan asırlarca önce söylediği ünlü cümlesi, günümüz Türkiye’sinde anlam taşır.

Anladıklarıma inanıyor,inandıklarımı anlamaya çalışıyorum.

Kişiliklerini sadece inanç sistemi ile tanımlamak isteyen,tanrının insana verdiği en değerli sermayesi aklını unutan gençlere hatırlatmaktan kendimi ala koyamıyorum.Post modern insan,akıl ve inanç birlikteliğinde gelişen küresel toplumda kendisine bir yer bulabilecektir.21’inci yüzyılın ilahiyatçıları,siyaset adamları,düşünürleri,sanatçıları,sosyal bilimcileri,bilimin özelikle fiziğin evreni anlama da ulaştığı noktaya yabancı kalmaları,zamanı yaşayamamaları demektir.Geçmişte din ve bilim arasındaki çatışmaların nedenlerini anlamadan,geleceği medeniyetlerin çatışması veya uzlaşması şeklinde tasarlama olanağı yoktur.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle