GeriTeknoloji Akıllı Tasarım Tartışmaları ve Türkiye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Akıllı Tasarım Tartışmaları ve Türkiye

Evrim ve yaradılış arasında yapılan tartışmalar, başlık değiştirerek evrim ve akıllı tasarım şeklinde sürdürülegelmiştir.

1987 yılında ABD’li senatör Edward V. Aquıllard okullarda evrim teorisi ile birlikte din içerikli yaradılış (creation) efsanesinin bilimsel bir teori olarak okutulması isteğini, ABD yüksek mahkemesi  devletin din işlerine müdahalesini yasaklayan, anayasasındaki düzen maddesine (Establishment Clause) aykırı olduğu gerekçesi ile kabul etmemiştir.Mahkeme insanlığın başlangıcı ile ilgili tüm teorilerin,seküler yani laik bir anlayışla okul programlarına yansıtılmasının,bilimin etki alanının kuvvetlendireceğini ileri sürerek karar vermiştir.Ancak mahkemenin açık kararına rağmen din ve siyaset iç içe girdiğinden karar sulandırılarak uygulanmıştır.Okul kitaplarındaki  yaradılış  bölümünün yerine  akıllı tasarım bölümü konulmuştur.Böylece önceleri evrim ve yaradılış arasında yapılan tartışmalar,başlık değiştirerek evrim ve akıllı tasarım şeklinde sürdürülmüş ve günümüzde de sürdürülmektedir.1990’dan sonra ABD okullarında evrimsel biyolojiye karşı akıllı tasarım öğretisi siyaset ve dinsel duyarlıklı vakıflar tarafından desteklenmiştir.Bunun sonucu olarak ortaöğrenim görmüş gençlerin önemli bir bölümü insanlığın eski ahitlerde anlatılan genesis bölümüne uygun şekilde yaratıldığına inanmaktadırlar. Buna Amerikan elitleri çağdaş cehalet ismini takmışlardır.

Bütün bu olanlara rağmen bilimin yaptığı açıklamalar yaradılış efsanesine düşkün köktenci Protestan avangelist ABD’lileri çok rahatsız etmiştir.2005 yılında başkan Bush, okullarda Darwin evrim kuramına karşı, yaradılış efsanesinin de müfredata konmasına onay vermiştir. ABD başkanlığına Bush’u avangelistlerin(Sofu Protestan Köktenciler) seçtirdiği yaygın bir iddiadır. Başkanın bu davranışı başta bilim çevreleri olmak üzere ABD entelektüelleri arasında ciddi bir tepki yaratmıştır. Olay Time ve Newsweek dergilerinin kapağına taşınmış, radyo ve TV kanallarında günlerce açık oturumlar düzenlenmiş, antropik ilkenin bilimsel yöntem açısından tartışılması arka planda kalmış, yaradılışı dinsel bir mitoloji gibi kabullenen kesimler ile evrim taraftarları arasındaki çekişmeler, ön plana çıkmıştır. ABD bilimler akademisi (NAS=National Academy of Science) Darwin teorisinin doğruluğunun kanıtlarını bir kitap halinde yayınlamış, buna rağmen tartışmalar alevlenerek devam etmiş ve halada devam etmektedir. Sosyal entropiyi, inanç duyarlı vakıfların (Templeton vakfı gibi) ve onların finanse ettikleri üniversitelerin, akıllı tasarımcılar yanında yer alması artırmıştır. Ülkemizde siyaset ve tarikatlar arasında benzer süreçler yaşanmaktadır.(Nereden finanse edildiği belli olmayan bedava dağıtılan yaradılış atlasları gibi. )Mili Eğitim Bakanlığının, orta öğretim biyoloji ders programlarına yaradılış efsanesini, sanki bir bilimmiş gibi, yer vermesi büyük bir talihsizlik olmuştur. Ayrıca TÜBİTAK’ın, ABD bilimler akademisi gibi, bu programa kesin bir dil ile karşı çıkmayışları, üstüne üstlük destekleyişi ülkemizde bilimin güdümlü bir süreç geçirdiğinin göstergesi olmuştur.

İnanç ve akıl dünyası arasındaki ilişkiler tarihin her döneminde toplum dinamiklerinin ve kültürel oluşumların belirleyicisi olmuştur. İnanç nedir? Akıl nedir? İnsan nedir? Nereden gelmiştir? Nereye gidiyor? Kimliğimizi belirleyen nedir? İnsan ne zaman ve nerede ilk defa ortaya çıkmıştır? Ölüm nedir? Yaşam nedir? Evren nedir? Nasıl var olmuştur? Başlangıcı ve sonu var mıdır? Bir sonsuzluk mudur? Zaman nedir? Uzay nedir?  Evrenin içindeki yerimiz nedir? Kutsal bir güç tarafından mı yaratılmıştır? Yoksa doğal süreçler sonucu mu ortaya çıkmıştır? Gerçek nedir? Nasıl tanımlanır? Bilgi nedir? Bilgi ile gerçek arasında ne gibi bir bağ vardır? Gerçek bilgiden bağımsız mıdır? Bütün bu soruların yanıtlarını arama insanın entelektüel dünyasını zenginleştirir. İnanca akıl katar. Son senelerde kozmolojistlerin, fizikçilerin, sosyal bilimcilerin, felsefecilerin, din adamlarının ilgisini çeken Antropik (insana dair) ilke,   köktenci Protestan akıllı tasarımcılar (İntelligent Design) tarafından, işin içine doğaüstü güç ve insanın mutluluğu gibi soyut kavramlar katılarak, tartışmaya açılmıştır.

Tez:

Evrenin bilinçli olarak algılanması, insanın var ve mutlu olması için, fiziksel ve kozmolojik sabitler ölçülen hassas değerlere, doğaüstü bir güç tarafından ayarlanmıştır.

Dünya üzerinde yaşayan 6,5 milyon insan acaba mutlu mudur?

Karşı tez:

Bilim, doğa kanunlarını matematiksel modeller ile ifade eder. Evren ve canlılık bu kanunların belirlediği doğal süreçler sonucu meydana gelir.

Gezegenlerin her birinin, Newton kanunlarına göre hesaplanan güneş etrafındaki dolanım süreleri, gözlenen sürelere eşittir. Yerküre 365,26 günde dolanırken, Mars 687 günde bir dolanır. Newton hareket denklemleri de yerküre dolanım sürresini 365,26 gün, Marsın dolanım süresini de 687 gün olarak verir.  Güneş sistemi içindeki tüm gezegenlerin, hesaplanan ve ölçülen dolanım süreleri eşit çıktığından, Newton kanunların doğruluğundan kimse şüphe etmez. İnsanlık ay’a bu kanunlardan yararlanarak ayak basmıştır. Venüs, Dünya büyüklüğünde bir gezegendir. Örneğin yerküre güneşe biraz daha yakın yörüngede dolansaydı, kavurucu sıcaklık nedeni ile Venüs’te olduğu gibi, canlılık oluşmazdı.   Biraz uzak olsaydı soğuktan donardık. Dünya ve Güneş arasındaki uzaklık ve yörüngenin elips oluşu, canlılık için olmaz ise olmaz koşullardır.  Kimdir gezegenleri bu hassas değerlere oturtan? Kimdir bu yörüngelerin hassas geometrilerini çizen? Veya neden gezegenler bu hassas yörüngelerde hareket edeler?

Önemli olan bu değerleri doğal süreçlerin mi yoksa doğaüstü bir gücün mü ayarladığıdır. Amaç okuyucuyu bu tartışma ile tanıştırmaktır.

İnanç ve bilim arasında, aydınlanma çağında sustuğu sanılan, gürültülü fay hattı akıllı tasarım safsatasıyla, yeniden sesini yükseltmiştir. Kulaklarına pamuk tıkayan ülkemiz, bu fay hattının tam üstünde oturmaktadır. Ne inanç ne de bilim ile akli ilişki kuramayan Türk toplumu, sosyal, kültürel ve siyasal yaşantısını karmaşalar içinde sürdürmeğe çalışmaktadır. Geriye gidişi değişim, özgürlük ve demokratikleşme olarak yorumlayan sosyal bilimcilerin düşüncelerine, bilinmeyenleri matematiksel modeller ile bulmaya çalışan bir teorik fizikçi olarak katılmam mümkün değildir. Sosyal ve ekonomik bağımsızlığı olmayan insanlar için özgürlük, anlamını kavrayamadıkları bir sözcüktür. Geçerli denklem:

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
 
Akıllı tasarım safsatasıyla ilgili soruların yanıtları, köktenci inanç ve siyaset kokan moda yaklaşımlarda değil; aklın değerlerini özgün bir ses ile dile getiren bilimde aranırsa bir anlam taşır. Uygarlık 400 sene önce Galileo’nun ünlü ‘Dünya dönüyor’ cümlesinin arkasından koşmuş, Papa üçüncü Urban’ın yasaklarına ve kökten dinci Katolik kilise mahkemelerinin kararlarına itibar etmemiştir. Günümüzde de seküler anlayış sonunda baskın çıkacak, toplum yine aklın peşinden koşacaktır. Kulaklarını aklın ve bilimin sesine tıkamış, kanaat önderlerinin peşinde kurşun askerler gibi dizilip geçmişin ezberlerine saplananlar, bilgi çağının gücü karşısında eriyip gideceklerdir.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle