GeriTeknoloji Adalet arayan dünya
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Adalet arayan dünya

Tanrı Âlimi-Mutlak yani her şeyi bilendir. Tanrı Kadiri-Mutlaktır, yani mutlak güç sahibidir. Bir şeye ol dedi mi o şey olur. Tanrı aynı zamanda Adili-Mutlaktır. Yani adaleti yerine getirendir. Tanrının bu özelliklere sahip olduğuna yürekten inanıyorum. Fakat son günlerde şüphelenmeye başladım, Adili-Mutlak tanrı adaleti yine yerine getirecek, buna inanıyorum da, ama galiba biraz geç getirecek gibi geliyor bana. Ulu tanrım beni lütfen duy, geç gelen adalet adalet değildir diyorlar. Umarım yanılırım.

Serbest piyasa ekonomisi veya kapitalim adına ne dersen de, Dünya'ya huzur ve mutluluk getirdi mi? Hayır getirmedi, bende öyle düşünüyorum. Gezegen kaynayan kazan, ha patladı ha patlayacak. Herkes Sinop'un erken ölen insanları gibi mutlu mu? Hayır değil. Sevgili Sinop'luların aksine geri kalan çoğunluk, mutlu bir azınlık hariç, pek mutlu görünmüyorlar. Gençler, cicim aylarında para ile mutluluk olmaz derler, ama biraz yaşlanınca parasız da hiç olmadığını görürler. Para dağılımında bir adalet var mı? Hayır yok. Durum onu gösteriyor. Bunun nedeni düşünen var mı? EVET VAR!

İşte size düşünen biri

Serbest piyasa ekonomisinin kumanda merkezi, Dünya ekonomisinin Süpermen'i ABD nüfusunun %1’i, yani bu ülkenin seçkin takımı veya kendilerine ayrıcalıklı bir konum tanımlanmış takım, Amerika’da üretilen mal ve hizmet değerlerin %25’ine sahip, geri kalan %99’u mütevazı bir gelir ile geçinmek zorunda. Buna adil bir dağılım denebilir mi? Daha da beteri Amerika nüfusunun yüzde birini oluşturan bu ayrıcalıklı gurup ülkenin ürettiği taşınır ve taşınamaz değerlerin %40’na da sahiptir, yani onlar Amerika'nın sahibidir, geri kalan Amerikalılar modern köle. 25 sene önce %1’lik seçkin gurup, ülke değerlerinin %12’sine sahip iken yirmi beş sene içinde oran iki katına çıktı. Bu adamlar çok mu çalıştılar. Hayır, yan gelip ayattılar. Paralarını onlar için fonlar çalıştırdı.

Zengin Amerikan Mahallesi Wall Street neden işgal edildi? Neden G-7, G-20 toplantılarını gençler, emekçiler, aydınlar protesto ediyor? Mutlu oldukları için mi bağırıp çağırıyorlar? Gezegenin en zengini ile en fakiri arasında gelir farkı akıllara durgunluk verecek büyüklükte, ülkemizdeki durum çok daha vahim. İstatistiklere göre yaklaşık 15 milyon Türk vatandaşının aylık geliri 500TL altında. Adamların sesi çıkmıyor, seslerini çıkarmaya cesaret dahi edemiyorlar. Birileri, onlar bildiğimiz birileri, ünlü bir başbakanın deyimi ile 'Ceseret edenin ümüğüne biniyorlar'.

Siyaset, özellikle 1950'den beri Türkiye'yi yöneten sağ siyaset, fakirliği ortadan kaldırdı mı? Hayır kaldıramadı. Her seçimde iktidar oluyorlar mı? Oluyorlar. Yetmez ama evet diyorlar ve dahada zengin oluyorlar, buda bir mantık, fakir her geçen gün daha fakir zengin her geçen gün daha zengin. Türkiye'deki dolar milyarderi sayısı Fransa'dan daha çok, bu nasıl oluyor? Emekçi örgütleri neden pazarlık güçlerini kayıp ettiler? Neden İşçilere bir mayısta Taksimde kutlama yapma imkânı tanınmıyor? Birileri ümüğüne hemen biniyor, Disk şişliden taksime yürüyemiyor, diğerler sendikalar emret sayın bakanım, sen ne dersen doğrudur. İş kazaları bu kadar yoğunda devlet neden önlem almayı aklına getirmeyip kazaları kötü kadere bağlıyor? Aklın varsa, siyasi takıntılarından kurtulup, bunları sorgularsın, nedenlerini düşünürsün, yoksa zengin olmanın ham hayallerini kurarsın. Evet, efendimci kadrolar doldu yer bulamazsın.

21'inci yüzyılda şirket ve holdinglerin nakitleri üretimden elde ettiklerin kazançların çok üstündedir. Bunun tek açıklaması vardır: haksız kazanç. Serbest piyasa ekonomisi üretim kapitalizmi değil bir rant kapitalizmi doğurmuştur. Sen işsiz genç, sabırla müşteri bekleyen esnaf, işçi, memur, köylü, emekli bunu iyi aklına koy seni bu hallere düşüren rant ekonomisidir yani kapitalist ekonomidir. Elin oğlu üretmeden dünyaları kazanıyor, emekçiye iş bulma zorunluluğu yok. Gençliğinin çıkarttığı gürültü bu haksızlığa başkaldırıdır, kulak ver.
Servetin ve gelirin dağılımındaki eşitsizlik sadece ülkemize değil küresel ölçekte bir olgudur. Gelişmekte olan ülkelerde eşitsizlik servet ve gelir dağılımı ile de sınırlı değildir. İnsanlar yaşamın her katmanında eşit değillerdir, ne hukuk önünde ne yönetim önünde. Toplum eşitsizliğe öylesine koşulandırılmışlardır ki eşit yurdaş olmayı akıllarından dahi geçiremezler, çünkü eşit olmanın anlamı onlara öğretilmemiştir. Şimdi soru şu: acaba gelirin haksız dağılımı serbest piyasa ekonomisinin bir sonucumu? Yoksa sosyal baskıların somucu mu? Ülkemizin büyük şehirlerin kenar semtlerinde yaşayan insanların hayat standartları ile şehrin ayrıcalıklı mahallerinde yaşayanların standartları arasındaki derin uçurum, sağcı muhafazakâr siyasetin ürünüdür. Ülkemizde uygulanmakta olan ekonomik sistem bir mutlu azınlık, fakirliği kader olarak gören bir çoğunluk yaratmıştır.

Bizde olmasa bile dünyada bilim yaşanan adaletsizliğe karşı sesini yükseltmeye başlamıştır. Thomas Piketty 'CAPİTAL İN THE TWENTY_ FIRST CENTURY' adlı ses getiren kitabında adaletsizliğin kaynağı olarak uygulanan ekonomi politiği göstermektedir. Ekonominin insan odaklı faydacı özellikler taşıması gerektiğini, sosyal bilimlerden soyutlanarak sadece kar amaçlı bir çerçeveye yerleştirilmesini eleştirmektedir. Dr.Piketty istatistiklere, özellikle GİNİ KATSAYISINA dayanarak uygulanmakta olan serbest piyasa ekonomisinin sürdürülemez olduğu sonucunu çıkarıyor Ekonomi politiğin çizdiği resimde insan arka planda kaldığı sürece insanların mutlu olamayacağını ima ediyor.

Bizde ise ekonomi borsa, döviz, faiz, cari açık, sıcak para, parite, FED fonlaması gibi üretken olmayan sarmallara takılmış, insanı yok sermaye var. Anlı şanlı TV ekonomistleri ekranllarada gazete ilanlarında ülkemzin en güzel modellerini yanlarına alıp, sürdürülebilir özelliği olmayan lüks konut reklamını yapıyor. Çünkü para, mutlu azınlıkta halkta yok, onlara toki kümesleri var. Geçmiştede yine bu çokbilmiş takımı jiklet veya simit satın alarak ülkede ekonomik hayatın canlamacağını TV ekranlarında ilan ettiler. Ekonomistlerimiz tarih boyunca böyle etkili çokbilmişler olduğu için son Osmanlılar borç alıp saray yaptırdılar. Şimdilerde biz de borç alıp lüks rezidans veya AVM yapıyoruz ve kalkındık sanıyoruz.. Hazineye kaynağı belli olmayan para girişi gibi haberler var gazetelerde. Çaresiz halk düyunu-umumiye borçlarını, nasıl açlık açlık çeke çeke ödedi ise bunlarıda öder diye düşünüyorlar hehalde.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle