Bilgi Çağında Eğitim ve Akıllı Tahta

Güncelleme Tarihi:

Bilgi Çağında Eğitim ve Akıllı Tahta
Oluşturulma Tarihi: Ekim 07, 2013 11:00

Ülkemizde eğitim politikası milli olmaktan çok bakanların anlayışlarına göre şekillenen bir yazboz tahtasına dönüşmüştür. Modern dünya eğitimi, bireyleri küreselleşen ekonominin değer üreten elemanları haline getirmek için yapıyor. Küreselleşme bilgiyi üreten, depolayan, ulaşan, dağıtan, kullanan profesyonellere iş imkânı sağlar, Dünya bilenler ve bilmeyenler olarak ikiye ayrılacak, bilenler efendi bilmeyenler köle. Peki, bu tabloda gençlerimizin yeri ne olacak? Önce öğrenciler bu soruyu kendilerine sormalıdırlar.

Haberin Devamı

Seksen senelik yaşantımın büyük bölümünü bir şey öğrenerek veya bir şeyler öğreterek geçirmiş birisi olarak, Milli Eğitim Bakanlığının bilgi çağına uyum sağlayacak gençler yetiştirmek gibi bir kaygısı olduğunu hiç sanmıyorum. Modaya dönüşen muhafazakârlık kavramının baskıları altında, dünyadaki gelişmeleri anlamadan, derslerin içeriklerini ve çeşitliliğini siyasi eğilimlere bağlayarak, kindar veya dindar gençlik yetiştirme gayretleri, gençlerin geleceklerine ipotek koymak demektir. Ülkemizde olan budur. Eğitim kurumları öğrencilerini dünyanın geri kalan kısmı ile eklemleyecek donanımlar ile yetiştirmenin çok uzağındadır. Her sene değişen sınav sayısı, kılık kıyafet serbestîsi veya 4+4+4 veya andımızı yasaklama, eğitim kalitesini yükseltmez. Zaten bu önlemlerin tümü kısa bir süre sonra fiyasko ile sonuçlandı, kimse umursamadı.

Gelişme ve kalkınma yarışı içindeki ülkelerin hiç birisinde, kişisel özellik olan kindarlık eğitim faliyetleri içinde yer almaz. Bu ülkelerde gençler dünya ile rekabet edebilecek profesyoneller olarak yetiştirilmektedir. Ülkemizde ise eğitime politik kaygılar ve çıkarlar yön vermektedir. Siyaset eğitime müdahale etmemelidir; okulda kışlada ve camide siyaset ülkeye zarar verir. Öğrenci kafa yapısı olarak dünya ile on-line olmak durumundadır. Hızla değişen dünyayı liselerin isimlerin değiştirerek takip etmemiz olanaklı değildir.

Günümüzde eğitim bilgi teknolojileri düzleminde şekilleniyor. Dijital teknoloji eğitime özgün ve değişken çerçeveler çiziyor. Kitlelerin eğitimi yanında dijital sistem bireye özel eğitim verecek kadar geliştirilmiştir. Kimse eğitimin dışına itilmemektedir. Kaliteli eğitim almış insan sayısı, yani insan sermayesi (Human Capital) bir gelişmişlik ölçüsüdür. Ülkemizde ise dışlanma nedenidir. Eğitim bakanlığının işi, insan sermayesini artırmaktır, öğrencini giyeceği çıkaracağı kıyafete veya neye inanıp neye inanmayacağına karışmak değil. Şimdi ülkemizin insan sermayesine bakalım:

Ülkemizde nobel ödülü kazanmış kaç akdemisyen var, bırakın kazanmayı aday dahi olamıyorlar. Kaç profesörümüz uluslar arası toplantılarda çağrılı konuşmacı olabiliyor. YÖK ilalhiyat fakültelerinde felsefe dersinii kaldıracak kadar ilkel bir mantığa sahip. Dünya bilim ve teknolojisinin amiral gemisi CERN'den (European organization for nuclear research) üyelik başvurumuzu geri çekiyoruz, ne TÜBİTAK ne YÖK, nede TAEK tek bir söz etmiyor, tepki yok, acaba ne düşünüyorlar merak ediyorum. Uluslararası patent bürolarından alınmış ve ekonomik değere dönüşmüş kaç icadımız var. Sonrada çıkıp innovation (yeni ve özgün teknoloji geliştirmek) sözcüğünü yerli yersiz kullanıyoruz. Teknoloji geliştirmeye, sanki hadi geliştirelim denince yapılcak basit bir olay gibi bakıyoruz. Dünya Entelektüel Mülkiyet Örgütü(WIPO, World İntelektual Property Organization) tarafında yayınlanan yıllık Küresel İnavosyon İndeksi 2013 (GII, Global innovation İndex) verilerine göre pek parlak bir durumda değiliz.

Sınırlı sayıda kendini yetiştirtirmiş kaliteli insanlarımıza ise yapmadığımızı bırakmıyoruz. Bir elin parmakları kadar az olan sanatçılarımızın başına gelenlere bir bakın. Fazıl Say ve yontucu Mehmet Aksoy'un nasıl itibarsızlaştırıldığını düşününüz, kanımca bunlar ülkemiz için bir utanç nedenidir. İnsan sermayesi fazıl saydır, Cahit Arftır, İdil Biret, Suna kandır, Feza Gürseydir, Kemal Derviştir, Arda Turan'dır, kahve köşelerinde oturanlar değil.

Hangi şirketimiz toplu taşımacılık veya nano teknolojik ürünlerini dünya pazarlarına sunuyor. Hangi şirketimiz mobil telefon veya otomobil veya insansız hava aracı üretebildi. Ne optik ne nede sinyal istihbaratı yapamıyoruz, kendi radarımızı kendimiz üretemiyoruz, sonuç olarak Uluderede kendi vatanaşlarımızı bombalıyoruz. İleri teknoloji ürünlerini yapmayı değil ithal etmeyi biliyoruz. Çünkü birleri zengin oluyor. Füzeleri Çin'den radarları Hollanda'dan alıyoruz, uyum yazılımlarını bir başa yabancı şirkete ihale ediyoruz. Sonrada çıkıp 2023 yılında bilmem şu olacağız diye masal söylüyoruz, işin açıklı tarafı millette inanıyor. Ortalama eğitim süremiz sadece 6,5 yıl, kimse bunu problem etmiyor. Milli eğitim bakanlığının bu cehalate çare bulmak gibi bir derdi yok. Matematik ve fen konularında öğrencilerimiz dünyanın başarısız öğrencileri arasında yer alıyor Kimi Afrika ülkeleri bile bizde daha iyi durumda. Çocuklarımız çok genç yaşlarda eğitim sistemimizin dışına itiliyor, tinerci oluyor veya çete kuruyor gasp yapıyor, sorumlusu sanki mahalle muhtarları. İnsan sermayemiz sadece Cumhuriyet kültürünü benimseyenler ile sınırlı kaldı. Her önüne gelen marifetmiş gibi Atatürk dönemini kötüleyerek düşünce adamı olduğunu sanıyor. TV kanalları bunlara açık, Atatürkçülere kapalı. Toplum bir propaganda bombardımanın altında öğütülüp bilinci yok ediliyor.

Akıllı tahta ihalesini yapıp öğrencinin eline tablet bilgisayarları verince, bilgi çağını yakaladık sanıyoruz ve toplumda buna inandırıyoruz. Kendi tabletini kendisi üretmeyen, kendi yazılımlarını kendisi yapamayan, kendi dijital eğitimini kendisi tasarlayıp şekillendiremeyen ülkemiz bilgi yarışında yer alamayacaktır. Çok değil 20-30 sene sonra robotlara yüklenecek insan benzeri yapay zekâ yeni bir sosyoloji oluşturacak, üretim süreçleri değişecek. Toplumun en etkili bölümü bilgi üreten düşünen insanlardan meydana gelecek. Dünya düşünen gençlik yetiştiriyor biz büyüklerimiz bilir diyen. Kontak lensler ile internet takip edilebilecek, uzay turizmi başlayacak, uzayda koloniler kurulacak, eller aya biz yaya kalacağız. Cumhuriyet mantığı ülkemizi bu yarışta katmaktı, ne yazık ki bu gidişle biz, eğer aklımız başımıza gelmez ise, koşanları izleyecek bak yahu Japon ne yapmış diyeceğiz. ağzımızı açıp bakacağız. Siyasetin bilgi çağını anlamak eğitim sistemimizi ona göre düzenlemek gibi bir derdimiz yok.

İleri toplum bireyi eğitimin dışına itmiyor. Kız çocuklarımız muhafazakârlık maskesi altında cahil bırakılıyor. Sonrada bir takım siyaset adamları muhafazakâr olduklarından gurur duyuyorlar. Aile birliği, büyüğe saygı küçüğe sevgi duymak, dürüst olmak, inançlara saygılı erdemli insan olmak, gerçekte muhafaza edilmesi gereken özelliklerdir. Bunlar muhafaza edilmesin diyen var mı? Yok. Muhafazakârlık şampiyonlarına sorun bakalım neyi muhafaza etmek istediklerini size ne yanıt verecekler.

cengizyalcin1934@gmail.com



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!