GeriŞükrü KÜÇÜKŞAHİN Tekin’in istifasının nedenleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tekin’in istifasının nedenleri

GÜRSEL Tekin’in, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifasının, şu ya da bu oranda CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde etkiler yaratacağı açık.

Kim ne derse desin; ‘Kemal Kılıçdaroğlu’ dendiğinde ilk ‘Gürsel Tekin’ adını anan halkın, bu istifayı lider için başarı sayacağını düşünmeyenlerdenim.

Çünkü o insanların, Kılıçdaroğlu’nun, Baykal-Önder Sav ikilisiyle yaşadığı yol ayrılığı ile Tekin’in istifası arasında benzerlik görmediği; o nedenle de sorunun bu noktaya gelinmeden çözümünü beklediği kanısındayım.

Bu olmadı; şimdi doğru teşhis için istifa nedenlerini iyi okuma zamanı.

Ben de bugün, karşı bakışı sonraya erteleyerek, sadece Tekin’in o nedenlerini özetleyerek art arda sıralamaya çalışacağım.

ÖRGÜT GEREKÇELERİ

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı döneminde oluşmuş bir güvenle genel başkanlık ardından CHP’nin 2 numarası yapılan bir ismin, o görevden alınması yanlıştı, “Yıprandınız” gerekçesi yeterli değildi; ancak verilen yeni görevi kabul etmemek çok yanlış olurdu.

Kendisi ardından sık sık örgütlerin görevden alınması, bunun yeni Teşkilat Başkanı’nın ili Hatay’da birden fazla yapılması CHP’nin asıl ihtiyacı olan dışa dönük mücadeleye zarar verdi, iç çekişmeyi körüklemekten öte geçemedi.

İlçesi Kadıköy’ün örgütü de görevden alındı ve hem nezaketen de olsa kendisine danışılmadı hem de operasyona İstanbul’da 15 ilçe daha eklendi. İstanbul İl Başkanlığı’na ise 10 Aralık hareketinden gelen, “CHP dönemi bitmeli” demiş bir isim atandı; çoğu örgütte de eski CHP’lilerle SHP ve 10 Aralık hareketinden gelenler arasında denge sağlanmadı.  

Yetkili kurullarda, “Örgütle bu kadar oynamak yanlış. Önder Sav da bunu yaptı; ama iki kurultayda da delege Kemal Bey’e tam destek verdi” dedi.
Bu yapının CHP’yi dışa dönük mücadeleden kopardığına başkanlığını yaptığı il kongrelerinde de tanıklık edince birinde, “Arkadaşlar, bu ilde AKP şunları, bunları yaptı tek laf etmediniz, birbirinizi eleştirip durdunuz. Size de, CHP’ye de yakışan bu değil” diyerek isyanını ortaya koydu.

Örgüte müdahalenin ters sonuçlar verdiğini savundu; başta Kılıçdaroğlu’nun 40 vekille katıldığı Sakarya olmak üzere Adana, Şanlıurfa, Hatay gibi kongreleri buna kanıt gösterdi, sırada İzmir ve başka illerin olduğunu söyledi.

GENEL MERKEZDEKİ EKİP

Mevcut MYK da halkla temasta başarılı olmadığı, kamuoyu oluşturamadığı gibi CHP’yi dışa dönük mücadeleye kenetleyen politikalar da üretemedi.

Bu MYK, CHP’nin organizasyon kapasitesini düşürürken, sağa açılım da yanlış isimler üzerinden yapıldığı için örgütlerde huzursuzluk oluştu. 

Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile CHE evlerinin sayısının artırılması için yapılan çalışmalar da engellendi; son olarak şube açılışı için gittiği Mamak’ta, “Fethullahçı Gürsel Tekin Mamak’a giremez” pankartıyla karşılandı.

Medyadan sorumlu olmasına karşın Kılıçdaroğlu’nu gazetecilerle buluşturan bir yemeğin hem organizasyonundan uzak tutuldu hem de davet edilmedi.
Medya ile ilgili bazı projeleri mali işler başkanlığından geçmezken, “Tekin medya işinde başarısız” söylentileri sık sık kulağa gelmeye başladı.

Yenimahalle belediyesinde rant elde ettiği haberleri de çıkınca, bütün bunların genel merkezdeki bir ekip eliyle yönetildiği kanısı oluştu.

Bu kanaatini, kimi belgeler ve örneklerle Kılıçdaroğlu’na iki kez mektupla, birkaç kez de sözlü olarak ilettiği halde sonuç çıkmayınca kararını verdi:

“Kalmam halinde CHP de, Kemal Bey de, ben de daha çok yara alacağız.”
X

Ankara’nın gelişmesi üzerine

İLÇE belediye başkanları, ticaret ve sanayi odası başkanları ile Türkiye’nin büyükleri de dahil çok sayıda müteahhitlik şirketinin sahip ve yöneticilerinin katıldığı ‘Hürriyet Gelişen Bölgeler Zirvesi’nde Ankara’nın gelişmişliği/gelişmesi konuşuldu.

İstanbul’dan üniversite eğitimi için gelip yerleşmiş 40 yıllık bir Ankaralı olarak, bu toplantıda yaşadığımız kentimize nasıl baktığımızı gördük. 20 yıldır aynı kadronun yönettiği Ankara’da büyük değişim yaşandığı gerçek.

Ancak dinlediklerimizden bir toparlama yapacak olursak, dünya başkentleri içinde Ankara’mızın hâlâ ciddi sorun ve eksiklikleri barındırdığını söylemek ve görmek durumundayız.

 

BELKİ DE DÜNYADA İLK ÖRNEK

 

Ankara, geniş de bir alana yayılan ‘tarihi şehir’ (old city) ve bir kaleye sahip; ama şehre gelen turistin, ‘Önce ‘old city’yi veya kaleyi gezeyim’ demediği...
Ulusal havayolu şirketinin dünyadaki sadece üç noktaya uçuş yaptığı...

Yazının Devamını Oku

İlk iş AB çıpasını güçlendirmek

TÜRKİYE, her gün inanılması çok zor olaylar yaşıyor, ama ülke için daha büyük tehlike, bu yaşananları normal görüp kanıksar hale gelmiş olmaktır.

Oysa Türkiye’nin, bölgesinde ve dünyada güçlü olmasının tek şartı, önce anavatanında huzur ve güvenliği sağlamasıdır. 

İçeride toplumsal barışı koruyamamış, ortak değerlerini yitirmiş bir Türkiye, en büyük zararı ilk başta kendisine verir.
Toplumsal barışın temel şartının ise hukuk devletinden, hukukun üstünlüğüne eksiksiz uymaktan geçtiğini görmek çok açık bir vatanseverlik gerçeğidir.

 

CHP İÇİN ZORUNLULUK

 

Üç gün içinde, Can Dündar ile Erdem Gül’ün gazetecilik faaliyetleri sonucu tutuklanmaları; Tahir Elçi’nin karanlık bir katliama kurban gitmesi dahi bu noktada başka söze gerek bırakmıyor.

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu istemedikçe değişim olmaz

SINIRINDAKİ çok yakıcı izler bırakan savaş nedeniyle Türkiye, ateş çemberinden geçiyor ve bunun böyle olacağı aylar öncesinden belliydi.

Ancak Türkiye, o kıymetli ayları hem de iki seçimle uğraşarak geçirdi.

Bu nedenle yeni hükümet, daha dün kurulabildi, ‘ateş çemberi’ ülkeyi, en güçlüsünden bir hükümete çoktan mahkûm etmiş olsa da.
“Kurulan hükümet bu güce sahip” denebilir ama “Böylesi bir dönemin, örneğin bir AKP-CHP koalisyonu ile geçilmesi çok daha sağlıklı, daha az tartışmalı olurdu” tezini savunmak da çok doğal.
İki görüşten haklı çıkanı tarih gösterecek, ancak şu anda tüm sorumluluğun tek başına AKP’nin omuzlarında kaldığı net.

 

DEĞİŞİM İSTİKRARI GETİRMEDİ

 

Yükün sadece AKP’ye kalması, muhalefetin 1 Kasım sonrası içine girdiği krizle de ilgili; oysa tam tersine, derli toplu, önerilerini etkili şekilde anlatan güçlü bir muhalefet en çok da böylesi dönemlerde aranır.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin risk ve şansları

ÖNCE Londra’da Dünya Şeker Üreticileri Kongresi’ni, sonra da İstanbul’da Atlantic Council’in düzenlediği Enerji ve Ekonomi Zirvesi’ni izledim.

İki uluslararası toplantıda onlarca konuşmacı dinledim; tümünde ortak tek cümle, “Yatırım ve sağlam bir gelecek arzulayan her ülke, mutlaka ‘şeffaflığı’ ve ‘hukukun üstünlüğünü’ en güçlü şekilde tesis etmeli” oldu. 

Türkiye’nin genelde birlikte anıldığı Ortadoğu’ya, siyasetten iş dünyasına, medyaya kadar uluslararası tüm kesimlerde büyük ilgisi var ve bu ilgi, sadece malum terör illetinden kaynaklanmıyor.
Yeni konumuyla İran, enerji kaynaklarıyla Irak, geçiş güzergâhı ve ekonomik gücü ile Türkiye ayrıca özel ilgi nedeni.
Peki Türkiye’ye ilgi yoğunlaşması neden, beklenti ne, istenen ne?

 

PYD, BARZANİ BELİRSİZLİĞİ

 

Özellikle İstanbul zirvesi bu sorulara açıklık getirir nitelikteydi.

Yazının Devamını Oku

Ankara Garı ile Rus uçağını unutanlar

NİŞASTA ve Glikoz Üreticileri Derneği Başkanı Rint Akyüz, şeker kullanmaktan mümkün olduğunca kaçan benim gibi birini de Dünya Şeker Kongresi’ne davet edince ‘âlem ülke’ İngiltere’ye geldim.

Şeker kullanımına savaş açan bir ülke, her yıl bu kongreye ev sahipliği yapıyor; yetmiyor, üreticisi olmadığı pek çok üründe yaptığı gibi, şekerle ilgili kararlarda birinci derecede rol oynuyorsa ona, ‘âlem ülke’ denmez de ne denir?

İşte biz uçakta o ülkeye doğru yol alırken, aynı saatlerde terör, Paris’te, maalesef alışık hale geldiğimiz en karanlık yüzünü yeniden göstermişti.
İtiraf edeyim ki 24.00’te indiğim Londra’da beni karşılayan arkadaşımla iletişime geçme, bağaj alma, karşılama ve hemen başlayan derin sohbet sonucu her şeyden habersizdik.
Ta ki Wembley Stadı’nın Fransız bayrağının renkleri ile ‘Liberte’, ‘Egalite’, ‘Fraternite’ sözcükleri de yazılarak ışıklandırıldığını görünceye dek.

 

LONDRA’DA HER YER FRANSIZ RENKLERİ

 

Daha önce böyle bir şey olmamıştı, nedenini merak edince 4 saatti

Yazının Devamını Oku

MHP kapıları açmazsa

SON iki seçim gösterdi ki muhalefet kendi içinde hükümet çıkarmadığı sürece mutlak şans AKP’ye geçiyor; çünkü muhalefetin tümü ancak bir AKP ediyor.

Muhalefet partileri, derin farklılıklar nedeniyle işbirliğini ve koalisyon seçeneğini de yok ettiklerine göre şimdi başka alternatifler yaratılabilmeli.

HDP, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında en sıkışan parti oldu, bedelini ödedi; geleceği de kendisine değil, PKK ile iktidar arasındaki ilişkiye bağlı.
Bu bağ, HDP’nin 4 yıl sonraki pozisyonunu tamamen muğlak kılıyor.
Yani HDP mevcut haliyle hesap dışı tutulabilir, geriye CHP ile MHP kalıyor.
CHP, ocak ayındaki kurultayda ne yapacağını gösterecek, ya MHP?

 

2002’NİN POSTALANAN OY PUSULALARI

 

Yazının Devamını Oku

CHP’de koltuk inadını kırmanın tam zamanı

KURULTAY tartışmaları ve konuya Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımını açıklayan yazımdan sonra çok sayıda CHP’liden e-posta ve telefon geldi.

Bu arada Muharrem İnce de yeniden genel başkan adayı olduğunu açıkladı. 

Diğer aday Umut Oran gibi İnce de, kalan 69 il kongresinde delege oluşumuna genel merkezin müdahale edebileceği kaygısıyla, mevcut delegelerle toplanacak bir ‘olağanüstü kurultay’ istedi.
Muhalefetin bu talebinin temelinde, mevcut kurultay delegeleri içinde, görevden alınmış, belediye/milletvekili seçiminde aday olmuş, ancak listelere konmamış çok sayıda ismin varlığının yattığını kayda alıp öyle devam edelim.

 

MAHALLEDEKİ SANDIK ÖNEMLİ

 

Olağan kurultay sürecinin işlemesi ve ‘önlerini kapatmıyoruz’ iddiasıyla CHP yönetimi, Kılıçdaroğlu’nun rakiplerine ‘Tabandan güç alarak çıkın’ diyor.

Yazının Devamını Oku

CHP olağan kurultaya giderken

TAHMİN edildiği gibi 1 Kasım, CHP’de yeniden kurultay tartışması başlattı.

Normali de budur; ne kadar seçimin kaderini MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin tutumu belirlemiş olsa da çıkan sonucun en fazla CHP’yi etkileyeceği açıktı. 

CHP, seçimden yüzde 30 bandına çıkabilseydi bunlar yaşanmayacaktı.
Şimdi önemli olan CHP’nin 2-3 aylık bu süreci kırmadan, dökmeden; son iki yılda önemli ölçüde başardığı eski ‘hizipçi’, ‘her kafadan ayrı ses çıkan’ parti görüntüsüne yeniden dönmeyerek tamamlamasıdır.
Aksine CHP, süreci zor olanı başararak, yani bir umut üreterek bitirebilmeli.
Başlığı da bu tartışmalı sürece yönelik attım ve bilinçli olarak ‘olağan kurultay’ ifadesini kullandık; ‘neden’ diyeceklere açıklayalım.

 

KILIÇDAROĞLU’NDAN ADAYLARA SÖZ

 

Yazının Devamını Oku

CHP’nin bir türlü yakalayamadığı tırmanış

MUHALEFETİN 1 Kasım’daki başarısızlığı yine en çok CHP’yi etkiledi, uzun iktidar perhizinin hiç değilse bir koalisyonla sonlanması şansını yok etti. 

Tamam; MHP’nin, daha doğrusu Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran’ı okuyamayıp ilk geceden ortaya koyduğu tavır 1 Kasım’ın, yani yenilginin yolunu açtı. 

Politikasını HDP’ye endeksleyen MHP hem AKP’siz bir seçenek bırakmadı hem de AKP ile bir koalisyona kapılarını kapattı.
Hükümet kurulamazken PKK da terörü azdırınca seçmen, “AKP’siz bir hükümet kurulamıyorsa, koalisyona ne gerek var, AKP tek başına gelsin” dedi.
Gerçek büyük oranda böyle olsa da, ‘CHP neden anlamlı bir tırmanış yapamıyor’ sorusuna mutlaka en sağlıklı yanıtların verilmesi demokrasinin geleceği için son derece önemli.


VAATLER YETMİYOR ARTI ARANIYOR


Yazının Devamını Oku

İstediğinden de fazlası

SONUÇ ne olursa olsun, devasa sorunlarla boğuşan Türkiye’nin bu sorunlarına çözüm bulmaktansa yeniden seçime gitmesinin doğru olmadığını söyledik.

AKP ise sorunların çözümünün ancak güçlü bir iktidardan geçtiğini, o nedenle kalıcı çözümler için seçim şartını öne sürdü. 

Bunu yaparken, seçmene “Bize tek başına iktidarı verin, istikrar başka türlü olamıyor; bakın hükümet de kurulamıyor” dedi.
Şimdi evet, MHP’nin tavrı nedeniyle iktidar istediği sonucu aldı denebilir, ama bu kolaycılığın alası olur.
Sonuçta iktidar, kozlarını ve muhalefetin tutumunu iyi okuyarak seçimi yenilemenin tek başına iktidar getireceğini gördü.
Lamı cimi yok, iktidar istediğinden de fazlasını aldı, halk desteğini daha yukarı çekerek gücü elinde tutmayı başardı; hakkını ve zaferini kabul etmeli.

 

MUHALEFETE AĞIR DARBE


Yazının Devamını Oku

Seçim öncesi manzarının son hali

SEÇİMDEN önceki son yazım olduğu için manzarayı özetlemek isterim.

Ülkenin hiç ihtiyaç duymadığı bir seçime sürüklendiğini, sorun çözme iradesi yerine emek, zaman ve kaynak kaybının yeğlendiğini söyleyip durduk. 

Şimdi seçmen kararını verecek, ama ülkede 7 Haziran’dan bu yana olumlu/sevindirici yönde bir değişim yaşanmadığını üzülerek görüyoruz.
Yaz aylarına rağmen işsizlik yüzde 9.5’i, enflasyon 8.5’i geçti; dolar ve Avro 3 TL’yi aştı; ülkenin dev şirketlerine kayyum atandı, baskınlar yapıldı.
Maalesef, terör zirve yaptı; PKK yeniden acımasızca kan akıtırken, ‘reaksiyon hareketi’ diye bakılan IŞİD yüzlerce vatandaşın canını aldı, polisleri şehit etti.


EN AVANTAJLISI CHP


Yazının Devamını Oku

Son düzlükte MHP

MHP’nin Ankara mitingi, 7 Haziran öncesindekine oranla ciddi ölçüde zayıftı.

Evet, bodoslama girdim ve katılımdaki zayıflıkta ihbarların etkisi var mı, yok mu bilmiyorum; ama seyrek topluluk arasında dolanırken dahi Devlet Bahçeli’ye yönelik kırgınlığın izlerini görünce tablo netlik kazanır gibi oldu. 

Bahçeli de bunun farkında sanki, savunma konumunda kaldı; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve Bülent Arınç’dan alıntılarla koalisyon kurulamamasının sorumluluğunun AKP’de olduğunu kanıtlamaya çalıştı.
Ayrıca, AKP-CHP görüşme trafiğinde sonucun önceden belli olduğunu anlatıp, CHP’yi ilkesiz, AKP’nin dizinin dibine oturmakla eleştirdi.

 

ALANDAN BİR SES

 

Bahçeli, bir savunmayı da ‘oyları düşüyor’ iddiaları üzerine yaptı.

Yazının Devamını Oku

HDP'yi sıkıştırmak işe yaramıyor

AKP’nin etkili isimlerinden Faruk Çelik, NOKTA dergisinin yayınladığı tutanaklara göre kapalı toplantılarda şu sözleri etmiş:

“Emin olun, geçmiş cumhurbaşkanları kullandığımız dilin aynısını bize karşı kullansaydı 2002’de değil, 1992’de iktidara gelirdik. HDP’ye karşı kullandığımız dil bizi dibe çekiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, parti kadroları Selahattin Demirtaş’a yüklenince ayrımcılığın mağduru haline geliyorlar.”

Bu köşede benzer ifadeler kullandık; ama gelin görün ki 7 Haziran sonrası AKP’nin Demirtaş/HDP dili, eskisini de aratır oldu.
Öyle ki Abdullah Gül’ün Demirtaş’a başsağlığı telefonu dahi AKP’den sert tepki aldı. (Ne acı, nasıl bir noktaya geldik değil mi; bu ülkede bir başsağlığı telefonu dahi sorun yapılıyor!)


PKK DESTEKÇİSİ DEĞİLLER


Çünkü AKP, tek başına iktidarı kaçırmanın faturasını Demirtaş/HDP’ye kestiği için dilini yumuşatmıyor; aksine her gün, Cumhurbaşkanı veya Başbakan en sert sözlerle yüklenmeyi sürdürüyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ütopya’nın kralı

KÖŞEMİ bugün, 500 yılı aşkın süre önce ‘Ütopya’yı yazmış olan Thomas More’a bırakıyorum, ülke yönetenlerin kulağına küpe şu ifadeleri için:

“Efendinizin şerefi ve sağlığı kendisinin değil, halkın zengin olmasına bağlıdır. İnsanlar kralları, insanların yararı için başa getirdiler, kralların yararı için değil. Kendilerini rahat yaşatacak, saldırıdan, sövgüden koruyacak güçlü bir dayanak istediler. Kralın en kutsal ödevi, kendisininkinden önce halkın mutluluğunu düşünmektir. Sadık bir çoban gibi kendisini sürüsüne vermeli, onu en besleyici otlaklara sürüklemeli.


ZENGİN OLMAKTANSA ZENGİNE BAŞ OLMAK


Halkın yoksulluğunu krallığın güveni saymak kabaca ve açıkça yanlıştır. Kavgalar, kan dökmeler en çok dilenciler arasında olmuyor mu? Bir devrimi en candan isteyen kimdir? Bugün en yoksul durumda olan değil mi? Devleti yıkmakta en fazla atılganlık gösterecek olan kimdir? Yitirecek bir şeyi olmayıp da sadece kazanç sağlayacak olan değil mi?
Yurttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral; halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse bıraksın krallığı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır ne büyüklüğü. Kral yüceliği dilencilerin değil zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanır.
Büyük yürekli Fabricius bu soylu düşünce ile söylemişti şu sözü:

Yazının Devamını Oku

Abdülhamid gibi ölünmesin, istifa yeter

TARİHİNİN en büyük terörünü hem de başkentinin göbeğinde yaşayan Türkiye’yi yönetenlerin, 13 yıldır aynı siyasiler olduğunu hiç unutmamalı.
Bu siyasilerin, geçen sürede ülkenin nereden nereye geldiğine doğru teşhisi koyup, ‘bir hata yapıldığını’ kabul edebilmeli.
O zaman işe, kullanılan ötekileştirici dilden, AKP’yi eleştiren herkesi Türkiye düşmanı/terörist göstermekten vazgeçerek başlamak gerektiğini görecekler.
Aslında ortaya çıkan tutanaklar gösteriyor ki, içlerinde bazıları da bunu görmüş; ama söylem ve uygulamada hâlâ ders alındığı izlenimi edinemiyoruz.

ONCA PATLAMA VAR ZAFİYET YOK

AKP’nin büyük yanlışlarından biri de hatayı yapanları sürekli ‘bizden’ diyerek kollama ihtiyacı içinde olmasıdır.

Yazının Devamını Oku

Yekvücut olmanın yolu

CUMHURİYET tarihinin ‘en’ dolu iş ve icraatıyla övünen bir iktidarın 13’üncü yılında, terörün de en büyüğünü yaşamak gerçekten çok üzüntü verici.

Yüreğimiz ne kadar yansa da kayıplarımız giderek artıyor, hepsinin mekânı cennet olsun; umalım, yitirdikleri yaşamları haykırdıkları ‘barışı’ getirsin.
Evet, gün suçlama değil, AKP sözcülerinin de dediği gibi, ‘yekvücut’ olma günü.
Üzgünüm, “Geç kalmış bir söylem” demek zorundayım; çünkü, ‘Siyaset çatışmacı dili kenara bıraksın’ diye ne çok söylendi, yazıldı, çizildi.
Yazık ki, ülkeyi kahreden manzara karşısında dahi o dil çok değişmiş değil.


BİR-İKİ GÜN SABREDİLSEYDİ YA


Yazının Devamını Oku

13 yıl sonra huzur önermek

GÜZEL olan bu işte; partiler, bildirgelerle rekabete giriyor, verdikleri sözleri önceden ilan edip halkla sözleşme imzalıyorlar.
Sözleşmeye uyan oluyor, uymayan oluyor; ama yol açıldı daha iyisi de gelir.
Hakkını teslim etmeli, bu yolu 2011’den beri açan parti CHP oldu.
Seçmenden umduğu karşılığı göremese de diğer partileri bu yola çekti; 7 Haziran gibi 1 Kasım için de takip edilen parti haline geldi. Tamam, bildirgeler birbirine çok benzedi, pek heyecan yaratmadı.
Ama olsun, iktidarın da muhalefetten bir şeyler öğrendiğini ortaya koydu, dar gelirlinin pastadan daha fazla pay almasının yolunu açtı ya, bu da çok şey.

EN SOMUT ÖNERİ PASSOLİG

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı elzem

CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Ahmet Hakan’a saldırıdan tam beş gün sonra, o da soru üzerine konuştu; ‘ama’ ve ‘ancak’ dolu, “Olayı tasvip etmek mümkün değil” temelli sözlerle.

Star Grubu patronu ile gazetesine yapılan saldırıyı anımsattı, ‘O gün ne durumdaydılar’ sorusuyla Ahmet Hakan ve Hürriyet’i ima etti, ‘Şimdi yandım demesinler’ diye çok manidar bir çıkış yaptı.
O saldırıları kınamayan bir Hürriyet mensubu çıkmadığı için ‘Ne durumdaydılar’ sorusunun muhatabı olamazlar; ama açık ve net, Star Grubu’na saldıranları yakalamak devletin temel görevi, yönetenlerin boynunun borcudur.
İstanbul’un göbeğinde, güpegündüz, kameralarda kayıtlı, tanıkları ortada bir saldırının failleri altı haftadır yakalanmadıysa tam bir beceriksizlik var demektir.
Üstelik o günün Emniyet Müdürü bugünün İçişleri Bakanı ise.


ÇÖZÜM SÜRECİNİN BASKISI


Yazının Devamını Oku

Şu HDP ve Demirtaş var ya

ŞAŞKINLIKLA izliyoruz; 31 yıllık bir terör örgütüyle görüşmeye oturanlar, gerekli önlemleri almadan masadan kalkınca, yaşanan vahametin sorumluluğunu üstlenmek yerine, önüne geleni ‘PKK destekçisi’ ilan ederek sıyrılmaya çalışıyorlar.
Maalesef bununla, PKK’ya güç vehmettiklerini de göremiyorlar.
Oysa önce Oslo görüşmelerinde devlet temsilcisinin, PKK yöneticisine, kentlerde nerelere silah depoladıklarını bildiklerini söylediğini öğrendik.
Ülkeyi yönetenler geçen günlerde, PKK’nın çözüm sürecini bu yığınaklar için kullandığını itiraf edip uyuyan bombalar patlatılınca durumu biraz anladık.

GERÇEĞİ KABUL EDEMEMEK

2011 seçimi öncesinde Selahattin Demirtaş ile Hakkâri’yi gezmiş, birkaç yazı yazıp AKP’nin, bölgede kaybetmekte olduğuna dikkat çekmiştim.

Yazının Devamını Oku

Sandıkları gibi değil

İÇERİDE ve dışarıda karşı karşıya olduğu sorunları nedeniyle Türkiye’nin ihtiyacı, yeni bir seçim değil, 7 Haziran’da seçmenin verdiği mesajı karşılayacak bir uzlaşma hükümeti kurmak, sorunları bir bir çözmekti.

Bunlar çok yazıldı, çok söylendi; ancak 13 yıldır ülkeyi tek başına istediği gibi yöneten AKP, gücün elinden çıkmaması için kumar gibi bir karar aldı.

Sanıyorlar ki seçmen 7 Haziran’da hata yaptı, 1 Kasım’da düzeltecek, kendilerini yeniden tek başına iktidar yapacak!

‘Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil’ diyeceğiz de AKP yine dinlemeyecek bizi.

Çünkü gerçekçilikten tamamen uzaklaşmış, kendisi dışındaki herkesi, her kesimi, her kurumu ‘düşman’ gibi göstererek sonuç almaya çalışan bir AKP var artık.

Yazının Devamını Oku