Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Teke tek

Fatih ALTAYLI

Bir gün gelecek, rüşvet yasallaşacak...

Gazetelerin geçen haftaki manşetlerinden akılda kalanlar arasında eski Amerikan Ticaret Bakanı'nın rüşvet alma suçlamasıyla 100 yıl hapis istemiyle yargılanması var.

Amerikalı Bakan, bizim siyasetçilere ve bürokratlara verilmesi miktar açısından ayıp olacak bir meblağ, 35 bin dolar için yargıç karşısında... Üstelik de bunu nakit olarak almamış adam.

Maç bileti, uçak bileti, otel odası olarak verilmiş bu rüşvetler...

Bizde ise siyasiler maçlara zaten biletsiz giriyorlar. Uçak biletine gerek yok, işadamları uçaklarını bizimkilere zaten tahsis ediyorlar... Otel odasına da para vermelerine gerek yok, parti yöneticilerinin otellerinde bedavaya kalıyorlar...

Bütün bunlar bizde rüşvet kapsamına girmiyor bile... Açıkça ortada döndüğü için, bunun ne biçim bir rezillik olduğunu anlamıyoruz toplum olarak...

Büyük bir olasılıkla, ‘‘Rüşvet olsa gizli olurdu. Açık açık yapıldığına göre bir kötülük yok herhalde'' diyoruz...

O yüzden de yüzsüzlük aldı başını gidiyor...

Yakında rüşvet alıp verme işi törenle yapılırsa hiç kimse şaşırmasın...

Bir işadamı bir siyasiye veya bürokrata rüşvet vereceği zaman bir kokteyl düzenlerse garibinize gitmesin...

Gazeteciler, televizyoncular, radyocular ve davetliler önünde, bilmem kaç yüz milyar liralık çek verilecek... İşadamı da ‘‘Sayın bilmem kime işimizin halledilmesinde gösterdiği üstün beceri ve çabalardan ötürü, bu çeki veriyorum, anasının ak sütü gibi helal olsun'' diyen bir konuşma yapacak...

Biz de alkışlayacağız...

Yıl sonunda vergi rekortmenleri gibi rüşvet rekortmenleri listesi açıklanacak... Hem de iki taraflı...

En çok rüşvet alanlar ve en çok rüşvet verenler...

Hatta bunlara madalya bile verilecek meslek kuruluşlarınca...

Hatta belki böyle daha iyi olacak...

Hiç olmazsa bu kazançlar da yasallaşacağı için, bakarsınız vergisi bile ödenir...

Sabah'ın kampanyası

Amerikan Ticaret Bakanı'nın rüşvet suçlamasıyla yargılanmasıyla birlikte Sabah Gazetesi birinci sayfasında bir kampanya başlattı.

‘‘Bizde de hediyeler sınırlandırılsın...''

Son derece iyi niyetli bir kampanya... Ama beyhude...

Sınırlandırılsa ne olacak? Sınır aşılırsa kim hesap soracak?

Her şey zaten ortada değil mi?

Hayatı boyunca memuriyetten başka işi olmayan siyasilerin trilyonluk servetleri var... Bir şey sorabiliyor muyuz?

Beş yıl önce batık bir holding ve iki tane zarar eden büfesi olan siyasetçiler bugün milyar dolar sahibi. Bir şey yapabiliyor muyuz?

Devletin en tepesinin akrabalarının adı her taşın altından çıkıyor, ona bir şey söyleyebiliyor muyuz?

Siyasi partilerin malları liderlerin üzerinde... Nereden buldun diyebilen var mı?

Fakire, fukaraya, savaşana yardım diye toplananlar deve ediliyor suçlayabiliyor muyuz?

Yoooooo!

Ne desek, ne yapsak, ne yazsak cevabı hazır:

‘‘Adi basın, şerefsiz basın, çamur atıyor''

Kimin adi, kimin şerefsiz olduğunu milletçe biliyoruz... Vazgeçtik yargıdan, mahkemeden...

Seçim sandığında cezalandırabiliyor muyuz?

Erbakan'ın korumaları

Erbakan'ın neden bu kadar çok korumayla dolaştığını merak ederdim hep...

Dün öğrendim... Çeçenler Erbakan'a, deve edilen 10 milyon dolar için ‘‘Bu parayı sana yedirmeyiz'' demişler...

Çeçenleri artık hepimiz biliyoruz...

Haksızlığa tahammülü olmayan, hiç bir şeyden korkmayan bir millet...

Onca korumayı Erbakan dolaştırmayacak da, ben mi dolaştıracağım yanımda!

İyi başlar da...

Fransızların bir sözü vardır:

‘‘Tout est bien qui fini bien'' diye... Türkçeye ‘‘İyi biten her şey iyidir'' diye tercüme edilebilir...

Diana ile Prens Charles'ın evlendikleri günü hatırlıyorum...

Yer yerinden oynamıştı... Güzel bir genç kız, biraz tipsiz olsa da beyaz atlı prensini bulmuştu... Basının iddiasına göre bütün genç kızlar Diana'nın yerinde olmak istiyorlardı...

Sonra bu rüya bozuldu...

Diana mutsuzdu... Charles kendi gibi sevimsiz bir kadını Diana'ya tercih ediyordu. Evlilik bitti.

Mutsuz Diana mutluluğu ararken, bir yandan da kendisini arayan gazetecilerden kaçmaya çalışıyordu sürekli...

Ve kaçtı... Bir daha hiç bir gazeteci onu rahatsız edemeyecek...

Diana 30'lu yaşlarında öldü... İngilizler onu, sonradan mensup olduğu kraliyet ailesinden daha çok seviyorlardı... Onu öldüren, bu sevginin getirdiği merak oldu belki de...

İngiliz basınından izlediğimiz kadarıyla Diana iyi bir insandı...

İyi başlayan öyküsü kötü bitti...

Bizdeki kötüler de hiç kendilerine güvenmesinler... Onların hikâyeleri de kötü bitebilir...

Onlar Lady Di kadar iyi olmasalar da!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ

Birisi için iyi şeyler yazıp da pişman olmadığımız zaman...

X