GeriOnur BAŞTÜRK Tarkan bu krizi de atlatır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tarkan bu krizi de atlatır

Deniz Akkaya’nın ‘dayak’ olayından sonra, şimdi de Alpay Aydın’ın ‘Megamasal’ kitabında Tarkan’lı günlerini anlatması konuşuluyor. Ama Tarkan’ın adını vermiyor Aydın, ‘Tarık’ diyor kitapta.

Oysa Sema Denker’e verdiği röportajda kabul ediyor zaten. ‘İsimleri değiştirdiniz mi?’ sorusuna ‘Evet’ yanıtını veriyor Aydın. Bu kitabı niye yazdığını ise yine aynı röportajda anlıyoruz: Sermayesi bitmiş!

Olaya Alpay Aydın tarafından bakılırsa, haklı bulunabilir. Oturmuş, hayatını yazmış, ‘kime ne?’ denilebilir. Ama ‘sermayesi biten’ Aydın’ın kitabındaki sattıracak malzeme kendi hayatı değil, bizzat ‘Tarık’, yani Tarkan’ı anımsatan kişi. Bu da neresinden baksanız nahoş bir durum.

Tarkan’ın ise bu konuda ilk krizi değil. Bundan önce de meşhur fotoğraf krizini yaşamıştı hatırlarsınız. Bu olayın akabinde çıkıp konuşmuştu, ‘Özel hayatım kimseyi ilgilendirmez’ diye.

Peki şimdi konuşacak mı?

İma edilen karakterin, yani Alpay Aydın’la aşk yaşayan ‘Tarık’ın kendisi olduğunu kabul edecek mi?

Zannetmiyorum, Tarkan susacak ve bu ikinci krizi de atlatacak.

Zaten kimse ondan bir George Michael atağı filan beklemiyor.

Ama umarım şöyle şeyler yaşanmaz: Mesela birileri, ‘Ben Tarkan’ın erkekliğine kefilim’ gibi açıklamalar yapmaz.

Yoksa iş çığrından çıkar, herkes kendiliğinden ‘erkeklik’ notları verir Tarkan’a, ki bu memlekette en deli mesele biliyorsunuz erkeklik.

Bir deşildi mi, kapanmaz yaralar açabilir.


Tarkan’ın bir stüdyo anısı


Madem konu Tarkan. Onunla ilgili müzisyen bir arkadaşımın aktardığı anekdotu anlatayım. Hadise, Nazan Öncel’in ‘Yan Yana Fotoğraf Çektirelim’ albümünün kayıtları sırasında yaşanıyor.

Öncel, ‘Beni Hatırla’ şarkısını söylerken Tarkan giriyor stüdyoya. Rica ediyorlar, ‘Hadi bir de sen söyle’ diye.

Tarkan öyle bir söylüyor ki şarkıyı, herkes etkileniyor. Hatta Nazan Öncel, ‘Ben vazgeçtim, senin albümüne koyalım’ diyor.

‘Çok isterdim’ diyor Tarkan, ‘Ama olmaz.’ Gerekçe olarak da şarkının ‘Dağılsın kalbin, öl hatta orda’ dizesini gösterip derdini şöyle açıklıyor: ‘Hayranlarıma öl diyemem ki, beni küçük çocuklar da dinliyor. Yapamam.’


Zeki Doğulu’yu Meltem

Cumbul ortaya çıkardı



Türk popunun altın çağlarında, yani 90’ların ortalarında en ünlü kuaförlerden biriydi Zeki Doğulu. Hatta dönemin tabiriyle ‘imaj-maker’dı. Sonra birden ne olduysa oldu, ABD’ye taşındığını, artık orada çalışacağını öğrendik Doğulu’nun.

Ve şimdi yıllar sonra kendisi bir Türk oyuncuyla çalıştı: Altı aydır Los Angeles’ta ikamet eden Meltem Cumbul’la.

Amerikan pazarı için yeniden düzenlenen ‘Gönül Yarası’nın afişinde yer alan Meltem Cumbul’un saçlarını yaptı Doğulu. Sözkonusu afiş Variety ve Screen International dergisine de kapak oldu.

Bu arada, ‘Meltem Cumbul ne yapıyor yaban ellerde?’ diye merak edenlere, mail’le yazıştığım ünlü oyuncudan ekspres yanıt, buyrun:

‘Dünyaca ünlü Eric Moris Actors Studio’da kendimi geliştirmek için oyunculuk derslerine giriyorum, yoga kurslarına katılıyorum, bir de Madonna’nın dans hocasından dersler alıyorum. Yetmez mi?


Yoksa bu Ece Sükan mı


Tam üstüne bastınız, aynen öyle. Ece Sükan 15 günde bir çıkan 212 adlı derginin kapağına ‘çok acayip’ saçlarla poz vermiş. Görmek isteyene, 212 dergisi bilumum kafelerde ücretsiz okunabiliyor!

Dergide yer alan bir başka ilginç mevzu da, Stella McCartney’nin H&M için hazırladığı ve kapış kapış giden koleksiyonu. Öyle ki derginin sayfalarında fotoğrafı yer alan tasarımlar çoktan tükenmiş bile.


İsmail YK’yı sollayan ‘boys’lar


Son günlerin en ‘kitsch’ gruplarından biri Boys Anılar. Almanya’da yaşayan gençlerden kurulu grup, jan janlı kıyafetleri, çizgi çizgi sakallarıyla filan İsmail YK’yı sollamış durumda. Hele solistin giydiği kolsuz gömlekteki parlak şeritlerin hastasıyım. Aynısından yaptırıp, etrafta ‘Hakiki Boys Anılar’ diye gezmek niyetindeyim.

Grubun sitesi de (www.anilar.de) enteresan. ‘Hizmetimiz’ diye bir bölüm var mesela. Yaptıkları hizmetleri, ‘Bayanlar matinesi, düğün, nişan, sünnet, her türlü eğlencede yanınızdayız’ diye sıralamışlar.

Ekşi’de ‘Fred Çakmaktaş’ı anımsatan elemanlar’ olarak geçen gruba ‘yaba daba du’ çekiyorum, en temizinden...


ŞEHİR ATLASI


CUMARTESİ ‘KIRMIZI’ PARTİYE GİDİN

Social Club
ilki büyük ilgi gören ‘Red Party’sini bu kez cumartesi akşamı Levent’teki Fancy’de gerçekleştiriyor. Saat 23.00’da start alacak partiye kırmızı herhangi bir şey giyinenler 30 YTL, giymeyenler ise 35 YTL giriş ücreti ödeyerek girebilecek. Ayrıca içerde herkese kırmızı peruklar dağıtılacak. Geceyle ilgili ayrıntılara www.redparty.gen.tr adresinden bakabilirsiniz.



ARNAVUTKÖY’DEKİ NERUDA KONUŞULUYOR

Tam adı, Neruda’s Bloom aslında. Bloom, ‘çiçek’ manasında. Neruda ise malum, aşk şiirlerinin ünlü şairinin adı. Ben henüz gidemedim bu yeni kafe restorana, ama konuşuluyor şu sıralar. 1900’lü yıllardan kalma bir köşkte yer alan Neruda’s Bloom, sabah 09.00’dan, 04.00’a kadar açık.


ŞENİZ BENGÜER ‘MONO’YLA DÖNDÜ


2019, Seventh House, Solar Beach derken Şeniz Bengüer kayıplara karışmıştı. Geçen hafta Ritz’in altında, Redroom’a komşu bir mekanla yeniden eğlence hayatına geri döndü: Mono

Her zamanki gibi güleryüzlü olan Bengüer, şık bir kulüp yapmış. Özellikle ışık sistemine bayıldım ‘Mono’nun. Ritz’in altı, geçen yıl A Plus’ta meydana gelen kavga dövüş olayları sebebiyle ‘sabıkalı’ydı gözümde, ki bunu Bengüer’e de söyledim. Ama ‘Mono’, ilerde iyi bir alternatif olabilir Ritz içinde. Hafta sonu bir deneyin derim.


ŞİMDİ NELER SEKSİ?

Hırsız&Polis dizisinde ‘Mavi’yi oynayan Özlem Düvencioğlu.

Düvencioğlu’nun Almanya’dan geldiği günden beri kaldığı Maçka’daki butik otel Housez Suit.

Apple’ın bin şarkı kapasiteli, kurşun kalemden daha ince olan yeni iPod’u, yani iPod Nano.

Dünyaca ünlü yayınevi Thames&Hudson’ın en hip metropoller için hazırladığı ‘Style City’ serisine eklenen ‘Style City İstanbul.’ Rehber, Bahadır Tanrıöver’in muhteşem fotoğraflarıyla dikkat çekiyor.

Reklam filmindeki doğallığı ve beklenmeyen esprili oyunculuğuyla Berrak Tüzünataç.

Nişantaşı’nda açılacak Vakkorama NY önüne park edilen (şov olsun diye) New York taksisi!
X

Yangın öncesi ve sonrası

Günlerdir yangınlarla yatıp kalkıyoruz.

Bölgedeki halk her şeyiyle seferber olmuş durumda.

Bir yandan yangın öncesi ve sonrası görüntüler düşüyor önümüze.

Mesela Emre Poyraz’ın çektiği bir Marmaris fotoğrafı var.

Yangın öncesi yemyeşil olan Marmaris manzarası yangın sonrası kupkuru, gri bir havaya bürünmüş. Durum içler acısı.

Ama üzülme safhasını atlattıktan sonra takip edilmesi gereken bir şey var.

O da yanan yerlerin betonlaşmaması.

Çünkü çok yakın geçmişte

Yazının Devamını Oku

Fidan seferberliği iyi niyetliydi ama...

Orman yangınları sonrası ilk güçlü refleks fidan bağışı kampanyaları oldu.

Hafta sonu bu kampanyaların doruğa ulaştığı saatlerde Yangın Ekoloğu ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Tavşanoğlu’nun Twitter’da yazdıklarını okudum.
Özetle şöyle diyordu Tavşanoğlu:
-Akdeniz ormanları birkaç milyon yıldır yanmakta olduğundan, buradaki bitkiler (Kızılçam dahil) yangına uyarlanacak şekilde evrimleşmiştir. Dolayısıyla, sanılanın aksine, Akdeniz’de bir orman yangınından sonra ormanın yok olması söz konusu değil.
- Yangından hemen birkaç ay sonra, ilk bakışta ölü sandığınız, kavrulmuş odundan başka bir şey görmediğiniz çalılar, toprağın altında yangını canlı atlatan dokular sayesinde sürgün verecek ve ortamda yeniden belirecek.
- Yangın sırasında toprağın üst tabakasında bulunan, daha önce uyku halinde bekleyen tohumlar artan sıcaklık ve duman sayesinde uyarılacak. Sonbahar ve kışın gerçekleşen yağışlarla birlikte çimlenecek. Bu bitkilerin fideleri yangından yaklaşık yedi-sekiz ay sonra alanda görülmeye başlanacak.
YANAN ALANLARI KENDİ HALİNE BIRAKIN
Kısacası Tavşanoğlu diyor ki, yanan alanları kendi haline bırakmamız gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Boğaz’da final yapan bir restoranın hikâyesi

Dededen toruna aktarılan bir balıkçı. Ayrılıklar, çatışmalar derken sonu onlar için mutlu, bizim için ise daha havalı bir şekilde Boğaz’a nazır sonlanan bir hikâye: Balıkçı Niyazi ya da yeni adıyla Sea Salt’un eskiden yeniye uzanan macerasına buyurun...

Ortaköy’deki Feriye ilk kez 2019 yazında yeni bir yüzle karşımıza çıkmıştı.
Girişine bir kahveci, alt katına bir galeri alanı kondurulmuş, denize bakan restoranı ise daha modern bir havaya bürünmüştü.
Kısacası Feriye, turistler ve iş yemeği odaklı gelenlerin dışına çıkmaya başlamıştı.
Bu yaz ise başka bir hamlesi daha oldu Feriye’nin.
O da Sea Salt adlı restoran ve yanı başına konuşlanan Kult adlı bar.
Her iki mekan da Alaçatı’dan transfer.

Yazının Devamını Oku

Uzaktan kumanda yetiştirilen 1200 ağacın hikâyesi

Benim çocukluğumda, özellikle ilkokul zamanlarında, fidan dikme seremonileri vardı. Her okul bir alanı belirler, tüm öğrencilerle beraber fidan dikilirdi.

O ağaca elin değerdi yani.
O an tam anlamasan bile bir ağacın nasıl dikildiğini görürdün, zihninde o bilinç bir şekilde yer ederdi. Şimdi işler pratik.
Daha önce bahsetmiştim. Mesela Ecording diye bir oluşum var.
Drone aracılığıyla tohum topu atıyorlar. Hızlı ve ulaşılamayan yerlere erişildiği için mantıklı bir yöntem. Ya da TEMA Vakfı’na bağışta bulunuyorsun, senin adına bir ağaç dikiyorlar, sertifikasını yolluyorlar. Ama açıkçası çocukluktaki o fidan dikme seremonileri çok daha masum ve içtenmiş.
Bizzat sahada olduğun ve toprağı daha iyi anladığın için...
Elbette o günler geride kaldı.
Yeni nesil ilhamlara her zaman ihtiyaç var. Mayısta başlayan ve kasıma kadar sürecek olan Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık sergisinde hayran olduğum şu iş gibi: Ego to Eco.

Yazının Devamını Oku

Kaya Demirer: “Aşısızları içeri alan mekanlara ceza gelebilir”

Çarşamba günkü “Aşısızlar mekanlara alınmasın önerisi nasıl uygulanacak” yazım üzerine TURYİD Başkanı Kaya Demirer aradı.


“Yazınla ilgili birkaç yorumda bulunmak istiyorum” dedi.
Kaya’nın ilk başta üzerinde durduğu husus şuydu:
“Mekanlara girerken tıpkı şu an AVM girişlerinde olduğu gibi HES kodu gösterilecek.
HES karekodunun içinde zaten çift doz aşılı olup olunmadığının verisi mevcut.
Yani sistem gayet iyi ve oturmuş durumda.”
Bu noktada Kaya’ya, “Peki ya mekana girerken sızmalar olursa, tanıdıklara ayrıcalık gösteren, kodunu göstermeyen olursa ne olacak?” diye sordum; ki benim çarşamba yazısında da altını çizdiğim buydu.

Yazının Devamını Oku

‘Aşısızlar alınmasın’ önerisi nasıl uygulanacak?

Yeme-içme sektöründen çok tartışılacak bir öneri geldi.

Aşısızların 1 Eylül’den sonra mekanlara alınmamasını önerdiler.

TURYİD adına başkan Kaya Demirer duyurdu bunu.

Yeme-içme sektörü şu açıdan haklı; yeni bir kapanmayı gerçekten kaldıramazlar.

En son yaşadığımız kapanmada zaten zorlandılar.

Bu yüzden önerilerine hak vermemek elde değil.

Ama işin göz ardı edilen bir yanı daha var: O da bu önerinin nasıl uygulanacağı...

Yıllardır yeme-içme sektörünü takip eden biri olarak uygulamaya gelince çok zorlanılacağını söyleyebilirim.

Diyelim ki bir mekanın her daim iyi hesap bırakan sıkı bir müdavimi var.

Yazının Devamını Oku

“Her işletmenin fiyatı aynı olacak diye bir şey yok”

Her yaz sezonu Bodrum’daki restoranların fiyatları mutlaka konuşulur.

Bu yıl da konuşuldu. Hatta ödenen rakamları gösteren adisyonlar sosyal medyada paylaşıldı, onun üzerinden yorumlar yapıldı. Cumartesi günü şef Somer Sivrioğlu’yla yaptığım röportajda bu konuyu ona da sormuştum.

Çünkü Somer Şef Bodrum ve Çeşme’de tatil yapan biri. Restoranları ve fiyatlarını biliyor.

Somer Şef’in röportajda söylediği “Fiyatların abartılı olduğunu düşünmüyorum” yanıtı haliyle çok konuşuldu, tartışıldı.

Bu yüzden ona tekrar sormak istedim, bu kez işin daha derinine dalarak...

“ACIMASIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

Ben de restorancıyım” diyerek söze başladı Somer Sivrioğlu ve şöyle devam etti:

“Biz bir yemeği yaparken yemeğin maliyetine bakıyoruz. Gelir gider tablosunda yemek toplam maliyetin sadece dörtte birini oluşturur. Ama yüksek ya da çok kısa dönemsel kiralar, stopaj, personel ücretleri, bir de üstüne pandemi şartlarını eklersek, tüm bunların hepsi birden kâr marjını inanılmaz etkiliyor.

O nedenle sadece yemeğin maliyetine bakmamak lazım. Sonuçta bu kadar kısa bir sezonda, düşün sekiz hafta bile değil, restoranların tüm maliyetleri çıkarması lazım.

Yazının Devamını Oku

Bayramlık Bodrum’dan geriye kalanlar

Böylesi ilk kez oluyor. Gez dolaş bitmiyor Bodrum. İstersen bir hafta kal. Yetmiyor. Bu da güzel bir şey. Hep olması gereken. Ah bir de altyapı şahane olsa! Mekanlar su tankeri kovalıyor, susuz kalmayalım diye. Kısacası Bodrum’da dert de çok, eğlence de... Dolayısıyla izlenim de... Şimdi o izlenimlere buyurunuz.

YUNAN ADASI’NDAN TRANSFER
Paros Adası’nın ikonik bir deniz ürünleri restoranı vardır: Barbarossa.
Hayli büyük bir mekan olan Barbarossa her daim kalabalıktır, adaya gelmişken mutlaka buraya uğranır ve yemek yenilir.
İşte o Barbarossa bu yaz Caresse, a Luxury Collection Resort&Spa içinde açıldı.
Paros’taki mekana göre Caresse’deki versiyon biraz daha ‘fine-dining’ havasında.
Konumu nefis, denizin hemen kenarında.
Özellikle dolunay zamanları denk gelinirse ortamın büyüleyici hali üçe beşe katlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kültür Bakanlığı’nın içinde mutlaka gastronomi bakan yardımcılığı olmalı

“MasterChef” jüri üyesi Somer Sivrioğlu, daha önce “Türk mutfağı dünyada saygı gören bir mutfak değil” demiş ve bunun nedenlerini sıralamıştı. Şimdi de başlığa aldığımız bu çözüm önerisini söylüyor. Değindiği başka konular da var elbette. Mesela Avustralya ve Türkiye arasındaki ikili yaşamı, mesela neden kaos ve kargaşadan beslendiği, mesela İstanbul’da açmayı düşündüğü restoran... Hepsi bu röportajda, afiyetle okuyunuz...

Somer Şef şimdi çocukluğuna dön ve kokusuna/tadına bayıldığın ilk yemeği hatırla. Neden o yemeği hatırladığının da altını çizmeyi unutma tabii...

- Anneannemin pırasalı böreği! Kendisi Yugoslav göçmeni, çok güzel el açma börek yapardı. Ve o böreği açtığı zaman annem, iki rahmeti dayım, bütün aile bir araya gelirdi. Yemeğin birleştirici gücünü ve tek bir yemekle bütün aileyi sofrada toplayabildiğini o zaman gördüm.

Bir “Sliding Doors” (Gwyneth Paltrow’un oynadığı ünlü film) sorusu: Avustralya’ya gitmemiş olsaydın yine şef olur muydun? Sanki Avustralya şeflik kariyerini tetiklemiş gibi geliyor bana... 

- Ben zaten Avustralya’ya gitmeden önce de işletmeciydim. Annemlerin restoranını işletiyorduk. Ama haklısın, İstanbul’da kalsaydım şefliğe o kadar girmeyebilirdim. Çünkü o zamanlar şeflik çok da özenilecek bir meslek değildi. Şefliğin popüler olması bizden sonraki jenerasyonla başladı. Belki Türkiye’de kalsaydım yine iyi bir restorancı, işletmeci ve iyi bir yemek tadımcısı olurdum ama iyi bir şef olamazdım.

BİRAZ KAÇIŞ OLARAK GİTTİM

Avustralya’da olmak, orada restoran açmak sana neler kazandırdı ve tabii aynı anda senden neleri aldı götürdü? 

- İnanılmaz bir özgüven kazandırdı! Avustralya’ya gittiğimde tanıdığım bir kişi bile yoktu. Zaten biraz da kaçış olarak gitmiştim. 90’lar pop furyasının bitmek üzere olduğu zamanlarda işletmemizi satmıştık ve boşluk içindeydim. Herkesin en yapmayacağı şeyi yapıp kimsenin gitmediği Avustralya’ya gitmeyi tercih ettim. Bu da bana tek başına kalmanın huzurunu, tek başına bir şeyleri başarmanın özgüvenini verdi. Bu çok ciddi bir kazanım. Şu anda dünyanın İngilizce konuşulan herhangi bir yerinde restoran açmak benim için çok kolay. Kariyerimin buraya gelmesinde en büyük etkendir Avustralya’da başarılı olmam. Orada olmak benden çok fazla bir şey götürmedi. Kendi kültürümden biraz uzaklaşmış oldum ama onu da şu son 4 yılda epey kapadığımı düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’un açık hava heykel parkı

Bayramlık Bodrum’da kalabalık ve trafik bitmiyor evet ama sanat etkinlikleri de hızlı bir şekilde devam ediyor.

Loft Art Sculptville açılışı onlardan biriydi.

Sevil Dolmacı Art Gallery ve Bodrum Loft işbirliğiyle düzenlenen Loft Art Sculptville klasik sergilerden değil, bir açık hava heykel parkı.

Bodrum Loft arazisi içine serpiştirilmiş 11 sanatçıya ait 22 farklı eser yer alıyor Loft Art Sculptville’de.

QR koda tanımlanmış bir haritaya bakarak eserleri arazi içinde gezerek bulabiliyorsunuz.

Nitekim açılış günü ağaçların arasına gizlenmiş ya da bir duvara kondurulmuş eserleri bulmaya çalışmak çok eğlenceliydi.

Sergide favorim olan eserlere gelince...

Güney Koreli heykeltıraş

Yazının Devamını Oku

Nobu’nun ikinci perdesi nasıl başladı

İstanbul yeme-içme hayatının bugünlerde en çok konuşulan yeni restoranlarından biri Nobu.


Aslında Nobu, Türkiye’ye ilk kez gelmiyor.
2014 yılında Yalıkavak Marina’ya, tam da Zuma’nın olduğu yere açılmıştı Nobu.
Hatta Şef Nobu Matsuhisa açılışı Japon, İngiliz ve Türklerden oluşan toplam 60 personeliyle birlikte havalı bir şekilde yapmış, lakin Nobu’nun esas parlayan yıldızı ‘ortak’ Robert De Niro’nun Bodrum’a gelememesi elbette coşkuyu bir tutam azaltmıştı.
Bodrum’da iki sezon kalan Nobu sessiz sedasız ülkeden ayrıldığında ise yeme-içme hayatını takip edenler olarak bu duruma hiç şaşırmamış, hatta olağan bulmuştuk.
Çünkü global popüler restoranlar bir şekilde sürdürülebilir olamıyordu bizde.
Ya zaman içinde buranın kodlarına uyum sağlamak zorunda kalıyorlardı ya da kendi global kurallarıyla hareket ettikten bir süre sonra ülkeyi terk ediyorlardı.

Yazının Devamını Oku

Ben bir ‘shinrin-yoku’ yapıp döneceğim

Bir ara ikigai modaydı. Japonların uzun ve mutlu yaşama sırlarından biri olarak lanse edilen ikigai, sayısız kitap ve makaleyle üzerimize 3-4 yıl önce boca edilmişti.

Peki neydi Ikigai? Kısaca “amaç” diye özetlemek mümkün.
Ya da hayattaki var oluş sebebi, sabah yataktan kalkıp hayata karışmaya sizi iten o neden.
Bunların hepsi. Japonlara göre ikigai’si olmayan insan yok.
Kimisi hayatı boyunca keşfedemiyor, kimisi akıştayken kendiliğinden keşfediyor, kimisi ise daha bilinçli davranıp ikigai’sini bulmak için kendisiyle ilgili çalışmalar yapıyor.
Neyse, ikigai buydu ve dünya üzerindeki epey bir insanı etkiledi.
Şimdi sırada shinrin-yoku var.
“Orman banyosu” anlamına geliyor ya da “doğayla bütünleşmek”.

Yazının Devamını Oku

Harari görse şaşırırdı

21. yüzyılın en çok konuşulan ve tartışılan tarihçisi Yuval Noah Harari pandeminin ilk günlerindeki röportajlarında şöyle diyordu:“Covid-19 sonrası sosyalleşme her zamankinden daha yüksek seviyelere çıkacak.”


Harari’nin öngörüsü Covid-19 bitmeden çoktan gerçekleşti.
Öyle ki, Cihangir ve Kadıköy’de gece geç saatlere kadar süren sokak sosyalleşmelerinin içine Harari beş dakikalığına dalsaydı, “Bu kadarını ben bile beklemiyordum” diyebilirdi.
Cihangir’deki o sokak sosyalleşmelerine birkaç kez ben de düştüm.
Hissettiğim ve analizlediğim özetle şuydu:
İnsan evde oturmaya programlanmış bir varlık değil.
Dışarıda olmak ve kendini göstermek istiyor.

Yazının Devamını Oku

Gülşen ve kostümleri

Aslında ilk değil. Gülşen, klip ve sahne kostümleriyle her seferinde bir sınava sokuyor bizi.


Kimisi sınavı geçiyor kimisi hep olduğu gibi yere çakılıyor.
Geçmişin tozlu sayfalarından iki örnek verelim...

ALENEN DAN DAN!

“Dan Dan” klibindeki kıyafetleri nedeniyle bir kurulun düzenlediği raporda alenen “eskort”a benzetilmiş, bu çirkin benzetme nedeniyle haklı olarak dava açmıştı Gülşen.

Yazının Devamını Oku

Bodrum Bodrum (ikinci kısım)

İlk kısmı pazartesi başlayan, çılgın, bol trafikli, oradan oraya akmalı Bodrum turuna kaldığımız yerden devam...

BODRUM’DA EN ÇOK KONUŞULAN...
Herkes Bodrum’da suyun azaldığından, gün içinde en az dört saat su kesintisi yaşandığından ve bayramla birlikte bu sorunun giderek büyüyeceğinden bahsediyor.
Tüm bunlara bir de kanalizasyon problemini ekleyin.
Mesela Türkbükü’ne girerken belli bir nokta var, nasıl fena kokuyor, inanılmaz. Bir aksaklık daha var. O da GSM operatörlerinin sunduğu internetin aşırı yavaş oluşu. Bu da instagram bağımlıları için bir işkence oluyor haliyle...




Yazının Devamını Oku

‘Bodrum Bodrum’ notları

Bodrum’un da İstanbul gibi tuhaf bir çekiciliği var.Mesela trafikten şikayet ediliyor, “Bu kadar da olmaz” deniliyor, ama bir bakıyorsun herkes yine trafikte, oradan oraya dolaşımda.

Aynı şekilde fiyatların yüksek oluşundan şikayet ediliyor, “Dün gece şöyle bir hesap ödedik” diye masalarda anlatılıyor, ama ertesi gün yine aynı yerlere gidiliyor.
Aslında Bodrum; bin kere “Bitti artık” diye nokta koyduğun ama terk etmenin mümkün olmadığı o tutkulu, arıza sevgili gibi.
Tüm arıza sevgililer sürprizlidir üstelik. Bodrum da öyle. Sürprizi bitmiyor. Sürekli bir değişimde.
Bodrum’a gelirayak konsepti farklı yeni bir mekan duydum mesela, adı Ritmo Zeytino.
Yalıkavak’taki mekan haftanın sadece üç gecesi açıkmış, perşembeden cumartesiye. Felsefeleri “çiftlikten sofraya” ve menüleri sürekli değişiyormuş.
Günlerini kaçırdığım için henüz gidemedim, ama meraktayım tabii.
Üstelik bir de Dirimart Galeri’yle işbirliği yapmışlar.

Yazının Devamını Oku

O kutsal aksesuvarın sergisi

Geçen yılın son günlerinde açılmasına rağmen halen büyük ilgi gören bir sergi var Londra’da.

Hayır, ünlü bir sanatçının sergisi değil.
Gayet ikonik bir parçanın, çantaların sergisi!
Victoria and Albert Müzesi’nde yıl sonuna kadar devam edecek “Bags: Inside Out” sergisinde tam 300 adet çanta sergileniyor.
Bunlar içinde 16. yüzyıl Kraliyet modeli de yer alıyor, Louis Vuitton’un 20. yüzyıl bavulları da...
“Bags: Inside Out” sadece çanta meraklısını değil, çantaların tarihi üzerinden popüler kültür okumayı sevenleri de etkiliyor.
Ben de ikinci gruba dahil olanlardanım.


Yazının Devamını Oku

Cumartesi magazini

Şeyma Subaşı yeniden Meedo’yla barıştı.


Fotoğraflar Instagram profiline son sürat geri geldi.
İlişkide olur tabii böyle vakalar, ayrılıp barışmalar. Tekrar geri dönmeler.
Ama tabii bu ilişkinin şöyle bir yanı oldu.
Pencere kenarına çıkıp mahalledeki herkesin
ilişkisini kendine göre düzenleyen meraklı
teyzeler gibi tüm sosyal

Yazının Devamını Oku

Şahan’ın önlemleri aşırı mı yerinde mi?

Denizler herkesin ama malum bizde buna pek aldırış eden yoktur.

Popüler bir plaja gidip “Ben şurada havlumu serip iki dakika denize gireceğim” diyemezsiniz, kavga çıkar. 

Zaten kimsenin de aklına gelmez böyle bir şey yapmak.

Sadece bu da değil.

Kumsalın hemen yan tarafında bir site vardır. İki adım yürüyüp orada da denize giremezsin, sitedekiler büyük celallenir, “Burası site plajı” diye.

Peki Şahan Gökbakar’ın, Marmaris’teki evinin önündeki kumsala yüzenlere, güneşlenenlere karşı yaptığı önlemlere nasıl bakmalıyız?

Aşırı mı?

Gayet yerinde mi?

Öncelikle tatilci teknelerinin evinin bulunduğu koya doğru yanaşmasını engelleyemez Şahan.

Yazının Devamını Oku

Katy ve Orlando’nun Bodrum paylaşımı

126 milyon takipçisi olan Katy Perry, Bodrum Kaplankaya’daki Six Senses Oteli’nden Orlando Bloom’la beraber şahane bir havuz fotoğrafı paylaştı.

Fotoğraf an itibarıyla 2 milyon 482 bin like almış görünüyor.
Yorum sayısı ise 9 bin 349.
126 milyon takipçiye 2 milyon beğeni az görünebilir.
Ama paylaşımlar beğeniyle değil erişimle ölçülüyor.
O fotoğrafın da erişimi tahminen 30-40 milyonu bulmuştur.
Buna bir de Orlando’nun takipçilerini ekleyin.
Bodrum ve Bodrum’da bulunan markaların bu tür paylaşımlarla dolaşımda olması sevindirici. Çünkü bu bir dalga ve bir noktadan sonra dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz.


Yazının Devamını Oku