"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Tanrım! Acayip bölündük

BİR Bir süre önce gözlerine yerleştirdiği "Pek ulvi bir Rabia Hatun bakışı"yla Kanal D’deki programına türbanla çıkan milli gelinimiz Seda Sayan, altıncı evliliğini "türbanlı bir ananın oğlu" ile yaparak güncel tartışmaya dolaylı da olsa bir selam sarkıtıverdi. Bu çıkışa aslan yürekli Nihat Doğan biraderimizin, "türban karşıtı bir demeç" patlatarak yanıt verme ihtimaline acaba yüzde kaç verirsiniz?

İKİ Alaturkanın optimist kraliçesi Sibel Can’ın, "Türbanlılar da okuyuversin... Ne olur ki?" iyimserliğine karşı, alaturkanın pesimist kraliçesi Ebru Gündeş, "Ama ben Atatürk’ün kızıyım" diye yanıt verecek mi? Merakla bekliyoruz...

ÜÇ Uzunca bir süredir iflah olmaz bir "komik olamama" sorunuyla baş etmeye çalışan Ferhan Şensoy’un, son türban tartışmasına, "Gericiler benim tiyatromu yakmışlardı" yemeğini 1232. kez ısıtıp sofraya sürerek girmesindeki "komedi"ye ne diyeceğiz? Ferhan abimiz artık ciddiyken daha mı komik oluyor ne?

DÖRT "Olay çıkaralım / Haber olalım" taktiğini pek bir güzel uygulayan Sevgili "Haydi Gel Bizimle Ol" ekibinde baş gösteren "türban çatlağı", nasıl sonuçlanacak acaba? Müjde Ar ve Aysun Kayacı gibi iki türbanist ile Pınar Kür gibi iflah olmaz anti-türbanist arasındaki gerilim tırmanır mı? Yoksa bu türban mevzusu derhal terk edilip, daha garantili bir yöntem olan "iç gıdıklayıcı laf sokmalar"la yeniden memleketteki cinsel açlığa oynama yöntemine mi dönülür? Merakla ve severek izleyip göreceğiz...

BEŞ Peygamber döneminde bir babanın iki oğlundan biri "müminler ordusu"nda yer alırken, diğer oğul "karşı tarafta" yer alabilirmiş... Benzetmek gibi olmasın ama Aziz Nesin’in iki oğlundan biri "türbancılar" cephesinde yer alırken, diğer oğlun "türban karşıtları" cephesinde yer alması size de enteresan gelmedi mi? Yoksa bu bir "Habil ile Kabil" öyküsü mü? Kafayı yiyorum, yetişin dostlar!

ALTI Madem "Deniz Baykal’ın kankisi", sosyal demokrat manken Tuğba Özay bacımız, "kader kurbanı" olarak denklemin dışına çıktı... O halde Seray Sever bacımızın bayrağı Tuğba’dan devralarak "Bize Atatürk yeter" diye ortalara dökülmesi, bir "Baykal / Seray" dostluğuna yol açar mı?

YEDİ Memleketimizin "bir deli oğlan"ı, muhteşem terzi yamağımız Barbaros Şansal da türbana destek verenler cephesinde yer almış... Hayır! Hayır! "İkinci bir Cemil İpekçi vakası" ile karşı karşıya değiliz... Barbaros gibi orijinal birinin "Cemil İpekçi ile aramdaki 17 fark" mesajını vermek için daha fazla beklemeyeceğine bahse girerim...

SEKİZ Parolası "222 A" olan kutlu etkinliğe katılmak için bütün sanatsal faaliyetlerine bir süreliğine ara vererek, elinde bayrak Ata’ya koşan Lady tiyatro Ayten Gökçer Hanımefendi ile "Keşke karımın saçının tek telini bile namahreme göstermeseydim" diye enteresan çıkış yapan Osman Yağmurdereli, bir tartışma programında karşı karşıya gelse... Sizin için seyirlik bir eğlence, bizim içinse yazacak konu çıkmaz mıydı?

Celal Hoca’dan mektup aldım

"CELAL Şengör’ün tuhaflaşmasına dair" başlıklı bir yazı yazmıştım... Bu yazıya Hoca’dan çok şeker bir yanıt aldım... İçinde "Evet, haklısınız biraz tuhaflaştım" ya da "Ben de soruyorum: Celal’e ne oldu?" türünden cümlelerin de yer aldığı mektuptaki içtenliğe hakikaten bayıldım...

Celal Hoca’nın neden tuhaflaştığını merak edenler için yayınlıyorum...

İşte Hoca’nın mektubu:

"Muhterem Hakan Bey...

Yazınızda çok doğru bir gözleme yer vermişsiniz: ’Celal Şengör tuhaflaştı!’ Ne kadar doğru!

Ben bile kendimi tanıyamaz oldum. Asabi, tahammülsüz.

Bunun nedenini düşündüm.

Yirmi beş yıldır dersine türbanla giren öğrencilerine gık demeyen, onlarla herkesle olduğu gibi şakalaşan Celal’e ne oldu diye...

Sonunda şunu buldum:

Tehdit altında olunduğu hissi...

AKP ne yazık ki hepimizi tehdit eder bir hava getirmiştir ülkemize.

Gruplaşma ve karşılıklı suçlamalar gündelik haberler olmuştur.

O kadar ki, meslektaşlarınız benim tüm dindarları üniversiteden atmak istediğimi yazdılar.

Halbuki en yakın çalışma arkadaşlarımdan Xavier Le Pichon koyu bir Katoliktir.

Naci Görür çok önemli bir Nakşi şeyhinin torunu olup, dini bütün bir Müslüman’dır. Bunlarla aramızda dinin konusu bile olmamıştır.

Ama işte anahtar kelimeler bunlardır: ’Dinin konusu bile olmamıştır.’

Halbuki AKP ve onun atası olan ve Milli Nizam ile başlayan partiler, ülkemizde din barışını bozmuşlardır.

Ben bir ateistim. Tüm dinlerin insanlığa büyük zararlar verdikleri kanaatindeyim. Bunlar arasında Marksizm ve Nazizm gibi modern dinler de vardır. ABD’de Marksizm’in bilim aleyhtarlığını gösteren bir de kitabım çıktı.

Tüm bunları bir kez bile söylemek gereğini duymadım yakın zamana kadar.

Başka kimsenin de dinini sormak aklıma bile gelmedi.

Ta ki, ders verdiğim koridorda bağırarak namaz kılmaya kalkanlar oldu.

(Hayatımda ilk kez bağıra bağıra namaz kılındığını gördüm!)

Ta ki evrim düşmanı müzeler, köşe başlarında peyda oldu.

Ta ki Milli Eğitim Bakanı kendisini Darwin düşmanı ilan etti.

Bunlar modern bir cemiyette olacak işler değildir ve hepsi bir grup insanın marifetidir. O grubun üyeleri bugün iktidardır. Siz bu güruhu benden iyi tanırsınız.

Bizim sıkıntımız, inancını samimiyetle hissedip, o inançla beraber bilim okumak isteyen kız ve erkek çocuklarımız değildir.

Bizim derdimiz onları silah haline getirenlerdir.

Bunu asla gözden kaçırmayınız ve bizimle birlikte onlarla mücadele ediniz.

En büyük korkum bu zevatın Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklemesidir.

Ben politikacı değilim. Politikacı olamayacak kadar da politikadan nefret ederim.

İçinden geçmekte olduğumuz bu pek feci günlerde, gündelik didişmelerle nihai amaçlarımızı kaybetmeyelim.

Amacımız, içinde hür ve aydın olarak yaşanan, insanları kendi sorunlarını çözme yeteneğine sahip, birlik bir ulustur.

AKP ve onun öncüleri buna büyük bir darbe vurmuşlardır. Sorun bundan ibarettir.

Saygılarımla..."
X