GeriAhmet HAKAN Takıntılı bir müfteriyle nasıl mücadele edilir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Takıntılı bir müfteriyle nasıl mücadele edilir

SABAH gazetesinin bir köşesinde uzun süredir hakkımda sistemli, planlı, ısrarlı bir iftiraya yer verildi.<br><br>Önce pek ciddiye almadım.

Ama ben ciddiye almadıkça “müfteri” durmadı.
Ağır hakaretler eşliğinde planlı, sistemli ve ısrarlı bir şekilde kara çalmaya devam etti.
Söylediği şuydu: “Ahmet Hakan askere gitmemek için kumpas çevirdi”.

“İddia” karşısında önce şunu yaptım:
Genelkurmay’ı, Milli Savunma Bakanlığı’nı, savcıları göreve çağırdım.
Dedim ki: “Beni töhmet altında bırakan böyle bir iddia var ortada, gereğini yapın. İddia doğru mudur, yalan mıdır? Araştırın. Bir sonuca varın”.
Bu çağrıma Genelkurmay’dan yazılı bir açıklama geldi.
Dendi ki: “Araştırdık, sizin askerlikle ilgili bir sorununuz yok”.
Bununla yetinmedim, “Müfteri”yi mahkemeye verdim.
Mahkeme süreci şöyle işledi:
-  İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda görevli Basın Savcısı İsmail Onaran söz konusu şahıs hakkında “Kovuşturmaya gerek yoktur” kararı verdi.
-  Bu karara karşı Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundum.
-  Ağır Ceza Mahkemesi, savcının verdiği “Kovuşturmaya gerek yoktur” kararını kaldırdı.
-  Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iddia sahibi şahıs hakkında kamu davası açtı.
-  Açılan dava sonucu iddia sahibi şahıs yargılandı.
-  Mahkeme, şahsı 2 ay 27 gün hapis cezasına çarptırdı.
-  Hapis cezası ertelendi, şahıs hakkında “bir yıllık denetim süresine tabi tutulması” kararı alındı ve bazı haklardan da mahrum bırakıldı.
-  Karar tamamlandı, dosya şimdi Yargıtay’da.
Müfteriliği mahkeme kararıyla tescilli bu şahıs, mahkeme kararlarına rağmen durmadı, iftirasını bulduğu / bulmadığı her fırsatta dile getirdi.
Baktım, dün yine “iftiraya devam” niteliğinde bir yazı yazmış.
Bilgi kirliliği yaratarak, eline geçirdiği malzemeleri istismar ederek, aldığı hapis cezasını gizleyerek yine aynı teraneyi okumaya devam etmiş.

Bir fikir mücadelesi nasıl verilir, biliyorum.
Polemik falan, tamam...
Sonuna kadar tartışma, sonuna kadar hesaplaşma, hepsine varım.
Ama ben “Takıntılı bir müfteri ile nasıl mücadele edilir?” konusunda hiç iyi değilim.
-  Bazıları “Sus, cevap verme, muhatap alma” diyorlar. Susuyorum. Ama susarak “müfteri” şahsın hızını kesmek mümkün olmuyor.
-  Ayrıca sustukça “mücrim” gibi algılanma tehlikesi mevcut.
-  Susmuyorum, bir şeyler yapmaya çalışıyorum ama bu durum “müfteri” açısından konuyu yeniden gündeme getirmenin bir gerekçesi haline getiriliyor.
-  “Müfteri”, mahkeme kararını dinlemiyor, denetim falan umurunda bile değil.
Kısacası ne yapacağımı şaşırmış durumdayım.
Fena halde akla ihtiyacım var.
Sevgili okurlarım!
Lütfen “Takıntılı bir müfteri ile nasıl mücadele edilir” konusunda bir şeyler yazıp yol gösterir misiniz?

Trabzon’a ayıp ediliyor

BİR spor muhabiri, Fenerbahçe’nin tribün liderlerinden biriyle bir röportaj yapmış. Röportaj, Hürriyet’in internet sitesinde yayınlanmış, sonra da kaldırılmış.
Röportajda Fenerbahçe’nin tribün lideri tüm Trabzonspor taraftarlarına açıkça hakaret ediyor. Ne dediğini yazmak bile istemiyorum. Benim asıl takıldığım konu şu: Konu Trabzon olunca...
Haksızlık yapmak, hakaret etmek, bel altı vurmak bu kadar kolay mı olacak?
Hadi fanatik bir tribün lideri, bir hakaret etti.
Peki bu hakareti, coşkuyla röportaja almak da ne oluyor?
Hadi diyelim ki röportajı yapan, cümleyi coşkuyla röportajına koydu. Peki bu cümleleri yayınlamak da ne oluyor?
Söyler misiniz?
Trabzonspor’un bir tribün lideri Fenerbahçe hakkında böyle bir cümle sarf etse, bu cümle bu kadar denetimsiz bir şekilde yayınlanır mı?
Bir kez daha soruyorum:
Konu Trabzon olunca neden bu kadar pervasız olunuyor?

Şerefliysen açıkla

KEMAL Kılıçdaroğlu bir âlem oldu.
Tuhaflaştı.
Tutarlılık arayışını falan bir tarafa bıraktı.

Şu olaya bir bakalım:
Kemal Kılıçdaroğlu, bir yandan Başbakan Erdoğan’a Alman Vakıfları ile ilgili iddiası nedeniyle “İddiayı ortaya atıp bırakma... Şerefliysen bildiğini açıkla” diye meydan okuyor...
Ama bir yandan da kendisi “iddiayı ortada bırakan” türde açıklamalar yapıyor.
-  Mesela “Bir Bakan, Deniz Feneri konusunda köstebeklik yaptı” diyor.
-  Mesela “Deniz Feneri’nden AK Parti’ye yardım gitti, bunun belgesi var” diyor. Soruluyor kendisine, “O bakan kim?” diye... Cevap yok.
Soruluyor kendisine, “Nerede belge?” diye... Yine cevap yok.
Yani...
Başkasına “Şerefliysen açıkla” diyor ama kendisi o şerefe nail olma çabası göstermiyor.
Oysa “Şerefliysen açıkla” diyen birinin, “Şerefliysen açıkla” çağrısına muhatap olmayacak türde davranması gerekir.

Aydın Boysan’a nasıl yenildim

GEÇENLERDE bir akşam Twitter’da bir nostalji rüzgârı estirmiştim.
Eskilerden dem vurmuş, ardından da hava atmıştım:
“Nostalji konusunda üstüme yoktur. Bu konuda Aydın Boysan’ı bile sollarım”.
Tempo dergisinden Eyüp Erdoğan aradı:
“Madem böyle hava atıyorsunuz, Tempo’nun kasım sayısı için Aydın Boysan’la bir araya gelir misiniz?”
Kabul ettim.
Çukurcuma’da bir antikacı dükkânında “Kim daha iyi nostalji rüzgarı estirir?” konulu bir buluşma gerçekleştirdik.

Bir araya geldiğimiz ilk anda Aydın Boysan’ın ilk sözü şu oldu:
“Ben 90 yaşındayım. Dünyaya geldiğimde Vahdettin padişah idi”.
Resmen “dakika bir, gol bir” durumu ortaya çıktı yani.
O anda “pes” ettim.
Aydın Boysan’ın gevrek kahkahaları eşliğinde teslim bayrağını çektim. Ama işin en sonunda...
Harika bir sohbet, muhteşem fotoğraflar ve sağlam bir dostluk çıktı.
Tempo’nun kasım sayısını bekleyin ve bir bakın derim.

Dağdakiler Şehirdekiler

NİHAİ hedef şuydu: Adamları dağlardan şehirlere indirecektik.
Fakat KCK tutuklamalarıyla, biz tuttuk, şehirdekileri hapse tıkmaya başladık.
Üstelik tutuklanan isimlerin hepsi BDP’de siyaset yapıyorlar. Üstelik tutuklananlara yönelik suçlamalarda “bomba atma / silah sıkma / adam öldürme” yok.
Benim merak ettiğim soru şu: Şehirdekileri hapse tıkarsak, dağdakileri nasıl şehre indireceğiz? Yoksa...
“Dağdakiler dağda kalsın, düz ova falan hikâye” noktasına mı geldik?

X

Aziz’in şahlanışına dair serbest çağrışımlar

Kaosa pek de mütevazı olmayan bir katkı... Çarşıyı karıştırmak istedi galiba. Ve başardı da!

- İnsan kendisini dinledikçe... “Amma da çok şey biriktirmiş” demekten kendini alamıyor doğrusu.

*

- Artık Ali Koç’a karşı başkaldırmanın vaktinin geldiği inancıyla konuştu. Şarkısı: “Başkaldırıyorum, varın benim farkıma.”

*

- “Aziz Yıldırım tarzı polemik” diye bir şey var. İnsan nefret etse de özlüyor bu tarz polemiği.


Yazının Devamını Oku

Bir muhalefet partisi yerli aşı konusunda şu tutumu alabilir

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmış.

Demiş ki:

*

“Yerli aşı meselesinden siyaset devşirmeye çalışıp da böyle önemli bir sürecin baltalanmasına müsaade etme. Bırak Sağlık Bakanlığımız süreci olması gerektiği gibi yürütsün. Bu konuyu da algı operasyonuna kurban edersen bu sefer altında kalırsın.”

Tam olarak ne demek istiyor Akşener?

Pek anlayamadım.

*

Erdoğan’a,

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş için yazdım: Ne zaman istifa edilir ne zaman istifa edilmez

Eğer grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

EZİP GEÇERSEN NE OLUR?

EĞER grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

Gol yağdırmışsan...



Acayip organize bir takımla sahaya çıkmışsan...

Yazının Devamını Oku

Silahla poz verenlerden korkmalı mıyız korkmamalı mıyız?

İki hafta önce...

Elindeki silahla sosyal medyada poz veren tiplerden korkmamamız, çekinmememiz gerektiğini yazmıştım.

*

Yazıda şöyle demiştim:

*

“Sosyal medyada bazı tipler var. Silahla fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Daracık pantolon, üstten üç düğmesi açılmış gömlek, ucu sivri bir iskarpin ve silah. Tabanca, tüfek... Her türlü silah. Ey vatandaş! Bu tiplerden sakın korkup çekinmeyin! Çünkü bu kişiler, fotoğraf çektirirlerken ellerine aldıkları silahı asla kullanmazlar. Daha doğrusu kullanamazlar. Çünkü kullanacak olan göstermez.”

*

“Isıracak olan köpeğin havlamaması” tezine işaret eden bir yazıydı bu.

Temel kaygısı buydu yazının.

Yazının Devamını Oku

Aslanlar ha! Aslanlar ha!

HDP İzmir il binasında...

Karanlık bir katilin alçakça saldırısı sonucu katledildi Deniz Poyraz.

*

Lanetledik.

Lanetliyoruz.

Lanetleyeceğiz.

*

Bu alçak katile, Türkiye’de selam çakan bir kişi bile çıkmadı.

Oysa

Yazının Devamını Oku

Silahlı külahlı fotoğraflara dur demenin vakti geldi

En son HDP’ye yönelik saldırının faili olan katilin fotoğrafları çıktı ortaya.

Elinde silahla poz veriyor adam.

*

Sosyal medyada son zamanlarda öyle çoğaldı ki bu tür fotoğraflar.

Eline silahı kapan pozunu veriyor.

Makineli tüfekler, tabancalar falan.


Yazının Devamını Oku

Puslu havanın çakalı

Bugünlerde ortada bir parça puslu hava ve çokça da karambol var ya...

İftira atmaya, kara çalmaya süper müsait bir ortam söz konusu ya...

*

İşte bu pustan, bu karambolden ve bu ortamdan yararlanmak isteyen çakalın teki, YouTube denilen mecrada geçmiş kameranın karşısına, elindeki pisliği bana bulaştırmaya çabalıyor.

Elinde bir avuç pislik, üstüme sıçratmak için debeleniyor.

*

Şunun farkındayım:

*

Puslu havalar, tam çakalların havasıdır. Bu havalarda

Yazının Devamını Oku

Meyhane tebliğcileri

Kendilerine “Tebliğciler” adını veren bir grup var.

Bu grubun videoları dolaşıyordu dün sosyal medyada.

Yeni midir, eski midir? Bilmiyorum.

Üç beş sakallı, cübbeli adam...

Muhtemelen Samatya’ya gitmişler.

Ve başlamışlar tebliğe...

*

Hitapları gayet nazik.

Yazının Devamını Oku

En görgüsüz davranış listesinin bir numarası

“En görgüsüz davranışlar” diye bir liste yapmam istenseydi...

Aklıma şöyle bir seçenek gelmezdi:

*

“Plaja helikopterle inmek.”

*

Çünkü bana göre...


Yazının Devamını Oku

Artık hiç kimsede ‘Atıyoruz bari usturuplu atalım’ kaygısı yok

İki koca gazete manşet atmış:

“Çankırı’da oğluna Recep Tayyip ismini veren adam, bu ismi değiştirmek istedi. Nüfus müdürlüğüne başvurdu. Nüfus müdürlüğündeki görevli, ‘Bunu yapamam, beni sürerler’ dedi.”

*

Nedir bu haberin kaynağı?

Şudur:

CHP’nin hazırladığı bir rapor.

*

Güya CHP heyeti, Çankırı’ya gitmiş. Orada bir adamla karşılaşmış. Adam da onlara böyle bir şey demiş. Onlar da rapora yazmışlar.

*

Yazının Devamını Oku

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Kahrolası bir geyik: Doğulular şöyle batılılar böyle

Geçen akşam elimde kumanda, televizyon kanalları arasında minik bir gezintiye çıkmıştım.

Karşıma aniden büyük Türk düşünürlerinden Erol Mütercimler çıktı.



Şöyle bir şey diyordu:

*

“Doğu’da kuklacılık vardır... Batı’da ortaoyunu...”

Yazının Devamını Oku

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku