Takım egosunu yerleştiremedik

Türk basketbolunun, Avrupa'nın en iyilerinden biri olduğu kesin. Şu anda en iyisi olmaya çaba gösteriyoruz. Takım egosunu gerçekleştirirsek bu olur. <B>Türkiye</B>'de bu iddiada başka bir spor dalı yok.

MİLLİ Takımımız'ın Avrupa Şampiyonası'ndaki performansı basketbola son zamanlarda ilgi duyanlar için üzücü görünüyor. Ama basketbolu, geçmişinden bugüne kadar takip edenler için bu sonuç üzücü değil. Bundan 10 yıl önce Sırbistan'a yenilip üzüleceğiz desek, kimse inanmazdı. Sırbistan maçının ve belki de turnuvanın en çarpıcı sahnesi, Sırp oyuncuların ortada birleşip halay çekmeleriydi. O kadar çok sevindiler ki bizi yendiklerine. Onlar Türkiye'yi yendik diye seviniyorlarsa, bizim üzülmememiz lazım.

Önce çıkma şuuru

Bu turnuvada da gördük ki, bizim derdimiz kişisel egolar. Bakın Sırbistan takımına. Onlarda bir tane NBA oyuncusu var ve onlar bu oyuncuya ekstra şans verip kendi içlerinde eritmişler. Biz de ise 4-5 tane NBA ya da NBA oyuncusu ayarında basketbolcumuz var. Biz bu oyuncuların şuur altındaki öne çıkma huylarını yenemedik. Bu takıma, şahsi

ego yerine takım egosunu yerleştiremedik. Önce takım oyunu diyerek, oyuncunun kafasından bireysel istatistiği atmak kolay değil. Türkiye'de ‘‘Team ego’’ kavramı yok ne yazık ki. Basketbolun en büyük isimlerinden Bill Russel yıllarca bireysel istatistikleriyle zirveye oturmuştu. Russel bir kitap yazdı. Kitabında, ‘‘11 yıl şampiyon olduk. Basketbol hayatımda tek üzüldüğüm şey 12. şampiyonluğu kazanamamak oldu’’ diyor. İşte team ego kavramı bu. Önce takım. Ama tüm bunlara rağmen Türk basketbolunun, Avrupa'nın en iyilerinden biri olduğu kesin. Şu anda en iyisi olmaya çaba gösteriyoruz. Takım egosunu gerçekleştirirsek bu olur. Türkiye'de bu iddiada başka bir spor dalı yok.

Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda kenar yönetimin yanlışı yoktu. Ama handikapı vardı. Teknik yönetimle oyuncular uzun zaman birarada olursa bunun hem avantajları vardır, hem de dezavantajları. Uzun süre birliktelik, heyecan ve coşku faktörlerini bir dereceye kadar kısıtlıyor. Bunların yerini daha çok takım anlayışı ve özveri alıyor. Ama bu anlayışlar bazen öne çıkar, bazen çıkmaz.
X

Futbola Uyarı: Basketbol Geliyor

7 maçlık play-off final serisi maratonu 6 maçta sona erdi.

Beşiktaş’ta 37 sene sonra tekrar şampiyonluk kupasını havaya kaldırdı. Beşiktaş’ın bu şampiyonluğu çok önemli. Bu şampiyonluk sadece Beşiktaş’ı değil Türk basketbolunu da büyüttü. Biz bu başarıda başrolü oynayan Ergin Ataman’ı, Erdoğan Demirören’i ve başta Şeref Yalçın olmak üzere tüm yönetime sadece tebrik değil teşekkür de ediyoruz.

Önümüzdeki yıl bugüne kadar hiç görülmemiş çekişmeli iddialı bir lig bizi bekliyor. Çekişme artık sadece sahada değil tribünlere de sıçradı Beşiktaş taraftarları kısa bir süre önce basketbola sıcak bakmazdı. Çarşı Grubu Akatlar'ı bile doldurmaz iken son maçlarda basketbola ilgileri çok arttı. Oynadıkları her maçta tribünler Beşiktaş taraftarları ile doluydu. Önümüzdeki yıl Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları arasında da tribünleri doldurma yarışları başlayacak. Hep söylüyoruz. Türkiye de futbol bütün sporların önünü tıkar.

İlginç bir gelişmeden bahsetmeden geçemeyeceğim. İstanbul’da Yeniköy Spor Kulübü ücretsiz basketbol okulu açmak üzere küçük çocukların basketbol çalışmalarının yanı sıra İngilizce kursları da veriyor. Ama Yeniköy’de basketbol adamları endişeli. Yeterli sayıda katılım olacağından şüphe duyuyorlar. Haklılar da. Çünkü ücretsiz olan bu basketbol sahasında genç çocuklar para ödeyerek sahayı kiralıyor ve futbol oynuyorlar. Basketbolda Beşiktaş taraftarlarının tribünleri doldurmalarını bu futbol egomanyasından kurtulmanın ilk işareti oldu. Artık televizyon kanallarında basket programları artacak. Spor müdürleri basketbola sayfalarında hak ettiği yerleri verecekler.

Önümüzdeki Ankara Olimpiyat Elemeleri’ne bir Türk takımı da katılırsa Türk basketbolu inanılmaz bir patlama yapacak. Özetle basketbolumuz Beşiktaş’tan sonra Ankara’yı bekliyor.

Basketbol güç bir oyunudur ve kuralları çok karışıktır. Mesela basketbolda son zamanlarda gördüğümüz (hayat paylaşınca güzel) sloganının temsilcisidir. Takım sporlarının hepsinde pas uygulaması geçerlidir. Ama basketbolda pas sayısı sınırsızdır. En önemlisi ‘örme’ gibi birçok pozisyonda elinizdeki topu yanınızdaki arkadaşınızın eline verirsiniz. Paslaşma paylaşmayı öğretir. Çocukları egolarından kurtarır ve hayat paylaşınca güzel olur.

6. maçta kenarda Beşiktaş’ı 37 yıl önce şampiyon yapan birbirinden değerli eski basketbolcular vardı. Beşiktaş’ta eski basketbol adamları diğer kulüplerden daha çok biraradalar. Eğer bu grup bir DANIŞMA GRUBU olarak görev yaparsa Beşiktaş basketbolumuzda bir ilke daha imza atar. Çünkü bizim kulüplerimizde göreve gelenler çoğunlukla her şeyi kendileri yapmak eğilimindedirler. Biz her şeyi biliriz anlayışı geçerlidir. Beşiktaş’ın eski basketbolcularından oluşacak danışma grubu gerektiğinde sponsor bile bulur. Final oynayan iki takımımızda da farklı bir görünüm vardı. Beşiktaş Milangaz’da kenarda Türk koç ve sahada çoğunlukla yabancı oyuncu ağırlıktaydı. Anadolu Efes’te ise kenarda yunan koç yetkili iken sahada daha çok Türk oyuncular öne çıkıyorlardı. İki takımda da bu gidişe son vermek gerekmektedir. Beşiktaş kaliteli Türk oyuncu sayısını arttırmalıdır. Aksi takdirde önümüzdeki yıl Eurolig finali gerçekleşemez. Türk çocuğu heyecanlıdır sorumluluk onu gerilime sokar. Bu yüzden sayıları artmalı özgüvenleri gelişmelidir. Çünkü Türk oyuncular olumlu katkı vermeden şampiyonluk gelmez. Beşiktaş’ta Serdar ve Mehmet Yağmur gerilim içinde bekleneni veremezken Anadolu Efes galibiyete yakın takımdı. Bu ikilinin oyun sonlarında özgüven kazanması Beşiktaş’ı şampiyon yaptı bile diyebiliriz. Mehmet Yağmur bu ölü mevsimde şutunu müthiş geliştirirse Beşiktaş’ta kolay gözükmeyen bir yeniliğin öncüsü olabilir. Basketbolumuz çok şey kazanır. Çünkü tüm genç oyuncularda Mehmet Yağmur bu kadar iyi oynuyorsa biz de oynarız anlayışı yerleşebilir. Anadolu Efes’te ise maalesef durum dönüp dolaşıp yabancı koç anlayışına geliyor. Bugünlerde milli takım dahil bir çok kulüp gelecek sezon için yabancı koç arayışları içerisindeler.  Bence hepimizin bir mevsimde 3 kupayı kazanan Ergin Ataman örneğini hiç unutmamamız gerek.

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin Kerem Gönlüm

Play-off finalinin üçüncü maçı bir tur uzasa da biz de heyecanlı maçlar izlesek diye düşünen basketbol severlerin arzusu gerçekleşti.

Durum şimdi 2–1 ve salı günü oynanacak dördüncü maçın bugüne kadar oynanan maçlardan daha çekişmeli ve daha heyecanlı geçeceği belli oldu.

Anadolu Efes’te özellikle Türk oyuncularda üçüncü maçı kazanmak için büyük cesaret ve heyecan vardı. Sanki kendi aralarında konuşmuş karar vermiş ve yumruk olmuşlardı. Beşiktaş Milangaz’da ise oyuncular nasıl olsa biz galip geliriz fikrine inanmış ve bu inanç onları gevşetmişti. "Biz nasıl olsa oyun sonunda galip geliriz" diye düşündüklerinden Anadolu Efes’in son sekiz dakikada uyguladıkları zone savunmasına karşı etkili olamayıp maçı kaybettiler.

Anadolu Efes artık kendine geldi. Beşiktaş Milangaz ise dördüncü maçta bu gevşekliği tekrarlamayacaktır ve dördüncü maç bu yılın en çekişmeli ve en önemli maçı olacaktır.

Anadolu Efes’te ilk defa Türk oyuncular sorumluluğu yüklendiler; bunun sebebi nedir diye sorarsak cevabını Zouros verdi. Zouros’un, Koordinatör Çetin Yılmaz’ın yaptığı konuşmanın olumlu sonuçlarına teşekkürü ve bu konuşmanın Türk oyunculara ne kadar etkili olduğunu gösteriyordu. Bunun için hep soyunma odasında Türkçe konuşulmasından yanayız. Yabancı dil ile yapılan konuşmalar ve bunun tercümesi gerekli iletişimi oluşturmaz. Görünüşte, iletişim kurulsa bile güven ve inanç başarının temelidir. Yabancı dille bu sağlam temel kolay kolay kurulamaz.

Yazının Devamını Oku

7 maçlık maraton bizi bekliyor

Bütün lig boyunca play-off’ların çok çekişmeli geçeceğini söylerken yanılmamışız. Ama bu kadar çekişmeli, iddia dolu bir play-off da beklemiyorduk. Ligi ilk sırada bitiren takımlar Galatasaray Medical Park ve Banvit play-off finalinde yoklar.

Bugüne kadar oynanan hangi maç için yorumculardan tahminde bulunmaları istense, cevap hemen her maç için 51-49 oluyordu. Ama %51’ bile hangi takımın yeterli olduğunu söyleyemiyorlardı. Tabi tahminde zorlananlar arasında bende vardım ama beni maçların sonucu kadar, hatta daha da fazla ilgilendiren Türk oyuncuların performansları olduğu için yanılgılar beni çok üzmüyor.

Geçen hafta play-off’lar sırasında bizi sevindiren bir olay da değerli basketbol adamı Hurşit Baytok’un yazdığı “MOTION OFFENCE” (hareketli hücum) kitabının piyasaya çıkmasıydı. Ne mutlu bize ki Hurşit Baytok gibi hayatını basketbola adamış kıymetli basketbol adamlarımız var. Motion offence (hareketli hücum) anlayışı Türk basketbolu için en önemli konulardan biri. Eğer biz Türk çocuğunun çok daha iyi oyuncu olmasını istiyorsak Alt yapılarımızda hareketli hücumu temel anlayış olarak seçmeliyiz. Hareketli oyunda, oyuncunun ne yapacağını kendi seçme özgürlüğü vardır. Oyuncu rakip savunmayı okur ve gerekeni yapar. Bizde çoğunlukla kullanılan set oyunu (kurulu düzen) anlayışında ise oyuncu, koçun tebeşirle istediği hareketi yapmak zorundadır. Oyuncu koçun dediğini yapar. Yapmazsa kendini yedek sırasında bulur. Eskiden Türk basketbolunun büyük oyuncu yetiştirme kaynağı Ankara’ydı. Biz İstanbullu koçların başarısı Ankara’da oyuncu transferiyle ölçülürdü. Çünkü Ankara’da oyun anlayışı motion offence, İstanbul’da ise kumandan koçlar ve onların tebeşirleriydi. Sonradan motion offence anlayışı, Ankara’da da set offence’e dönüştü ve o günden beri biz Türkiye’de büyük oyuncu yetiştirmekte zorlanıyoruz. Hurşit Baytok oyunu okuma anlayışını (göz olanı, beyin olacağı görür diye) çok güzel anlatıyor. Bütün basketbol adamlarımızın birlikte tartışıp motion offence’e yeniden öncelik tanımamız şart. Çünkü set offence beyni geliştirmeyi önleyip sadece çizilen oyunları uygulayarak oyuncuları ROBOT HALE GETİRİR. Bu anlayıştan Avrupa’da ilk kurtulan ülke Litvanya oldu. Bizde oyuncuları serbest bırakmalıyız. Motion offence’in başka ismi (free play) serbest oyundur. Çocuklarımızın içlerindeki yeteneklerinin tümünü kullanmalarını istiyorsak onların beyinlerini tebeşirin hegemonyasından kurtarıp, serbest bırakmalıyız.

Play –off maçları takımlar için oyun kurucularının öneminin ne kadar büyük olduğunu gösteren maçlarla doluydu. Beşiktaş Milangaz - Galatasaray Medical Park serisinin sonuna doğru Beşiktaş Milangaz’ın diğer takımlara karşı en bariz üstünlüğü olan Pops Mensah-Bonsu, kenarda fazla kaldığı için beklenen verimi veremiyordu. Onu tekrar ayağa kaldıran Beşiktaş Milangaz’ın oyun kurucusu Carlos Arroyo oldu.  Arroyo, son iki maçta bütün dikkatini Pops Mensah-Bonsu’ya smaç vuracağı alley hoop pas vermeye odaklamıştı. Oyun kurucuların görevi yanındaki oyuncuları daha iyi oyuncu yapmak ve onlardan tam verim almayı sağlamaktır. Bonsu için smacın hayati önemi var. Smaç vurduktan sonra özgüveni artıyor ve başa çıkılmaz bir güç oluşturuyor. Son iki maçta Arroyo’nun asistleriyle smaç vurup kendine geldi ve takımını finale taşıdı. Galatasaray Medical Park’ta ise, yanındaki oyuncuları tam verimle oyuna sokma yeteneğine sahip Tutku Açık hiç sahaya çıkmadan kenardan maçları izledi. Aynı olay Anadolu Efes - Banvit serisinde de yaşandı. Banvit’in zaten süper star oyuncusu yok. Banvit’i zirveye taşıyan isimler arasında başta Chuck Davis ve Bayramoviç geliyor. Banvit oyun kurucuları, bu iki oyuncuya özgüven kazandıramadılar ve tam verim alamadılar. Banvit’in oyun kurucularından biri olan Lucas’ın 20 sayısı finale yetmedi. Basketbolda hep söylüyoruz. Savunma her gün daha da GÜÇLENİYOR SALDIRGAN OLUYOR. Eğer biz hücum oyuncularımızı da daha saldırgan yapmazsak yakında maçları izlerken sıkılabiliriz. Basketbolcuların saklayamayacakları tek yetenek iyi şutör olmalarıdır. İyi şutör olduğunuzu saklayamaz, gizleyemezsiniz. Bu yüzdende iyi şutör olduğunuz gün burnunuzun dibinde iyi bir savunmacı bulacağınız kaçınılmaz bir gerçek. Cenk Akyol ve Serkan Erdoğan bu dönemi yaşıyorlar. İkisinin de adam geçme yetenekleri sınırlı. Bu yüzden sıkı saldırgan savunmaları geçip, performanslarını (ÇOK YÖNLÜ OYUNCU) seviyesine çıkaramıyorlar. Genç basketbolcularımızın Cenk Akyol’u izlerken dikkat edecekleri bir yenilik var. O da tek elle hareketle şut. Eskiden JUMP SHOT böyle popüler olmadan, hareketle tek elle şut büyük bir hücum silahıydı ama tek elle şut giderek (GÖZYAŞI DAMLASI) dediğimiz o acayip şuta dönüştü. Halbuki tek elle hareketle şutu atarken duraklama olmadığı için çok ciddi bir hücum silahıdır. Bu silah yeniden kullanıma açılmak üzere olduğunu genç oyuncularımıza hatırlatırız.

Final serisinde yine dar ama derin kadrolu Beşiktaş Milangaz ile geniş kadrolu Anadolu Efes’i izleyeceğiz. Galatasaray Medical Park dar kadrolu Beşiktaş’a karşı baskı yapamayıp, onlara hücumda dinlenme fırsatı tanıdı. Zaman zaman zone savunma uyguladı. Anadolu Efes’in savunma anlayışında ise tam saha pres var. Beşiktaş Milangaz’ın bu güçlüğü aşı p aşamayacağı final serisinin anahtarı olacaktır. Mehmet Yağmur bazen çok iyi oynuyor, bazen de oyundan kayboluyor. Mehmet Yağmur bu serinin belirleyici faktörü olacaktır. Anadolu Efes’te ise Sasha Vujacic’e ihtiyaç var. Bence Sasha Vujacic, iyi savunma yapmadığı için tribüne yollanmasının dersini aldı. Oynayacağı maçlarla artık iyi savunma için ölümüne uğraşacağı büyük bir olasılık.

Son olarak gelelim Fenerbahçe Ülker’e, Aydın Örs olayına. Aydın Örs gibi kolay bulunmayacak basketbol efsanesi tribünde oturuyor ve biz onun yeteneklerinden tecrübesinden istifade edeceğimize onu kaybetmeye uğraşıyoruz. Bunu anlamak mümkün değil. Bugün Türkiye’de Ergin Ataman, Oktay Mahmuti, Orhun Ene gibi koçlara ihtiyaç var. Bu koçların hepsinin temelinde Aydın Örs’ten aldıkları dersler var. Bence yabancı koça meraklı yöneticilerden beklediğimiz son bir şey kaldı. Bugün Avrupa’nın en meşhur koçlarından Obradovic veya Ilkovic’den birini Türkiye’ye getirsinler ve biz Türk koçlarımızın bunlardan bile, kenarda bağırıp çağırmaktan başka öğreneceği bir şeylerin olmadığını son olarak görüp rahatlayalım.

Sevgiler saygılar…

Yazının Devamını Oku

BBL’de son turdayız

BBL’de bu hafta içinde finalistler belli olacak.

Bu hafta her gün maç var. Bizde maçları merakla izliyoruz. Ligde kalan son takımlar arasında sonuç ne olursa olsun, basketbolumuza en olumlu katkı yapan takımlar arasında Beşiktaş Milangaz ve Banvit var. Ergin Ataman ve Şeref Yalçın gösterdikleri sıcak ilgi ile önce Akatlar’ı şimdi de Sinan Erdem’i doldurdular. Beşiktaş Milangaz, NBA transferleriyle Türk basketbolunun adını Avrupa’da, ABD’de duyurdu. Son maçlarda Beşiktaş’ın yeni başkanı Fikret Orman’ı da tribünlerde heyecanla maçları izlerken görüyoruz. Beşiktaş Milangaz’ın artık Türk basketbolunda en büyük kulüpler arasındaki yeri tartışılmaz. Banvit ise bir kasaba kulübünden, BBL’de iki takım oynatarak tarihe geçti, yeri tartışılmaz.

KADRO GENİŞLİĞİ VE DERİNLİĞİ NEDİR?
Teknik konulara geçersek, final four’da şimdilik en çok zorlanan takım Galatasaray Medical Park. Galatasaray Medical Park’ın bu yıl Euroleague’e katılışı, BBL’nin normal bölümünü lider bitirişi, sarı-kırmızılıların ne kadar başarılı bir mevsim geçirdiklerinin ispatı. Ama play-off’un ilk maçlarında formlarının zirvesinde gözükmüyorlar. Galatasaray Medical Park’ın çok gelişmiş kadrosu var. İlk 12’ye giremeyip, tribünde oturan 2-3 oyuncu bile ligin herhangi bir takımının ilk beşinde oynayacak güçte oyuncular. Ama KADRO GENİŞLİĞİ VE DERİNLİĞİ kavramları birbirinden farklı anlayışlardır. Kadro genişliği birbirine benzer oyunculardan kurulu zengin kadrolara denir. Kadro derinliği ise birbirine benzeyen oyunculardan çok, birbirini görev olarak tamamlayan oyunculara denir. Kadro genişliğinin rotasyonlarda takıma fayda sağlaması, oyunun sonlarında zinde bir beş ile maçları bitirmenizi sağlar. Ama burada, ortada pek kolay gözükmeyen psikolojik faktörlerde devreye girebilir. Basketbolda beyinsel faktör, fiziksel faktöre göre 4’e 1 oranında güçlüdür. Basketbol takımınız birbirine benzeyen oyuculardan kurulu olduğunda, doğal olarak bütün oyuncuların arzuları, heyecanları sahada olmaktır. Yedek sırası onların moralini bozar ve farkında olmadan “BEN NE ZAMAN SAHADA OLACAĞIM” telaşı onların performanslarını sınırlar. Galatasaray Medical Park’ta bu yaşanıyor.ÖZETLE 1+1 HER ZAMAN 2 ETMİYOR.

TÜRKİYE'DE TAM SAHA BASKILI SAVUNMA YERLEŞMEDİ

Galatasaray Medical Park ülkemizde en iyi savunma yapan takım. Ender Arslan bile adamını tutarken saldırıp, tuttuğu adamı rahatsız etme çabası içinde. Hücumda da dikine hareketleri en çok gerçekleştiren takım Galatasaray Medical Park. Eğer oyuncuların set oyunlarında ayak bileklerine bir saat takılıp, o maçta kaç metre kat ettikleri kaydedebilseydi Galatasaray Medical Parklı oyuncuların saatlerindeki rakamlar her takımın göstergelerinden büyük olurdu. Kadro genişliğinin en etkili kullanılacağı yer savunmadır. Siz savunmanızı tam sahaya yayar, oyunu hızlandırırsanız; rakibe hücumda dinlenme imkânı vermezsiniz. Türkiye’de henüz bu TAM SAHA BASKILI SAVUNMA ve hızlı oyun anlayışı yerleşmedi. Rakip takımı tam sahada hırpalamaz, yarı saha savunmasında da rahat oynamasına fırsat tanırsanız, geniş kadronuzdan tam verim alamıyorsunuz demektir. Galatasaray Medical Park, bırakın tam saha saldırmayı, yarı sahada bile uzun süre zone savunma yaptı. Geleceği son maçları izlerken göreceğiz.

BEŞİKTAŞ'IN OYUNCULARININ HEPSİ TECRÜBELİ Beşiktaş Milangaz’da kadro çok sınırlı. 7 kişi ile oynuyorlar. Ama ilk beşte kim oynarsa oynasın, hepsi çok tecrübeli oyuncular. ROTASYON tarzı, oyuncuların ilk beşte uzun süre oynamalarını ve dolayısıyla özgüvenlerini arttırıyor. Bu yüzden hemen her maçta ÖZGÜVEN dolayısıyla (Marcelus Kemp hariç) kendilerinden bekleneni veriyorlar. Az rotasyon, Serhat Çetin ve Mehmet Yağmur’a yarıyor. Onlarda geniş rotasyonları olan takımda veremeyecekleri bir katkıyı, özgüvenleri sayesinde takımlarına veriyorlar. Ama David Hawkins’e özel bir parantez açmak istiyorum. David Hawkins HER EVE LAZIM cinsten komple bir oyuncu. Sayı atıyor, attırıyor, top taşıyor, pres yapıyor, kritik anlarda sayı atma sorumluluğunu yükleniyor. “Eğer David Hawkins, devşirme olup milli takımımızda oynasaydı Avrupa’da her takımı yenerdik” diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Beşiktaş Milangaz’ın devşirme oyuncusu Ersin Dağlı da çok faydalı oluyor. Ersin’in en ilginç yanı şut atarken topu ensesinden başlatıyor olması. Ersin’in şut atarkenki resmi (aman sakın böyle atmayın) diye bütün Türkiye’de gençlere dağıtılacak nitelikte. Ama Ersin ensesinden attığı şutları bile sokuyor. Bu da Ersin’in inanılmayacak kadar çok şut atarak, basketbol kaidelerini bozup yinede başarılı olmasının bir ispatı.

ANADOLU EFES SAVUNMADA ÇOK GAYRETLİAnadolu Efes'in başında Yunan koç Ilias Zouros var. Zouros, savunma ağırlıklı bir koç. Onun savunmaya inancının ispatı, çok iyi bir şutör olan NBA oyuncusu Sasha Vujacic’i kadroya almayışı. İyi bir hücum oyuncusu olan ama savunmada yetersiz kalan Vujacic’in kadroya alınmayışı, diğer oyunculara da savunmanın Zouros için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. Bu yüzden Anadolu Efes savunmada çok gayretli. Tabi Doğuş Balbay’ın ismini de bu savunma gayretine eklemek gerek. Ama biz, Türk çocuğunun şuta ne kadar yetenekli olduğunu söyleyerek yıllarımız geçirdik. Türkiye’de bizi bu konuda ilk şüpheye düşüren oyuncu Doğuş Balbay oldu. Doğuş, şut atamıyor, sokamıyor. Onu tutan oyuncular bütün maç adeta zone savunma yapıyor. Böylece Doğuş, 4 kişi adam adama, 1 kişi zone gibi basketbolda hiç olmayan bir sistemin kurucusu olmak durumunda. Türk basketbolunun Doğuş’un şutunu geliştirmesine çok ihtiyacı var. Doğuş, eğer Cenk Akyol gibi şut atsaydı. Bugün basketbolu nerelerde olurdu bunu düşünmek bile üzücü.

ORHUN ENE YILDIZSIZ TAKIMI ZİRVEYE TAŞIYOR

Yazının Devamını Oku

Saldırgan savunma geliyor

Uluslararası Genç Nike Şampiyonası’nda, Euroleague final-four kadar her tür maçların oynandığı basketbol dolu bir hafta yaşadık.

İsterseniz önce gençlerin Nike turnuvasından başlayalım. Bu turnuvada Efes ve Fenerbahçe, Çin takımı, Yugoslav kökenli takımlardan hemen hepsi, Litvanyalılar ve İspanyollalar vardı. Turnuvayı Litvanyalılar kazandı. Beni en çok şaşırtan şey genç takımlardaki savunma gayreti oldu. Dünya basketbolunda savunma giderek dozunu arttırıyor. İyi hücum oyuncusu olmak, her gün daha güçleşiyor. Genç takımlar adam adama savunma yaptıklarında o kadar çabuk ve saldırgan oynuyorlar ki sahada 6-7 oyuncuyla oynuyorlar izlenimi veriyor. İkili sıkıştırmalar birbirlerini izliyor. Eskiden iyi savunmacı olmak için duruş (stance) yeterliydi. Dizlerinizi kırar, kollarınızı açar ve savunma duruşunu sağlardınız. Buna elleri, kolları harekete geçirip rakip oyuncunun elindeki topu kapmak veya en azından rahatsız etmek eklendi. Gençlerde ise ayaklarda hareket halinde. Oyuncular ayakları üzerinde adeta kükrüyorlar ve hem savunmada hareketleri hızlanıyor hem de daha saldırgan oluyorlar. Bu yüzden de 5 kişi savunma yaparken 7 kişi görüntüsü veriyorlar. Artık tüm oyuncular hücum silahlarını geliştirmek zorunda. Daha çabuk şut atmak, daha çok ve çabuk hareket etmek şart. Daha iyi dribbling yapmazsanız, ikili sıkıştırmalardan çıkamayacaksınız. Bugün iyi dribbling yapmanın göstergesi ikili sıkıştırmalar arasından dribblingle geçmek olarak gösteriliyor. Yakında ikili sıkıştırmalar arasından geçemeyen guard kalmayacak. Kim geçemiyorsa maçları kenardan izlemek zorunda kalacak. Özetle hücum oyuncularının da gelişmesi şart. Yoksa 60 SAYI ATAN TAKIM MAÇLARI KAZANACAK. Bu gerçek yaklaşırken daha iyi oyuncu, büyük oyucu yetiştirmek zorlaşıyor. Türk basketbolu bunu önceden kestirip antrenmanlarını yoğunlaştırıp hızlandırmalıdır.

Anı yaşayın

Basketbolda yeni bir kavram gelişti: “Savunmada başka bir şey düşünmeyip sadece savunmaya odaklanıp O ANI YAŞAMAK” Basketbolun %25 fiziksel, %75 beyinseldir diyenler giderek haklı çıkıyor. Eğer siz takımınız topu kaybettiği anda beyninizi boşaltıp, sadece savunmayı düşünüyorsanız takımlarda yer alabilirsiniz. Hakemlerin kararları, kaçırdığınız faul atışı hala beyninizde ise o anı yaşamıyor, geçmişle uğraşıyorsunuz demektir. Bunlara iyi savunmacı denmiyor. Genç takım koçlarının birçoğu antrenman maçlarında mola alıp, oyuncularına “Eğer bu 24 saniyede sayı yemezseniz. Size ayakkabı hatta elbise alacağız” diyorlar. Tabi savunma oyuncuları da o 24 saniyede coşup, bağırıp, çağırıp, ölümüne savuma yaparken sadece ve sadece o anı yaşayıp sayı yememekten başka bir şey düşünmüyorlar ve korkunç savaşıyorlar. Bu 24 saniye filme alınıp oyunculara nasıl savaştıkları gösteriliyor. “İşte sizden tüm oyun boyunca beklenen oyun budur ANI YAŞAYIP SAVAŞIN bunu bütün oyuna yayın şampiyon olalım” diyorlar.

Son bir notla bu konuyu kapatalım. Genç Çin takımı oyuncuları maç sırasında oyundan çıkarken sahaya dönüp, ellerini kollarını uzatıp eğilerek oyuna hürmetlerini sergiliyorlardı. Bu da onların basketbolu ne kadar sevdiklerinin ve gelişmeye ne kadar kararlı olduklarının bir kanıtı.

Cem'e haksızlık ediliyor

Ben kulüplerimizin iç işlerine karışmayı sevmem ama bazı konulara da değinmeden edemeyeceğim. Galatasaray’da CEM AKDAĞ’A HAKSIZLIK EDİLİYOR. Galatasaray’ın Cem Akdağ’a moral borcu var. Cem, Galatasaray’ın en zor günlerinde sorumluluk alıp, hizmet etti. Cem gibi bilgili, kişilikli koç çok az. Bayan takımı olmasa da Galatasaray kulübü Cem’i danışman olarak veya oyuncu geliştirme koçu yaparak bünyesine katmalıdır.

Gelelim Nihat İziç’e. Nihat’ı maç sırasında seyretmek insanı korkutuyor. Çünkü o hep bağırıyor ve oyuncularını azarlıyor. Ama Tofaş sadece otomobil fabrikası iken onu BASKETBOLCU YETİŞTİRME FABRİKASI yapan Nihat İziç. Ona da haksızlık etmeyelim.

Yazının Devamını Oku

Efsane başkanımızı kaybettik

Profesör Doktor Ali Uras o kadar özel o kadar kişilikli ve yaratıcı bir insandı ki, onu tarif edecek kelime bulamıyorum.

Türk basketbolunun temeline inenler her adımda onun ismine rastlayacaktır. Bugün, ben sadece EFSANE demekle yetiniyorum. Türk basketbolunun gelmiş geçmiş en büyük ismi Ali Uras ağabeyimize tanrıdan rahmet diliyoruz

 

Play-offlar başladı. Sadece futbolda değil NBA’de de son seri maçları oynanıyor. NBA’de play-offlarda maç kazanılması için 2 şart öne sürülür. Birinci şart, normal ligdeki savunmalardan daha iyisini yapmaktır. İkincisi ise lider vasıflı oyun kurucuların öne çıkması şartıdır. Bu kurallar NBA’de geçerli gibi gözüküyor. Savunmalar çok sertleşti. Oyun kurucular arasında ise San Antonio Spurs’un Fransız oyuncusu Tony Parker daha ilk maçtan itibaren MVP adayı gösteriliyor. Ben bizim genç oyuncularımıza ve genç antrenörlerimize Tony Parker’ı dikkatle izlemelerini öneriyorum. Bizde dribblingle adam geçmek kavramı, yön değiştirmekle sınırlıdır. Parker buna bir yenisi ekledi. Sürat değiştiriyor. Hızla dribbling yaparken aniden duraklıyor, onu tutan adam da yavaşlayınca bir anda hızlanıp adamını geçiyor. Ayrıca vücudunun belden yukarısıyla aldatmalar yapıyor. Adeta futboldaki çalımlara benzeyen feyklerle herkesi geçiyor. Ona ÇİFT SÜRATLİ oyuncu deniyor. Yavaşlamayla, deparı ve bunun tersi deparla, yavaşlamayı birleştirip çift hızlı oyuncu kavramını gerçekleştiriyor.

 

Daha iyi savunma anlayışını ise SAĞLAM SAVUNMA yerine SALDIRGAN SAVUNMAya geçmekle başlıyor. Siz tuttuğunuz adamın sizi geçmesini önlüyor, o daha topu tutmadan ona saldırıyorsunuz. Top onun elinde silah olmaktan çıkıp, başına dert (problem) oluyor. Bunun için 1’e 1 antrenmanlarda tutuğunuz adamın elindeki topa faul yapmadan kaç kere değdiğiniz sayılıyor. Özetle topu seyretmiyor saldırıyorsunuz. Bu vasfı bizim play-offlarda en iyi gerçekleştiren oyuncu Galatasaray’dan Göksenin Köksal. Onun tuttuğu adam, elindeki topu kaybetmemek için (bu bela da nereden başıma çıktı?) diye düşünmekten hücum gücünü kaybediyor. Beşiktaş Milangaz – Fenerbahçe Ülker maçında da Ömer Onan saldırgan savunmanın temsilcisi oldu ve Beşiktaş Milangaz’ın lideri Carlos Arroyo’ya saldırdı. Uzun süre onun hücum gücünü sınırladı. Carlos Arroyo iyi faul atan bir oyuncu ama Ömer’in saldırganlığında özverisini kaybedip faulleri bile sokamadı. Bir takımın lideri faulleri sokamazsa bu diğer oyunculara da yansır. Bu yüzden Beşiktaş Milangaz bu yılki en kötü faul yüzdesi ile oyunu sürdürdü. Ömer savunmada kazandığı özgüvenle maçın en skorer ismiydi. Ama ondan bütün oyun bunu beklemek yanlış ve haksızlıktı. Spahija onu hiç dinlendirmedi ve Ömer’in faul sayısı arttıkça saldırganlığı azaldı. Rakip takımda ise Ergin Ataman lider Arroyo’yu dinlendirip oyunun sonuna sakladı. Bu taktiğe, şansın da Arroyo’nun yanında oluşu eklenince Arroyo son saniyede attığı 3 sayılık şut ile oyunu uzatmaya taşıdı. Bir lider olarak maçı kazandırdı diyebiliriz. Arroyo, Ömer’in faulleri azken 6 sayı atmıştı ama fauller çoğalınca oyunu 20 sayıda tamamladı.

 

İyi takım savunmasında ölçü rakibin boyalı alana (3 saniye çizgisinin içine) girmesini azaltmaktır. Basketbolda hücum artık sadece pick and roll oyununa dönüştü. Başka hemen hemen tüm oyunlar önemini kaybetti. Pick and rollün en büyük özelliği hücum oyuncularının rakibin 3 saniye çizgisine girmesi ve smaç fırsatı yaratmasıdır. Ama bu artık yetmiyor. Bugün internette hangi sayfaya girseniz pick and roll savunmasına ait her gün yeni bilgiler ve taktikler vardır. Basketbolda savunmanın özü artık (birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için) sloganıyla özetleniyor. Siz, tuttuğunuz adamla ölümüne savaşarak sizi geçip diğer 4 kişiyi probleme sokmamak için uğraşıyorsunuz. Arkadaki 4 oyuncu ise adeta bir yumruk olup “korkma, geçerse biz varız” diyor. Basketbolda hücumun başarısı artık bu 3 saniye çizgisi etrafında oluşan yumruk şeklindeki savunmayı parçalamaktan geçiyor. Sizler guard olarak pası önünüzdeki forvete verip sahanın aynı köşesine gidiyorsanız, yumruğa teğet geçiyorsunuz demektir. Yumruk, teğet hareketlerle parçalanmaz. Bu yüzden sadece dribblingle adamı geçip yumruğu delmek ve parçalamak yetmiyor. Topu, daha ilk pastan sonra rakip takımın pota dibine topsuz kat eden ve oradan neresi boşsa oraya giden oyunculara ihtiyaç var. Sizi savunan yumruğu topsuz katlarla parçalarsanız rakip takımın savunma gücünü azaltırsınız. Böylece turnike bulmanız kolaylaşır. Yumruk daha sıkıştıkça, köşelerden bulacağınız boş 3 sayılık şut pozisyonlarının sayısı artıyor. Dikine hareketler, paralel yer değiştirmelere karşı yapılan ve adam değiştirerek uygulanan savunmaları geçersiz kılıyor. Bu yüzden bir takımın hücumda kaç kere paralel ve kaç kere dikey topsuz hareket ettiği sayılıyor. Yumruğu parçalayıcı dikine hareketleri daha çok yapan takım maçları kazanıyor.

 

Yazının Devamını Oku

Tebrikler Beşiktaş’a

Basketbolumuzun uzun yıllardır hasret kaldığı Avrupa kupalarından birini kazandık.

Çok mutlu ve guruluyuz. Avrupa’da Türk basketbolunun adını tanıtmak ve gücünü kanıtlamak yolunda bir adım daha attık. Hem Ergin Ataman’ı hem de Beşiktaş yönetimini candan kutluyoruz.

Ergin, Beşiktaş’ın başına geçtikten sonra çok önemli katkılar yaptı. Önce, daha ziyade futbola yönelik Beşiktaş yönetimini ve hatta taraftarlarını basketbola yeniden kazandırdı. Akatlar’ı doldurdu. Sonra, Beşiktaş’ı bu yıl Türkiye’de en başarılı takımlardan biri yaptı. Ergin Ataman’ın koçluk kişiliği de çok gelişti. Biz koçlarımızın (ben her şeyi bilirim) anlayışı ve maç sonlarındaki hakemleri ezen ve üzen davranışları yüzünden, genç antrenörlerimize örnek göstereceğimiz model koçlar bulmakta zorlanıyoruz. Ergin burada, hele baba olduktan sonraki tutumuyla, ideal bir örnek olma yolunda ilerliyor. Ergin, sadece Akatlar’ı doldurmakla kalmadı. Macaristan’daki final maçında topladığı heyecanlı taraftarlar sayesinde takıma moral kazandırdı.

Ergin, Allen Iverson ve Deron Williams’ı getirerek Beşiktaş ismini Avrupa’ya, hatta dünyaya tanıttı. Deron Williams gidince Carlos Arroyo’yu bularak oyuncu seçmede ne kadar başarılı olduğunu kanıtladı. Diğer bir transfer Pops Mensah Bonsu oldu. Bonsu eğer Euroleague takımlarımızdan birinde oynasa, yakında başlayacak Sinan Erdem’deki final fourda tartışmasız bir Türk takımı olur ve biz maçları izlerken üzülmezdik. Onun tek talihsizliği, Can Akın’ın sakatlanması oldu ve takımdaki Türk oyuncu sayısı azaldı. Bu gerçeği Macaristan’daki Eurochallenge final fourunda gördük. Beşiktaş oynadığı son iki maçta 64+91= 155 sayı attı. “Bu sayıların kaçını Türkler attı?” diye soracaksanız lütfen sormayın çünkü bu cevap 0 olacaktır. Bütün sayıları yabancı oyuncular attı. Bu da bize Türk basketbolunun iyi, hatta çok iyi Türk oyunculara ne kadar ihtiyacı olduğunu rakamlarla açıkladı. Beşiktaş, son maçta şampiyon olurken takımda uzun süre tek bir Türk oyuncu bile yoktu. Bu durumun Beşiktaş’ın başarısına zarar verdiği söylenemez.  Ama artık Ergin Ataman’ı çok önemli bir görev daha bekliyor: Yıldız türk oyuncu yetişmesine katkıda bulunmak.

Çok sayıda iyi basketbolcu yetiştirmenin yolunun teknik kadroya, görevi sadece oyuncuları daha iyi oyuncu yapmak olan (oyuncu geliştirme koçu) anlayışını ve uygulamasını gerçekleştirerek yapılabileceğini uzun süredir tekrarlıyoruz. Ama bunda başarılı olduğumuz söylenemez. Bugün Türkiye’de hemen her takımda asistan koçların görevi, koçun her dediğine evet demek ve taktik tahtasındaki tebeşirleri silmekle sınırlı. Halbuki çok değerli asistan koçlarımız var. Bu gidişe bir son vermeliyiz. Eğer (oyuncu geliştirme koçları) göreve başlarsa çok şey değişecektir. Bu koçların ilk uygulamaları antrenmanları filme almak ve istatistik tutmak olacaktır. Oyuncular, kendilerini ancak antrenmanlarda çekilen filmlerle tanıma fırsatı bulurlar. Maç filmleri yetersizdir. Ayrıca güvenilir bir oyuncun ilk yapacağı iş kendisi için bir not defteri tutmak olacaktır. Bu defterde oyuncunun neleri iyi yapıp, neleri iyi yapmadığı yazılacaktır. Oyuncular daha iyi oyuncu olmaya karar verdikleri gün, iyi yapamadıkları şeyleri rakamlarla geliştirmenin heyecanını yaşayacaklardır.

Konu çok derin ama basit 1-2 örnekle konuşalım. Bir basketbolcunun en önemli silahı beynidir. “Ben iyi savunmacı olacağım” diyen oyuncunun ilk yapacağı şey antrenmanlarda hücumdan geriye dönerken yapacağı depar sayısıdır. Eğer fast-breaklerde depar yapıyor ama geri dönerken aynı deparı yapmıyorsanız iyi savunmacı olamazsınız. Eğer bu oyuncuların antrenmanları filme alınırsa bu ve buna benzer vasıfların kazanılması kaçınılmaz olur. Bir başka örnek, iyi savunmacıların hemen hepsinin dizlerinde top kapmak için balıklama yere atladıklarında aldıkları yaraların izi vardır. Sizin diziniz pırıl pırıl ise tekrar düşünmelisiniz. Basketbolunuzu geliştirmek için en kolay ama çok etkili yollardan biri de televizyonda film izlemektir. Televizyonda film izlemek seyirciler ve oyuncular için çok farklıdır. Eğer siz gözünüzü toptan ayıramıyor hep topu izliyorsanız, sadece iyi bir seyircisiniz demektir. Oyunu izlerken tam sahayı görmeniz gerekirdi. Bunun için ölçü hakemlerdir. Eğer hakemleri sadece faullerde veya tartışmalarda görüyorsanız, iyi bir seyirci olamazsınız. Top elinde olan adamın ne yapacağını önceden tahmin etmek sizin oyunu okuma yeteneğinizi arttırır. İkili oyunlarda içeri kaçmaları önceden tahmin ediyorsanız iyi bir oyuncu olma yolundasınız demektir. Hele NBA maçları seyrederken son zamanlarda moda olan alley-huup pasları vereni ve smaç vuran oyuncuları önceden kestirebiliyorsanız, basketbolu seyrederken bile daha iyi oyuncu oluyorsunuz demektir.

Konu daha iyi anlaşılsın diye bir örnek vereyim. Furkan gelmiş geçmiş en iyi ribaundculardan biri olma yeteneğine sahip. Bu yeteneğin temelinde Furkan’ın her atılan şutta topu havadayken seyretmeyip, harekete geçmesi var. Furkan, top daha arkadaşının elindeyken şut atacağını önceden sezip ribaunda koşan ender oyuncularımızdan biri. Buna topu çembere çarpıp nereye gideceğine dair içgüdüsünü ekleyince, ribaund kralı olma yolunda hep ön sıralarda olacak. Not defterinizde bir antrenman maçında kaç kere box out yapıp sizi tutan rakibin önüne geçtiğinizi de yazabilirsiniz. Bütün bu sayılar eninde sonunda koçunuzun da dikkatini çekecek ve sizin oyunda kalma sürenizi arttıracaktır. İyi bir oyuncu olmanın yolu oyuncunun kendini tanımasıyla başlar. Koç önce bir taktisyendir. Taktik olarak maç kazandırmak hep öndedir. Hatta çoğu zaman koçlar maç kazanma gayesiyle yaşarlar. (Oyuncu geliştirme koçunun) yaşam gayesi ise maç kazanmak değil oyuncu kazandırmaktır. Eğer Ergin Ataman Beşiktaş’ta (oyuncu geliştirme koçu) anlayışını uygulamaya getirirse Türk basketbol tarihinde çok yukarılarda ve çok özel olur.

Yazının Devamını Oku

Basketbolumuz Trabzonspor’u bekliyor

Sonunda korktuğumuz olay, Trabzonspor’un küme düşmesi gerçekleşti.

 Biz basketbol adamları, tam bir spor şehri olan Trabzon’un basketbolda birinci lige çıktığında çok sevinmiştik. Trabzonlu gençlerin heyecanlı, iddialı ve yetenekli olduklarını bildiğimiz için, Trabzonspor’un Türk basketboluna büyük katkı yapacağına inanıyorduk. Hala inanıyoruz. Ama bu beklenti yine zamana yayıldı. Trabzon’da basketbolun büyümesi Türk basketbolunun büyümesiyle eş anlamı olacaktır. Bu yüzden biz basketbol adamları olarak Trabzonspor yönetiminden yine çok güçlü bir gayret bekliyoruz. Bu küme düşmeden eğer bir DERS ÇIKARILMIŞSA, Trabzonspor basketbola kaldığı yerden çok yukarıda ve ileride başlayabilir. Takımın başında İNANÇLI, HIRSLI bilgili kendini basketbola adamış koç Halil Üner var. İkinci ligde sadece 1 yabancı oyuncu sahada olabiliyor. Diğeri kenarda oturuyor. Trabzonluların yapacağı şey, çok yetenekli Türk oyuncular yetiştirmek veya transfer etmek olmalıdır. Son Beşiktaş Milangaz maçında tüm Türk oyuncuların attıkları sayıların toplamı, bir tek yabancı oyuncunun sayısı kadardı. Trabzonspor’un takımın temelini oluşturacak Türk oyunculara ihtiyacı var. Bunun için de zamanları var. Biz, Trabzonspor’un çok daha güçlü bir kadroyla yeniden Beko Basketbol Ligi’nde görmek için şimdiden heyecan içindeyiz.

Geçen haftanın en önemli maçlarından diğerin de Olin Edirne başarıya ulaştı ve kümede kaldı. Türk basketbolu Olin gibi sponsorlara, Edirne gibi spor heyecanı yaşayan şehirlere ihtiyacı var. Olin Edirne yönetimini ve koç Gökhan Taştimur’u tebrik ediyoruz.

Diğer bir önemli karşılaşma Fenerbahçe – Anadolu Efes maçını canlı izledik. İki takımın da yabancı koçlarla yönetilmesi maçın önemini arttırmıştı. Bizim yabancı koçlardan öğrenebileceğimiz bir şey var mı konusunu bir kez daha yerinde izledik. Anadolu Efes’in koçu Zouras’ın tipik bir Yugoslav kökenli koç gibi durmadan hakemlere itiraz edip, durmadan bağırıp çağırması beni şaşırttı. Ben, bu kadar bağırıp çağıran koçların sadece Yugoslav kökenli koçlar olduğunu sanırdım. Yanılmışım. Yunan koç Zouras, Spahija ile bağırıp çağırmada rekabet edecek koçlar arasında ilk sırada. Basketbolu seyretmek giderek güçleşiyor. Kenarda hakemin her kararına itiraz eden koçlardan gözünüzü alamıyorsunuz. Bir maçta hakemlere İTİRAZ SAYISI REKORUNDA yabancı koçlarımız sayesinde çok iddialıyız. İş bununla bitmiyor. Koçlardan başlayan isyan, oyunculara da yansıyor. Onlar da hakemlere yaptıkları itirazları, koçlarından aldıkları cesaretle sahada tekrarlıyor. Böylece kargaşa büyüyor. Bu, tabii onların oyun performanslarını düşürüyor. Örneğin Oğuz Savaş’ı ele alalım. Oğuz Savaş yüzü potaya dönük şut atabilen ender pivotlardan biri. Sırtı potaya dönük pivot yetenekleri, Avrupa’da en iyiler arasında. Ama o aleyhine çalınan her karara itiraz edip konsantrasyonunu kaybederek sahadaki etkisini kaybediyor. Olay burada da bitmiyor. Oyuncuların hakemlere durmadan itirazları tribünlere de yansıyor. Tribünlerdeki gençlerimizin bu yüzden basketbol bilgileri, sevgileri gelişmiyor. Sahadaki kargaşaya gösterdikleri reaksiyon ise sadece 3 harflik: YUH. Yuhalamaların sonunda da sahaya atılan yabancı maddeleri görüyoruz. Hakemler de ROBOT DEĞİLLER, kıymetli spor adamları. Onlar da insan. Kendilerine yapılan itirazdan etkileniyorlar. Ve farkında olmadan bir sonraki en küçük harekette faul, steps veya top taşıma çalıp kendilerini haklı çıkarıyorlar. Özetle oyun seyredilmez oluyor. Bu kargaşanın temelinde koçlar var. Koçluk basketbolun en saygı duyulacak görevidir. Onların, saygı kazanmaları için kenardan hakeme itiraza ihtiyaçları yoktur. Hele oyunculara bağırıp çağırmaya hiç yoktur. Oyuncuların koçlarına duydukları SAYGI YOLU, SEVGİDEN GEÇER. Peki hakemlere itiraz eden sadece yabancı koçlar mı? Türk koçlarının içinde de hakeme itiraz eden koç yok mu? diye soruyorsanız haklısınız. Bizim koçlarımız arasında da aynı yolda olanlar mevcut. Ama onlarla Türkçe konuştuğumuz için anlaşma imkanımız var. Üstelik Türk koçların içinde örnek alınacak AYDIN ÖRS gibi kişili koçlar var. Siz, Aydın Örs’ün hakemlere ve oyuncularına sevgi saygı içeren ama disiplinli olan davranışlarını hatırlayın yeter. Genç koçlarımız arasında da saygı ve sevgi dolu davranışlarıyla öne çıkan birçok koç var. Bunların başında giderek olgunlaşan, tecrübe kazanan Orhun Ene’yi sayabiliriz. Genç takım koçlarımız arasında da birçok kaliteli koçlarımız var. Fakat biz bu hakemlere itiraz konusuna bir çare bulamazsak onların da ileride kendilerine yabancı koçları örnek alma ihtimalleri çok yüksek. Anadolu Efes - Fenerbahçe maçında bir kez daha gördük. Tüm genç takım koçlarımızın yabancı koçlardan öğrenebilecekleri tek bir şey var: O da ONLARA BENZEMEMEK onlar gibi olmamak. Bu yüzden başta hakemler sonra tüm basketbol adamları sevgi ve saygıyı basketbol sahasına indirmenin ve tribünlere yaymanın çarelerini aramalıyız. Eğer siz şimdi Orhun Ene’nin yerine milli takıma yeniden Tanjevic geliyor diyorsanız, şimdilik buna cevabım çok kısa olacaktır: BİR BU EKSİKTİ. Tanjevic, Türk basketboluna faydalı oldu. Hep söylüyorum. Tanjevic kenarda bağırıp çağırarak Türk basketbolunda savunmayı uyandırdı, güçlendirdi. Ama Tanjevic’e yeniden sahada sorumluluk vermek çok yanlış olur. Tekrarlıyorum, özellikle milli takım soyunma odalarında TÜRKÇE KONUŞULMALIDIR. Yoksa kısa bir süre sonra sadece Spahija ile değil koçlarla el sıkışacak tek bir hakem hatta oyuncu bile bulamayız.

Sevgiler saygılar…

Yazının Devamını Oku

Basketbolcunun gayesi her gün daha iyi oyuncu olmaktır

Geçen haftaki yazımda düşündüklerimi, fikirlerimi iyi açıklayamadığımı gelen yorumlardan anladım. İyi anlatamadığım iki konu var.

İlki siyah koçlarla ilgili. Diğeri ise iyi oyuncu ile büyük oyuncu farkı konuları. Bugün artık Türkiye’de basketbolumuzda savunma sorun olmaktan çıktı. Hemen her takımımız, oldukça iyi ve sert savunma yapabiliyorlar. Eskiden hücumdaki en iyi oyuncularımız bile savunmayı tenefüse çıkma sayıp, savunmada dinlenmeyi seçerlerdi. Hatta farkında olmadan, sıkıntıdan “Şu savunma bitse de artık hücumda geçsek” diye beklerlerdi. Başta Tanjevic ve Yugoslav kökenli koçlar, kenarda durmadan bağırıp, çağırarak savunmada tetik (alert) olmayı ve savunmaya odaklanmayı basketbolumuza eklediler. Savunma giderek savaşma anlamına doğru ilerliyor. Ama hücumda Avrupa’nın zirvesine çıkmak için, büyük yıldız oyunculara ihtiyacımız var. Bunu gerçekleştirmede zorlanıyoruz. Oyuncu yetiştiriyoruz ama onları yeteneklerinin tümünü kullanacak kadar geliştiremiyoruz. Bunun çaresinin yıllardır (oyuncu geliştirme koçu) uygulamasının yerleşmesi olduğunu söylesek de henüz bu konuda bir gelişme yok. Bu yüzden de birçok iyi oyuncu yetiştiriyoruz ama sıra büyük oyuncularımızı saymaya geldiğinde birbirimize bakıyoruz. Hele bugün, giderek artan yabancı oyuncu sayısı yüzünden büyük oyuncu yetiştirmek daha da zor. Bunun için kestirme ama etkili yeniliklere ihtiyacımız var.

 

Türk çocuğunun şutu iyi ama Avrupa’da gençlerin şuta yatkın olduğu birçok ülke var. Savunma geliştikçe boş şut pozisyonu bulmak giderek zorlaşıyor. Bu yüzden dribblingle adam geçme, sürat ve yön değiştirme gibi birçok hüner ve mahareti geliştirmemiz şart. Hep söylüyoruz. Sadece biz değil, bütün Avrupa’daki beyaz oyuncular genç takımlarında yeteri kadar 1e1 oyuna konsantre olmadıkları için, kendilerine sayı fırsatı yaratmakta zorlanıyorlar. Siyah oyuncular ise çocukluklarından itibaren sadece sahada değil arsalarda bile 1e1 oynayarak büyüyorlar. Adale yapıları olarak zaten çabuklar. Çabukluğa top kullanma yeteneklerini geliştirip, eklediklerinde tutulması çok zor oyuncu oluyorlar. Bugün ABD’de kolej takımlarının tümünde en az 8–10 tane siyah oyuncu var. Basketbol siyahların sporu olma adına hızla ilerliyor. Avrupa’da bu henüz çok belli değil. Ama bir gün yabancı oyuncu sayısı sınırı kaldırılırsa Avrupa’da da takımların rengi siyah olabilir. Bu yüzden ben Türk çocuğuna, siyahların 1e1 adam geçme yeteneklerini eklemekten yanayım. Ben Türk çocuğunun 1e1’ini geliştirirse, basketbolumuzun Avrupa’nın en iyisi olacağına inanıyorum. Bunu Türk koçlarla yapmak çok zor. Zira Türk koçlarda oyunculukları sırasında bu özelliklerini geliştirmenin fırsatını bulamamışlardı. Ben, siyah asistan koçları getirirsek, onlara maçlarda hiçbir yetki verilmesinden yana değilim. Maçlara çıkmasalar bile bir şey kaybetmeyiz. Ama gençlerimize hafta arası hele ölü mevsimde karşılıklı oynayarak çok fayda sağlarlar. Tekrarlıyorum 1e1’i anlatarak, film göstererek öğretemiyoruz. Bunun en geçerli yolu siyah asistan koçlarla karşılıklı oynamaktır

 

AMAÇ DAHA İYİ OLMAK

 

İkinci konu ise en az bu kadar önemli. Biz artık gençlerimizin yeteneklerinin tümünü kullanmalarını sağlayamıyoruz. Oyuncu yetiştiriyoruz ama oyuncu geliştirip, onları iyi oyunculuktan, çok iyi oyuncu (büyük oyuncu) seviyesine çıkartamıyoruz. Bu yüzden de gençlerimiz yeteneklerinin tümünü kullanmadan yaşlanıp, basketbolu bırakıyorlar. Yeniliklere açık olmalıyız. Yeteneklerinin tümünü kullanmanın yolu gençler için (kendilerini tanımakla) başlıyor. Hep söyleniyor, bugün antrenmanları filme almıyor ve istatistik tutmuyorsanız, boşuna antrenman yapmayın deniyor. Ben, Türkiye’de antrenmanlarının filme alındığı bir kulüp henüz duymadım. Salona çıkıp oynamak ile sert ve sıkı antrenman arasındaki farkı artık anlamalıyız. Oynama ile çalışma arasındaki ortak yan, terlemedir. Oyuncu terlediği her gün iyi çalıştığını zannediyor, hâlbuki terleme yetmiyor.

 

Yazının Devamını Oku

Siyah-beyaz farkı

Geçtiğimiz hafta bizi motive eden gururlandıran kulüp takımımız bandırma Kırmızı oldu. Bandırma Kırmızı’nın, Anadolu Efes maçındaki mücadelesi performansı görülmeye değerdi.

Ama bu maçın sonunda, Türk oyuncuların çoğunlukla olduğu Bandırma Kırmızı’dan başka yabancılara dayanmayan, genç Türk oyuncuların gelişimini müjdeleyen başka bir takımımız ne zaman sahalarda gözükecek diye de düşünmeden edemedik.

Bizi diğer düşündüren olay da gerçekleşti. Türkiye’de yapılacak Euroleague final four serisinde iki Yunan takımı Panathinaikos ve Olympiakos yerlerini aldılar. Bazı gerçekleri görmemiz gerek. Biz hep “Beko Basketbol Ligi, İspanya’dan sonra Avrupa’nın en güçlü ligidir.” diye övünüyoruz. Haklıyız da. Ama bu güçlü ligin arkasında yabancı oyuncuların bulunduğunu görmemiz gerek. Spanoulis ve
Diamantidis gibi ki Yunan oyun kurucu takımlarını final foura taşıyorsa, bizim de artık bazı gerçekleri görmemiz ve çare aramamız lazım. Daha açık konuşayım. Biz genç Türk oyuncuları iyi oyuncu yapabiliyoruz ama hayranlıkla izlenecek büyük oyuncu seviyesine çıkaramıyoruz.

“Bizim süper yıldızlarımız NBA’de.” diyorsanız bence NBA maçlarını yeterince izlemiyorsunuz demektir. Dün gece Ömer Aşık’ı seyrettim. Koçu, Ömer’i sahada sadece savunmadaki cesareti yüzünden oynatıyor. Hücumda Ömer oyunda kaldığı sürece, ona kimse tek bir pas bile vermedi. Özetle, Ömer’in hücumda eline topun değmesi için, onun hücum ribaundunu alması gerekiyor. Zaten o da ribaunttan aldığı topları hemen yanındaki arkadaşına veriyor.

Yazının Devamını Oku

Acele mi, çabuk mu? (Videolu)

Karar şut makinesinde.

Kadınlar Avrupa Kupası Final Serisi’ndeki iki takımımız Galatasaray ve Fenerbahçe ile gururlandık. Ama erkekler Euroleague Final Four’u yaklaşırken, yeniden düşünmek zorunda kaldık. Sinan Erdem’deki Final Four’a ilk ismini yazdıran Yunan takımı Olympiakos oldu. İkinci Yunan takımı Panathinaikos ise kapıda bekliyor. Bir gün Yunan basketbolu için yazı yazmak zorunda kalacağım hiç aklıma gelmezdi. Ama iki Yunan takımını Euroleague Final Four’unda görürsek, bugüne kadar onlardan hiç bahsetmeyişimizin yanlış olduğu ortaya çıkacak

Yunan takımlarının bizi düşündüren yanı başarılarının siyah Amerikalı oyunculara bağlı olmayışı. Bugün Final Four’a kalacak gibi gözüken 4 Avrupa takımında da Yunan oyun kurucular var. Spanoulis, Avrupa’daki ikili sıkıştırmalar arasından geçebilecek kadar iyi dribbling yapan tek oyuncu. Diamantidis, Panathinaikos’un lideri. Zisiz ve Papaloukas ise oynadıkları Maccabi ve Siena’nın en önemli oyuncuları arasında. Bizimde NBA’de oynayan 6 oyuncumuz var. Ama bunların hiçbiri oyun kurucu değil. Hep söylüyoruz. Artık sadece kulüp takımları değil, ülke basketbolları da oyun kurucularıyla ölçülüyor. Bugün bizde Kerem Tunçeri’den başka oynadığı takımın sorumluluğunu taşıyacak başka bir oyuncu yok.

Ben, Anadolu Efes’in Yunan koç Zouras ile anlaşıp, takımın başına Yunan bir koç getirince hem şaşırmış hem de üzülmüştüm. Zouras’ın savunmadaki başarısını canlı görebilmek için bu hafta Anadolu Efes - Antalya maçına gittim. Gerçekten de Efes’in savunma dozunda artış var. Devamlı oyuncu değiştirerek, rakibi tüm sahada sıkıştırıp, yıpratıyorlar. Savunma konsantrasyonları yoğunlaşmış durumda. Konsantrasyona hareketi, hatta SAVUNMADA SALDIRMAYI da ekleyip başarılı oluyorlar.

İŞTE ŞUT MAKİNESİ -  WEB TV
Ama bizim basketboldaki sorunumuz yabancı koçlarla değil, yıldız oyuncu yetiştirmekte. Özellikle oyun kurucu yaratmakta zorlanıyoruz. Tüm takımlarımız oyun kurucu mevkiine yabancı oyuncu seçme yolunda süratle ilerliyorlar. Bu hafta 2. lig takımlarından Darüşşafaka - Gelişim Koleji maçını izledim. Gelişim Koleji’ndeki siyah, kısa boylu Amerikalı guard, Gelişim’in 68 sayısının, 33’ünü attı. Ama maçın esas düşündüren yanı, 40 dakika boyunca Türk oyuncuların her hücumda siyah Amerikalı guardı arayıp, topu ona vermek için telaş içinde olmalarıydı. Siyah guard da takımın geri kalan 8 oyuncusunun tamamından fazla top kullandı. Bunu şunun için yazıyorum. Eğer biz 2. kümeden yıldız Türk oyun kurucular bekliyorsak, çok bekleriz. Bu yabancı oyuncu problemine bir çare bulmamız şart. Biz ülkemizin yaptığı organizasyonlarla gurur duyuyoruz ama beklediğimiz çapta iyi oyuncu yetiştiremediğimiz için de üzülüyoruz. Fenerbahçe - Olin Edirne maçını da televizyondan izledik. Fenerbahçe daha iyi bir takım olma yolunda. Play-offlarda bu görülecek. Ben ilk defa kenarda tüm sezon kıpırdamadan oturan yardımcı koç Ertuğrul Erdoğan’ın ayağa kalkıp takıma destek ve moral vermesine çok sevindim. Ama beni esas mutlu eden Olin Edirne’de siyah oyun kurucu sakat olduğu için onun yerine oynayan Mustafa Abi oldu. Mustafa Abi sorumluluk verilince Türk oyuncuların ne kadar başarılı olabileceğini bize ispatladı. Tabi Mustafa Abi için artık çok geç. Ama basketbolda (takımın en kısa boylu oyuncusu oyun kurucu yapılır) diye bir kaide yok. Genç koçlarımıza hep sesleniyoruz, elinizdeki en yetenekli oyuncuyu boyu ne olursa olsun oyun kurucu yapın diyoruz. Basketbolumuzun genç Mustafa Abi’lere çok ihtiyacı var. Türk basketbolunun temelinde, önde gençlerimizin şut yetenekleri geliyor. Avrupa’da en atletik oyunculara sahip değiliz. Ama şuta en yetenekli gençler bizde. Artık Türk basketbolunda savuma diye bir problem yok. Eğer biz şuta yetenekli gençlerimizi dribblingle de üst seviyelere çıkarırsak önümüzde kimse duramaz. Dönelim yine Spanoulis’e. Spanoulis eğer dribblingi ile kendisini sıkıştıran iki oyuncu arasından geçebiliyorsa, bizim çocuklarımız bunu niye yapamasın? Üstelik Spanoulis’in şut stili bozuk. Faul atarken onun topu omzuna yakın, avucuyla tuttuğunu görüyoruz. Türk çocuğunun ise şut stili mükemmele yakın. Yeter ki, yeteri kadar çabuk ve çok sayıda şut atalım. Basketbolda boş kaldığınız zaman hemen şut atıp kaçırılan şuta ACELE, sayıya dönen şuta ise ÇABUK şut deriz. Bu iki terimin kararını çember ve fileler verir. Siz eğer iyi şutörseniz çember size boyun eğer, attığınız şut başarılı ve çabuk şut olur. İyi şutör değilseniz top çemberden geçmez ve yorumcular attığınız şuta acele şut derler. Türk çocuğunun ÇEMBERLERİN, FİLELERİN PATRONU olma şansı büyük.

Şut makinesi Türk oyunculara çok faydalı olacak özelliklere sahip. Dakikada 20, saatte 1200 şut attırarak bizim yavaş geçen antrenman saatlerimizin önüne geçiyor. Ama esas faydası, attığınız şutların kaçının sayıya dönüştüğünü de size bildiriyor. Makinenin yanında, şut atarken tabelasından attığınız şutların kaçının sayıya dönüştüğünü görebiliyorsunuz. Bu tabii şut atan oyuncuda önce gerilim yaratıyor. Çünkü biz şut atmak deyince 50 veya 100 şut atıp giren, çıkana aldırmadan antrenmanı tamamlamaya alışığızdır. Makinedeki sokamadığınız şut sayısı sizi önce korkutuyor, geriyor ama zamanla soktuğunuz şut sayısı arttıkça bu gerilim özgüvene dönüşüyor. Kendinize olan itimadınız artıyor bu özgüveni maçlarda da rahatça sergileyebiliyorsunuz. Daha da önemlisi çalışma sonunda alet size kaç şut atıp, kaç şut soktuğunuzu yazan bir istatistik kağıdı teslim ediyor. Siz böylece yazılı kağıtları bir hafta, bir ay sonra kontrol ederek gelişmenizi görebiliyorsunuz. Makine yarım daire şeklinde 20 yere pas verebiliyor. Ama işaretlerseniz, ard arda örneğin 10 şut sokmadan bir sonraki şut noktasına pas vermiyor ve siz ard arda 10 şut sokmak için uğraşıyorsunuz. Ard arda 10 şut soktuktan sonra rahatlıyor özgüveninizi artıyorsunuz.

Daha birçok yenilik var. Ben öğrendikçe sizinle paylaşacağım.

Yazının Devamını Oku

Rüya gerçek oldu şut tabancası Türkiye'de

Geçtiğimiz hafta hangi televizyon kanalını açsak basketbol maçlarını gördük. NBA, NCAA, Euroleague, Beko Basketbol Ligi maçlarını izleme fırsatını bulduk.

Önce NCAA’ den başlayalım.

Final serisi yaklaştıkça takımlardaki siyah oyuncusu sayısının arttığını gözlemledik. Birbirinden atlet bu siyahi oyuncuların çoğu Avrupa'ya geliyorlar. Dikkatli olalım. NBA’ de bizim oyuncularımızın bazıları artık yaşlandılar. NBA yeni Türk oyuncu bekliyor.

Beko Basketbol Ligi'nde ise en önemli maç Beşiktaş - Banvit maçıydı. Beşiktaş’ta oyun kurucunun ne kadar önemli olduğunu Carlos Arroyo'nun olmayışıyla bir kez daha gördük. Ama iki takımda da o kadar çok yabancı oyuncu ön plandaydı ki, maç yabancılar karması gibi bir izlenim veriyordu. Bu gidişe bir çare aramak ve bulmak durumundayız. İleride sahada tek bir yıldız Türk oyuncu göremezsek şaşırmayın. Beşiktaş için olumlu sayılabilecek tek şey tribünlerin dolu olmasıydı. Daha önemlisi ise Beşiktaş alt yapısından yetişen ve parlak bir gelecek vaat eden 1995 doğumlu Kartal Özmızrak'tı. Banvit için söylenecek çok şey var. Banvit alt yapıya önem veren sağlam temeller üzerine kurulmuş bir kulübümüz. Ama hala yıldız oyuncu yetiştirmekte zorlanıyor. Maçta İzzet Türkyılmaz yoktu. Bence, Banvit'in gerçek başarısı Türk basketbolunda yıldız oyuncu yetiştirmesiyle ölçülmelidir. Banvit kenardaki bilgili, tecrübeli, hırslı, asistan koçları ile Türkiye'nin tartışmasız en iyi teknik kadrolarından biridir. Türk basketbolu onlardan, İzzet Türkyılmaz ve benzerleri ne zaman yıldız oyuncu olacak diye soruyor ve cevap bekliyor.

Bence, İzzet için ilk yapılacak iş ona bir not defteri açmak olacaktır. Bu not defterinde İzzet'in başarılı yanları ve yetersiz vasıfları ayrı ayrı yazılmalır.

Drriplingi, şutu, pası, savunması ayrı ayrı incelenmelidir ve yetersiz yerleri, ne yapılırsa tamamlanır sorusuna cevap aranmalarıdır. Özel çalışmalarla İzzet, yıldız oyuncu olmak yolunda ilerliyor mu sorusuna her hafta sonu not defterindeki notlar incelenerek karar verilmelidir. Detaya girmek istemiyorum. Ama artık dünyada oyuncu geliştirmenin yolu özel not defteri tutmaktan ve oyuncunun antrenmanları filme alınarak onun kendisini tanımasını sağlamaktan geçiyor. Her hafta not defterinde hangi konuda ilerleme sağladığı konusu koçlarla beraber tartışılıyor. Banvit için olumlu haber, onun pilot takımı Bandırma Kırmızı'da mevcut. Bugün basketbolda driplingin en zor yanının, ikili sıkıştırmalar arasından driplinge geçmek olduğunu artık herkes biliyor. Türkiye'de bu hünere sahip henüz hiç bir oyuncu yok. Bunu deneyen ve başarıya yaklaşan 2 genç oyuncumuz var. İkiside Bandırma Kırmızı'da oynuyorlar. Yiğitcan turna ve Şafak Edge bu oyuncular bu anlamda ilk Türk oyuncu olma şansları var. Hep söylüyoruz Türk çocuğunun şut yeteneği yeterli. Ama driplingle adam geçen oyuncumuz hemen hemen hiç yok. Driplingini geliştiren oyuncu, topa teması arttıkça el hassasiyeti kazanıyor ve hassas ellerle daha iyi şut atmanın ve daha iyi pasör olmanın önü açılıyor. Teknik konuya girmek gene istemiyorum. Ama konunun başlığı "İKİ TOP BİR TOPTAN DAHA FAYDALI"dır. Tek topla çalıştığımız hemen her şeyi iki topla çalışmak dripling yeteneğimizin gelişmesi için en kestirme yol, bunu söylemeliyim.

 NBA'da oyun kurucu anlamında bir değişiklik var. Eskiden oyun kurucu için ona koçun sahadaki uzantısı denir ve sahada sadece oyuncu düzenini kurması istenirdi. Şimdi (combo guard) diye yeni bir kavram var. Combo guard sadece oyun kurucu vasıflarına sahip olmayıp skorer guard gibi de oynayabilen oyunculara deniyor. Özetle, ondan gerektiğinde oyuna hakim olması gerektiğinde ise kendisine sayı fırsatı yaratarak skorer guard olması beklenmektedir. Bu anlayışın şuanda NBA'daki en önde temsilcisi Tony Parker. Parker hem takımı yönetiyor, hemde takım sıkışınca skorer guard gibi oynayıp maçın gidişatını değiştiriyor. Bazı maçlarda 20 asist yapıyor, bazılarında ise 40'a yakın sayı atıyor. Combo guardın Avrupa'daki en iyi temsilcisi ise Siena'da oynayan McCALEBB gösteriliyor. Böylece oyun kurucu üzerindeki moral baskı azalmış oluyor. 1 ve 2 numaralar sorumluluğu paylaşılıyorlar. Bizde bu duruma en çok yatkın oyuncular Fenerbahçe'deki Ukic ve Engin Atsür ikilisi.

Yazının başlığında da, rüya gerçekleşti, diye, şut tabancalarının artık Türkiye'de de olduğunu belirtmek istedim. Şut tabancaları şu anda Efes'te ve Galatasaray Kadın Basketbol takımında ve Darüşşafaka'da mevcut. Ben, Darüşşafaka'ya bu imkanı sağlayan Ergün Bey'e, Tuncay Bey'e, Leyla Alaton Hanım'a, Saffet Karpat'a ve Rıza Bey'e yürekten teşekkür ediyorum. Bu aletle her oyuncu dakikada 20 şut atabiliyor bu toplamda, saatte 1200 şut demek. Türk çocuğu bir ayda attığı şut kadar artık 1 saatte şut atabiliyor. Türk Basketbol ekolünün temelinde artık çabuk ve isabetli şut atma özelliği olabilir. Bu makineleri bu hafta daha iyi tanıyıp detayları size ileteceğim,

Yazının Devamını Oku

Avrupa'nın çekişmeli liglerinden biriyiz

Beko Basketbol Ligi'nin en çekişmeli haftalarından birini daha geride bıraktık.

Hep söylüyoruz kimin kimi yeneceği belli olmayan bir ligimiz var. Eğer siz bu kadar çok ‘yabancı oyuncu olmasaydı ligimiz  bu kadar çekişmeli olur muydu’ diye soruyorsanız. Evet haklısınız. Bu konuyu tartışmak gerek...

Yabancı oyuncular ligin kalitesini artırıyorlar. Ama aynı zamanda genç Türk oyuncuların yetişmesinin önünü tıkıyorlar. Bu problem sadece bizde değil. Avrupa'nın birçok ülkesi için de aynı sıkıntı geçerli.

Sonuçta o ülkenin başarısı kazanılan Avrupa kupaları ile ölçüldüğü için kimse yabancı oyuncu transferinden vazgeçemiyor. Ama bir yandan da genç oyuncuların önünü açmak için uğraşıyorlar. Bugün Avrupa'nın bir çok yerinde oyuncu geliştirme ligleri var ve oralarda sadece ülkenin genç çocukları oynatılıyor. Bu liglerde genç oyunculara fırsat tanınıyor.

Bununla da kalınmıyor. Biz de basketbol okulu dendiğinde 8-10 yaşlarındaki çocukları basketbolla tanıştırmak için açılan ücretli okullar var.  Bugün ABD'de oyun kurucu kolejleri hatta pivot oyuncu okulları var. Burada 18-20 yaşında yüzlerce genç oyuncuyu daha iyi oyuncu yapmanın çareleri aranıyor.  Biz de eğer yabancı oyunculardan vazgeçemiyorsak bu yenilikleri uygulamamız gerekiyor.

AKATLAR ARTIK DOLUYOR

Hafta sonu oynanan maçları analiz etmeye önce Beşiktaş ile başlayalım.

Beşiktaş’ta Koç Ergin Ataman, siyah beyazlıları zirve yoluna yerleştirdi. Daha önemlisi ise onun da arzuları arasında en önde yeri olan tribünleri doldurma gayesine erişti. Akatlar artık doluyor.

Ama Beşiktaş için sahadaki 5'te bazen o kadar çok siyah yabancı oluyor ki beyaz bir Türk oyuncu görmek için uğraşıyorsunuz. Beşiktaş'ta genç Türk oyuncuların yetişme ortamını hazırlama görevi yine Ergin Ataman'ın omuzlarında.

Yazının Devamını Oku

Beko Basketbol Ligi 4 takımlı bir lig değil

Geçen hafta BBL’de yaşanan olaylar, bizi istesek de istemesek de hakemler konusuyla yazıya başlamak zorunda bıraktı.

Basketbol, kaideleri bakımından dünyanın en güç sporlarından biridir. Basketbolcu olmak zordur. Hiçbir sporda “pivot ayağını topu yere vurmadan kaldıramazsın” gibi, çok güç uygulanan steps kuralı gibi kaideler yoktur. Ayakla ilgili kaidelere şimdi yenileri de eklendi. Dribbling yaparken elinizdeki topu taşırsanız, yine kaide ihlali sayılıyor. Sayılamayacak kadar çok kaidelere basketbolcuların uyum sağlaması çok zordur. Ama aynı problem bu kaideleri uygulayan hakemler için de geçerlidir. Özetle hakemlik yapmak basketbolcu olmaktan daha da zordur. Bu yüzden biz bugün hakemlik mesleğini seçen kardeşlerimize teşekkür borçluyuz. Onlar olmasaydı, basketbol olmazdı. Ama bu güç mesleği yeterince iyi uygulayamadığınız zaman, basketbol oyunu kargaşaya döner. Başa baş geçen maçlar sonunda kaybeden her takım, haklı haksız hakemleri suçlar. Ben hakemlerin taraf tutmadıklarına yürekten inanıyorum. Ama onların yanlış kararları, daha çok güçlü takımların maç kazanmalarına yardımcı oluyor. Hakemlerin oyun başlamadan “şu takım daha güçlü maçı onlar kazanır” diye tahminde bulunmaları bile zararlı oluyor. Bu tahminlerin maç içinde zor pozisyonlarda farkında olmadan güçlü takımlar lehine düdük çalmaya zorladığı bilinen bir gerçek. Araştırmalar, hakemlerimizin maçtan önce beyinlerini yıkayarak seyirciden etkilenmeden ve hiçbir takımı favori görmeden maç yönettiklerinde performanslarının arttığını gösteriyor. Geçen haftaki maçların sonunda Karşıyaka Koçu Hakan Demir’in ilginç bir demeci vardı. Hakan, “Türkiye’deki lig 4 takımın ligi değildir. Bizde ligdeyiz, bizde varız” diyordu. Hakemlerimizin görevi bu 4 takımlık lig izlenimini silmek olmalıdır.

Koç ve oyuncuların hakem kararlarına itirazları yine çok arttı. Biz yine her düdüğe itiraz edilen bir lig olarak dünya rekoru kırmak üzereyiz. Hakemlerimizin önceliği, koçların üzerinden otorite sağlayarak, onları sakinleştirmek ve susturmak olmalıdır. O zaman oyuncular da hakeme itiraz etmeyi bırakıp, basketbola konsantre olacaktır. Örnek olarak Oğuz Savaş’ı ele alalım. Oğuz Savaş, aleyhine çalınan her düdükte hakemlere itiraz etmekten basketbolunu geliştirememektedir. Hâlbuki Türk basketbolun ona çok ihtiyacı var. Kenarda sakin ve kişilikli birçok koçumuz var. Mete Babaoğlu’da bunlara eklendi. Özetle “Spahija’yı susturun her şey düzelsin” diyoruz.

İsterseniz yine oyun kurucu konusuna dönelim. NBA’de geçen hafta bizi de üzen bir olay yaşandı. 21 yaşındaki İspanyol oyun kurucu Ricky Rubio sakatlandı. Onun sezonu kapatma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu söyleniyor. Ricky Rubio’nun şutu zayıf ama sahayı görüşü ve pasları mükemmel. Bu yüzden sadece daha birkaç aydır NBA'deyken çaylaklar all-star kadrosuna seçildi. NBA’de oynamayı gaye edinen Türk oyuncular için öncelik, pas yeteneğini geliştirmek olmaktır. Çünkü NBA’de hatta Amerika’da da artık pas denince akla sadece aley-oop pas geliyor. En olmadık yerlerden bile havaya topu atıp, atlet siyah oyunculara smaç yaptırırsanız öne çıkıyorsunuz. Belli ki Amerika’da oyuncular boş zamanlarında aley-oop pas çalışmalarına odaklanmış durumdalar. Diğer beyaz Çinli oyun kurucu Jeremy Lin ise her maçta dikkatle izleniyor. Lin’de çok iyi bir şutör değil. Onun NBA’de öne çıkışı diğer takımların oyun kurucularını kızdırmış durumda. Bu yüzden Lin’e karşı oynarken, sanki milli takımda oynuyormuş gibi korkunç bir gayret sergiliyorlar. Lin’den çok sayı atıp, ondan çok asist yapıp gururlanmak istiyorlar. Bu yüzden Lin’de duraklama devrinde. Fakat o New York Knicks Koçu Mike D’Antoni’ye güveniyor. Koç D’Antoni’nin oyun kurucularına tanıdığı yetki inanılmaz boyuttadır. Phoenix Suns’da Steve Nash’in iki kere üst üste MVP seçilecek kadar süper basketbolcu oluşunun temelinde D’Antoni var. Steve Nash onun zamanında bir maçta beraber oynadığı tüm oyuncuların toplam sayısı kadar dribbling yapar ve top onun elinde sınırsız kalırdı. Şimdi Nash 38 yaşında ve hala NBA’in en iyi oyun kurucularından biri. “D’Antoni, Lin’i yeni bir Steve Nash yapabilecek mi?” suali herkesin kafasında dolaşıyor.

Benim dikkatimde Türk oyun kurucular üzerinde yoğunlaşıyor. Bu hafta Tofaşlı genç oyun kurucu Kenan Sipahi beni çok heyecanlandırdı. Koç Nihat İziç, Hidayet’i oyun kurucu olarak oynatarak onu Türk basketboluna kazandırmıştı. Kenan Sipahi’nin de önü çok açık. Bence haftanın en iyi genç oyun kurucusu Kenan Sipahi’ydi.

Birazda Ankara Hacettepe Üniversitesi takımından bahsetmek istiyorum. Hacettepe - Anadolu Efes maçından önce kulübün spor sorumlusu ile televizyonda bir röportaj vardı. Konuşmada yetkili yönetici “Hacettepe’de gayemiz büyük. Sadece basketbolda değil tüm sporlarda üst sıraları hedefliyoruz” diyordu. Hacettepe yetkililerinden önceliği basketbola tanımalarını rica ediyorum. Ankara bir süre önce Türk basketbolunun kalbiydi. Milli takım oyuncularının çoğu Ankara kökenliydi. Biz İstanbullu koçların en büyük hedefi, Ankara’da yetişen milli oyuncuları transfer etmekti. Şimdi durum çok farklı. Ankara, basketbolun kalesiyken şimdi sessiz bir yuvası oldu. Hacettepeliler, Ankara basketbolunu layık olduğu yere taşırlarsa, basketbol tarihimizde çok özel bir yere yerleşirler. Bunun ispatı önümüzdeki yıl bir Ankara takımının BBL’de son 4’e kalmasıdır hatırlatıyoruz.

İlginç not: Şut makinelerinin ilki Anadolu Efes’te kullanılmaya başlandı. Galatasaray ve Darüşşafaka’nın şut makineleri ise gümrükte bu hafta alınıyor.

Son nokta: Avrupa kupalarındaki son temsilcimiz Beşiktaş Milangaz’a başarılar diliyoruz.

 

Yazının Devamını Oku

Sahadaki koçumuz oyun kurucumuz

3 kulübümüz de Euroleague’den son 8’e girmeden elenmesi bizi üzdü. Hayat garip. Eğer Final Four, İstanbul’da olmayıp başka bir ülkede olsa üzülmez, 3 takımımızın son 16’da oluşu için sevinirdik bile.

Olan oldu. Şimdi, Sinan Erdem’de Final Four’u izlerken aklımız hep “Bizim takımlarımız bu takımları yenemez miydi?” sualiyle dolu olacak. 3 takımımız arasında en başarılı olan, ilk kez katıldığı Euroleague’de son 16’ya kadar yükselen Galatasaray. Biz, Galatasaray Koçu Oktay Mahmuti’yi ve oyuncularını kutluyoruz. Diğer taraftan da “Acaba Galatasaray, kadrosuna Beşiktaş’ın son transferi Mensah Bonsu veya benzerini alıp pota dibini karartsa, Sinan Erdem’de tribünleri Galatasaray taraftarları doldurur mu?” diye düşünmekten edemiyoruz.

 

Yabancı oyuncular önünü tıkıyor

 

Bizi 5 takım arasında çok çekişmeli geçecek BBL play-off’ları bekliyor. Ama kulüp yöneticilerinin kafalarının, önümüzdeki yıl oynanacak Euroleague kadrolarını kurmak üzere yoğunlaşacağı tartışılmaz. Bu planlamaların, basketbolumuza kulüpler seviyesinde faydalı olacağı muhakkak. Ama olayı milli takım seviyesinde düşünürsek, aklımıza soru işaretleri takılıyor. Çünkü kulüplerin önümüzdeki yıl planlamalarının hemen tümünün, transfer edecekleri yabancı oyuncular üzerine kuracağı muhakkak. Bütün yaz “Türk basketbolunu geliştirmek için hangi yabancı oyuncuları getirsek?” sorusuna cevap arayacağız. Ama yabancı oyuncular, bir yandan da basketbolumuzun önünü tıkıyor. Yeni, genç ve iyi oyuncular yetiştirmekte zorlanıyoruz. Bu problem, daha çok oyun kurucular üzerinde yoğunlaşıyor. Bugün, 2. ligimizdeki takımların hemen hepsinde oyun kurucular, Amerikalı siyah oyuncular. Beko Basketbol Ligi’ni konuşmaya lüzum yok Orada da siyah oyun kuruculardan geçinmiyor. Bugün Türkiye’de çok yetenekli genç uzun oyuncularımız var. Furkan, İlkan, Birkan, İzzet Enes Kanter bunlardan bazıları. Ama yeni yetişen kısa forvet ve oyun kurucu sayımız çok sınırlı. Peki, koçların ve yöneticilerin kafaları yabancı oyunculara konsantre iken Türk genç oyuncular nasıl yetişecek? Türk basketbolunun sorunu bu. Önümüzdeki yıllarda milli takımımız oyun kurucularını arayacak, buna şüphe yok.

 

Oyun kurucu, koçun sahadaki uzantısıdır

 

Yazının Devamını Oku

En güçlü adaleniz: Beyniniz

Olaylı bir haftayı geride bıraktık.

Ama ben kötümser değilim. Basketbolumuzun önü giderek açılıyor. Fenerbahçe Ülker Sports Arena'nın dolu oluşu bunun bir ispatı. Önümüzdeki hafta Fenerbahçe ve Galatasaray için kritik bir hafta. Euroleague için karar haftası. Biz her iki takımımızın da iyi sonuçlar alıp son 8’de sahada olmalarını gönülden diliyoruz. Euroleague’i bu yüzden haftaya masaya yatırmak doğru olur. Ama Beko Basketbol Ligi’nin bu yılki play- off serisinde, basketbol tarihimizin en heyecanlı, çekişmeli belki de yine olaylı maçlar olacağı artık ortada. Bu olaylar için çözümü seyircilerden beklemek haksızlık olur. Onların basketbol sevgilerinde daha sakin davranmaları için zamana ihtiyaç var. Bu yüzden play-offlar'da sorumluluk daha çok hakemlerimizin üzerinde olacak. Fenerbahçe Ülker-Beşiktaş maçında hakem üçlüsü daha güçlü tecrübeli ve sakin olsaydı bu olayların hemen hemen hiçbiri olmazdı. Ben bu olaylardan sadece Ergin Ataman’ın oyundan atılması konusundan fikirlerimi söyleyeceğim.

Biz Türkiye’de yeni ve büyük oyuncular yetişsin diye uğraşırken elimizdeki kıymetli ve bilgili koçları kaybetmek istemiyoruz. Ergin bu sene yönetimin finansal desteği ile tek başına Beşiktaş taraftarlarının tribünleri doldurmasına çalışıyor. Beşiktaş’ı Türk basketbolunda layık olduğu yere çıkarmak için çılgınca gayret içinde. Fenerbahçe maçındaki hakemler bu gerçeğin farkında olsalardı, Ergin Ataman olayı olmadan biterdi.

Hafta sonu Fenerbahçe Ülker Sports Arena'nın dolu oluşu çok önemliydi. Galatasaray artık Abdi İpekçi’nin kralı. Geriye Beşiktaş kalıyor. Ve Ülker’in patronu Sayın Murat Ülker’den ve Yıldırım Demirören’den bir araya gelip Beşiktaş’a da bir salon kazandırmaları için ilk adımı atmalarını rica ediyorum. Bir gerçek her gün güçleniyor. Basketbolumuz geliştikçe tribünler doluyor. Tribünler doldukça basketbolumuz büyüyor. Siz Euroleague son 8’de 1 veya 2 takımımızın katılımıyla Sinan Erdem Salonu’nu düşünebiliyor musunuz? Tabi yine malum konuya geliyoruz. Basketbolumuzun büyümesi için, büyük Türk oyunculara ihtiyacımız var. Yabancı oyuncu sorunu giderek artıyor. Siz son günlerde NBA All-Star organizasyonu dolayısıyla NBA maçlarını seyredemiyorsanız size tavsiyem ESPN’deki kolej maçlarını izlemeniz olacaktır. Bugün Amerika’nın kolej takımlarında yüzlerce siyah oyuncu var. Bunlardan her yıl 40-50 tanesi mezun oluyor. Bunların tümünün NBA’de yer bulmaları imkansız. Çünkü NBA kadroları zaten dolu. Üstelik NBA’de kamuoyuna açıklanmayan bir kaide var. Her kulüp, en az 2 veya 3 beyaz oyuncuya kadrosunda yer vermek zorunda. Aksi halde Amerika’da basketbol “siyahlar sporu” olma yolunda tartışılmaz bir noktaya gelmek üzere. NBA yönetimi, sadece siyahlardan oluşan takımları beyaz seyircilerin izlemeye gelmeyeceğinden çekindikleri için en az 2-3 beyaz oyuncu kuralı geçerli. Bu yüzden her yıl 40-50 siyah oyuncu, Avrupa veya Asya yolunda oluyor. Bunların önünü kesmek imkansız, hepsi iyi oyuncular. Zira biz basketbolu bir spor olarak görürken, onlar basketbolu bir geçim imkanı olarak görüyorlar. Ucuza gelecek siyah oyuncu sayısı arttıkça, Türk çocuklarının öne çıkma şansı azalıyor. Ne yapılabilir? Yabancı sayısı sınırlanabilir mi? Buna federasyon karar verecek. Biz basketbol adamlarımızın görevi, iyi Türk oyuncu geliştirme gayesini yaymakla sınırlı. Son Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Engin Atsür bizi ümitlendirdi. NBA’de çaylaklar All-Star maçında en çok ilgi çeken oyuncular, İspanyol Ricky Rubio ve Çinli Linn oldu. Bu iki beyaz oyun kurucu gösterinin zirvesindeydiler. “Ne zaman Türk oyun kurucular NBA’de yer alacak” diye düşündükçe düşünüyoruz. Bunun çaresini söylüyorum. Türkiye’de genç koçlar, ellerindeki en yetenekli oyuncuları boyu uzunda olsa oyun kurucu yapmalıdırlar. Örnek olarak Cenk Akyol’u ve Serhat Çetin’i alalım. Eğer bu oyuncular yıldız ve genç takımlarında oyun kurucu olarak oynasalardı, bugün basketbol seviyeleri nerelerde olurdu siz düşünün. Yeniliklere de açık olmalıyız. Türkiye’de bir an önce (oyuncu geliştirme koçu) anlayışı artık uygulamaya geçmelidir. Ben bu yeniliğin bir an önce Aydın Örs’ün gerçekleştirmesini bekliyorum.

Şut makineleri geldi geliyor. Sporcularda ADALE HAFIZASI diye bir özellik vardır. Bir oyuncunun ritim kazanması, özgüven sağlayıp iyi şutör olması için on binlerce tekrar gereklidir. Şut makineleri bunu gerçekleştirecek mi göreceğiz. Son günlerde bu aletlere bir yenisi daha eklendi. Biz hep antrenman deyince bacaklarımızı, kollarımızı kuvvetlendirmeyi anlarız. Ama bir basketbolcunun en güçlü adalesi beynidir. İyi oyuncu olmak, çabuk ve doğru kararları vermek ve özgüven için beyin jimnastiği de şarttır. İlk fırsat da beyin jimnastiği yenilikleriyle tanışacağız.

Yazının Devamını Oku

Hoşgeldin Beşiktaş Milangaz

Dengeli ve kimin kimi yeneceği belli olmayan, çekişmeli bir lige sahip olduğumuzu Konya’da bir kere daha gördük ve sevindik.

Euroleague’de son 8'e katılmaya çalışan 3 kulübümüz de Türkiye Kupası Finali’nde tribünlerdeydi. Euroleague takımlarının kupa finaline çıkmadığı Avrupa’da başka bir ülke var mı, ben bilmiyorum. Beşiktaş ve Banvit karşı karşıya geldiler ve kazanan Beşiktaş Milangaz oldu. Beşiktaş kupayı kazanırken, Türk basketbolu da Konya’yı kazandı. Konya artık Anadolu’nun basketbolumuzda özel yeri olan bir ili olacaktır, bundan kimse şüphe etmesin. Bizi sevindiren bir başka konu da televizyon kanallarının basketbola olan ilgilerinin giderek artmasıydı. Bu yıl Türkiye’de basketbol maçlarını çok kıymetli basketbol adamlarıyla yayınlayan kanallar NTV Spor ve Lig TV3 vardı. Bunlara Sports Tv de eklendi. Sports TV bugüne kadar voleybola olan ilgisiyle tanınırdı. Ama Konya’da artık repertuarlarına giderek basketbolun ağırlık kazandığını mükemmel yayınlarıyla ispatladı. Sports Tv’de NBA maçlarını tartışan 2 kıymetli basketbol yorumcusu var (Yiğit Giray ve Özgün Çelen) Ben NBA için böylesine yeterli bilgiye sahip Türkiye’de sadece Murat Murathanoğlu var sanırdım. Bu iki genci Türk basketbolunun giderek yayıldığının televizyon başındaki ispatları olarak görüyorum. Türkiye Kupası’nda başka bir kadroyla yayınladılar. Aralarında genç ve bilgili basketbol koçlarımızdan Serdar Apaydın da vardı. Basketbolsever gençlerimiz için bilgili koçlardan maçları dinlemek büyük bir şans. Biz sayın Ahmet Gülüm’e ve İlhan Bey’e teşekkür ediyoruz.

Basketbolseverlerimizin bir çoğu Amerikalı koç Bobby Knight’ı tanırlar. Bobby Knight tam 40 yıl koçluk yapıp, kıymetli sayısız kupaları okuluna kazandıran bir koç. Onun basketbol bilgisi kitapları ve yayınladığı CD’lerle Amerikan basketboluna çok şey katmıştır. Geçen gün NCAA maçını televizyonda izlerken gördüğüme inanamadım. Maçın yorumcusu Bobby Kngiht’tı ve bilgisi, tecrübesini bu sefer televizyon kanalarından Amerika’ya yayıyordu. Son olarak eğer NBA maçlarını seviyor ve seyrediyorsanız NBA maçlarını Kaan Kural, Alp Özgen ve genç yorumcularıyla sunan CNN Türk'ü sakın kaçırmayın. Ben bu bütün kıymetli yorumculardan sadece basketbolu tanıtmak ve sevdirmekle yetinmeyip Türk basketbolunu geliştirmeyi de, kendilerine yaşam gayesi yapmalarını rica ediyorum. Türk basketbolunu geliştirmenin en kolay yolu DAHA İYİ BASKETBOLCU yetiştirmekten geçiyor.

NBA’de bugün 21 yaşındaki İspanyol oyuncu Ricky Rubio kariyerinin ilk yılında hep ön planda. Son günlerde New York'da oynayan Çinli genç oyun kurusu Jeremy Lin NBA’de yeri yerinden oynatıyor. Bütün medya ondan bahsediyor. Siz bundan sonra Çin’de basketbolun ne kadar sevileceğini ve ne kadar iyi oyuncu çıkacağını düşünebiliyor musunuz? Jeremy Lin dün son şampiyon Dallas ‘a karşı 25 sayı 14 asist ve 5 top kapmayla oynadı. Onu iyi seyredin. Eğer onun gibi oyuncular yetiştiremiyorsak yazık bize. Hep söylüyoruz bizden NBA’e gidecek ilk oyun kurucu gencimiz Türk basketbolunun gücünün ispatı olacaktır. Bugün Fenerbahçe’de yetenekli iki oyun kurucumuz var;  Engin Atsür ve Hakan Demirel. İkisi de kenarda oturup maçları seyrediyorlar. Devşirme Emir Preldzic de devşirme ama basketbolunu ülkemizde geliştiren bir oyuncu. Bizim yeni bir Hido için en yakın namzedimiz. Ama onun NBA yolunda artık önü çok açık değil. Emir kaç zamandır sahalarımızda gözükmüyor. Ne oldu da Emir gibi bir yetenek ortada yok. “Onu neden kaybediyoruz?” diye soruyorsanız cevabı “Bunu koç Spahija’ya sorun” olacaktır.

TÜRK ÇOCUKLARININ ŞUTTAKİ EN YETENEKLİSİ: ÜMİT SONKOL
Türk çocuklarının şuta ne kadar yetenekli olduklarının bir ispatı da Aliağa Petkim’li Ümit Sonkol oldu. Uzun boyuna rağmen 3 sayıdaki başarısı bizi sevindirdi. Ümit’in antrenmanlarda attığı şut sayısı 1500’ü geçmez çünkü bizde şut antrenmanları çok yavaş yapılır. Saatte 1200 şut attıran şut makinesi Türkiye’ye, Efes’e geldi. Galatasaray bayan takımına ve Darüşşafaka’nın aletleri de yolda geliyor. Bu makineleri artık tanıyacağız ve gerçekten faydalı mı göreceğiz. Kulüplerimize gelince Fenerbahçe için olan fikrimizi söyledik. Ukic orda 2 numara oynamalıdır. Efes’e gelince iyi giden şey Sinan’ın her geçen gün 3 sayı şutunu geliştirmesi. Türkiye’de sahada lider oyuncu anlayışı zayıftır, koçlar saha içinde de liderdir. Bunun dışına çıkan tek oyuncumuz Kerem Tunçeri. Onun liderliğini Efes çok arıyor. Galatasaray’da ise problem Shumpert. Shumpert’a ne olduysa oldu ve kendine olan güvenini kaybetti. Galatasaray’ın onun sayı katkısına ihtiyacı var. Banvit oluşturduğu mükemmel temel üzerinde her geçen gün daha da gelişiyor. Orada da lider vasfı olan Barış Ermiş’i izliyoruz. Beşiktaş kafa karıştıran savunması ile Galatasaray ve Banvit’i yendi. Koç Ergin Ataman’ı ve yönetici Şeref Yalçın’ı,  Beşiktaş’ı Tük basketboluna kazandırdıkları için tebrik ediyoruz ve başta Serhat Çetin olmak üzere tüm oyuncuları kutluyoruz.

Yazının Devamını Oku

Türkiye sizinle gurur duyuyor

Eskiden basketbol maçları Beyoğlu’nun ortasında, Lütfi Kırdar’da oynanırken tribünler hep dolu olurdu.

Seyircilerin büyük bir kısmı maçlara giremezlerdi ve salonun önünde içerideki kadar bir kalabalık seyirci kitlesi maça giremediği için üzülürdü. Salonun büyüklüğü sınırlıydı ama dolu tribünler medyanın ilgisini çeker ve basketbol yazılır, konuşulurdu. Sonra Lütfi Kırdar basketbola kapatıldı ve maçlar yeni bir salon olan Abdi İpekçi’ye alındı ama Abdi İpekçi’ye erişim çok güç olduğu için basketbol boş tribünler önünde oynanmaya başlandı. Tabi henüz Anadolu’ya da basketbol yayılmamış olduğu için basında basketbol küçüldükçe küçüldü. Gazetelerde basketbol maçlarının sadece sonuçları yazılır hale geldi ve tribünler boş kalmayı sürdürdü. Basketbol adamlarını yıllarca üzen bu boş tribünler oldu. Televizyon kanalları maçları vermeye başladıktan sonra boş tribünler, televizyon kanallarında da gözüktü. Bu görüntüler tüm basketbol adamlarımızın hayatlarını alt üst etti ve ben “Basketbolun gerçekten büyüdüğünü söylememiz için erişimi zor Abdi İpekçi tribünlerinin dolması gerek” der ve yazardım. İlk defa Galatasaray taraftarları son CSKA maçında tribünleri doldurdu ve basketbol layık olduğu yere çıktı. Bunu gerçekleştiren Galatasaray seyircisine teşekkür ediyoruz onların oraya gelmesini sağlayan Oktay Mahmuti’yi de tebrik ediyoruz. Özetle CSKA maçını sadece sonucu ile değil, dolu tribünleriyle de basketbolumuzda bir devrim olarak kabul ediyoruz. Eğer önümüzdeki Olympiakos maçının oynanacağı Pire’ye ulaşım kolayca bir organizasyon şirketi tarafından sağlanırsa, Galatasaray seyircisi deplasmana giden en kalabalık seyirci grubu olarak tarihe geçer. Hemen ekleyelim; bu durum Fenerbahçe taraftarlarını üzmesin. Fenerbahçe, Avrupa’da en büyük spor salonlarından birine sahip. Bu da bir ilk. Avrupa’da spor salonlarının hemen tümünün sahibi devlet veya belediyelerdir.Bu salon ise Fenerbahçe Kulübü'nündür. Fenerbahçe seyircisinin, Fenerbahçe Ülker tesisini nasıl dolduracağını önümüzdeki yıl hep birlikte izleyeceğiz. Yeter ki Fenerbahçe yönetimi basketbolumuzda başarı yolu açık Türk koçlarından oluşan bir teknik kadro oluştursun.

Dönelim geçen haftanın basketboluna. Galatasaray’ın CSKA’yı mağlup etmesinin temelinde sergilediği savunma gücü yatıyor. Galatasaray, Euroleague maçlarında ortalama 86 sayı atan CSKA’ya son 10 dakikalık periyotta sadece 10 sayıya izin verdi. Galatasaray’ın savunma sloganı (SON TOPA KADAR) anlayışı CSKA’yı 10 sayıda tuttu. Galatasaray savunması Türkleriyle yabancı oyuncularıyla bütünleşip bir yumruk olmuş durumda. Birçok ülkeden bir araya gelmiş oyuncu grubunu bir yumruk yapan koç Oktay Mahmuti, en büyük övgüyü hak ediyor. Geçen hafta yazmıştım. Galatasaray’ın hücumlarda kullandığı dikine yer değiştirmeler, yan hareketlere karşı adam değiştirerek savunma yapan CSKA’nın savunma planını bozdu. Ender Arslan’ın pota dibine girip girip, dışarı çıkışı Andric’in ikili oyunlardan sonra potaya hızlı kaçışları çok etkili oldu. Ama esas başarı savunmadaydı. CSKA oyun kurucusu Teodosic, maçtan sonra “Galatasaray savunmada ne yaptı anlayamadık” diyordu. Anlayamadığı şey özel, kafa karıştıran savunma değildi. Galatasaray savunmasının özelliği her oyuncunun yüreğini ortaya koyup ölümüne savaşmasıydı. CSKA bu savaşı kaybetti ve ne yapıldığını anlayamadan Rusya’ya geri döndü. Bu savunmaya basketbolda (BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ BİRİMİZN İÇİN) savunması denir. Her oyuncu tuttuğu adama yenilmemek için ölümüne savaşır, onu rahatsız eder, şut atmasını zorlaştırır ama en önemlisi kendisini geçmesine izin vermez. Çünkü rakibi kendisini geçerse, diğer arkadaşlarının tutukları adamı bırakıp yardıma gelmelerine zorlayacaktır. Bu da sonuçta onların tuttukları adamın sayı atmasını sağlayacaktır. Birimiz hepimiz için anlayışı budur. Siz arkadaşlarınızın güç duruma düşmelerini önlemek için ölümüne savaşırsanız, arkadaki arkadaşınızda size “Sen ölümüne savaş yinede tuttuğun adam seni geçerse arkada biz hazırız” diye konuşarak sizi güçlendirirler. Gerçektende tuttuğunuz oyuncu size geçerse hepsi yardıma hazırdırlar. Hepimiz birimiz için anlayışı da budur. Fenerbahçe için söyleyeceklerimizi söyledik Bandırma Kırmızı’dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Koç Selçuk Ernak, Türk koçlarının ne kadar güçlü olduklarının yeni bir ispatı oldu. Bizim derdimiz, hep söylüyoruz koçlarımızla değil. Yeni yetişecek büyük oyuncularımızı bekliyor da bekliyoruz yinede Şafak Edge, Yiğitcan Turna, İbrahim Yıldırım, Fatih Cantitiz’in özellikle dribbling yetenekleri bizi çok etkiledi, ümitlendirdi. Seyirciler maçtan sonra Bandırma sizinle gurur duyuyor diye bağırıyorlardı. (Bizde Türkiye sizinle gurur duyuyor diye bağıracağımız genç oyucular için kenarda bekliyoruz) beklenti listemizde Karşıyakalı İlkan, Birkan ve Saruhan da var.

Yazının Devamını Oku

Basketbolumuz yeni Hidayet'ler bekliyor

Geçen hafta 3 Euroleague takımımızın da maçlarını kaybetmesi bizi üzdü.

Ama zaman üzülüp önümüze bakma zamanı değil. Her sonuçtan çare çıkarıp zirve yolundan şaşmamamız gerek. Son sekiz takım arasına girebilmemiz için şansımız tükenmiş değil. Hala üç takımımızdan birinin son sekize girme şansı var. Ama bazı gerçekleri artık görme zamanı. Zirve yolunda savaşan ülke olarak biz yalnız değiliz. Bizim basketbolumuzu Avrupa'da yalnız sadece İspanya ile kıyaslamak gerçekçi değil, bunu görmeliyiz. Rusya, Yunanistan hatta İtalyanlar da bizim kadar hatta daha iddialılar. Bu gerçek bizi daha hırslandırır. Zirve yolunda öne çıkmak için daha bilinçli ev gayretli olmamız sağlanırsa biz bu durumdan olumlu sonuç çıkarmış oluruz. Türk basketbolunu zirve için iddialı görmek istiyorsak  DAHA İYİ OYUNCU yetiştirmemiz gerek. Türk çocuğunun basketbola olan yeteneğini kimse görmezlikten gelemez, ama biz bir gerçeği kabullenmeliyiz; biz Türk çocuğunun içindeki yeteneğinin tamamını çıkartamıyoruz. Özetle onu olabileceği kadar iyi oyuncu yapamıyoruz. Son zamanlarda yetişen oyuncularımız içinde yeteneğini sonuna kadar kullanan tek oyuncu Hidayet Türkoğlu. Biz Hidayet gibi sahada herşeyi iyi yapan genç oyuncular yetiştirmek zorundayız. Bu kolay birşey değil. İlk engel takımlardaki yabancı sayısı çokluğu gözükse de esas sebep bu değil. Zaten bunu değiştiremeyiz. Ama biz Türk çocuğunu oynadığı genç takımlarda daha iyi oyuncu yapabiliriz. Bu konu hiç kimsenin tek başına çözebileceği problem değildir. Bu yüzden bütün Türk basketbol adamlarımız birleşip, toplanıp, tartışıp Türk çocuğunun önünü açmalıyız. Çok büyük bir ihtimalle basketbol anlayışımızı değiştirmemiz gerekecektir. Türk basketbolumuzun en büyük isimlerinden koç Samim Göreç, Amerika'da basketbolunu geliştirirken bulunduğu bölgede basketbol anlayışı set offense-taktiğe dayalı bir anlayıştı. İstanbul'da basketbol koçları tebeşir kullanıp taktik çizerken Ankara'da basketbol anlayışı free play- serbest oyun, motion offense- serbet oyun anlayışı'ydı. Ankara'da serbest hareket  anlayışı iyi oyuncuların yetişmesini sağladı. Sonraları taktik Ankara'ya da sıçradı ve iyi oyuncu yetiştirmedeki anlayışın önünü tıkadı. Özetle yeniden altyapılarda free play-serbest oyun anlayışını uygulamaya dönmeliyiz. Konu çok derin. Bugün Amerika'da iyi basketbolcu yetiştirmek isityorsanız ilk ve ortaokul beden dersi öğretmenlerinin basketbolsever yapın anlayışı geçerli. Bizde niye olmasın? Cimnastik hocaları basketbolu sever ve oyuncu yetiştirmekten zevk alırsa ne kadar güzel olur bir düşünün.

Koçluk anlayışı içinde iki kavram vardır: Öğretmenlik ve taktisyenlik

Bizde genç takımın koçları oyuncu kazandırmak yerine maç kazanmak üzerine konsantredirler. Koçlara öğretmen dersek şaşırlar, taktisyen dersek gururlanırlar. Bu yüzden de ellerinden taktik tahtası ve tebeşir eksik olmaz. Aslında onlar da haklıdır. Çünkü çalıştıkları kulübün yöneticileri onlardan sadece maç kazanmalarını isterler aksi halde işlerine son verilir. Gerçekten duruma çözüm bulmak çok zordur. Kimse bunu tek başına çözemez. Bugün Türkiye'de birbirinden güçlü televizyon kanalları basketbol yayınları yapıyorlar. Bu çok sevindirici bir şey. Bu programlarda TÜBAD basketbol adamları derneğinden tecrübeli, bilgili eski basketbolcular da yer alsa bence çok iyi olur. Bu kanallarda zaten Nur Germen, İbrahim Kutluay, İhsan Bayülken gibi tecrübeli basketbolcular var. Bilgi paylaşıldıkça büyür. Arada bir bugünkü kıymetli koçlar da programlara katılırlarsa mükemmel olur. Bu yüzden ben hayat gayeleri basketbolu sevdirmek olan Murat Murathanoğlu'na, İsmet Badem'e, Yiğiter Uluğ'a ve Murat Kosova'ya sesleniyorum; programlarınızda basketbolu sevdirmenin yanına Türk basketbolunu da geliştirmek anlayışını da eklerseniz hayat gayenize erişebilirsiniz.

Euroleague takımlarımıza gelince; şimdilik Galatasaray MP gibi gözükyor. Bugünün basketbolunda oyuncuların yatay ve dikey hareketleri yer değiştirmeleri birbirinden farklı sonuçlar veriyor. Eğer sizin oyuncularınız sadece yatay yer değiştiriyorlarsa onları savunmak kolay olur. G.Saray oyun anlayışında dikey hareketleri en çok kullanan kulübümüz. Örneğin Ender Arslan topu yanındaki arkadaşını her verdiğinde sahanın dibine kadar kat edip sonra yeniden 3 sayı çizgisine geri koşup oyunu başlatıyor. Bu dikine hareket CSKA gibi adam değiştirerek savunmaya karşı çok etkili oluyor. Bu yüzden Galatasaray'ın adam değiştirmeli savunma yapan CSKA'ya karşı şansı var.

Fenerbahçe'ye gelince, Fenerbahçe'nin geleceği çok parlak. Bu yeni salonla beraber Fenebahçe'nin basketboluna bakış açısı çok genişledi. Kulüp içindeki problemler biterse Ayın Örs ile birlikte Fenerbahçe'nin Avrupa'nın en güçlü takımlarından biri hatta en güçlüsü olacak gibi gözüküyor.

Yazının Devamını Oku

Basketbolumuzda başarının sırrı

Geçtiğimiz hafta Trabzon’da şapkadan Halil Üner çıktı.

Halil Üner, Türkiye’nin basketbola hayatını adamış heyecanlı, inançlı, bilgili koçlarından biri. Trabzon’da kendini yeniden kanıtladı. Bundan sonra Trabzonspor’u, Trabzon’da yenmek hiç kolay olmayacak. Halil’in heyecanı, özgüveni Trabzon seyircisine de yansımış durumda. Tribünler doluydu. Bu da bizi çok sevindirdi. Biz Halil Üner’e de Trabzon seyircisine de hoş geldiniz diyoruz. Trabzonspor’un mevsim başındaki koçu Tolga Öngören içinde birkaç kelime eklemek istiyorum. Tolga Öngören’de ülkemizin yetiştirdiği en bilgili, en kaliteli koçlardan biri. Tolga en kısa sürede basketbolumuzda yine çok olumlu katkılar verecektir, bunda kimsenin şüphesi olmasın.

Başarılı, bilgili Türk koçlarının sayısı her geçen gün artıyor Basketbolumuz, kendi koçlarıyla güç kazanıp zirveye yürüyor diyebiliriz. Önümüzdeki yıl hiçbir yabancı koç kalmazsa kimse şaşırmasın. Hatta Yunanlılar, Avrupa’nın en iyi koçları diye hala adları geçen Yugoslav kökenli koçlarla yollarını ayırırlarsa, onlarda Türk basketbolunu örnek alıyorlar diyebiliriz.

Türk basketbolunun derdi yabancı koçlarla değil, yabancı oyuncularla. Biz artık Barac, Batista demekten, onları konuşmaktan sıkıldık. Yeni Türk oyuncuları konuşmak, onlarla gurur duymak istiyoruz ama bu gayemize ulaşamıyoruz. Çok sayıda büyük, hatta iyi oyuncu yetiştiremiyoruz. Bu yüzden biz Cenk Akyol, Cevher, Ender, Furkan, İlkan, Engin ve Göksenin gibi birçok oyuncumuza sesleniyoruz, "ÇIKIN ORTAYA". Basketbolunuzu geliştirin ve bizi yabancı oyunculardan bahsetmekten, met etmekten kurtarın diyoruz. İki problemimiz var. İlki daha iyi genç oyuncular yetiştirmek. İkincisi ise Beko Basketbol Ligi’ndeki oyuncularımızın da kendilerini geliştirmeleri. Daha iyi genç oyuncu geliştirmek istiyorsak, altyapı çalışmalarında 1-1 antrenmanlarına öncelik tanımalıyız. Hep söylüyoruz, siyah oyuncularla beyaz oyuncular arasındaki fark sadece atletik yetenek farkı değildir. Siyah oyuncular, çocukluk yaşlarından itibaren her antrenman sahasında çıkışlarında çalışmaya 1-1 ile başlarlar. Beyaz oyuncular için ise öncelik topu bir iki kez yere vurup, ardından 3 sayılık şut atmaktır.

1-1 mücadele oyuncunun top kullanmasını dribblingini geliştirir ve daha önemlisi ona çabuk bir ilk adım kazandır. 1-1’e sadece set oyunlarındaki gibi durarak başlamazsanız, dribblingle adam geçmeyi de buna eklerseniz oyununuz her gün gelişir. Türk çocukları da, dribblingle topu kaybetmeden bir yerden bir yere rahatça topu taşırlar ama dribblingle adam geçme yeteneğini hemen hemen hiç geliştirmezler. Bu yüzden crossover, bacak arası, arkadan yön değiştirmek gibi maharetleri bilseler bile kullanmazlar. Bugün kulüplerimizin çocuğunda, A takımlarında iyi dribbling yapan, dribblingle adam geçen siyah oyuncular var. Eğer kulüpler bu oyuncuları genç takımları için sadece 1-1 öğretecek yardımcı koç olarak kullansalar basketbolumuza çok faydalı olurlar.

Yazının Devamını Oku