Suratına bak gül

İnsanları güldürmenin dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu hep söylerler. Ben de ‘komikçilik yapmanın(!)’ ne kadar zor bir iş olduğunu televizyon sektörüne girdikten sonra anlayabildim zaten.

Çok gülünen, çok başarılı (ve dolayısıyla da çok para kazanan) bir komedyen olmanın ilk şartı ‘zamanlama refleksinizin’ ve hatta ‘zamanlama yeteneğinizin’ çok gelişmiş olması. Hani o hepimizin bildiği ‘espri satma meselesi’ işte! Eğer espriyi satamıyorsanız, ne kadar komik olursanız olun hiçbir işe yaramıyor komikliğiniz maalesef!

Doğru zamanda doğru espriyi yapabilme yeteneğine sahip olunca, sizi izleyenler gülmekten yerlere yatabiliyorlar.

Sadece zamanlama duygunuzun olması, komik olduğunuz anlamına gelmiyor tabii. Hani güzel, değişik espriler yapma yeteneğini saymazsak eğer, bu ‘komikçilik işinde’ sahip olunması gereken en önemli yeteneklerden biri de ‘Tamam artık bu mevzu yeter’ diyerek nerede duracağını bilmek... Yani seyredenler gülmekten yerlere yatıyorlar ve yaptığınız espri çok tuttu diye espriyi uzattıkça uzatıp, sündürdükçe sündürüp seyredenlerin içini de baymamak gerekir! İnsanlar gülmeye gelmiş, sıkmamak lazım değil mi?

Anlayacağınız bu profesyonel ‘komikçilerin’ işleri gerçekten zor...

Bir de ‘doğal komikler’ var... Yani sizi güldürmek için neredeyse hiç ama hiç çaba sarf etmeyenler. Rahmetli anneannem böyle insanlar için ‘ne komik adam yahu, suratına bak gül’ derdi!

Hepimizin etrafında bu ‘suratına bak gül’lerden vardır...

Ama son zamanlarda herkesin yakından tanıdığı bir-iki isim var ki, kayda değer. Esas işi ‘komikçilik’ olmayan, hatta yaptığı iş ile ‘komikçilik’ arasında en ufak bir ilinti bulunmayan, aksine son derece ‘ciddi(!)’ işler yapan bu kişiler, tam anneannemin deyimi ile ‘suratına bak gül’ insanlardan...

Mesela Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç bunlardan bir tanesi. Adam doğal komik! Öyle yaptığı hiçbir şeyi ‘komikçilik’ olsun diye yapmıyor. Adam ciddi ciddi yapıyor, ama ‘yapabildiği’ her şey çok ama çok komik oluyor. Şahsen ben Atilla Koç’la ilgili bütün haberleri kaçırmadan okuyorum, ama özellikle favorim sayın bakanla ilgili görüntülü haberler! Tavsiye ederim, kaçırmayın. İzleyin çok komik oluyor!

Yalnız buradan kendilerine naçizane bir önerim olacak. Şu ‘uyuklama’ meselesini artık birazcık sündürdü! Tamam ilk zamanlarda çok ama çok komikti, her seyretmede ve bu konu üzerinde sayın Koç engin fikirlerini söylediğinde, gülmekten kasıklarımızı tuta tuta yerlere yatıyorduk. Ama artık baydı! Bu ‘uyuklama’ esprisinin yerine şimdi kendisinden uyumadan daha sağlam, daha komik espriler beklediğimizi de belirtmeliyim. Açıkçası kendilerini ve eşini severek ve yakinen izlemekten zevk almaktayım.

Kendilerini izlemekten zevk almaktayım ama hálá attığı her adımla ilgili fıkraların, anekdotların elektronik posta yoluyla çoğaltılmamasını da hayretle karşılamaktayım. Sanırım ‘Türk sokak edebiyatının’ yaratıcı kişilerinin henüz yeteri kadar ilgisini çekemedi sayın bakan. Sadece uyuklamakla yeteri kadar popülarite yakalanamıyor demek ki! Simdi sayın bakandan daha yaratıcı ataklar beklemekteyiz! Nerede o Yıldırım Akbulut günleri?

Bir diğer ‘doğal komik’ yazılı ve görsel medyaya çıkmak için neredeyse hiçbir fırsatı kaçırmayan sayın Zekeriya Beyaz hocam... Ben hocamı da Atilla Koç gibi nerede görsem severek izliyor ve yakinen takip ediyorum. Ama artık sayın hocam da kendisini fazla tekrar etmeden yeni espriler bulsa iyi olacak gibi geliyor bana!

Kendilerini bu kadar yakından takip edenler olarak yeni espriler ve gösteriler istemek hakkımız ama değil mi?
X