GeriSeyahat Stres mi demiştiniz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Stres mi demiştiniz

Stres mi demiştiniz

İngiliz Kolumbiyası’nın başkenti Victoria, Vancouver Adası’nın güneyinde, 75 bin nüfuslu bir üniversite ve kültür şehri. Alaska Körfezi’ne yakın olmasına karşın ılıman, hatta Akdeniz’e benzer iklim koşullarına sahip. Her yıl dünyanın dört bir yanından 3,5 milyon turist çekiyor. Conde Nast, Travel and Leisure gibi önde gelen seyahat dergilerinin "görülmesi gereken şehirler" listesinin üst sıralarına yerleştirdiği Victoria renkli kültürel yaşamını Avrupa ve Kuzey Amerika yerli kültürünün sentezine borçlu. Parklarla çevrili şehre huzur hakim, strese yer yok.

İnternetteki arama motorlarından Yahoo’da Victoria’nın hava durumuna bakmaya kalkışınca, başta tüm Latin Amerika olmak üzere farklı kıtalardan birçok şehir çıkıyor karşınıza. Ortak özellikleri, geçmişte "Üzerinde Güneş Batmayan" Britanya İmparatorluğu’nun sömürgesi olmaları.

Kanada’nın Montreal’den sonra en kalabalık adası olan Vancouver, ismini Kuzey Amerika’nın Batı sahillerini keşfeden Britanya Kraliyet Donanması Komutanı George Vancouver’dan almış. Victoria, adanın güney ucunda bir liman şehri. Yerlilerin toprakları 18.yy’ın sonlarında İspanyollar, ardından İngilizler tarafından ele geçirilmiş. O dönemde bölgenin tüm ticaretini kontrol altına alan Hudson Körfezi Şirketi’nin yöneticilerinden James Douglas’ın buraya ayak bastığında "Tanrım, yeryüzünde cennet varsa, buralarda olmalı" dediği söyleniyor.

Günümüzde şehrin limanı Alaska turu yapan dev transatlantiklerin uğrak yeri. Turizm, teknolojiden sonra Victoria’nın en önemli gelir kaynağı. 3,5 milyon turist yılda 1 milyar dolar bırakıyor. Özellikle hazirandaki caz festivali sırasında turist trafiği yoğunlaşıyor.

LİMANDAKİ YÜZEN SUALTI BAHÇESİ

Ilıman iklimi, bakımlı bahçeleri, telaşsız ikindi çaylarıyla huzurlu bir İngiliz kentini andırıyor Victoria. Düz bir alana kurulmasının avantajını kullanan yerel yönetim, caddeleri bisiklet yollarıyla donatmış. Şehir bisikleti sevenler için bir cennet.

Keşif turunuza şehrin kurulduğu noktadan, yani limandan başlayabilirsiniz. Sömürge mimarisinin etkileyici, görkemli binalarının çevrelediği limanda, yatlar, balıkçı tekneleri arasında yürürken hediyelik eşya tezgahlarına, sokak müzikçilerine rastlayacaksınız. Yorulursanız süslü faytonlardan birine atlayıp, şehir meydanına kadar gidebilirsiniz.

Sahilden ayrılmadan önce, limanda demirli Pasifik Denizaltı Bahçeleri’ni gezin. Bu, aslında 50 metre uzunluğunda bir gemi. Merdivenlerden beş metre kadar aşağıya inip, camdan denize baktığınızda rengarenk sualtı yaşamıyla karşılaşıyorsunuz. Deniz yıldızları, anemonlar ve binbir deniz yıldızı arasında gezinen dalgıç, mikrofonuyla fauna çeşitliliğini anlatıyor. Yakınlardaki Fisherman Warf adlı balıkçı barınağında, iki katlı yüzer evlerden küçük bir mahalle oluşturulmuş. San Francisco’daki adaşı kadar meşhur değilse de, yüzen mahalle görülmeye değer. Özenle boyanmış evler, sahil yazlıklarını anımsatıyor.

Limandaki turistik atraksiyonlardan biri de Londra Kraliyet Balmumu Heykel Müzesi. Londra’daki orijinalinin heybetinden eser yok, İngiliz kraliyet ailesi ve ünlü Kanadalılar dahil olmak üzere 300’den fazla karakteri barındırıyor. Süslü bekçisi fotoğraf çektirmeyi seven turistlerin ilgi odağı.

Yakınındaki görkemli Parlamento, belirli saatlerde turlarla gezilebiliyor. Gece ışıklandırıldığında farklı bir çehreye bürünüyor. Limanın sağındaki asırlık Fairmont Empress Oteli’nin, görkemde parlamento binasından aşağı kalır yanı yok. 1908’de Kanada Pasifik Demiryolu Şirketi’nce yapılmış açılışı. Oteldeki beş çayları o günlerin ihtişamıyla yaşanıyor. Yanıbaşında güzel bir gül bahçesi bulunmakta. Hemen arkasındaki Minyatür Dünyası’nda dev binalar raflara sığacak boyutlara getirilmiş. Çocuklara ve kendini çocuk hissedenlere oyuncaklar sunuyor.
/images/100/0x0/55eab3c2f018fbb8f8914483


Limana bakan meydanın bir köşesindeki Kraliyet İngiliz Kolumbiyası Müzesi’nde bölgenin prehistorik çağlarından günümüze zenginliğini sergiliyor. Dev ekranlara meraklıysanız, fırsatı değerlendirin, müzedeki IMAX sinemasının altı kat yüksekliğindeki ekranında bir film seyredin.

Yeşil dokusuyla açık bahçeyi andıran şehrin sahiline birbirinden güzel parklar yapılmış. Yürüyenler, koşanlar, köpeklerini dolaştıranlar, banklarda ufka dalanlar, kısacası tüm şehir ahalisi burada denizin kokusunu ciğerlerine çekiyor. Beacon Hill Park, yürüyüş parkurları, çiçekleri, kriket sahası, çocuk oyun alanlarıyla gözalıcı.

Victoria’nın ortasındaki görkemli Craigdarroch Şatosu’nu, İskoç kömür tüccarı Robert Duismuir inşa ettirmiş. Yoksul bir madenciyken ülkenin en zengin işadamına dönüşen Duismuir, şatoyu karısını mutlu etmek ve zenginliğini sergilemek için yaptırmış. Binanın tamamlanmasını görmeye ömrü yetmemiş. Bitmeden birkaç ay önce ölmüş. Şato, paranın mutluluğu satın alamadığını, sevgilerin zamanında ifade edilmesi gerektiğini gösteren bir anıt gibi. Dört katlı, 39 odalı yapının en üst katına 87 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Odalar 19. yy’ın Belle Epoque tarzında dekore edilmiş.

ÜLKENİN EN DAR SOKAĞI ÇİN MAHALLESİ’NDE

Kanada’nın en büyüğü değilse de en eski Çin Mahallesi, Victoria’da. Kendine has görkemli kapısı, allı yeşilli renkleri, kimilerine çok çekici gelen baharat kokuları, karınca gibi çalışan Çinlileriyle farklı bir dünya. 19. yy’daki altına hücum günlerinde şehrin nüfusunun yüzde 50’si Çinliymiş. Kanada Pasifik demiryolunun yapımında önemli katkıları olmuş. Kentteki etkileri günümüzde de devam ediyor. Ülkenin en dar sokağı, Fan Tan Alley de bu mahallede. En dar kısmı 90 santim enindeki sokakta bir zamanlar uyuşturucu satılır, kumar oynanırmış. Şimdi sokak ahalisi turizmden kazanıyor hayatını.

Şehrin tarihi bölgesinin kalbi Market Square’de atıyor. Ortasında geniş avlu bulunan üç katlı yapı 1850’lerde limana gelen denizcilerin, madencilerin, orman işçilerinin haz merkeziymiş. Batakhaneler, esrar içilen, kumar oynanan mekanlar bugün 65 şık mağaza ve kafeye ev sahipliği yapıyor.

Şehrin içine doğru ilerledikçe her kesime hitap eden alışveriş merkezleri, farklı bütçelere yönelik dünya mutfaklarını sunan lokantalar, barlar çıkıyor karşınıza. Eski yapılar özenle korunmuş. Yeni yapıları şekillendiren modern mimari abartısız, kullanıcı dostu. Caddeler ağaçlar, çiçeklerle bezenmiş.

Victoria’yı gezmek gerçek bir mutluluk. Çünkü birkaç günlük bir ziyaretten sonra gerginliğin, stresin, negatif enerjinin esamisi kalmıyor.

NASIL GİDİLİR?

Vancouver Adası’na ulaşım çok kolay. Seattle ve Vancouver kentlerinden modern feribotlarla sürekli sefer yapılıyor. Vancouver’ın kuzey ve güneyindeki iki ayrı limandan hareket eden feribotlar yaklaşık 1,5 saatte Victoria’ya varıyor. Geniş güverteli, çocuk bahçesine kadar her ayrıntısı düşünülmüş feribotların konforu, deniz manzarası bu yolculuğu şölen haline getiriyor. Aynı rotada deniz uçakları da sefer yapıyor. Ayrıntılı bilgi: www.tourismvictoria.com

ÇİMENTODAN KAZANILAN SERVETLE YARATILAN BOTANİK BAHÇESİ

Şehrin kuzeyinde, Saanich Bölgesi’ndeki Butchart Bahçeleri büyüleyici bir botanik park. 19.yy’ın sonunda bölgedeki kireçtaşı zenginliğini duyup Ontario’dan Victoria’ya gelen işadamı Robert Pim Butchart, portland çimentosu üreterek servet kazanmış. Tod Koyu’nda tuzlu su yüzme havuzu, tenis kortları, bowling sahası, bulunan görkemli bir malikane inşa ettirmiş. Eşi Jennie, 1909’da Isaburo Kishida’nın yardımıyla bir Japon bahçesi kurmuş malikaneye. 1921’de çok daha görkemlisini, Batık Bahçe’yi yaptırmış. İtalyanca hoşgeldin anlamında, Benvenuto adını verdikleri evde, çay partileri, davetler düzenlemiş. Bir süre sonra bahçeleri şehrin en çok ziyaret edilen parklarından biri haline gelmiş. Farklı ülkelerden toplanan yüzlerce çeşit bitki ve kuşla zenginleştirilmiş. Kuş evleri kurulmuş. Butchard çifti bahçenin bakımını 1939’da torunlarına devretmiş. Torun Ian Ross, bahçeyi ışıklandırıp daha cazip hale getirmiş. Bahçede birçok heykel bulunuyor. Bazı geceler havai fişek gösterisi düzenleniyor. (www.butchartgardens.com)

False