GeriUğur MELEKE Süper Lig'e tekrar sevdalandıracak türden bir maçtı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süper Lig'e tekrar sevdalandıracak türden bir maçtı

Bize gelen geri bildirimlerden yeni neslin Süper Lig’den bir miktar uzaklaştığını, çok fazla düdük, çok fazla faul, çok fazla kemik kemiğe savaştan bıktığını hissediyorum bazen.

Haksız da sayılmazlar. Farklı bir çağa doğdular ve bizim gibi otomatik futbol sevgisiyle büyümediler. Ancak dün akşam İstanbul’da öyle bir oyun oynandı ki, eğer bir Süper Lig maçının karşısına ilk kez oturan gençler varsa, hemen her şey onları bu turnuvaya sevdalandıracak cinstendi doğrusu.

HER ŞEY HARİKAYDI

Daha 1’inci dakikada Abdülkadir-Rosier sarılmasıyla hislendik hep birlikte. Sonra Vida’nın topu dışarı atıp rakibinin eksik oynamasına son vermesi, yine 10’da Ekuban’ın pekalâ tehlikeli bir pozisyon yaratabilecekken Rıdvan’ın sakatlığı için durması... Her şey öyle harikaydı ki Dolmabahçe’de! Skordan, puandan filan bağımsız olarak dün sahaya çıkan 32 futbolcuyu, iki teknik adamı ve dört hakemi, bu mert oyun için avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışlamalıyız öncelikle.

ABDULLAH AVCI'NIN GÜNÜYDÜ

Maça Beşiktaş’ın dominant başlaması doğaldı. Hemen hemen hepimiz daha ilk düdük çalmadan nasıl bir maç izleyeceğimizi aşağı yukarı hayal ediyorduk. Topa Beşiktaş daha fazla sahip olacak, onların tamamlayamadığı hücumlarda Trabzon fırsatları görecektik. Bir tür Hansi Flick-Simeone kapışmasıydı bu. Bazen Flick anlayışına sahip olanlar oyununu kabul ettirir, bazen Simeoneler kazanır bu tür maçları. Dün kesinlikle Simeoneler’in, pragmatiklerin, geçiş hücumcuların yani özetle, Abdullah Avcı’nın günüydü Dolmabahçe’de.

GEÇİŞ OYUNU TUZAĞI

Günün kazananının Sergen Yalçın değil de, Avcı olmasını sanırım üç ana maddeyle gerekçelendirebiliriz:

Büyük maçların kaderini genelde büyük oyuncular belirler. Nwakaeme de öyle bir adam. Her iki golde de şapkadan tavşan değil, tavşandan şapka çıkardı Nijeryalı. Tabii Nwakaeme’nin üretimlerinin yanına bir de Uğurcan’ın gol kadar değerli kurtarışlarını eklemek lazım.

Beşiktaş’ın bu ‘geçiş oyunu tuzağı’na düşmemesi için iki yolu vardı. Ya atakları bir şekilde tamamlayacak, üçüncü bölgede top yitirmeyeceklerdi. Ya da hücum-savunma planı geçişinde süratli olacaklardı. İkisini de yapamadılar. Ben doğrusu, Trabzon’un geçiş hücumlarıyla ilgili Sergen Yalçın’ın planı neydi anlayamadım dün akşam.

Ve tabii ki övgünün büyüğünü, bu geçiş oyununun mimarı Abdullah Avcı hak ediyor. Berat’ı özellikle sola (Rosier-Ghezzal’in karşısında) kullanması, çıkışlarda Nwakaeme’ye oynama planı, duran top setleriyle tam bir Avcı takımı vardı dün sahada. Trabzon’u aldığı yerle getirdiği yere bakınca, çok büyük alkışı hak ediyor Abdullah Hoca.

X

Terim'in oyuncusu, Sergen Yalçın'ın oyununa karşı

Terim 8 ay boyunca mükemmel 11’i aradı. Taktik, diziliş, oyuncular değişti. Muslera’yla Marcao dışında neredeyse hiç kimsenin kendini as hissetmediği bir sezon oldu bu. Sergen Yalçın ise kışın bir 11 yakaladı, Welinton-N’Sakala gibi kamuoyunu tatmin etmeyenler dahi olsa bu 11’de ısrar etti. Onun aradığı mükemmel oyun oldu o günden sonra.

Yarınki karşılaşma öncesinde de tablo hemen hemen aynı: Fatih Terim derbiye en uygun 11 oyuncuyu bulmayı hedeflerken, Sergen Yalçın ise mükemmel oyunu arıyor.

FATİH TERİM

ÜSTÜNLÜK: BÜYÜK DENEYİMİ İLE TERİM AVANTAJLI

500 sayfalık Türk futbol tarihi ansiklopedisi yazılsa, bunun belki 250’sinde ismi olacak, 50 sayfasını da direkt kendisine ithaf edebileceğiniz bir yaşayan efsane Terim. Kariyerinde onlarca defa böyle maçlara çıktı, 40 yıl büyük turnuva görmemiş milli takımın Solna deplasmanı, Viyana’daki Hırvatistan maçı, Galatasaray’la 9 puan geriden gelip kazandığı şampiyonluk... Bu maça futbol terazisinde daha iyi verilerle çıkan takım Beşiktaş. Ancak deneyim terazisinde tabii ki Terim avantajlı

ZAYIFLIK: KİMSENİN KENDİNİ AS HİSSETMEMESİ

Fatih Terim’in 30 yıla yaklaşan teknik adamlık kariyerini yakından izledik. Ben daha önce böyle bir dönem yaşadığını hatırlamıyorum: Galatasaray’da hemen hemen hiçbir oyuncu kendini as hissetmiyor. Muslera dışında hemen hiç kimse, bir sonraki hafta ilk 11’de olacağından emin değil. Bekler sürekli değişti, stoper ikilisi değişti. Taylan çok iyiydi, formasını kaybetti. Orta saha değişken. Fatih Terim’in bu yılki en önemli problemi sanırım buydu, 7-8 tane as oyuncu yakalayamadı. Onlara sürekli oynama güveni veremedi.

FIRSAT: LJAJIC-N'KOUDOU'NUN KOLAY TOP KAYIPLARI

Beşiktaş'ın son dönemde yakaladığı mükemmele yakın oyunun belki de tek zaafı bu: Ljajic ve N’Koudou’nun zaman zaman topun kıymetini bilmemeleri. Kolay kayıp yapabilmeleri. Bu maçta da bu ikili ilk 11’de başlarsa, Terim’in Galatasaray orta sahasındaki dinamik oyuncularını bu ikili üzerine yönlendirmesi muhtemel. Olası kayıplar, Terim’e maç önceleri hep bahsettiği geçiş hücumu fırsatını sağlayabilir.

Yazının Devamını Oku

18 günde 50 maçlık bir Süper Lig rekoru

Hatay ve G.Birliği’nin ardından Erzurum da büyük takımlara karşı direnemedi.

Farkında mısınız bilmiyorum, son 18 günde Süper Lig tarihinde bir ilke tanıklık ettik: 18 günde tam 50 müsabaka oynandı. Neredeyse tüm takımlar 18 günde beşer maça çıktılar ve dün itibariyle fantastik bir seriyi tamamladılar. 18 günde 5 maç günü oynanınca da teknik-taktik biraz geri plana düşüyor, fiziksel ve mental olarak güçlü olanlar ayakta kalıyor ister istemez. Özellikle de bu hafta sonu bu farklar daha belirginleşti: Beşiktaş ligin flaş takımı Hatay’a 16 dakikada sekizi isabetli 10 şut attı. Devreye 5-0’la girdi... Gençlerbirliği, Galatasaray karşısında tek isabetli şutunu 90+3’te bulabildi... Dün de İstanbul büyüklerinin geniş ve kaliteli kadrolarına direnememe sırası Erzurum’daydı, dakikalar 15’i gösterdiğinde 3-0 olmuştu çoktan skor.

4-6-0 DEĞiL 2-8-0

Son beş maç günü F.Bahçe için ayrı da bir önem ifade ediyor, G.Antep müsabakasıyla beraber yeni bir oyun geliştirdiler, klasik kanat oyuncusu ısrarından vazgeçtiler. Maksimum orta saha oyuncusuyla kuruyor. Emre Hoca 11’ini. Kamuoyunun büyük çoğunluğu bu oyuna 4-6-0 diyor, ben 2-8-0 diyorum. Çünkü dünkü sağ bek ozan’la, sol bek Caner de orta saha orijinli oyuncular.

YiNE KORKU FiLMi!

dün de aynen son haftalarda olduğu gibi oyuna yüksek tempoyla başladılar, her maçta olduğu gibi yine taraftarlarına son 15 dakikada bir korku filmi izlettiler! İlk devrede sağ çizgideki Mesut ve soldaki Pelkas’ın içeriye devrilerek oynamalarıyla merkezde bir kalabalık yakaladılar. İlk 45 dakikada kaybettikleri topları çok çabuk geri kazandılar ve atak sürekliliği sağladılar. Zaten ilk devrede sezonun isabetli pas rekorunu kırmışlar. Bu da o oyunun doğal sonucu zaten. Valencia yine başroldeydi, bir penaltı kazandırdı, bir asist yaptı, bir de gol attı.

İrfan Can, normalde Mesut’tan beklenen o usta ara paslarını yapan adamdı. Mesut’sa bence fiziksel olarak hazır değil. Ve ancak iyi bir yaz kampı geçirirse eski Mesut’tan pasajlar sunabilir.

100 TL oyna, 100 TL kazan! Yeni üyelere özel, hemen Misli.com'a üye ol...

Yazının Devamını Oku

Yorulmayı sevmeyen Sergen yorulmaya ikna etti

Uğur Meleke, şampiyonluğa koşan Beşiktaş’ın hocasını ve Gordon Milne ile şaşırtıcı benzerliklerini yazdı.

1- Adına Önder Foçan tarafından bir caz bestesi yapılmış, Lothar Mattheus’un harika bir libero olduğu efsanesine son vermiş bir fenomen. Tüm zamanların en yetenekli Türk futbolcusu.

2- Oyunculuğunda koşmuyordu. Bayern Münih’e transferi de bu yüzden yattı. Ancak hocalığında tam tersi; kendisi gibi olanları bile koşmaya ikna etti.

5 Ekim 1972 doğumlu Ali Rıza Sergen Yalçın, futbol hayatına her yaş grubunda gol rekorları kırdığı, frikik kazanıldığında arkadaşlarının direkt santraya yürüdüğü efsanelerini gerçekleştirdiği Beşiktaş altyapısında başladı. 1991 yılında Gordon milne yönetimindeki kusursuz ekipte profesyonel oldu.

137 MAÇTA 43 GOL

6 sene aralıksız formasını giydiği ve neredeyse her sezon siyah beyazlıların en büyük probleminin “Sergen’le Şifo mehmet yan yana oynar mı” olduğu takımda 137 resmi maça çıktı. Bir orta saha oyuncusu için hiç de azımsanamayacak 43 gole imza attı. Benim de sıkça altını çizdiğim Gordon-Sergen tavır benzerliği de muhtemelen bu 6 yıllık serüvene dayanıyor.

GORDON’UN SÜRPRiZi

Sergen Yalçın, Beşiktaş’ın o üç yıl üst üste şampiyon olan efsanevi takımının net bir parçası sayılmaz, zira onların küçüğü konumunda. Gökhan, Samet, Ulvi, kadir, Rıza, metin, Ali, Feyyaz’lı o jenerasyona 91-92 sezonunun son bölümünde tam anlamıyla dahil oluyor: Konya’da işlerin kötü gittiği bir maç... Smuda yönetimindeki Konyaspor ilk devrede iyi kapanıyor ve lider Beşiktaş’a net pozisyon fırsatı vermiyor. Sergen kulübede. Gordon, kolay kolay oyuncu değişikliği yapan bir teknik adam değil. İlk devrenin sonunda orta saha oyuncusu Turan sakatlanıyor, ancak Sergen, Gordon’un kendisini oyuna alacağına ihtimal vermiyor. Zira kulübede onun gibi on numara pozisyonunda oynayan Polonyalı Zejer var.

Yazının Devamını Oku

34 yıl sonra yine aynı his: Sergen Gordon Yalçın

Beşiktaş teknik direktörü yıllar önce hocası olan İngiliz’e çok benziyor.

Gordon Milne, Beşiktaş’ın başına aynen Sergen Yalçın gibi 40’lı yaşlarının sonunda geçti. Büyük bir idealistti, inandığı doğruları ilmek ilmek işledi genç kadrosunun zihnine. Beşiktaş’ta üç ikincilik, üç şampiyonluk yaşadı. Türk futbol tarihinin en efsanevi hikayelerinden birini yazdı bu dönemde.

iKiSi DE iNATÇI

Halen 49 yaşında, yani hemen hemen Gordon’un Beşiktaş’ın başına geçtiği yaşta olan Sergen Yalçın’ı izledikçe zihnim sıkça bu ikiliyi eşleştiriyor. Gordon da inatçıydı mesela. Bir oyuncu konusunda tüm kamuoyu karşısında olsa dahi inandıklarından şaşmazdı. İngiltere üçüncü liginden getirdiği Walsh’u ilk 11’e yerleştirmesi spor kamuoyunun tepkisini çekmişti mesela o dönemde.

33’lük Walsh’a, Gordon’un asker arkadaşı yakıştırmaları yapılmış, Metin Tekin’in kulübeye çekilmesi ağır eleştirilmişti. Gordon, iki sezon boyunca Walsh’un arkasında durdu. Solak İngiliz kanat oyuncusu da, duran toplarda fark yarattı.

İki sezonu 25 gol katkısıyla tamamladı o Beşiktaş’ta. Sergen Yalçın’ın da Welinton-Nsakala’nın sezon başından beri arkasında durup, bu iki oyuncudan iyi verim almasında Gordon izleri görüyorum ister istemez.

BU TAKIMI iZLiYORSA GURUR DUYUYORDUR

Gordon kolay kolay oyuncu değiştirmezdi. Beşiktaş’ta yedek olmak zulümdü o yıllarda. Ama tüm yedekleri de hazır tutardı. Halim, Saffet, Turan, Şenol gibi birçok oyuncu sonradan girip olağanüstü katkı yapmışlardır şampiyonluklarda.

Hatta genç Sergen’i de ekleyebiliriz bu listeye. Beşiktaş formasıyla ilk maçında Konya’da sonradan girip maçı çevirmişti Sergen.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe dört fil dört atla satranç oynamaya kalktı

Çağdaş Atan, hafta sonunda Başakşehir önünde 3-6-1 dizilişini tercih etmiş, çok iyi bir ilk yarı oynamışlardı.

Dün de öyle başladı maça. Kenarlarda Juanfran-Davidson, merkezde Siopis-Berkan-Salih-Efecan’la kalabalık bir orta saha. Fenerbahçe’nin son üç rakibine karşı üstünlük kurduğu yere alınmış direkt bir önlemdi bu. Maçın ilk yarısı bir satranç müsabakası hüviyetinde geçti: Alanya önde baskıyla Fenerbahçe’yi zaman zaman zor durumlara düşürdü. Bu bölümde Harun ve Serdar’ın geriden çıkışlarda topu iyi kullanamamaları göze battı.

GÖKHAN'IN YORGUNLUĞU

Sarı lacivertliler birinci bölgeyi geçtiklerinde ikinci bölgede yine fark yarattılar, Caner ve Ozan’la da iki yarım pozisyon buldular. Ancak maçın kader anı 40’ıncı dakikaydı. Alanya hücumunda bir uzun pasta Gökhan ıskaladı. Pektemek net pozisyonu değerlendiremedi ama yorulduğu çok belliydi 36 yaşındaki Fenerbahçe sağ bekinin. Gökhan’ın o yorgunluğu, iki dakika sonra önce bir pas hatası, sonra da yanlış bir faul kararı getirdi. Fenerbahçe 10 kişi kaldı o dakikada. Ve o anda aklıma gelen soru şuydu:

PATRONLAR KULÜBÜ

Davidson’lu Alanya’ya karşı sağ çizgiyi 36’lık Gökhan ve sakatlıktan yeni çıkmış Mesut’la kurmak doğru muydu? Bence Belözoğlu bu maça Mesut’la değil, Gustavo’yla başlamalıydı. Merkezde Gustavo, sağ çizgide Ozan’la daha dengeli bir 11 kurulabilirdi bence. Zaten ilk 11’inde 30 yaş üstü 7 oyuncusu var Fenerbahçe’nin. Mesut’un da eklenmesiyle patronlar kulübüne dönüşmüştü dün sarı lacivertli takım. Dört fil, dört atla bir satranç maçını kazanamazsınız. Piyon da lazım zira size. İkinci devrede sayısal üstünlüğü de ele geçiren Alanyalılar, Fenerbahçe kalesini sarstılar ama direklere takıldılar. Eğer Berkan doğru yerlere koşu yapmadaki ustalığını şutlarına da yansıtabilse skor yapması işten değildi doğrusu.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJBUU14OUxLUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

İmdat çekici Babel

Sanırım Süper Lig tarihinde daha önce yaşanmamış bir şeye tanıklık ediyoruz şu sıralar. Playoff’lu o garip sezonu dışarıda bırakırsak, ligde iki buçuk haftada 5 maç gününün oynandığı başka bir dönemi ben hatırlamıyorum.

16 Nisan’dan 3 Mayıs’a kadar 50 maç oynanmış olacak Süper Lig’de. Dün oynananlar birçok takımın 11-12 günde 4’üncü maçıydı. Yorgunluklar doğal. Ben Terim’in Antalya maçı 11’inden sadece tek bir değişiklik yapmasını bu açıdan doğru bulmadım. Elbette süper bir Antalya maçı oynamış takıma 5-6 rötuş yapmazsınız. Bu normal. Ancak kenarda Taylan, Feghouli, Oğulcan gibilerinin beklediği düşünülünce belki 2-3 değişiklik yapılabilirdi 11’de.

STRATEJİ HEP AYNI

Terim (Mohamed/Emre değişikliği dışında) aynı 11’le çıkmayı tercih etti Konya karşısına. Rakiplerinin stratejisiyse hemen hemen aynıydı. Aynen Antalya gibi Konya da Galatasaray önüne 42 puanla çıktı... 42 puan demek, ligin geri kalanında bir beraberlik ya da bir galibiyetin kümede kalmak için size yetmesi demek. Sanırım o yüzden de aynen Antalya gibi Konya da, oyunu tamamen kendi birinci bölgesinde kabul etti.

Sadece tamamlanamayan hücumlarda geçiş fırsatı kolladılar. Ki bu fırsatı da çok fazla bulduklarını söyleyemeyiz. Konyaspor, Antalyaspor’la hemen hemen aynı stratejiyi uyguladı ama Galatasaray çok farklıydı hafta sonuna göre... Aynı adamlar sahadaydı ama Antalya maçındaki o güçlü oyun yoktu bu kez. Özellikle ilk 45’te korkunç temposuz ve hareketsizlerdi. Top çoğunlukla Galatasaraylıların ayağındaydı ama topa sahip olan futbolcu dışındaki hemen herkes izleyiciydi bizim gibi!

DERİNDE SAVUNMA

Fatih Terim, ilk devrede sahadaki o hareketsizliği çözmek için kenara üç oyuncu dizdi 46’da. Bu üç değişiklikle ikinci devrede bir miktar hareketlendiler; özellikle Gedson Fernandes’in savunma arkasına denediği toplarla yarım tehlikeler yarattı Galatasaray. Ancak Konya savunmayı öyle derinde kurdu ki, savunmanın arkasına atılan topları anlamlandırmak da çok güçtü dün. Böyle durumlarda Galatasaray’ın ‘imdat çekici’ devreye giriyor bazen. Hani duvarda asılı duran ve ‘tehlike anında camı kırıp alınması istenen o çekiç’ var ya, işte o. Babel yine ikinci devrede oyuna girdi, yine yay üzerinden şutlarla kaleyi yokladı. Yine onun bir şutu neticesinde kazandıran golü buldu ve hayati bir 3 puan kazandı Galatasaray.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJrU2N6Z2hjOCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Valencia hep santrfor oynamalıydı

Dün görev aldığı bölgede her şeyi doğru yaptı ve 2 gol attı.

Fenerbahçe, üç maçtır bir oyun geliştirdi ve Kasımpaşa önünde de ilk 45’te Başakşehir ve Gaziantep’e karşı sergilenen futbol tekrarlandı: İki stoper dışında herkes orta saha vazifesinde. İkinci bölgede sabırla pas yapılıyor ve rakibin bir uyuma anı bekleniyor. Bu oyunda özellikle ileri altılının hepsi hem final pası, hem de gol vuruşu arıyor. Dün ilk devrede 15 şut atıldı, bu 15 şut yedi farklı futbolcudan geldi. Valencia ve Pelkas dörder, Ozan üç, Mert, İrfan, Caner ve Szalai de birer kez yokladılar kaleyi. Santrada kanat oyuncusu gibi görünen İrfan ve Pelkas çizgiye yapışmıyorlar. Oyun Caner ve Nazım üzerinden genişliyor; İrfan-Pelkas’ın ortalama pozisyonları muhtemelen Ozan-Mert’ten farklı çıkmaz. Bu da Fenerbahçe’ye merkezde yüksek kaliteli pas, şut ve pozisyon imkânı tanıyor.

MİLLİ TAKIMDA 31 GOLÜ VAR

Tabii ki bu orta beşliye anlam katan Valencia performansının da altını çizmek gerek. Ekvador Milli Takımı’nda 31 golü olan ve bunların çoğunu santrfor rolünde atan bir oyuncuyu sezon başından beri orada kullanmamak hataydı. Dün sadece iki gol attığı için değil, bir santrforun yapması gereken her şeyi doğru yaptığı için de takdiri hal ediyor. 11’de Ozan’ın, 13’te Pelkas’ın pozisyonlarına içeri penetre eden oyuncuya duvar olan Valencia’ydı mesela.

EKSiKLER HANESi KABARIK

Ancak Fenerbahçe’nin kazanımlar hanesi kadar, eksikler hanesi de kabarık. Harun’un özgüveni dip yapmış. Ayrıca dün 70’te kenara 3 oyuncuyu dizdiler ve yine son bölümde işi zora sokmayı başardılar. Bu, Erol Bulut döneminden devreden bir hastalık. Fenerbahçe maçların sonunu iyi oynayamıyor. Belözoğlu bu problem dışında iki sorunun daha altından kalkmak zorunda:

1- Dün Kasımpaşa önde baskıyı özellikle sola yaptı ki oyun sağdan, yani Serdar üzerinden kurulsun. Serdar da Harun’a gereğinden fazla döndü. Birinci gol de yine böyle bir dönüşün neticesinde geldi zaten.

2- İkinci sorun da hemen her maç kendini tekrarlayan bir mesele: Sarı lacivertliler korner dönüşlerinde eksik yakalanmaya devam ediyorlar. Dün 42’de İrfan’ın kartı da böyle bir pozisyonda geldi.

Alanya deplasmanında İrfan cezalı. Bence Belözoğlu, İrfan’ın yokluğunda oyun düzenini bozmamalı. Orayı Sinan’la değil, yine orta saha tipinde bir oyuncuyla tamamlamalı. Merkezde Gustavo, sağ kanatta Ozan düşünülebilir bence.

Yazının Devamını Oku

Dinamik 11 seçimi galibiyeti getirdi

Galatasaray’ın dün Antalya’daki ileri altılısının yaş ortalaması 24’tü.

Galatasaray’ın 11’e 11’ken de, rakibi eksildikten sonra da hemen her şeyi doğru yaptığı bir gündü bu. Santradan itibaren önde baskı yaptılar, rakiplerini defalarca hataya zorladılar. Uzaktan-yakından denediler, akan oyun-duran top sayısız fırsat yakaladılar. Evet golü rakipleri 10 kişiyken buldular ama 11’e 11’ken de tek taraflı bir müsabaka vardı Antalya’da.

Podolski atılana kadar da şutlarda 15-1, kornerlerde 6-1 öndeydi Galatasaray. Tek eksikleri goldü. Son yarım saatte de öyle bir baskı kurdular ki o güneşe hiçbir kar dayanamazdı zaten. Ben dünkü iyi oyunun, öndeki genç-dinamik altılıyla direkt ilişkili olduğunu düşünüyorum: İleri altılının yaş ortalaması 24’tü dün. Ve Galatasaray bu sezon ne zaman önde gençleşse, iyi netice alıyorlar bu tercihten. Dün de galibiyeti getiren bir numaralı faktör dinamizmdi bence.

MHK’NIN iNATLAŞMA METODU

Müsabaka yazılarında hakem değerlendirmesine genellikle girmiyorum, çünkü bu makaleleri bitiş düdüğü çalar çalmaz gazeteye gönderiyoruz. Baskı süresi çok kısıtlı. Pozisyonları tekrar izleyecek fırsatımız olmuyor. Ancak dünkü maçın hakemi de malum, daha önce Halil Umut Meler örneğinde olduğu gibi bir ‘inatlaşma’ metoduyla seçildi. O gün de yapılanın yanlış olduğunu söyledim, bugün de tekrar etme ihtiyacı hissediyorum. MHK’nın görevi hakem atamalarını performanslara göre yapmaktır, kulüplere mesaj vermek değil.

ANLAMSIZ ATAMALAR

Medyadan takip ettiğim kadarıyla Antalyaspor da Mete Kalkavan atamasına tepki göstermiş. Şimdi de Kalkavan’ı Antalya’nın bir sonraki maçına mı vereceksiniz? Oysa Kalkavan’ın (veya başka herhangi bir hakemin) bir sonraki hafta maç alma şartı, iyi yönetim olması gerekmez mi? Artık hakemlerin nasıl maç yönettiğinin bir önemi yok mu MHK için? Atamalar tamamen kulüplere mesaj verme kriteriyle mi yapılıyor? Ben hayatımda böyle bir şey görmedim. Bu atamalara da hiç anlam veremiyorum doğrusu.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/Idui1DIwAx8" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Bu lige 20 takım da çok fazla geliyor

Bugün itibariyle Süper Lig’de tüm takımlar 34 maçı tamamlamış oluyorlar. Yani herkes aslında doğal bir sezonu tamamladı, bundan sonrası pandemi yılının ekstrası.

Üstelik bu ekstra sekiz maç günü de çok sıkışık bir takvimde oynanıyor: 16 Nisan-16 Mayıs arasında 30 güne 8 maç günü sıkıştı. Bunun fiziksel ve mental etkilerini birçok maçta görüyoruz: Hafta sonunda Trabzon-Hatay maçı bitmek bilmedi adeta. Önceki gün Sivas-Beşiktaş müsabakası isminin vaat ettiğinden çok altında kaldı. Dün de iki ekip 70 dakika boyunca öyleydi. Futbol kırıntılarıyla avunmak zorunda kalacağımız bir dönem galiba bu. Tamam, bu sezon 21 takımla oynandığı için ekstrem bir tarafı var ama yeni sezonda da ligde 20 kulüp-38 maç günü izleyeceğiz. Bence bu ligin kalitesine 20 takım da çok fazla.

GOL GARANTİLİ ADAM YOK

Tabii ki bu düşük standardı sadece pandemi sezonuyla da açıklayamayız. Dört büyüklerde bu sezon Beşiktaşlılar dışında gol garantili bir adam yok. AboubakarLarin’i dışarıda tutarsanız dört büyüklerde şu anda en fazla gol katkısı yapan oyuncular: Ekuban (8), Falcao (8), Valencia (7)... Yani sezon 34 haftada bitmiş olsa Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzon’da iki haneli gol sayısına ulaşan oyuncu olmayacaktı. Dün de iki takımda en uçta başlayan Djaniny-Babel’in yakın geçmişte Sörloth ve Gomis gibilerin üstlendiği rolde oynadıklarını düşününce daha da karamsarlaşıyor tablo.

Dünkü düşük profilli maçta ev sahibi Galatasaray için bulunabilecek sevinç kırıntısı, genç Halil’in girdikten sonra oyuna tesir etmesi. Golü getiren faulü kazandırması. Ve golün çok güzel bir duran top organizasyonuyla gelmesi... Trabzon adına bulunabilecek sevinç kırıntısıysa İstanbul deplasmanında son 15 dakikaya kadar daha fazla üreten taraf olmaları. Tabii tüm Trabzonlular, Avcı’nın skoru bulduktan sonra yaptığı doz aşırı defansif değişikliklere alışkınlar. Dün de bu değişiklikler sonrası yarı sahasına hapsoldu zaten bordo-mavililer.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJrU2N6Z2hjOCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Bu filmin sonu ‘UEFA Avrupa Süper Ligi’ olabilir

Avrupa Süper Ligi’yle ilgili global spor kamuoyunda oluşan duygusal reaksiyonu çok iyi anlıyorum.

O hisleri paylaşıyorum da elbette. Bu sporu güzel yapan şey Cizreli Ahmet’in Lizbonlu Jorge ile, Roterdamlı Erwin’in Londralı Jack ile oynama ihtimali. Sekizinci kümedeki bir çocuğun Şampiyonlar Ligi finali rüyası görebilmesi. Futbolun kanaat önderlerinin bu düşü yok etmeye kalkması doğal olarak herkesi öfkelendirdi. Ve hayal kırıklığına uğrattı haliyle. Ancak Avrupa Süper Ligi’nin 12 kurucusunun sesine kulak tıkamak da bence doğru değil. Perez önderliğindeki patronların da kendilerine göre haklı bir argümanları var:

“Bir gecelik Superbowl’un Şampiyonlar Ligi’nin bir sezonu kadar para basması doğal değil. Sadece Amerikalılar’ı ilgilendiren NHL, tüm yeryüzünün seyrettiği Devler Ligi’nden daha büyük bir ekonomi yaratıyor. Bu pastayı büyütmek lazım. Bu pastadan en büyük payı da bizim almamız lazım. Çünkü futbol seviliyorsa Real için, ManU için, Juventus için seviliyor. Ve maalesef UEFA bu pastayı büyütmeyi beceremiyor.”

ARA ÇÖZÜM BULUNMALI

UEFA, 2024-2027 dönemi için Devler Ligi’ni 36 takıma, grupları 10 maç gününe çıkaran bir proje yarattı ve dün bunu resmi olarak ilan edecekti. Ancak belli ki dev kulüpleri bu proje tatmin etmedi, alelacele Süper Lig planını ilan ettiler. Ancak bence bu nihai bir karar değil. 2000’lerde de G14 adı altında aynı kulüpler aynı blöfü yapmış, sonunda UEFA’yı istedikleri çizgiye getirip G14’ü lağvetmişlerdi. 20 yıl sonra bugün de pekalâ benzer bir final mümkün. UEFA, ESL ile ortak hareket ederek, ortak bir akıl geliştirerek iktisadi olarak doğru adımları atabilirse pekala bu projenin sonu ‘UEFA Avrupa Süper Ligi’ olabilir. Yani Şampiyonlar Ligi’nin bir miktar esnediği, daha fazla dev kulübe wild card verdiği, maç sayısını ve yarattığı ekonomiyi artırdığı ama yerel ligleri de yok etmediği bir ara çözüm bence olması gereken.

TÜRKiYE’NiN ADI GEÇMiYOR

Tüm bu projede Porto, Ajax gibi kulüplerin adı geçerken Türklerin hemen hiç anılmamasının sebebi son 5 yılda 13’üncü basamağa gerilememiz. Avrupa Ligi maçlarına yedek kadrolarla çıkan hocalar, bir daha Avrupa Ligi grup maçı göremeyecekler kariyerlerinde muhtemelen. Ama bu vizyonsuz hocaların, vizyonsuz davranışları maalesef kendilerini değil, Türk futbolunu vurdu en başta.

<iframe width="747" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/6yR8tlFiuHc" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

İstikamet doğru ama bazı rötuşlar yapmak lazım

Muhtemelen sezon sonuna kadar bu anlayışla oynayacak Fenerbahçe’de bazı değişiklikler şart.

12 Nisan saat 19:00’da Fenerbahçe bir kırılma anı yaşadı bence. Sekiz aydır aranan doğru oyun ve doğru diziliş Antep karşısında bulundu. Fenerbahçe klasik kanat forvetsiz bir 11’le, elindeki zengin orta saha kaynağını doğru kullanarak büyük takım gibi oynadı. Topa sahip oldu, oyunu uzun süre domine etti ve galip geldi. Belözoğlu doğal olarak o 11’i sakatlıklar dışında bozmadı, aynı diziliş ve aynı oyun anlayışıyla çıktı
Başakşehir önüne. aykut Kocaman geçtiğimiz hafta oynanan Antep maçını iyi analiz etmiş, bölüm bölüm önde baskıyla Fenerbahçe’yi zor durumlara düşürdü. İlk devrenin başında ve ikinci yarının sonunda sarstı. Ama yıkamadı.

NEGATiF TRANSFER

F.Bahçe muhtemelen sezon sonuna kadar bu anlayışla oynayacak. Top ayaklarındayken fark yaratacaklar. Top ayaklarında olmadığında sıkıntı yaşayacaklar. O da bu bol merkez orta sahalı oyunun doğal sonucu. Bence F.Bahçe’nin doğru oyunu bu. Ancak bazı rötuşlar lazım.

1- Fenerbahçe’nin dün Antep maçının son 20 dakikasında düştüğü hataya bir kez daha düştü. Geçen hafta son bölümde dizilişinden taviz vermiş, sinan-Valencia’yı iki kanada atarak erol Bulut dönemi düzenine dönmüştü. Bu kez o hataya düşmedi. Ancak o garip skoru koruma içgüdüsü hayaleti yine döndü sahaya. Psikolojide “negatif transfer” dedikleri şey yaşanıyor galiba Fenerbahçe’de!

KORNERLER ÇEŞiTLENMiŞ

2- Kornerlerde repertuvarın genişlemesi önemli. 38’de paslaşarak kullandılar. 40’ta da savunmanın beklentisi buyken

Yazının Devamını Oku

Gösterişli futbol bekledik ama Türk tipi faul şöleni izledik

Maalesef bu ülkede oyun akmıyor. Akamıyor. İsyanım Trabzon-Hatay maçına özgü değil. Süper Lig’in bütünü böyle.

Hatayspor ligin topa sahip olmaya ve olumlu futbol oynamaya çalışan takımlarından biri. Dün de maçın önemli bölümünde daha etkili oynadılar, denemekten vazgeçmediler ve Abdullah Avcı’nın aşırı defansif hamleleriyle değişen oyunun neticesi olarak puanla çıktılar Trabzon’dan. Abdullah Avcı takımları tarih boyunca bu tarz topu paylaşan rakiplere karşı faydacı oynamıştır. Buna saygı duyuyorum elbette. Ama 79’da Berat/Nwaakeme, 88’de Kamil/Yusuf değişiklikleriyle vitesini olağanüstü düşürdü takımının. Beşinci vitesten dörde/ üçe düşebilirsiniz, ama birinci vitese gerilediğinizde fatura ödemeniz normal.

SÜPER LiG’iN KADERi BU

Esasında biri zirve yarışı yapan, biri de muhtemel Konferans Ligi bileti kovalayan iki iyi takımın maçından daha gösterişli bir futbol bekliyorsunuz. Ama maalesef bu ülkede oyun akmıyor. Akamıyor. Futbol yerine en az yarısında düdük çalınmaması gereken ‘Türk tipi fauller şöleni’ izliyoruz maalesef. İsyanım sadece bu maça özgü değil. Süper Lig’in
bütününün kaderi bu. Bu lige özgü faul tipleri oluştu artık: 

1- İki kişi arka arkaya koşuyorsa öndeki kendini sebepsizce yere bırakıyor. Banko alıyor faulü. Dün 35’te Yusuf’un Nwakaeme’den, 51’de Serkan’ın Boupendza’dan aldıkları fauller tam da bu tiptelerdi. 

2- İki kişi arka arkaya duruyorlarsa da topa sahip olan poposunu yaslayıp bırakıyor kendini yere.

3- Hava topunda sıçramayan faulü alıyor, çünkü sıçrayandan bir temas geliyor muhakkak. Çok fazla havadan oynanan Süper Lig’in bir başka kanayan yarası bu.

4- Topa vuranın ayağı henüz havadayken, bloklamak isteyenden aldığı istemsiz darbeye de maalesef anlamsız faul düdükleri çalınıyor. 40 yaşını geçmiş hakemlerin büyük bölümünden zaten ben umudu kestim. Ama hiç olmazsa Zorbay Küçük gibi yeni nesil hakemlerin bu numaralara aldanmamaları gerek.

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş 60. dakikada adeta kontak kapattı

Karaman, son yarım saatte ileri 4’lünün yerini sürekli değiştirerek rakip savunmanın dengesini bozdu.

Futbolda özgüven önemli bir faktör. Altyapısından yetiştiği Manchester United’da istenmeyen adam ilan edilen, zaman zaman komedi unsuru haline gelen Lingard kendisine güvenilince West Ham’da kahraman oldu. İngiliz Milli Takımı’na döndü. Ankaragücü’nde de son 11 maçta birçok şey değişti. Elbette birçok “hikmet” var bu değişimde. Ancak en üst sıraya belki de özgüveni yazabilirsiniz. Lingard tarzı geri dönüşlerle dolu Ankara ekibi. Dün Ankaragücü’nün sahaya çıktığı 11’in bu kadar ofansif olmasını da ancak son 2 ayda yükselen özgüvenle açıklayabilirsiniz. Dört forvet (Geraldo, Paintsil, Emre, Badji) önde. İki orta sahanın ikisi de yetenekli (Alper ve İbrahim).

SENARYO DEĞiŞTi

Böyle bir 11’le top sizdeyse rakibinizi zor durumlara düşürürsünüz. Ama top size geçmezse bu 11’in verimli olması güç. Dün ilk bir saat top Beşiktaş’ta kalınca, siyah beyazlılar kaybettikleri topları çabuk geri kazanınca rakiplerine oyun fırsatı vermediler. Ankaragücü’nün maçtaki ilk şutu da 60’ta geldi zaten. Ancak son yarım saatte senaryo değişince Ankaragücü’nün yetenekli 11’i özelliğini gösterdi.

FiZiKSEL GERiLEME VAR

Hikmet Hoca ilerideki dörtlünün yerini sürekli değiştirerek Beşiktaş savunmasının dengesini bozdu. Maça Badji solda başladı, 15’te Geraldo sola geçti. İkinci yarıya solda başlayan Paintsil, Rosier ile ikili mücadelesinden ilk penaltıyı çıkardı. Orkan girdikten sonra Paintsil sağa geçti ve bu kez Gökhan’la olan mücadelesinden çıkardı penaltıyı. Beşiktaş’ta bir fiziksel gerileme söz konusu. Dün 60’ta kontak kapattılar sanki. Atiba, Erzurum maçında 4 top kaybı yapmıştı. Dün de bir top kaybı penaltıya sebep oldu. Sergen Yalçın dün Dorukhan-Necip’i sokarak orta sahasını sertleştirmeye çalıştı ama momentum Ankara ekibine geçti bu tercihlerle. 84’te değil de, daha erken müdahale gerekiyordu belki de oyuna.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/Wj_qu4lWDUE" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

10.000 TL'ye varan "Hoş geldin bonusu" sadece Misli.com'da! Hemen üye ol...

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe 2-8-0 oynadı

Sarı lacivertliler en doğru dizilişle sahaya çıktı.

Fenerbahçe’nin bu sezonki kadro mühendisliğinin biraz sıkıntılı olduğunu bu sütunda defalarca okudunuz. Sarı lacivertlilerin elinde çok sayıda kaliteli merkez oyuncu varken, özellikle kanat hücumcusu rotasyonu dar. erol bulut görev süresi boyunca 4-2-3-1 (ya da 4-14-1’le) iki kanat oyuncusu kullanmakta ısrar etti.

Genelde orada devşirme Valencia-Pelkas-Thiam, ya da yetersiz Samuel-Sinan gibileri izledik. Oysa basit bir çözümü vardı bu sorunun: Elinizde yedi tane iyi merkez orta saha (Gustavo, Ozan, Mert, Sosa, İrfan, Mesut, Pelkas) varsa bunların maksimumunu sahaya sürecek düzeni bulmalıydınız.

GERÇEKÇi VE YETENEKLi 11

Dün Belözoğlu’nun sahaya sürdüğü 11’in farkı buydu. Defansif orta saha rolünde Sosa, sağda İrfan, solda Pelkas, merkezde Mert-Ozan’la daha gerçekçi, daha yetenekli bir 11 vardı sahada. Hatta Valencia’nın da kariyerinde en iyi günlerini santrfor arkası rolünde geçirdiğini hesaba katar
sak dünkü Fenerbahçe’nin adeta 2-8-0 düzeninde oynadığını söyleyebiliriz rahatlıkla.

İki stoper Serdar-Szalai dışında kalan sekiz kişinin orta saha gibi oynadığı, topa sahip olma ve uzun pas trafikleri yakalama odaklı, santrforsuz-kanatsız bir düzen. Bana sorarsanız da Fenerbahçe için sezonun en doğru düzeniydi bu. Bakınız, en iyi oyundu demiyorum ama dün ilk 70 dakikadaki doğru oyundu bence.

PIR PIR KANAT OYUNCUSU

Yazının Devamını Oku

F.Bahçe ve G.Saray’dan bir farkı var

Beşiktaşlı futbolcular işler kötü gittiğinde bile sakinliklerini korumayı başarıyor.

Zaman zaman şöyle eleştiriler geliyordu okuyuculardan/izleyicilerden: Beşiktaş, Fenerbahçe’den ya da Galatasaray’dan 3 puan-5 puan önde. Oysa siz Beşiktaş’ı rakiplerinin çok çok önündeymiş gibi tarif ediyorsunuz. Burada bir tür algı yanılsaması yok mu?

Dün gerçekten de Erzurum’da bu tezi sorgulatan, acı çekerek kazanan bir Beşiktaş vardı. Özellikle ikinci devrenin ilk yarısında harika bir Erzurumspor izledik. 45’le 65 arasında Beşiktaş’ın tek bir şutu yokken, Erzurumspor’un 4 etkili denemesi vardı o süreçte. Ghezzal’in 66’daki golü, Beşiktaş’ın ikinci devredeki ilk şutuydu sadece. Ancak Beşiktaş’ın bu sezon Fenerbahçe-Galatasaray’dan en önemli farkı bence şu:

ÖZGÜVENLERi YÜKSEK

Maç içinde zaman zaman işleri kötü giderken bile futbolcular sakin. Sanki bir şekilde kaybetmeyeceklerini, maçın bir bölümünde vitesi artırıp kazanmayı becereceklerini biliyorlar. Oysa Fenerbahçe ve Galatasaray’da bu sükûnet yok bu sene. Galatasaray geriye düştüğünde futbolcuların o maçı kazanacaklarına dair net bir inanç göremiyorsunuz yüzlerinde. Fenerbahçe’de zaten işler kötü gittiğinde bariz bir kırılganlık var. Beşiktaş’ın bu sezon ezeli rakiplerinden en önemli farkı sanırım bu. Kırılgan değiller. Özgüvenleri yüksek. Sakinler.

ERSiN YiNE SOLUNDAN YEDi

Ligde hemen hemen herkes 8 günde 3 maç oynadı. Beşiktaş’ta bu sekiz günde 7 oyuncu sürekli 11’deydi. Dün Atiba başta olmak üzere sert bireysel düşüşler gözlendi. Atiba bir saatte 4 kritik top kaybı yaptı. Sert Omolo-Boumal ikilisine karşı oldukça zorlandı. Emrah, Rosier’i zor durumlara düşürdü. Schwechlen ve Butko’yu Beşiktaş beklerinden daha fazla ileride gördük. Kaleci Ersin bir kez daha uzaktan soluna gelen bir şutta hata yaptı: Ozan’dan, Aytaç’tan ve Ümit milli takımda Hırvatlar’dan soluna gelen şutlarla goller yemişti. Dün de bir basit hata yaptı. Ama Beşiktaş bir şekilde kazandı yine. Oyunuyla kazanmadı bu kez. Otomatik pilotta kazandı adeta. Beşiktaş’ın 2021’de yarattığı en temel fark da bu.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/iDgqvxFAspM" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Aptalca ve çocukça iddialar

Hürriyet yazarlarından Uğur Meleke, Beşiktaş-Alanyaspor maçının ardından başlayan tartışmayı değerlendirdi.

Üzülerek söylüyorum ki; ülkeyi açık hava tımarhanesine çevirmenin kıyısındayız! Herkes herkesi bu kadar kolaylıkla nasıl maç satmakla suçluyor, anlam veremiyorum.

Bu futbolcular zengin insanlar. Bu şike iddiasını yapan çoluk çocuk, herkesi mi namussuz, ahlâksız, her tür paraya tamah edecek insanlar olarak görüyorlar?

Ayrıca Süper Lig yayın havuzu bir galibiyete 3,2 milyon TL ödüyor. Lig beşinciliği demek ekstra 6,4 milyon TL ödül demek. Bir de beşincinin Avrupa bileti alma ihtimali var ki o da ekstra minimum 10 milyonluk bir gelir. Alanyaspor niye böyle bir geliri feda etsin ki? Bu iddialar aptalca ve çocukça.

Yazının Devamını Oku

180 dakikada akan oyun golü yok

Emre Belözoğlu, teknik direktörlükte 180 dakikayı doldurdu. İki maçta kazandığı 4 puan, duran toptan atılan 2 gol var. Ve artık Belözoğlu’yla ve oynatmak istediği oyunla ilgili daha fazla veri var elimizde...

1 - Tercih ettiği diziliş 4-1-4-1... Hafta sonunda Denizli önünde merkezde sağ iç Ozan, sol iç Pelkas başlamıştı. Dün Ozan sol iç başladı, Mert bitirdi. Sağ içte de İrfan başladı, Pelkas bitirdi. Pelkas’ın eski etkinliğinin olmamasında bu dizilişin de rolü olduğunu düşünüyorum. Vatandaşı Bakasetas da, Pelkas da tek başlarına santrfor arkası oynamayı seviyorlar. 4-1- 4-1’de verimleri düşüyor

"MERKEZDE SEÇENEK ÇOK"

2 - Fenerbahçe’nin merkezde çok fazla seçeneği var: Gustavo, Ozan, Mert, İrfan, Pelkas, Sosa ve Mesut. Bu yedi adamdan iki ayrı üçlü çıkar, ikisi de şampiyonluğa oynar! Ancak enteresandır, Fenerbahçe’nin göbekte bu kadar çok alternatifi varken merkezden yoğun bir oyunu yok. Goller duran toplardan, etkili pozisyonlar da ağırlıkla kanat varyasyonlarından geliyor. Kendisi de bir merkez orta saha oyuncusu olan Emre Belözoğlu’nun acilen orada ideal grubunu bulması gerek.

"SAMATTA YETERSİZ"

3 - “Tamam da, Fenerbahçe merkezden çok sayıda şut atıyor” şeklinde bir itirazda bulunabilirsiniz. Evet, Denizlispor karşısında ceza alanı dışından tam 11 şut denemişlerdi. Dün de ikinci devrede yine uzaktan şut bombardımanı vardı. Etkili şut silahları var, bu opsiyonun değerlendirilmesi normal. Ancak Fenerbahçe merkezden araya pas denemesi yapamıyor hiç. Bunda tabii ki santrfor Samatta’nın yetersizliği de önemli rol oynuyor.

"FERDİ SAMUEL'DEN İYİ"

Emre Belözoğlu yönetimindeki Fenerbahçe’nin 180 dakikada Denizli-Malatya gibi iki zayıf rakibe karşı iki golde kalması, ikisinin de duran toplar dan gelmesi elbette dikkat çekici. Bu tabloda kanat hücumcusu kısırlığının da rolü var. Önceki maçta Sinan 11’deydi. Bu maçta Samuel ve Ferdi 45’er dakika oynadılar. Eğer Belözoğlu takımını 4-1-4-1 oynatmakta ısrarlıysa, yani iki kanat hücumcusu istihdam etmeye devam edecekse bir sonraki sağ açık tercihi Ferdi olmalı gibi. Çünkü Samuel hem korner dönüşü koşularda savruk. Dün de yedikleri golde sorumsuz bir koşu yaptı. Ferdi o konuda daha iyi. Hem de Ferdi-Pelkas girdikten sonra sağ kanat daha aktifti. İkinci devredeki neredeyse tüm pozisyonların içinde Ferdi var.

Yazının Devamını Oku

Bir satranç müsabakası gibiydi

Beşiktaş dün Alanyaspor’un taktiklerine karşı daha hazırlıklıydı.

Alanyaspor, bir taktik kitapçığı gibi. Alanya’yla oynayacaksanız, daha önceki maçlarını iyi inceleyip doğru strateji geliştirmeniz gerek. Ligde benzer bütçelere sahip diğer 15-16 takımdan farklılar, size kendi oyununuzu oynamayı zorlaştırıyorlar. Hemen hemen hiç orta yapmıyorlar. Kalecileri Marafona’nın ayağı, ligdeki bazı stoperlerden daha iyi! Uzun mesafe frikikleri de Tzavellas’la arka direğe etkili kullanıyorlar. Alanya’ya doğru önlemleri alabilmek için, muhakkak onların oyunu konusunda bilgi sahibi olmanız lazım.

BEŞiKTAŞ HAZIRLIKLIYDI

Çağdaş Atan’ın yıllarca Sergen Yalçın’la çalışmasından olsa gerek, Beşiktaş dün Alanya’nın taktiklerine karşı daha hazırlıklıydı. Akdeniz ekibi ilk 20 dakika sadece Beşiktaş’ın tamamlayamayacağı hücumu bekledi, 19’da o fırsatı yakaladı, Juanfran’ın net fırsatı kaçırmasıyla o perde sona erdi. Sonra Anadolu takımlarına karşı yaptıkları gibi geriden sabırla oyun kurmaya başladılar.

KRiTiK POZiSYON

Tzavellas’ın Marafona’nın yanına kadar girdiği, ceza alanında risk aldıkları enteresan bir kurulum metodu bu. Eğer üzerlerine gitmezseniz onlarca pas yapıyor ve sizi bu şekilde yoruyorlar. Üzerlerine giderseniz de bir ters topla çok iyi çıkıp sizi eksik yakalayabiliyorlar. 41’de Bareiro’nun pozisyonu da böyle bir üretimdi.

DOĞRU BiR TERCiH

Ancak Beşiktaş’ın önde baskı kabiliyeti belki de ligin en iyisi. Atiba ve Josef başta olmak üzere pas arası konusunda ustalar. Dün Alanyaspor’u geriden çıkarken çok fazla pas hatasına zorladılar. Ayrıca ilk 11’de Oğuzhan tercihi de doğru netice verdi; Oğuzhan’ın sağ iç rolü o çizgide bir asimetri yarattı: Rosier, Oğuzhan ve Ghezzal’in yakın oynamaları Moubandje’yi çok zorladı.

Elbette Ghezzal performansı ayrı bir başlığı hak ediyor. Onun varlığıyla yokluğu arasında siyahla beyaz kadar fark oluşuyor artık. Çok fazla şut denemiyordu, artık onu da yapmaya, gol katkısı da vermeye başladı. Cezayirli sağ açık için Beşiktaş’ın Leicester’la acilen görüşmesi lazım sanki.

Yazının Devamını Oku

Artık 4-1-4-1 sözleşmesinden çıkmak gerek!

Fenerbahçe bu sistemde neden ısrar ediyor, anlamak mümkün değil.

Dün Fenerbahçe onlarca orta yaparak, nihayet birinde de golü bularak galip geldi. Ancak oyun anlamında büyük bir gelişim yaşandığını söylemek güç. Aynen Erol Bulut döneminde olduğu gibi ilk devrede son derece hareketsizlerdi, takımın toplam tutkusu ve coşkusu olağanüstü eksikti. Yine ikinci devrenin başında bir kıpırdanma oldu ve yine Caner’in bir kenar ortasıyla çözüldü maç. Fenerbahçe galip geldi. Lâkin şampiyonluk yarışında kalabilmeleri için bundan daha fazlasına ihtiyaçları olduğu açık.

GiZLi ANLAŞMA MI VAR?

Dün Fenerbahçe maça 4-1-4-1 düzeniyle başladı; Ozan-Pelkas ikilisi Gustavo’nun önünde sekiz numara rolündeydiler. Anladığım kadarıyla Süper Lig’de çalışan tüm teknik adamlar her yaz gizli bir villada buluşup takımlarını 4-1-4-1 veya 4-2-3-1 oynatacaklarına dair imza veriyorlar! Gizli bir sözleşme var herhalde aralarında(!) Zira başka türlü açıklayamıyorum bu ısrarı ben. Bu sezon Fenerbahçe’nin kadrosunda bir gariplik söz konusu. Gustavo, Sosa, Mert, Ozan, İrfan, Mesut ve Pelkas’la tam yedi tane ilk 11’de kullanabileceği merkez oyuncusu var Fenerbahçe’nin. Ama kanat rotasyonu son derece sıkıntılı. Devşirme Valencia-Thiam, ya da yetersiz Samuel-Sinan gibilerle idare edilmeye çalışılıyor kanatlar. Acaba Emre Belözoğlu bir formasyon değişikliğine gidemez mi? Kanat hücumcusu gerektirmeyen bir diziliş denenemez mi? Mesela karo orta sahalı bir 4-1-3-2 ile daha fazla merkez oyuncu da istihdam edebilir Emre Hoca.

OLUMSUZ SiNYAL

Dün Fenerbahçe kazandı ama bir olumsuz sinyale daha dikkat etmeliler hafta içinde: Denizlispor maça önde baskıyla başladı ve özellikle bu presi Fenerbahçe’nin soluna yoğunlaştırdılar. Böylece Fenerbahçe’nin oyunu sol stoper Szalai üzerinden kurmasına engel oldular. Serdar’la kurulmasına izin verdiler bilinçli bir şekilde. Oyun Serdar üzerinden kurulunca da, birinci-ikinci bölge geçiş kalitesi oldukça düştü ev sahibi ekibin. Fenerbahçe’nin bundan sonraki rakiplerinin de Attila Szalai üzerine baskıyı yoğunlaştırmaları halinde Emre Belözoğlu’nun oyun kurulumuna ekstra bir çözüm bulması gerekliliği açık.

EMRE BELÖZOĞLU’NUN ÇALIŞTIĞI HOCALAR

Emre Belözoğlu, futbol tarihimizin en kariyerli sporcularından. İngiltere, İspanya, İtalya ve Türkiye’de Simeone’den Cuper’e, Pearson’dan lucescu’ya-Terim’e, Allardyce’tan Souness’a birçok farklı teknik adamla çalıştı. Belki henüz teknik adamlık deneyimi yok ama futbolculuğunda yaptığı gözlemlerden faydalanmasını beklemek doğal. Herhalde ona bu görevin verilmesinin temelinde de bu var.

BiR TAKIMDA BÜTÜN FUTBOLCULARDA GERiLEME VARSA...

Yazının Devamını Oku

Yüzme havuzu ustası Stephane Guivarch

1998’de Dünya Kupası’nı kazanan Fransız Milli Takımı’nı çoğunuz ezberden sayarsınız öyle değil mi?

Barthez, Thuram, Desailly, Deschamps ve Zidane’lı o efsanevi kadro finalde Ronaldo’lu Brezilya’yı sürklase ederek kupaya uzanmıştı. Peki o takımın santrforu nu anımsıyor musunuz? Stephane Guivarch ismi kaçınıza tanıdık geliyor? Oysa Guivarch, o turnu vada Aime Jacquet’nin prensiydi. Turnuvayı 0 gol ve 0 asistle tamamladı ama Jacquet için sorun yoktu. Pivotal özelliklerini övüyordu hep Guivarch’ın.

ABOUBAKAR VE GHEZZAL YOKKEN...

Guivarch bence de sıradan bir santrfordu. Zaten Dünya Kupası sonrası Newcastle ve Rangers denemeleri berbattı. Kısa bir süre sonra futbolu bıraktı ve halen hayatına doğduğu kentte yüzme havuzu satıcısı olarak devam ediyor. Dünkü Beşiktaş’ı izlerken nedense Guivarch geldi aklıma. Çok iyi işleyen o takımda Guivarch’ın gol atamaması sorun yaratmıyordu. Aynen iyi işleyen Beşiktaş’a bir gün Necip’i sağ bek ya da stoper olarak koyduğunuzda sorun yaşatmayacağı gibi. Ancak Aboubakar-Ghezzal’in olmadığı bir günde takımın en iyi işleyen pozisyonlarından sağ beki kurcalamak hatalı bir karardı. İyi işleyen bir takım sağ bek Necip’i taşıyabilir. Ama iyi işleyen, eksiksiz bir günündeyse. Dün öyle bir gün değildi doğrusu.

BİR SAATLİK ŞAŞKINLIK

Dün Sergen Yalçın 57’de Ljajic’i çıkarırken Rosier’i sağ beke, Necip’i orta sahaya kaydırarak alışılmış düzenine döndü. Ama bir saatlik şaşkınlık ve yorgunluktan sonra yarım saat yetmedi maçı çevirmeye. Sergen Yalçın benzer bir hatayı Malatyaspor karşısında da ilk 45’te yapmış, ama 46’daki oyuncu değişikliği maçı çevirmeye yetmişti. Sanırım bu sefer de öyle olacağını düşündü. Ama 35 dakika yetmedi bu kez. Son bir parantezi de Rıdvan için açmak isterim. Ghezzal’in olmadığı bir günde Beşiktaş’ın alternatif hücum rotası olarak oynamasını beklerdim. Dün nedense onu da tercih etmedi Sergen Hoca.

Yazının Devamını Oku