GeriUğur MELEKE Sumo güreşi manifestosu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sumo güreşi manifestosu

İki maç sonrası yaşananlar ders verici nitelikteydi.

GEÇTİĞİMİZ hafta sosyal medyada üst üste iki derslik hadise yaşandı bence: Önce Barcelona, sonra Crystal Palace resmi twitter hesapları, kazanılan maçlar sonrası rakipleriyle ilgili saygı dozajı düşük, neredeyse çocukça diye tanımlayabileceğimiz şakalar yapmaya kalktılar. Neyse ki dünyayı henüz tamamıyla 1319 yaş sosyal medya gençliği esir almadığı için çok haklı reaksiyonlar geldi bu çocukça şakalara. La Liga’nın ikinci haftasında Barcelona, Real Betis’i 5-2 yendi. Ve size (özellikle genç okuyucularımıza) bir sır vereyim, inanır mısınız, Barcelona Betis’i ilk kez farklı yenmedi! İspanya’da da, dünyanın her yerinde de 150 yıldır zaman zaman böyle sonuçlar olabiliyor. Ama belli ki Barcelona kulübü, sosyal medya hesaplarını bu bilinçteki insanlara teslim etmediği için twitter’dan yersiz bir şaka yayınlandı: Betis’ten yeni transferleri Junior Firpo’nun taraftara tek elle selam verdiği bir fotoğrafını yayınlayıp (muhteşem, inanılmaz, hiç kimsenin aklına gelmeyecek, müthiş zeka ürünü 5 parmak esprisiyle) 5-2’lik sonuca gönderme yaptılar.

BARCELONA VE FIRPO UTANDI

3-5 lİkE, 3-5 retweet almışlardır muhakkak! Ama elbette dünya henüz halen tamamen ‘like’ odaklı yaşayan kitleye temsil edilmediğinden utananlar oldu bu hareketten. Genç Firpo utandı, futbol tarihinin en köklü ve saygın kulüplerinden Barcelona utandı. Ve rakiplerinden özür dilediler bu saygısız hareketten dolayı.

Barcelona Kulübü’nün gafını Crystal Palace izledi sonra. Wilfried Zaha’nın hafta sonu Manchester United’lı Ashley Young’a peş peşe attığı 2 çalımın videosunu yayınlayarak, “Wilf dans ettiriyor” yazdılar twitter’dan. Bu kez utanan Crystal Palace’ın kendi oyuncusu, Zaha’nın takım arkadaşı Andros Townsend’di. Şu muhteşem yanıtı verdi Townsend: “Dünyanın en iyi kenar hücumcularından birisi, 34 yaşındaki bir eski hücumcuya karşı... Young, iki kez geçilmesine rağmen toparlanıp ortayı engellemeyi başarıyor. Bununla alay etmek yerine alkışlamalıydık bence.”

Townsend 28 yaşında. Yani o alay edenler ve o alayı beğenenlerle aynı jenerasyon muhtemelen. Ama belli ki hayatı telefon ekranını aşağı kaydırmaktan ibaret olmayan, düşünen-kafa yoran bir genç adam. Bugün yere düşen Young’ken, yarın düşenin de pekala Zaha olabileceğini biliyor. Ve bu genç adam, sokakların geleceğiyle ilgili az da olsa umut veriyor bize.

Daha önce de defalarca yazdım: Spor sahaları, aslında sokakların küçük bir demosu gibi... Dün sabah kaldırımda senin üstüne üstüne yürüyen o adam var ya, hatta trafikte de üstüne süren, spor sahasında meslektaşına saygı göstermeyen de o işte... Evet sokaklar düzelirse statlar düzelir. Ama statları düzeltip sokaklara tesir etmek de mümkün. Çünkü herkes, öyle veya böyle, göz ucuyla da olsa bakıyor o maçlara. Ve sonrasında yaşananlara.

Gençler, kaldırımlarında sağdan yürünen, yaya geçidinde yayaya saygı gösterilen bir ülke istiyorsanız... Kırmızı ışıkta durulan, markette sıraya girmeyi becerebilen bir kent hayal ediyorsanız, deplase olunuz lütfen... Yani yer değiştiriniz... Şu anda hayatta bulunduğunuz yeri bir sorgulayınız: Gerçekten de şu fani hayatta en önemli şey, Beşiktaşlılık, Fenerbahçelilik, Galatasaraylılık, Barcelonalılık olabilir mi? 4 milyar yıllık dünya tarihinde şu saçma sapan 21’inci yüzyıla denk geldik diye bütün bir ömrü, bütün bir etik anlayışını, bütün insani melekeleri tek bir spor kulübü uğruna heba etmeye değer mi gerçekten? Hayattaki bütün meseleniz bir futbol takımının galibiyeti olacak kadar sığ mısınız sahi?

Arsene Wenger’den bizzat dinlediğim bir anekdotta şöyle demişti bilge adam: “Genç futbolcuları izliyorum. Attıkları her golden sonra dillerini çıkarıyorlar. Utanıyorum. Sonra onlara izin günlerinde sumo güreşi izlemeyi salık veriyorum. Çünkü eğer kurallarını bilmiyorsanız, bir sumo güreşi müsabakasının sonunda kimin kazandığını anlayamayabilirsiniz. O koca koca, yüz elli kiloluk dev adamlar, saniyeler önce yerlerde yuvarlanmış ya da yuvarlamış olsalar dahi, vakur biçimde ayağa kalkar ve bellerine kadar eğilerek birbirlerine selam verirler. Ne galip çılgınca sevinir, ne de mağlup bir üzüntü emaresi gösterir. Maç biter, birisi kazanır, birisi kaybeder. Kazanan bir gün kaybedeceğinin, kaybeden de bir gün kazanacağının farkında olarak çekilirler köşelerine. Hayat da öyle değil midir zaten?”

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle