Paylaş
İki ülke arasındaki sportif ve siyasi yükün 22 genç adamın sırtına çok fazla bindiği bir maç izledik Atlanta’da.
İki ülke 1966’da karşılaştığında Alf Ramsey’nin futbolcuların forma değişmesini engellemesi ve Arjantinliler’e “hayvanlar” demesinin üzerinden 60, iki ülkenin Falkland Adaları için savaşmasının üzerinden 44, Maradona’nın -pardon Tanrı’nın- elle attığı golün üzerinden 40 sene geçmiş! Ancak Atlanta’da büyük çoğunlukta olan Arjantinliler hâlâ Falkland besteleri söyleyince, yeryüzünün en abartılı medyası İngilizler de günlerdir bu maçı bir savaş olarak nitelemekten geri durmayınca futbol ikinci planda kaldı dün özellikle ilk devrede.
Dün Atlanta’da ilk 30 dakikada tek bir şut yoktu. 45 dakikanın sonunda toplam şut 3, toplam korner 2, toplam faul ise 19’du. 55’inci dakikadaki kontratak golüne kadar bir itiş-kakış izledik yalnızca.
MAÇ 55’TE BAŞLADI
55’te bir Arjantin atağı dönüşünde Gordon’ın geçiş golü gelince maç başladı aslında. İngilizler bir büyük maçta daha öne geçtiler, ama bir dev müsabakada daha tek golü koruma duygusunu abartma hatasına düştüler. Gordon golünden maçın bitiş düdüğüne kadar uzatmalarla beraber 45 dakikada tek bir takım ya da başka bir deyişle tek bir çete vardı sahada: Messi ve arkadaşları.
Messi ve sabah kahvaltısındaki kahve arkadaşları, üst üste ikinci Dünya Kupası’na da bu dostlukla imza atıyorlar. Arjantin’de de, Katar’da da, Amerika’da da olsalar fark etmiyor bu çete için.
Dün bir Arjantin deyişi öğrendim, Tangocular’ın dünyanın her yerinde çiçek açabileceklerini anlatan. “Arjantinliler nerede isterse orada doğar” şeklinde bir deyim varmış İspanyolca’da. Dün için bu deyimi sanırım tarihin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusuna uyarlayabiliriz: Messi nerede isterse orada doğar.

Paylaş