Paylaş
Amerika 2026’yı sanırım iki fazda ele alabiliriz: Avrupalılar kupanın ilk 8-10 gününde bir tür jetlag yaşadılar. Bazen saat farkına, bazen sıcaklığa, bazen uykuya ya da rakıma kaybettiler. Avrupalılar’ın kupada sahaya çıktıkları ilk 10 maçın 7’sini kazanamamalarını sadece taktiksel faktörlerle açıklamak gerçekçi olmaz. Zira aynı Avrupalılar jetlag’i atlattıktan sonra turnuvayı domine ettiler. Şu anda kupada devam eden 6 takımın 5’inin Avrupalı olması bunun net kanıtı.
Dünya Kupası 2026’nın bir “organizasyonlar savaşı” olduğunu söylemek de güç. Zira turnuvadaki 48 takımı 6’ya düşüren ana faktör, kolektif dinamiklerden çok bireysel performanslar oldu. Şu ana kadar oynanan 98 maçın birçoğunda manşette kaleciler ve forvetler vardı: Messi, Nyland, Vozinha, Mbappe, Haaland, Bono, Kane... Atanlar ve tutanlar süslediler manşetleri.
ERKEN FiNAL GELiYOR
Dün Los Angeles’ta da turnuvada gün aldıkça oyunları büyüyen iki devin maçını izledik. Bundan yaklaşık bir ay önce Mısır’a karşı yokları oynayan Belçika’yla, Kape Verde kalesinde net pozisyon üretemeyen İspanya geliştiler turnuva ilerledikçe.
Özellikle De La Fuente’nin İspanya’sının hem turnuva içinde, hem müsabaka içinde büyüyen bir oyunu var.
Onlar otobüse binmeden turnuva da bitmiyor, maç da. Dün de Belçika’ya aynen Portekiz’e yaptıklarını yaptılar, fişi son nefeste çektiler.
Fransa-İspanya eşleşmesi için bir erken final demek yanlış olmaz sanırım.
Bu iki ülke şu anda bence hem kıtanın, hem de dünyanın en iyi iki jenerasyonuna sahipler. Bu eşleşmeyi kazananın kupayı da müzelerine götürme ihtimali yüksek.
Paylaş