GeriUğur MELEKE Değiştiyse, dönüştüyse başarı şansı var
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Değiştiyse, dönüştüyse başarı şansı var

Pereira’nın ilk F.Bahçe sürecinde eleştirilen yönlerinden biri ‘tutucu’ olmasıydı. Bu kez değişmeli. Belözoğlu dönemindeki son 6-7 maçı izleyip onun üzerine kat çıkmalı. Çünkü bu Fenerbahçe kadrosu yaratıcı, yetenekli ve inovasyona müsait. Önlem almamalı, aldırmalı.

45 günlük bekleyişten, Rangnick, Favre, Espirito Santo, Benitez gibi elit kategori isimlerin anılmasından sonra Vitor Pereira seçiminin kamuoyunda bir hayal kırıklığı yarattığının farkındayım. Çok da doğal bu. Zira 10 lig maçında 23 puan toplamış, Fenerbahçe’yi konservatif oyundan hücumcu plana geçirmiş takımın santrforunu bulmuş Emre Belözoğlu’nu gönderiyorsanız, halefi ondan ışıltılı olmalı. Pereira’nın da bu ışıltıyı taşıdığını söylemek güç. Ancak tüm bu olumsuz tabloya rağmen Vitor Pereira’nın da hafife alınmayacak bir deneyimi olduğunu da eklemeliyim.

TIRNAKLARIYLA KAZIYARAK GELDİ

Pereira, Mourinho gibi eğitimli bir karakter. Porto Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’ni 20 üstünden 17,9 puanla bölüm ikincisi bitirdiği kaydedilmiş. Ama farklı ülkelerde yaptığı basın toplantılarına bakılırsa İngilizce’si mükemmel değil. Futbolculuğundaki şöhreti sayesinde değil, tırnaklarıyla kazıyarak belli bir noktaya ulaşmış. Hayatının fırsatını, Villas-Boas’ın yardımcılığından Porto koçluğuna geçişte yakalamış, iyi değerlendirmiş. Ama o takımın zaten Portekiz Ligi-Avrupa Ligi şampiyonu olduğunu; o sezon sadece Falcao’yu yitirip, Mangala, Defour, Alex Sandro, Danilo gibi muazzam transferler yaptığını not etmek gerek. Üstelik Moutinho ve James Rodriguez’in de takımdaki ikinci sezonları. Yani kabul edelim, harika bir takım teslim almış Pereira.

SERT, REALİST VE KONTROLLÜ OYUN

Olympiakos’ta takımı tutuculaştırıyor. Michel’in Olympiakos’u ilk yarıda ortalama 10 isabetli şut atarken ikinci devre Pereira’yla 8’e düşmüş. Kornerlerde 9,5’tan 6’ya gerilemişler. Ortalama 9 faul yapan takım, Pereira’yla 13 faule çıkmış. Sert, realist, kontrollü bir anlayış gelmiş Pire’ye. Michel, son iki maçında on numara artı çift santrfor oynatmış Pereira’da böyle bir tercih yok. Pereira’nın ilk F.Bahçe sürecinde de eleştirilen konulardan biri buydu. Biraz tutucuydu.

GELİŞEBİLECEĞİNİ İSPATLAMALI

İkinci F.Bahçe macerasında değişmek zorunda Pereira. Belözoğlu dönemindeki son 6-7 maçı izleyip o altyapının üzerine kat çıkmak zorunda. Çünkü bu Fenerbahçe kadrosu yaratıcı, yetenekli ve inovasyona müsait. Önlem almamalı önlem aldırmalı Pereira. İlk Türkiye sürecinin üzerine çıkmalı, değişebileceğini, gelişebileceğini ispatlamalı. Eğer buraya tekrar 5 sene önceki Pereira geliyorsa başarılı olamaz. Ama değiştiyse-dönüştüyse başarı şansı var Portekizli’nin.

X

Futbolun 100 yıllık geleneği yıkılınca 

Terim’in 2 oyuncu birden değiştirdiği 64. dakikada Beşiktaş korner kullanıyordu.

Eşleşmelerde kafa karışıklığı yaşanmasın diye korner savunulurken oyuncu değişiklikleri bekletilir. Pjanic-Necip-Larin’in yarattığı korner golünde kafa karışıklığı yaşandı mı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: G.Saray benzer bir fırsatı Marsilya’ya da vermişti.

Dünkü maçı ilk 60 ve son 30 dakika olarak iki ayrı bölümde incelemek gerek. İlk 60 dakika, maç öncesi beklentilerin çok dışında değildi: Beşiktaş, bu bölümde Sergen Yalçın’la üç sezondur geliştirdiği ana planını uygulamaya çalıştı. Maça süratli başladı, ilk yirmi dakika sonunda şutlarda 5’e 0 üstündü. Stoperleriyle birlikte öne çıktı, rakip yarı alanda kalabalıklaşmaya çalıştı, yüzde 65 civarında topa sahip oldu, oyunu domine etmekti amaç. Bunu da bölüm bölüm başardı, ilk 1 saatin sonunda tabela dengeli olsa da daha fazla net pozisyon bulan taraf Beşiktaş’tı.

İKİ DEĞİŞİKLİK BİRDEN YAPTI

Sonra maçın kırılma dakikası geldi. Skorbord sanırım 64’ü gösteriyordu. O dakikaya kadar resesif bir oyun planı tercih eden, Marsilya ve Lokomotiv maçlarında olduğu gibi geçiş fırsatları arayan Terim, iki değişiklik yaptı, çift santrfora döndü. Ancak tam değişikliklerin olduğu dakikada Beşiktaş korner kullanıyordu.

KAFA KARIŞIKLIĞI OLDU MU?

Futbolda yüzyıllık bir gelenek vardır; genelde korner savunulurken oyuncu değişiklikleri bekletilir. Eşleşmelerde bir kafa karışıklığı yaşanmasın diye... Pjanic-necip-larin’in yarattığı korner golünde bir kafa karışıklığı yaşandı mı bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: G.Saray benzer bir korner organizasyonu fırsatını Marsilya’ya da vermişti. Saliba, G.Saray’ın savunduğu alanın dışına koşmuş ve kafası üst direkten dönmüştü.

ERSİN’İN ATEŞTEN GÖMLEĞİ

Dün son yarım saatte çift santrfora dönen G.Saray dengeyi sağladı, bölüm bölüm ibreyi kendi lehine çevirdi, penaltı fırsatını da yakaladı ama değerlendiremedi. Bir PAOK maçıyla ateşten gömleği giyen ve bir daha hiç çıkarmayan Ersin’in böylesine büyük maçlarda büyümesi gerçekten takdire değer. Kasım’da A Milli Takım’a çağırılacağına inanıyorum ben Ersin’in.

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş sette Galatasaray geçişte usta

Beşiktaş’ın ana planı set hücumu. Siyah beyazlılar yerleşik hücumda attıkları 13 golle lig lideri konumundalar. Gol öncesi Beşiktaş ortalama 12 pas yaparken, Galatasaray 9 pasla daha seri üretim peşinde. Galatasaray ayrıca deplasman maçlarındaki toplam 11 gol beklentisiyle ligin zirvesinde. Sarı kırmızılı takım daha çok ilk 45’te hareketli oynayıp sonuca giderken, ikinci devrelerde Beşiktaş daha aktif.

Oyun sistemleri nedir?

Golleri nasıl atıyorlar?

Anahtar isimler kimler?

En büyük zaafları ne?

Nasıl bir derbi olacak?

Sergen Yalçın, Ocak 2020’de Beşiktaş’ı devraldığından beri ana planını oturtma üzerine yaptı tüm hamlelerini. Bu sezon da özellikle iç sahada bu planı uygulama çabaları sürüyor. Geriden, özellikle Welinton üzerinden pasla çıkıyorlar. Stoperleriyle beraber oyunu rakip yarı sahada kurmaya çalışıyorlar. Sergen Hoca, orta sahayı maksimum yaratıcı oyuncuyla oluşturma uğraşında. Bunun ödülünü geçen sezonki şampiyonlukla aldılar. Bu sezon da yerleşik hücumdan buldukları 13 golle lig lideri. Ancak bu oyunun bir bedeli de olabiliyor şüphesiz: Sporting’in yaptığı gibi geçiş hücumlarına karşı bir geçirgenlik de oluşabiliyor siyah beyazlı orta sahada. Eğer bugün de Galatasaray’a karşı aynen Sporting maçında yaptıkları gibi bir orta saha kurarlarsa bunun avantajını da, dezavantajını da yaşamaları mümkün: Top ayaklarında olduğunda çok üretken bir Beşiktaş izleyebiliriz. Ancak top rakiplerinde olduğunda Beşiktaş sıradanlaşabiliyor.

Fatih Terim’in iki farklı oyun planı var

Galatasaray’sa Fatih Terim’le bu sezon büyük bir yeniden yapılanma içinde. Birçok genç oyuncu transfer edildi, iki beki yeni, orta sahada Berkan-Cicaldau yeni, sağda Morutan yeni. Terim’in iki farklı oyun planı gelişti zaman içinde: Biri, orta sahada Taylan-Berkan’dan yalnızca birini kullandıkları, beş yeteneklinin bir arada 11’de olduğu iç saha oyunu. O durumda Halil-Diagne-Mohamed’den ikisine ilk 11’de yere verebiliyorlar. Ve daha fazla topa sahip olup, daha fazla üreten bir 11 o. Konya maçının ilk devresi ya da Göztepe ikinci devresi bu oyunun iyi uygulamalarıydı mesela.

Yazının Devamını Oku

Avcı bu kez pragmatizmle kazandı

Trabzonspor için ilk dokuz maça göre bambaşka bir sınavdı bu.

Gürsel Aksel’de farklı bir Göztepe izledik: El Maestro, üst üste 4 yenilgi aldıktan sonra geçen hafta İstanbul’da takımını 3-4-3’e döndürmüştü. Kasımpaşa karşısında ikinci yarıda baskılı bir futbol oynamışlar, geriden gelip kazanmayı başarmışlardı.

Trabzon’a karşı da bu oyunu korudular. Yine 3-4-3 oynadılar. İki kanat bek Murat ve Burekovic’in de katkısıyla ileride kalabalıklaşan, daha olumlu ve yaratıcı oynayan bir Göztepe izledik. Dünkü futbolun tek eksiği Halil’in yeteneği idi belki de. Bu oynadıkları oyunu Halil’le puana da çevirebilirlerdi bence.

İLK YARI ÇOK ETKİSİZDİ

İzmir'de Göztepe’nin coşkulu taraftarının da etkisiyle özellikle ilk devrede sezonun en etkisiz Trabzon’unu izledik. İlk devreyi Göztepe şutlarda 8-1, rakip ceza alanında topla oynamada da 11-3 üstünlükle bitirdi. Jahovic biraz daha sakin olsa soyunma odasına galip de gidebilirlerdi. Abdullah Avcı soyunma odasında bir şeyleri değiştirmek zorundaydı, çareyi orta saha geçirgenliğini azaltmakta buldu. 46’da Yusuf Sarı’yı çıkardı, Abdülkadir’i sağa kaydırdı ve merkezi Siopis’le sağlamlaştırdı. İkinci devrede orta sahada daha sert bir Trabzonspor izledik. Abdülkadir’in bir kontra çıkışıyla da hayati bir 3 puan kazandı bordo mavililer.

EZBERLERİ BOZDU

Sezon başından beri Abdullah Avcı’yı ofansif tercihleri üzerinden övüyorduk. Fenerbahçe karşısında merkezde Bakasetas-Abdülkadir’i bir arada başlatması, ilk 11’de beş hücumcuya yer vermesi cesurcaydı. Yedinci haftada Alanya, sekizinci haftada da Kayseri maçlarında skor 1-1’ken sahadaki tek ön liberosunu çıkarıp altı hücumcuya dönmesi cesurdan da fazla... Belki çılgıncaydı. Ama çok büyük keyif veriyordu bu tercihleriyle. Dün sezonun genelindeki davranışının aksine bir hamle yaptı, 46’da Siopis’i soktu ve bu yıl belki de ilk kez pragmatik bir değişiklikle neticeye gitti Avcı. İyi bir maç izledik dün gerçekten Gürsel Aksel’de. Göztepe iyi futboluyla en az 1 puanı hak etti ama futbol böyle. Anlık bir konsantrasyon kaybını dahi affetmiyor.

Yazının Devamını Oku

Tek planlı teknik direktör

Pereira’nın bir B planı neredeyse yok. Ya da A planında gereğinden fazla ısrarcı.

Pereira yaklaşık dört aydır görevde. Onun Fenerbahçe’sini yedisi hazırlık, dokuzu lig, beşi de Avrupa’da olmak üzere 21 maçta seyrettik. Yani sağlıklı bir değerlendirme yapmak için yeterli veri var elimizde. Dün Kadıköy’de oynanan müsabakanın neticesinden bağımsız olarak Pereira’nın Fenerbahçesini şöyle özetleyebilirim: Onun A planına saygı duyuyorum. Ama koca bir sezonu, her bir müsabakayı, her bir durumu tek bir taktikle götüremezsiniz. B, C, D planlarınız; yani bir taktikler repertuvarınız olmalı. İlk 21 maç sonunda görünen o ki, Pereira’nın bir B planı neredeyse yok. Ya da A planında gereğinden fazla ısrarcı.

FORMASYONU ASLA ESNETMiYOR

Portekizli hoca, A planını mükemmelleştirmeye çalışıyor. Top rakipteyken savunmayı, top kendilerindeyken hücumu beşlemek istiyor. Samuel ve Ferdi’nin nefesi/ aklı yettiği sürece de uygulayabiliyor bunu. Ancak koca bir sezonun tek bir planla gitme şansı yok. Olympiakos önünde 65’te 3 farkla gerideyken aynı şeyi yapmıştı.

Dün de Antwerp gibi son derece kısıtlı bir takıma karşı son 25 dakikaya 2-2 ile girerken aynı şeyi tekrarladı: Oyuncu değiştiriyor ama sağ bekin yerine sağ bek, sağ açığın yerine sağ açık, merkez orta saha yerine merkez orta saha sokuyor. Asla ve asla formasyonunu esnetmeyi, bir savunma ya da orta saha çıkarıp ekstra bir hücumcu sokmayı düşünmüyor.

BEŞiKTAŞ DA AJAX MAÇINDA AYNI HATAYI YAPTI

Dün 25 dakikalığına da olsa bir savunmacıdan ya da bir ön liberodan feragat edemez miydi? Mesela PelkasRossi girerken Berisha-Mesut’tan biri sahada tutulamaz mı?

4 ofansif oyuncunun aynı anda sahada olması yasak mı? Daha önce de söylemiştim: Vitor Pereira’yı 3-4-2-1 üzerinden eleştirmek ne kadar sığ ise, 3-4-2-1’e kutsalmışçasına bağlı olmak ve 1 dakika bile esnetmemek de o derece sığ bir tavır.

Fenerbahçe’nin dünkü bir diğer sorunu da şuydu: Sarı lacivertliler kornerlerde alanı savunuyor. Antwerp 54’te yarım boşluğa koşuyla bomboş bir kafa fırsatı buldu. Almeida atamadı. 62’de aynısını yaptılar. Gerkens attı! Salı akşamı benzer bir hatayı Sporting maçında Beşiktaş yapmıştı. Dün de Fenerbahçe seyretti kornerleri. Üzücü doğrusu

Yazının Devamını Oku

Golleri alanlar değil adamlar atıyor

Sporting’in hocası Amorim belli ki Başakşehir-Beşiktaş maçını izlemiş.

Sporting, dinamik kadrosu, inovatif hocasıyla kolay bir rakip değildi zaten. Amorim 36 yaşında ama şimdiden yeni Mourinho olarak kodlanıyor. Braga’yla 13 maça çıkıp kupa kazandı, Sporting’i ilk sezonunda şampiyon yaptı. Biraz şanssız oldukları Ajax maçını çıkarırsanız bu sezon da kaldıkları yerden devam ediyorlar aslında. İki oyun versiyonları var: İç sahada, kendilerinden zayıf rakiplere karşı oyunu domine ediyorlar. Ancak güçlü bir deplasmana geliyorlarsa geçiş hücumlarında da ustalar. Bu sezon ligde Braga-Porto, Devler Ligi’nde de Dortmund maçında topa daha az sahip olup makyevalist bir top oynamışlardı. Beşiktaş’a karşı da maçın büyük bölümünde benzer bir tuzak kurdular maalesef.

BAŞAKŞEHiR MAÇI GiBi

Beşiktaş’ın sezon başından beri korner karşılamada tercihi alan savunması idi. Elbette alan savunması da saygıdeğer bir yol, ancak bu yöntemi uygulamak için uzun süreli birlikte oynayan bir oyuncu grubunuz olmalı. Golleri alanlar değil, adamlar atıyor...

Başakşehir de hafta sonunda Beşiktaş’a karşı benzer bir arızayı değerlendirmiş, 54’te Stefano Okaka bomboş bir kafa vurmuştu.

İmkânınız varsa o pozisyonu tekrar izleyin, Epureanu ve Chadli de demarke vaziyetteydiler o kornerde. Hatta Başakşehir benzer bir uygulamayı 77’deki kornerde de yapmıştı.

AYNI ZAAFTAN 3 GOL ÇIKARDI

Aradan 4 gün geçti, muhtemelen o maçı izleyen ve bu konuya özel olarak çalışan Ruben Amorim, Beşiktaş’ın bu zaafından bir değil, iki değil, tam üç gol çıkardı. Üç golde de kaptan stoper Coates’e bu kadar rahat kafa vurdurulması gerçekten acı. Sanırım bir kez daha şu hususun altını çizmek gerek: Futbol saha dışında kurgulanan, saha içinde uygulanan bir oyun. Sporting de iyi çalışmış bu kurguya.

Maçın kırılma anı, ilk yarının uzatma anlarında iptal edilen Teixeira golü. Eğer o saniyede biraz şanslı olsaydık soyunma odasına tek farkla geride girmek daha farklı bir ikinci devre getirebilirdi. İki farklı geride oynamak zor. Beşiktaş ikinci yarıda çok risk aldı, orta sahalar çok rahat geçildi, karşılıklı pozisyonların olması doğal. Maç teknik olarak ilk 45’te bitmişti zaten.

Yazının Devamını Oku

Bu farkı Abdullah Avcı yarattı

Dün Trabzon’da oynanan müsabakayı üç ayrı perdede ele almamız gerek. İlk perde, yani ilk 24 dakikanın seyrinde iki hocanın iki kritik tercihinin direkt rolü olduğunu düşünüyorum.

Avcı, sezon boyunca orta sahasında tek bir kaygı oyuncusuna (Berat’a) yer vermiş, onun önünde beş özgür futbolcuyla oynamıştı. Hamsik’siz ilk maçta hepimiz onun Siopis’le başlayacağını düşündük. Ama yanıldık. Stratejisinden vazgeçmedi, Fenerbahçe karşısına da 5 hücumcuyla çıktı. Onun ödülünü de sadece 10’a 11 olan bölümde değil, 1-0 geride oynadıkları 20 dakikalık süreçte de aldı bence.

PEREIRA BENİ ŞAŞIRTTI

Pereira'nınsa Serdar Aziz’in yokluğunda yaptığı savunma kurgusu enteresandı doğrusu. Hatay ve Olympiakos maçlarında da dün başlayan üçlü oynamış ama Novak sağ, Kim merkez, Szalai sol stoper olarak görev yapmışlardı.

Dün neden aynı üçlüyle farklı bir yerleşim tercih etti, ben çok anlam veremedim. Kim’in sağ stoperde şaşkın durduğunu ve 23 dakikada o iki kartlık pozisyonu yaşamasında yerleşim alışkanlığının bozulmasının rolü olduğunu düşünüyorum ben. Ardından 24’te Bakasetas’ın golü geldi ve ikinci perde başladı maçta... Pereira kart sonrası savunma yerleşimini de düzeltti, Szalai alışık olduğu sol, Novak da sağ stopere geçtiler. Mesut-Rossi, Crespo’nun yanına yaklaştılar ve kalan bölümde 5-3-1 dizilerek 1-1’i savundu Fenerbahçe. Sakatlıklar ve duraksamaların da etkisiyle 45-75 arası nispeten dengeliydi.

TOPU TUTMA ŞANSLARI KALMADI

Ancak Pereira 75’te yaptığı iki değişiklikle kontrolü tamamıyla meslektaşına bıraktı. Tek taraflı üçüncü perde de o dakikada başladı zaten. Son 15’te libero Tisserand’dı. Orta üçlü Gustavo-Crespo-Sosa ile adeta sekizli bir güvenli bloğa döndü Pereira. Ve yalnızca Serdar Dursun’la önde top tutma şansı hiç kalmadı sarı lacivertlilerin. Abdullah Avcı sadece dünkü galibiyet için değil, ilk 9 haftalık performansı için tebrikin büyüğünü hak ediyor. Cesur 11’ler çıkarıyor, hiçbir maçta beraberlikle yetinmiyor. Her değişiklikle içerideki oyunculara skora razı olmadığını kanıtlıyor. 9’uncu haftayı da liderliği hak ederek bitiriyor bence.

Yazının Devamını Oku

Gole 8 pasla gidenin 15 pasla gidenle savaşı

Trabzonspor, stoperleriyle birlikte rakip yarı alana pasla geçiyor. Golleri çoğunlukla sete yerleşerek buluyor. Pereira ise bir tık daha pragmatik. Direkt oyun aşığı. Bu sezon 12 gole ortalama 8 pas ve 27 saniyede gittiler.

Bordo mavililerin attığı 16 gol öncesi atak süresi ortalaması neredeyse 41 saniye. 15 pasla gole gidiyorlar. Hâl böyleyken Trabzon’da bu akşam iki ezeli rakibin iki farklı futbol felsefesinin karşılaşmasına tanık olacağız.

Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı ile Fenerbahçeli meslektaşı Vitor Pereira bu sezon iki farklı futbol felsefesi benimsediler. Trabzonspor stoperleriyle birlikte rakip yarı alana pasla geçiyor, golleri çoğunlukla sete yerleşerek buluyor. Attığı 16 gol öncesi atak süresi ortalaması neredeyse 41 saniye. 15 pasla gole gidiyorlar. Fenerbahçe’de ikinci dönemini yaşayan Portekizli teknik direktör Pereira ise bir tık daha pragmatik. Direkt oyun aşığı. Kaydettikleri 12 gole ortalama 8 pas ve 27 saniyede gittiler bu sezon. Bugün Trabzon, Fenerbahçe’nin savunma setinde arıza ararken, muhtemelen Pereira’nın gözü de bordo mavililerin tamamlayamadığı hücumlarda olacak.

EN ÇOK AVCI ŞAŞIRTTI

Bu sene belki de spor kamuoyunu en çok şaşırtan hoca Abdullah Avcı... Çok uzun süre çalıştığı Başakşehir’de daha çok güvenli ve pragmatik oyun felsefesiyle başarıya ulaşan deneyimli teknik adam, Trabzon’da hiç alışık olmadığımız kadar fazla risk alıyor. Pozisyon vermekten, gol yemekten çekinmiyor. Yediğinden fazlasını atma odaklı bir strateji benimsiyor. Trabzon kimle oynarsa oynasın giden-gelen, eğlence vaat eden maçlar izliyoruz hep.

TRABZON İLK KEZ HAMSİK’SİZ

Alanya karşısında durum 1-1’ken yaptığı Berat-Gervinho değişikliği çok alışık olmadığımız türdendi mesela. Benzer bir değişikliği Kasımpaşa önünde de yapmıştı, 50’de sahadaki tek defansif orta saha Abdülkadir Parmak sakatlanınca onun yerine Yusuf Sarı’yı sokup Hamsik’i 6 numaraya çekmişti. Tabii ki Abdullah Avcı’nın tüm bu cesur değişiklikleri yapabiliyor olmasının önemli sebeplerinden biri Hamsik’in varlığı. Onun oyun zekası ve görüşü. O olduğunda, onun saha içinde ekstra bir yönetmen gibi davranacağını ve arkadaşlarını doğru yönlendireceğini biliyorsunuz. Bugün Trabzonspor ilk kez Hamsik’siz bir sınav verecek ligde. 

YÜKSEK İHTİMAL SİOPİS ÇIKACAK

Hamsik’in yokluğunda Avcı’nın iki farklı opsiyonu var: Birincisi merkezde Berat-Siopis’i ikili kullanmak. Yaratıcılığı sekteye uğratacak ama geçirgenliği de azaltacak bir formül bu. Fenerbahçe’nin geçiş hücumlarında ne kadar etkili olduğu düşünülürse Siopis’in başlama ihtimali yüksek. İkinci ve daha düşük ihtimalli seçenekse merkezi Berat-Abdülkadir Ömür-Bakasetas’la kurmak. Ama bunun geçirgenliği yüksek bir orta saha olacağı da kesin.

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş ilk yarıda kaybetti

İlk 45 dakika temposuz oynamanın bedelini ödediler.

Aykut Kocaman, Başakşehir’in başındayken ligde iki kez teknik adam değişikliği yapan takımlarla oynama şanssızlığı yaşadıklarını söylemişti. Hoca değiştiren takımlarda otomatik bir kıpırdanma oluyor ve Başakşehir’in bu dezavantajı yaşadığını iddia ediyordu Aykut Hoca. Dün hikayenin diğer tarafındaydı Başakşehir. Teknik adam değişikliği sonrası kıpırdanan Başakşehirlilerdi bu kez.

CHADLi FARKI GÖRÜLDÜ

Belözoğlu, Karagümrük’e 3-1 kaybeden savunma dörtlüsünü Lima dışında tümüyle değiştirdi. Caiçara takıma, Epureanu 11’e döndü. Ponck’un sağ beke devşirildiği günlere göre daha tutarlı bir Başakşehir savunması izledik gerçekten de. Emre Hoca’nın yaptığı bir diğer rötuş da merkeze Chadli enjeksiyonuyla pas kalitesini artırmaktı. Orta sahada Tolga-Mahmut-Ndayishimiye’nin ikisinin ilk 11’de başladığı günlere göre bir doz daha yetenekliydi tabii ki bu merkez üçlüsü. Bu dönüşümün ödülünü de ilk 45 dakikada aldılar. Beşiktaş’ı sürekli önde karşıladılar. Sıkça pas hatasına zorladılar ve soyunma odasına da galip gittiler.

ŞAHİN RİSK ALDI

İkinci yarının başında Murat Şahin risk aldı. 46’daki Teixeira-Larin takviyesiyle işler 30 dakikalığına da değişmişti aslında. Batshuayi maç boyunca siyah-beyazlıların en iyisiydi. İlk devrede bir baskısıyla gole yaklaşmıştı, ikinci devrede de yaptığı presle Teixeira’nın golünde rol oynadı. Ancak Beşiktaş’ın 45-85 arası yaptığı gibi atak sürekliliği sağlıyor, oyunu tümüyle rakip yarı alana yığıyorsanız, atakları bir şekilde tamamlamanız gerek. Autla, kornerle, taçla... Ataklarınızı tamamlayamazsanız, geçiş hücumlarıyla fatura ödemeniz doğal. Başakşehir ligin en derin kadrolarından birine sahip. Dün kulübede oturan Gulbrandsen, Zulj, Aleksic ve Ravil’in Süper Lig’de 4 büyük dışında tüm takımlarda ilk 11’de oynayabilecek seviyede olduklarına inanıyorum ben. Zaten Gulbrandsen de geçiş hücumlarıyla büyük fark yarattı, acı bir fatura ödetti Murat Şahin’e.

Dün iki takımın ikişer gol attığı ikinci devrenin bu güzel maçın doğal akışı olduğunu düşünüyorum. Beşiktaş’ın sahadan puansız ayrılma sebebiyse ilk devredeki temposuzluğuydu.

BİR OFSAYT ANLAŞMAZLIĞI

VAR’ın hayatımıza girmesiyle birlikte yaşanan en önemli değişimlerden biri ofsaytta. Artık yardımcı hakemler kolay kolay bayrak kaldırıp hücum kesmiyorlar, genelde bitmesini bekliyorlar. Ancak Türkiye’de bu konu biraz yanlış anlaşılmış durumda. Dün 14’te Batshuayi’nin düştüğü gibi birkaç metrelik net ofsaytlarda beklememeliler, oyunu kesmeliler. Sakatlık vs. türlü handikabı olabilir o anlamsız beklemenin.

Yazının Devamını Oku

Kaygı sokağından hayal otobanına bağlantı maçı

Emre Belözoğlu Fenerbahçe deneyimi sonrasında ilk kez kulübede, Sergen Yalçınlı Beşiktaş ise istikrar peşinde. Aradaki fark, Yalçın aynı yolun 50. kilometresindeyken Belözoğlu'nun henüz 1. kilometresinde olması.

Emre Belözoğlu'nun ggeçen sezon Fenerbahçe'de yarattığı en önemli dönüşüm, ilk 11'deki kaygı oyuncusu sayısını azaltıp gol-asist hayali kuran adam sayısını artırmaktı. Başakşehir'de de bu malzeme var. Orta vadede yaratacağı dönüşüm bu olacaktır muhtemelen. Sergen Yalçın'ın da Beşiktaş'ta aslında bir buçuk yılda ulaştığı konum o.

SERGEN YALÇIN ÖREREK İLERLEMEK İSTİYOR

Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ının çok rahat tanımlanabilir, kolay anlaşılır bir oyunu var. Stoperlerden başlayarak birinci-ikinci ve ikinci-üçüncü bölge geçişini pasla yapmak istiyorlar. Özellikle Welinton’un ilk geçişte kritik bir rolü var. Geçtiğimiz sezon ligin rakip yarı sahada en fazla isabetli pas yapan üçüncü oyuncusunun bir stoper (Welinton) olması büyük iş.

Sergen Yalçın geriden uzun metrajlı vurmayı benimsemiyor, örerek ilerlemek istiyor, bu noktada da Welinton onun için önemli bir aksam. Bu arada geçen sezon Süper Lig’in rakip yarı sahada en fazla isabetli pas yapan diğer iki oyuncusunun Atiba ve Josef olduğunu eklemek gerek.

RAVİL, BELÖZOĞLU'NUN DA VAZGEÇİLMEZİ OLACAK

Aslında Emre Belözoğlu da 10 maçlık Fenerbahçe periyodunda benzer bir anlayış benimsemişti. Erol Bulut dönemine göre topla oynama yüzdesini 10 puan artırmış, bir büyük takım davranışı sergiletmişti sarı-lacivertlilere. Başakşehir de Aykut Kocaman’la geriden pasla çıkan bir takımdı. Bence bu çıkışta en kritik adam genç Ravil Tagir. 2003 doğumlu stoper bu sezon 5 maça başladı, muhtemelen Belözoğlu'nun da vazgeçilmezi olacak.

Bence Belözoğlu daha önce birlikte oynadığı Epureanu’nun da deneyiminden faydalanmak isteyecektir. Moldovalı stoper, Kocaman döneminde gözden düşmüştü bu sene.

Yazının Devamını Oku

Maça 65’te başladık

Letonya’daki son yarım saati görünce ah vah ediyor insan!..

Yedinci dakikaydı. Korner kullanıyorlardı. Savunma planımıza baktım. Dörtlü iki hat halinde alan savunması yapıyorduk. İlk hattımız doğal olarak bekliyor; Çağlarlar Merihler, esas adamlarımız o hatta. İkinci hattaysa eşleşmeler oluşmuş: 1,98’lik Uldrikis’le Berat eşleşmiş. 1,87’lik Gutkovskis’i de 1,73’lük Kerem savunuyor.

İlk 20’de 6 korner kullandılar, üçünde vurdular. İkisi tehlikeli oldu. Birini çizgiden çıkardık. Hemen her kornerde Gutkovskis ve Uldrikis’ten biri temas ettiler topa. Ki biz bu Letonya takımından Türkiye’de de iki duran top golü yemiştik. Ve o iki duran topta da indiren adam Uldrikis’ti.

iLK YARIDA BERBATTIK

Letonya bu grupta 8 maç oynadı. Hollanda’ya karşı iki maçta yüzde 22 ve 24, Norveç’e karşı yüzde 30, bize karşı yüzde 36, Karadağ’a karşı yüzde 38 ve 39 topla oynamışlardı. Norveç’e karşı bütün bir maçta iki, Hollanda’ya karşı dört şut fırsatı bulmuşlardı. Bize karşıysa dün ilk devrede yüzde 65 topla oynadılar. Toplam değeri 8 milyon Euro olan Letonya, 300 milyonluk Türkiye’ye karşı ilk devrede yüzde 65 topa sahip oldu. Çünkü topu bir türlü yere indiremedik. Seri pas trafiği yakalayamadık. Havada üstünler. Ve biz de kazandığımız topları anlamsız şekilde şişirdik.

Bu berbat ilk devrenin sonunda muhakkak 2-3 değişiklik yaparız diye umduk. Olmadı. Sol açığımız Kerem, rakip sağ bek Savalnieks’i ilk devrede yıldızlaştırmıştı. İkinci devrede de golü öyle yedik. Zeki kötü bir devre oynadı. Orkun da öyle. Ama hepsi başladılar ikinci yarıya. Nihayet 65’te oyuncu değişikliği yapmayı akıl ettik. Maça da o dakikada başladık ancak.

SERDAR’I DEVREYE SOKUNCA...

65’te 4-4-2’ye dönüşle birlikte büyük takım davranışı sergilemeye başladık. Beklerimiz hücumu kalabalıklaştırdı, risk aldık. Letonya stoperleriyle baş edebilecek bir adamı, Serdar Dursun’u devreye sokunca önde top tutmaya başladık. Şu son yarım saati görünce ah vah ediyor insan: Kadıköy’de de son yarım saatte 4-42’ye dönemez miydik? Şu korkunç kaygılı ruh halinden çıkabilmemiz için Letonya’da dibe vurmamız mı gerekliydi? Keşke son 5 maçta şu riskleri alabilseydik cesaretle.

Yazının Devamını Oku

Duran toplara odaklanmalıyız

Ülke futbolu açısından tarihi bir maça çıkıyoruz, şansımız az ama umudumuz var... Peki 3 puan için neler yapmalıyız?

Akan oyun için belki binlerce doğaçlama seçenek var ve 3 günde her şeye hakim olmanız kolay değil. Ama duran toplara pekala hazırlanabilirsiniz. Artık hücumda orijinal bir duran top seti görmek istiyoruz.

Özellikle ulusal maçların sonucunu çok küçük detaylar belirleyebiliyor. Çalışmak için de vaktimiz çok az. İki sürpriz takım, Brentford ve Midtjylland duran toplarda Avrupa futbolunda önemli fark yarattılar. Yarattıkları fark “hokus pokus” değil. Bir çalışma ürünü. Detaylı çalışma ürünü. Avrupa Şampiyonasında kaydedilen 142 golün kırkı duran toplardan geldi. Biz de Türkiye’ye karşı bu noktada fark yaratmak istiyoruz. Küçük görünen, önemli detaylarda.”

24 SAAT ÖNCE ANLATTI, ORTA YAPTILAR, iNDiRDiLER VE GOL...

Bu açıklama, Norveç teknik direktörü Stale Solbakken’e ait. Kadıköy’e gelmeden 24 saat önce Norveç medyasına anlattıkları bu. Maçta olanı gördünüz: Korneri paslaşarak kullandılar. İki kişinin sürpriz paslaşmasına hazırlığımız yoktu, oraya tek kişiyle savunmaya gittik. Orta yaptılar, indirdiler ve gol...

BRENDFORD’UN DURAN TOP HOCASINI ÖDÜNÇ ALMIŞLAR

Peki duran toplara nasıl çalışmışlar: Sadece bu kamp için Brentford’ın Meksikalı duran top hocasını ödünç almışlar. Premier Lig ekibi Brentford’ın duran top koçu Bernardo Cueva, sadece Ekim ve Kasım’daki iki Norveç kampına üçer gün gelip farklı duran top setleri çalışması yaptırıyor. Bu inovatif fikrin ödülünü de zaten Kadıköy’de aldılar.

LETONYA’DAKİ İLK MAÇTA DA AYNI GOLÜ iKi KEZ YEMiŞTiK

Bizim yalnızca hamasetle çalışan, bilimsellikten bahsedenlere de alaycı yaklaşmakta beis görmeyen ulusal futbol anlayışımızın ödediği ilk fatura bu değil. Letonya’yla oynadığımız ilk maçta da aynı golü iki kez yemiştik! Kazakevics’in talebeleri uzun metrajlı serbest vuruşlar kullanmışlar, arka direkte ilk topa vurmuşlardı. 1,98’lik Uldrikis’e çare üretememiştik.

Yazının Devamını Oku

Hayal kırıklığı

Norveç karşısındaki formasyonumuz Şenol Güneş dönemiyle aynıydı.

Bu grubun favori üçlüsü içinde Letonya-Karadağ-Cebelitarık’a puan kaybeden tek ülke biziz. Puan tablosunda geride kalmamızın temel sebebi bu. Dün de maalesef nefesimiz yetmedi. Galibiyeti hak edecek bir oyun oynamadık. Katar bileti oldukça zora girdi. Tek bir maçla Kuntz’un performansını analiz etmek de güç. Dünkü formasyonumuz Güneş dönemiyle aynıydı, yine 4-1-4-1 oynadık. Ön liberoda Berat’ın enerjisi daha iyi. İki kanatta ikinci-üçüncü bölge geçişini çabuk yapan Cengiz-Kerem’i kullanmamızı az sayıdaki olumlu puanlarımız arasına yazabiliriz.

BURAK TEK KALDI

Güneş döneminde büyük maçlarda rakibi önde karşılamıyorduk. Hatta lüzumundan fazla geride karşılıyorduk. Dün ilk devrede önde karşılayan bir takım vardı. Golü de öyle bulduk zaten. Ancak o gol dışında net pozisyon üretmekte güçlük çektik. Özellikle Cengiz ve Kerem’in kanatlardan sıfıra inip ortaya çevirdiği çok iyi yerden toplar vardı. Zaman zaman Caner de attı böyle etkili toplar. Ancak ceza alanına Burak dışında ikinci bir oyuncu sokamıyoruz. Acaba 4-1-4-1’den vazgeçip 4-2-3-1’e mi dönmeliyiz? Hakan ikinci santrfor gibi kaleye yakın oynasa daha mı etkili olur sanki?

OTOMATİK SEÇİMLER BİTTİ

Bu büyük resim dışında birkaç da küçük not eklenebilir dünkü performansla ilgili:

1- Kuntz’u Türkiye’nin her yerinde tribünlerde görüyorduk. Bunun da etkisiyle maça 5 Süper Lig oyuncusu başladı. Hatta Berkan girince bir ara 6 oldu. Uzun zaman sonra milli takımda yerel lig ağırlığı oldu dün.

2- Güneş’in bazı otomatik seçimleri artık yok. Umut, Okay, Kenan gibilerin pozisyonlarındaki Süper Lig oyuncuları Caner, Berat ve Kerem daha etkililerdi. Özellikle Caner’in soldan bindirmeleri ve içeriye yerden pasları yeni bir hücum opsiyonu. Uzun zamandır akan oyunda yalnızca Cengiz’e bağımlıydık.

3- Sahada daha deneyimli bir takım vardı. Uzun zamandır Burak dışında deneyimli kullanmıyorduk. Dün 30 üstü 3 oyuncu sahadaydı: Serdar, Caner ve Burak.

Yazının Devamını Oku

5-3-2 ile yirmi dakika

İlk 11 maçta 3-4-2-1’den hiç feragat etmeyen Pereira, dün ilk kez çift santrforla oynadı.

Fenerbahçe’nin enteresan bir kadrosu var. Kolları upuzun-bacakları kısa, gövdesi geniş, kafası küçük bir canavar gibi. Bazı bölgelerinde seçenekler kısıtlı. Mesela kanat bek rotasyonu dar. Samuel-Ferdi’den biri oturduğunda sıkıntı yaşanabiliyor. Ancak ileri üçlü için Pereira’nın elinde en az 7 adam var (Mesut, İrfan, Rossi, Pelkas, Valencia, Serdar Dursun, Berisha). Bazen Samuel ve Muhammed’i de santrfor arkası ikilide kullanabiliyor hatta. Dün de Pereira 22 günde 7 maçlık sıkışık takvimin son müsabakasında bu derinlikten faydalanmak istedi; ilk kez Serdar Dursun ve Berisha’yı bir arada kullandı. Rossi’nin de eklemlenmesiyle bu ileri üçlü zaman zaman iyi pasajlar sergiledi. Berisha bağlantıda başarılıydı. Rossi yavaş yavaş kendini buluyor, iki asist yapması tesadüf değil. Zaten bu da Fenerbahçe’nin kazanmasına yetti.

65 İLE 85 ARASI 3-5-2’YE DÖNDÜLER

Ancak dünkü maçın bence esas manşeti, 11 maç ve 990 dakika sonra Pereira’nın nihayet formasyonunu az da olsa esnetmeyi düşünmesi. İlk 11 maçta Pereira 3-4-2-1’den bir dakika bile feragat etmeyi düşünmemiş; 3-0 önde de olsa, 3-0 geride de olsa, maçın 20’nci ya da 80’inci dakikası ayırt etmeksizin formasyonuna derin bir aşkla bağlı kalmıştı. Dün Fenerbahçe’nin ilk devrede zaman zaman çift santrforlu 3-4-1-2 oynaması yeni bir haber. 65-85 arası da Mert’in Rossi’nin yerine girmesiyle klasik 3-5-2’ye döndü Pereira. O bölümde ValenciaBerisha çift santrfor oynadılar. Orta saha da (sağdan sola) Ferdi-ZajcGustavo-Mert-Novak’la kuruldu. Tabii son 25’teki oyunun realitede 5-3-2 olduğunu da söyleyebiliriz rahatlıkla.

FERDİ VE MUHAMMED TAÇ ÇALIŞMALI

Dün Fenerbahçe kazandı ama hâlâ birkaç konuda gelişim şart: 

1- Pereira formasyon konusunda biraz esnedi, ama bence maçların gidişatına göre daha da elastiki olabilmek lazım. Fenerbahçe’de bir gün mesela Crespo’nun çıkıp Valencia’nın girdiğini görebilecek miyiz acaba?

2- Taç atışlarında Fenerbahçe sıkıntılı. Ferdi ve Muhammed taç çalışmalı. Ya da taçları sağ-sol stoperler Serdar Aziz-Szalai atmalı. 

3- Muhammed daha realist oynamalı. Ben dün altı kritik top kaybını not ettim Muhammed’in.

Yazının Devamını Oku

Güven o alkışları hak etti

Gökhan ve Kenan kayıp rekoru kırarken, Güven’in kendini hazır tutması takdire şayan.

Şampiyonlar Ligi’nin ilk iki haftasında topun oyunda en az kaldığı iki maç Atletico-Porto ve MilanAtletico müsabakaları idi. Atletico Madrid saygıdeğer bir takım. Diego Simeone saygıdeğer bir hoca. Futbola kesinlikle farklı bir önerme getiriyorlar ve bunda başarılı da oluyorlar. Ancak Devler Ligi’nde ilk iki haftada hep onların maçında topun oyunda az kalması da tesadüf değil. Tarzları sıkıcı. Sivasspor büyük takımlarla deplasmanda oynarken hissettiğim de bu. Sivasspor saygıdeğer bir futbol oynuyor, iki yıldır da ülkemizi Avrupa’da aslanlar gibi temsil ediyor. Rıza Çalımbay çok değerli bir teknik adam. Ancak 12 Eylül’de Kadıköy’e konuk olduklarında da, dün Vodafone Park’ta da oynanan futboldan çok keyif alamadık.

PEDRO HEP FAUL PEŞiNDE

Özellikle ilk yarılar oynanamadı her iki maçta da. Peş peşe fauller... Sakatlıklar... Yerde yatmalar, itirazlar... Mesela Pedro Henrique nin çizgisi çok iyi. Kadıköy’de penaltı kazandırdı, dün Rıdvan’ı hataya zorladı. Ama içinde bulunduğu her pozisyonda faul oluyor. Ya faul yapıyor, ya faul almaya çalışıyor.

Pedro Henrique bence bundan daha iyisini yapabilecek kalitede bir oyuncu. Galiba birisi ona bunu söylemeli.

RIDVAN DA BÜYÜK iŞ YAPTI

Akan oyun bu kadar sıkışınca, deyim yerindeyse akmayınca, bu maçın kaderinin kenar ortalarıyla tayin olacağı aşikardı. Sivas bir Gradel ortasıyla gol buldu. Beşiktaş da bir sağ bekinin, bir de sol bekinin kenar ortasıyla yaptı sayıları. Bunun dışında da çok sayıda aksiyon yoktu maçta doğrusu.

Tabii ki maçın yıldızı Güven’e ekstra bir parantez açmak gerek. Özellikle Beşiktaş’ın düzenli oynamayan diğer oyuncuları büyük düşüşteyken, Gökhan Töre Altay maçında, Kenan Sivas önünde kayıp rekorları kırarken Güven’in kendini hazır tutması ekstra bir takdiri hak ediyor. Rıdvan’ın da kendi kalesine gol şanssızlığına takılmayıp bunu asistle telafi etmesi büyük iş.

Yazının Devamını Oku

Üçlüye âşık olmak en az üçlüyü eleştirmek kadar ilkel

Pereira bazen bir ön liberodan feragat edip 3-3-3-1’e dönebilmeli ya da stoperden vazgeçebilmeli.

Kadıköy’de 70’inci dakikaydı. Olympiakos skoru 3-0’a getirmiş ve Fenerbahçe’nin kalan 20 dakikada bir mucizeye ihtiyacı vardı. Işıklı tabela yandı, Pereira ilk değişiklik haklarını Zajc ve Berisha’dan yana kullandı. Ve Kadıköy’de takımı 3-0 mağlupken bile formasyonunu değiştirmeyi düşünmedi. Merkez orta saha Gustavo’nun yerine Zajc’ı, sağ açık Rossi’nin yerine Berisha’yı koyup devam etti oyuna. Fenerbahçe’nin başındaki 7 lig ve 4 Avrupa maçının tümünde olduğu gibi, tek bir dakika bile düşünmedi ufak bir risk almayı.

DAR PENCEREDEN BAKIYOR 

Fenerbahçe yeni bir takım. Pereira henüz birkaç aydır bu takımın başında. Takımını 3-4-2-1 oynatmak istiyor, buna ben saygı duyuyorum. Pereira’nın salt üçlü savunma tercihi üzerinden eleştirilmesini de doğru bulmuyorum. Futbolda formasyon önemli bir faktör. Ama her şey değil. Maçları sistemler değil, futbolcular kazanıyor.

Ancak Pereira şunu da unutmamalı: Kendisinin üçlü savunma tercihi üzerinden eleştirilmesi ne kadar ilkelse, üçlü savunmaya aşıkmışçasına tek bir dakika bile formasyonunu değiştirmemeyi düşünmemesi o kadar ilkel! Avrupa’da kendi seviyenizde bir takıma karşı 2-0 geriye düşmüşseniz ve hâlâ formasyonunuzdan 25 dakika dahi taviz veremiyorsanız, bir stoper ya da bir merkez orta sahadan feragat edip yerine forvet sokamıyorsanız, siz de en az sizi formasyonunuz üzerinden eleştirenler kadar dar bir pencereden bakıyorsunuz oyuna.

DÜNÜN HATAY’I F.BAHÇE

Dünün taktiksel analizi ise son derece basit: Dünkü maçın Hatayspor’u Fenerbahçe’ydi... Hafta sonu yüzde 34 topa sahip olup geçiş hücumlarıyla kazanan Fenerbahçe’ydi. Fenerbahçe’nin bu taktiğinin ana planı olamayacağını, Süper Lig’de 20 takımın en az 10’unun kapalı set savunması yaptığını ve Hatayspor gibi oynamadığını anlatmaya çalışmıştım dilim döndüğünce. Zaten Olympiakos da bire bir bu dersi verdi Pereira’ya.

BU MAÇ MİLAT OLMALI 

Bence bu maç Vitor Pereira için bir milat olmalı. Bazı maçlarda ya da müsabakaların bazı bölümlerinde bir ön liberodan feragat edip 3-3-3-1’e dönebilmeli. Ya da bazen bir yarım saatliğine bir stoperinden vazgeçebilmeli.

Yazının Devamını Oku

Hollanda ile aramızdaki fark nasıl bu kadar açıldı?

2019’DA UEFA ülkeler sıralamasında Hollanda’nın üzerinde yer alıyorduk.

Dün Amsterdam’da oynanan maçın teknik analizini yapmak zor. Şampiyonlar Ligi’nde 13 eksikli herhangi bir takımın Amsterdam’a gelip Ajax’la baş etmesi zaten kolay iş değil. Hele Beşiktaş gibi Devler Ligi’nin mütevazı takımlarından birinin bu kadar eksiği tolere etmesi imkânsızdı. Siyah beyazlılar ellerinden gelen mücadeleyi gösterdiler, savaştılar, ancak kalite farkı çok büyüktü doğal olarak.

Dünkü maçı izlerken başka bir detay takıldı aklıma: 2019’un sonunda UEFA ülkeler sıralamasında Türkiye 10’uncu, Hollanda 11’inci basamaktaydı. Ancak bugün Hollanda’nın 7’nci olduğu sıralamada biz 18’inci basamağa gerilemiş durumdayız.

MARTTA 4-2 YENMiŞTiK

İki ülkenin ulusal takımları da Dünya Kupası elemelerinde martta oynadığında biz 4-2 kazanmıştık. Eylül’deyse 6-1 yenildik. Bu arada son iki ay içinde PSV Eindhoven Galatasaray’ı iki kez mağlup ederken, Ajax da dün Beşiktaş’ı geçti. Tamam Hollanda’nın futbol kültürüyle bizi kıyaslamak elbette imkânsız. Kıtanın devlerinden biriler ve Dünya Kupaları/Avrupa şampiyonaları dahil her platformda favori olabilirler. Ancak çok kısa süre önce Türk futbolu hem kulüpler, hem ulusal takım seviyesinde Hollanda’ya bu kadar yakın gözükürken şimdi nasıl bu kadar mesafe oluştu?

Büyük plana değil küçük plana bakmak istiyorum burada. İki ülke futbolu arasındaki mantalite, altyapı, sistem, organizasyon gibi temel farkların elbette bilincindeyim. Ancak orta-uzun vadede değil, kısa vadede neleri daha iyi yapabilirdik onu düşündüm sadece. İki basit konuyu daha iyi ele alabilirdik bence:

DEĞİŞİKLİK YAPMALIYIZ

1- Süper Lig’in 20 takımlı olması temsilcilerimizdeki sağlık problemlerini artırdı sanki. Geçen hafta içini dinlenerek geçirebilecekken maç oynadılar ve sakatlık sayısı patladı. Bu ligin acilen 18 takıma dönmesi lazım. Hatta mümkünse 16’ya.

2- Süper Lig takvimimizi de Temmuz sonu-Nisan sonu olarak değiştirmemiz gerek. Artık biz bir ön elemeler ülkesiyiz ve takvimimizi de ona göre yeniden dizayn etmemiz lazım.

Yazının Devamını Oku

Maç bitsin istemedik

Her oyuncunun büyük alkışı hak ettiği eğlenceli bir başyapıt izledik.

Bir gün bir grup yabancı yatırımcı Süper Lig’e yatırım yapmak için Türkiye’ye gelirse onlara Trabzon’da bir maç izletmek lazım bence. Çünkü bu ligin eğlence garantili stadyumu gibi oldu Medical Park Stadı!

Dün gece de yine harika bir maç izledik Trabzon’da. Bu sezon içinde Trabzonspor olan hemen her müsabaka keyifli geçiyor, Galatasaray maçı da harikaydı, Konya maçı da. Dün de Alanyaspor’la birlikte yine bol aksiyonlu, eğlenceli bir başyapıta imza attı Karadeniz temsilcisi.

ALANYA BİLDİĞİNİZ GİBİ

Bülent Korkmaz’la bambaşka bir mantaliteye geçen ve ana planı geçiş hücumları olan Alanya ekibi yine rakibinden daha az topa sahip olup, yine kazandığı toplarla hızlı çıkarak çok etkili oldu.

Giresun ve Galatasaray’ı böyle alt etmişlerdi, Trabzon’u da fena halde zorladılar. Trabzonspor’sa doğal olarak 11’e 11 oynanan ilk 75 dakikada topa daha fazla sahip oldu, daha fazla pozisyon buldu, daha fazla şut attı.

ÖMÜR, SOL BEKTE FENA DEĞİLDİ

Abdullah Avcı, takımının tamamlayamadığı hücumlarda kontratak fırsatı vermekten kaygı duymayan cesur bir anlayış içinde. Zaten bu karşılama işi için sadece Berat’ı istihdam ediyor, dün onu da 62’de çıkarıp sahadaki hücumcu sayısını altıladı.

Bu cesur futbolla defalarca galibiyet fırsatı yakaladılar, ama Hamsik’le-Gervinho’yla-Nwakaeme’yle net fırsatlardan faydalanamayarak maçı koparamadılar.

Yazının Devamını Oku

Bu plan 10 maçta işe yarayabilir

Pereira, rakiplerin çoğunun Hatay gibi değil Başakşehir gibi oynayacağını unutmamalı.

Dün gerçekten enteresan bir maç izledik Yeni Hatay Stadı’nda. Müsabakanın önemli bir bölümünde topa sahip olan, geriden pasla çıkmaya çalışan ve oyunu domine etmeyi deneyen taraf ev sahibi Hatayspor’du. Ömer Erdoğan’ın ekibi her iki yarıda da topa yüzde 70’e yakın sahip oldu. İlk devrede Fenerbahçe’ye yalnızca 80 pas şansı tanıdılar.

Ancak Vitor Pereira’nın taktiği de bu tarz rakiplere karşı çok daha işlevsel olabiliyor. Frankfurt’ta da özellikle ilk devrede ev sahibi Eintracht benzer bir şekilde arzulu oynamış, Fenerbahçe’yse defalarca geçiş oyunu faturası kesmişti Alman ekibine. Dünkü maçın görüntüsü de buna benzerdi: Hatayspor set oyunu oynayan ve tamamlayamadığı her hücumda, kaybettiği her topta sıkıntı yaşayan taraftı. Fenerbahçe’yse kazandığı hemen her topla akılcı çıktı, pozisyon yarattı, tabelayı da böyle oluşturdular zaten.

VALENCiA MÜTHiŞ OYNUYOR

Dün Fenerbahçe’nin iki golünün de içinde olan Mert Hakan günün iyilerindendi. Giresun maçı travmasını atlatmış, toparlamış kendini. İyileşip futbola döndüğü dakikadan beri müthiş oynayan Valencia, dün de yüksek formunu sürdürdü, her iki golün asisti ondandı. Tisserand-Serdar Aziz’in yokluğunda sağ stoper oynayan Novak, patlayıcı özellikli Lobjanidze’ye karşı iyi bir sınav veren Muhammed ve sayısız top çalan Gustavo da iyi savunma performansının başrolleriydiler. Bir ufak parantezi de son 15 dakikada oyuna giren Serdar Dursun’a açmak gerek: Belki çok gösterişli bir futbolcu değil. Belki kötü de bir gol kaçırdı ama bir santrfor nerede olması gerekiyorsa orada. Ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor Serdar Dursun.

SETE KARŞI ÇÖZÜM ÜRETMEK ZORUNDA

Fenerbahçe dün 3 puanı evine götürdü ancak Pereira’nın şunu unutmaması gerek: Süper Lig’de Fenerbahçe’ye karşı topa bu derece sahip olmayı deneyecek takım sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek. Dolayısıyla Pereira’nın bu geçiş planı maksimum 8-10 maçta işe yarayabilir. Ama 38 haftanın önemli bölümünde sınavlar Hatay maçına değil, Başakşehir maçına benzeyecek. Daha çok hazır sete karşı çözüm üretmeyi geliştirmek zorunda Fenerbahçe takımı.

Yazının Devamını Oku

Denizli bu maçı kafasında oynamıştı

Altay teknik direktörü, Beşiktaş yorulduğunda fişi çekmeyi planlamıştı.

Hep söylüyorum, kalitesi belki tartışılır ama bu lig çok rekabetçi bir lig. Üç sezondur hiçbir takım maç başına 2,05 puan ortalamanın üstüne çıkamıyor. Bu sezon da durumun farklı olacağını zannetmiyorum. Muhtemelen bu sezon da şampiyonluk için 80 puan yetecek.

TÜM TAKIMLAR YIPRANDI

Ligin dört konvansiyonel büyüğü sezonu çok iyi açmışlardı, ilk 4 hafta sonunda hepsi namağluptu. Ancak ne zaman fikstür yoğunlaştı, Avrupa kupaları start aldı, ligin sertliği de hissedilmeye başlandı. 11 Eylül’den bugüne 14 günde 4 büyükler 16 maç oynadılar, bunların yalnızca 5’ini kazanabildiler. 23 gol attılar, 23 de yediler. Herkesin çok yıprandığı, belli ki milli maç arasına kadar daha da çok yıpranacağı bir süreç bu.

PROBLEMLER ÇOK FAZLAYDI 

Ancak dünkü Beşiktaş’ın problemleri, ligin genel rekabetçiliğiyle, yoğun fikstürle açıklanamayacak kadar çoktu elbette. Beşiktaş’ın sakatlarından bir 11 yapabiliyorsunuz ve o 11, muhtemelen dün sahaya çıkan 11’i yenebilecek seviyede.

Süper Lig’in en iyi futbol oynayan takımlarından biri olan Altay da maçın önemli bölümünde Beşiktaş’ın bu eksikliklerini doğru değerlendirdi.

Özellikle Mustafa Denizli’nin Aka-Zeki-ceyhun’lu sert orta sahası Beşiktaş’ı olağanüstü yordu ve sadece ilk 45 dakikada 54 pas hatasına zorladı misafir ekibi.

GENÇLER FENA OYNAMADI

Yazının Devamını Oku

Düşük vitesli Frankfurt 11'i

Valencia sahadayken, Mesut ve Rossi gibi isimlerin performansı artıyor.

İstanbul’un üç büyüğü, 11 Eylül’den itibaren korkunç bir tempoya girdiler. Son 13 gün içinde dörder maç oynadılar. Önümüzdeki 9 günde üçer tane daha oynayacaklar. Bu 4 maç gününden hasarsız çıkabilen olmadı: Herkes yenildi. Herkes eleştirildi. Herkes acı çekti. Beşiktaş-Fenerbahçe-Galatasaray üçlüsü, 13 günde oynadıkları toplam 12 müsabakanın sadece 4’ünü kazanabildiler. 17 gol attılar, 18 gol yediler. Bolca sakatları var. Yara bere içinde devam ediyorlar yollarına.

13 GÜNDE EN İYİ ALMANYA'DAYDI

Fenerbahçe’nin söz konusu 13 gün içinde en iyi performansı Eintracht deplasmanındaydı. Frankfurt’ta özellikle ilk devrede sezonun en yüksek vitesine çıktılar. Tempo yükseldikçe oyunlarını da yükselttiler. Pereira o yüksek vitesi oynayan bazı oyuncularını Başakşehir’de dinlendirmek istedi.

Olmadı. Sezonun ilk mağlubiyetini aldı orada. O yüzden de dün Kadıköy’de Eintracht Frankfurt 11’ini, yani aslında ideal 11’ini sahaya sürdü. Evet, dün sahada Frankfurt temposu yoktu. Ama özgüven vardı. Frankfurt’ta iyi işleyen o 11, Kadıköy’de de düşük viteste yendi Giresun’u.

MERT ÇOK HEYECANLI

Peki bu Eintracht Frankfurt 11’inin Giresunspor’u da yenmesini sağlayan şey neydi? Neyi farklı yaptılar?

1)

Yazının Devamını Oku