Advocaat'ı anlamak

.

Aralık 2016’da Rotterdam’daki Feyenoord-Fenerbahçe maçı öncesi Hollandalı yayıncı Fox Sports’un saha kenarındaki canlı programına konuk olmuştum. O sırada Fenerbahçe’de Advocaat, Van Persie ve Van der Wiel gibi isimler olduğu için onların Türkiye’deki imajı etrafında gelişti sohbet. Advocaat’ın Van Persie’den çok memnun olmadığını ve sıkça yedek bıraktığını dile getirdiğimde Hollandalılar’ın yorumu şöyle olmuştu:

“Advocaat bilge bir adam. Açık sözlüdür, hatta bazen gereğinde fazla. Üstelik Van Persie’nin de büyük hayranlarındandır. Eğer o, Van Persie’yi oynatmamayı tercih ediyorsa, sporcu hatayı kendinde aramalı.”

KARŞILIK BULMADI

Fenerbahçe o gün Feyenoord’u Rotterdam’da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” tezahüratları arasında 1-0 mağlup etti. Manchester United ve Feyenoord’un bulunduğu grubu lider olarak tamamladı. Sezon sonunda görevden ayrılan Advocaat, disiplini bozan (Emenike, Van der Wiel gibi) bazı oyuncuların gönderilmesi, Salih ve Ozan gibi gençlere de mentör tutulması gerektiğini anlattı defalarca. Kendi kulübünde de, bizim yerel medyada da çok fazla karşılık bulmadı bu çağrılar.

O ÇITA AŞILAMADI

O günden sonra Fenerbahçe bir başkan, beş teknik adam değişikliği yaptı. Şampiyonluk yaşayamadı, Avrupa Ligi’nde Advocaat’ın koyduğu çıtayı geçemedi. Üstelik Advocaat’ın da şikayetlendiği birçok konuda haklı olduğunu gösterdi zaman.

FENER’DEN SION’A

Birkaç gün önce Salih Uçan’ın bir demeci üzerine aklıma geldi o günler. Salih, Advocaat’ın oyuncularını sürekli medyaya şikayet ettiğini ama bir sonraki gün antrenmanda herkese gülümsediğini söylüyordu mealen. O sezon dick Advocaat’la Old Trafford’da da bir sohbet şansı bulmuştum. Salih’ten olağanüstü umutluydum ve genç adamın 2013’teki o meşhur çıkışını anlatmış, Odesa’daki 45 dakikadan sonra ondan çok çabuk vazgeçtiğini iddia etmiştim Advocaat’a. Yanıtı benimle mezara gidecek ama Hollandalı’nın benden daha gerçekçi olduğunu söyleyebilirim özetle. O günden sonra Salih, Sion’a kiralandı. Empoli’ye transfer oldu ve şimdi Alanyaspor’da. Advocaat’sa 70’li yaşlarında birer kez daha Hollanda Milli Takımı ve Feyenoord’da çalıştı. Pandemi arasına lideri altı puan gerisinde giren Feyenoord’la 1 yıl daha kontrat uzattı deneyimli hoca.

İYİLİKLERİNİ İSTEDİ

Salih mi yoksa Advocaat mı haklı, halen bilmiyorum doğrusu. Dışarıdan bakarak da buna yüzde yüz kesinlik içeren bir yanıt vermek mümkün değil. Ama Salih’e bir saygısızlık da etmeden şöyle ifade edebilirim düşüncelerimi: Advocaat, Salih’in, Ozan’ın, Van Persie’nin babası, hatta belki de dedesi yaşındaydı çalıştıklarında. Ve sanki istediği şey, onların iyiliğiydi kabaca.

‘LİG YARIM KALIRSA NE OLACAK?’ SORUMA YANIT ALAMIYORUM

Bu sütunun dikkatli takipçileri anımsayacaklardır. İki ayrı yazıda anlatmaya çalıştım, ligle ilgili bir ‘aksi durum statüsü’nün belirlenmesi gerektiğini. Evet, lig tekrar başlıyor ama olur da bir kez daha yarım kalırsa ne olacak? Mevcut puan durumu mu tescil edilecek, yoksa sezon yok mu sayılacak? Ya da mesela 14 takım maçlarını tamamlar ama dördü tamamlayamazsa ne yapacağız?

ORTALAMA ALINABiLiR

Almanya Kulüpler Birliği 28 Mayıs’ta yaptığı toplantıda (kesinlik taşımayan) bir tavsiye kararı aldı ve birkaç takımın maçlarının eksik kalması halinde sezon içindeki puan ortalaması yoluyla tablonun tamamlanabileceğini duyurdu. İngiltere Premier Lig yönetimi de şu anda bu yöntemi benimsemiş durumda. Ama küme düşmeme mücadelesi yapan bazı kulüpler, bu yönteme tepkili

ADA’DA iTiRAZ VAR

Puan tablosundaki son 6 sıradaki ekiplerin böyle bir durumda puan ortalaması yoluyla 3 takımın küme düşürülmesinin adil olmayacağı yönünde şiddetli itirazları var. İngiltere Futbol Federasyonu da, koşullar ne olursa olsun ligin bir şekilde tamamlanacağını ve 3 takımın küme düşeceğini söylüyor şu anda. Premier Lig’de şu anda bahsedilen puan ortalaması yöntemi uygulanırsa Bournemouth, Villa ve Norwich düşüyorlar. Eğer iç saha/dış saha ortalamaları ayrı ayrı hesaplanarak puanlara eklenirse bu kez düşen Bournemouth değil West Ham oluyor.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Acaba üçüncü golü kim atacak?

Karagümrük bu sezon Galatasaray’ı 2-1, Başakşehir’i 2-0 mağlup etti. Fenerbahçe’ye kaybetti ama şutlarda 13-8 üstündü. Yense de yenilse de oyuna ortak olan, topu paylaşmak isteyen bir ekip Karagümrük. O yüzden dünkü pragmatik ve rakiplerine fazla saygı duyan oyunları bir miktar hayal kırıklığı.

Ancak Beşiktaş öyle dominant oynuyor, topa hükmetme süresini o kadar uzatabiliyor ki, bu saygıyı da sonuna kadar hak ediyor bence. Dün Beşiktaş belki ilk gol için 44’e kadar bekledi. Ama o dakikaya kadar topla yüzde 75 oynadı, pas istatistiğinde de 330’a 100’ü yakalamıştı. Beşiktaş’la oynarken belki maçı bir süre 0-0 götürebiliyorsunuz ama siyah-beyazlılar bir noktada o golü bulacaklarını hissettiriyorlar size. Dün o duyguyu 2-0’la 3-0 arasında da yaşattılar mesela. İki gol arasında 17 dakika vardı ve o süre boyunca izleyenlerin merak ettiği tek şey galiba şuydu: Acaba üçüncü golü kim atacak? Beşiktaş kâğıt üzerinde deplasmanda... Rakibi, ligin dişli takımlarından. 27 puanla sekizinci ve iki haftadır üstü üste kazanıyor.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI0QmZPZ2VYbSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

GHEZZAL’I ARAMADILAR

Müsabakanın Olimpiyat Stadı’nda olması da maç öncesi bir zorluk gibi hissettiriyor ister istemez. Ancak Sergen Yalçın, Ghezzal’i dinlendirebilecek lükse sahip. Haksız da değil gerçekten. Zira sahada öyle bir koordinasyon var ve herkes ne yaptığının o kadar farkında ki, ekstra bir yetenek olarak ghezzal’i de aramıyorsunuz böyle bir maçta.

Birçok iyi bireysel performans olan dünkü müsabakada üç adama ekstra parantez açabiliriz sanırım: Biri, Karagümrük’ün önde baskısını adeta tek başına kıran müthiş bir pas istasyonu: Souza... Bir diğeri, kendisine güvenildikçe sorumluluk alan ve sorumluluk aldıkça verimi artan Mensah...

Sonuncusu da, gelişimiyle sadece Beşiktaşlılar’ı değil, tüm Türk sporseverleri sevindiren pırlanta gibi bir genç, Rıdvan. Rıdvan’ın bu çizgisini koruması halinde 11 Haziran’da Türkiye formasıyla Roma Olimpiyat Stadı’na çıkması bile sürpriz sayılmaz bence.

Yazının Devamını Oku

İlk golü atınca 'Harlem'e dönüşüyorlar

Galatasaray’ın bu sezon iki ayrı tipte, iki farklı takımı oluştu adeta: Biri, Babel, arda, Belhanda, Falcao’ların başı çektiği deneyimli, ayağına mahir ama fiziksel savaş sevmeyen grup... Diğeri, Oğulcan’lı, Emre Kılınç’lı, Emre Taşdemir’li nispeten daha az deneyimli ama daha savaşçı grup.

Fatih Terim bu iki ekipten ilkini daha çok tutuyor, kritik maçlara genelde onlarla başlıyor. Dün de tercihi o yöndeydi. 31 yaş ortalamalı dünkü ileri beşli (Feghouli, Belhanda, Emre Akbaba, arda ve Babel), oyununu tutturduğunda, özellikle ilk golü attığında keyif veren bir grup. Kısa seri paslar... Araya toplar... Zeka ürünü kombinasyonlar...

ZORA GELEMiYORLAR

Ancak oyunlarını tutturamadıklarında, ilk golü yediklerinde, ya da beraberlikle 60’lara girdiklerinde artık eğlenceli olmaktan çıkıyor bu ekip. Fiziksel oyun oranı arttığında düşüyorlar hep birlikte. Dün ilk golü attılar, maçın gerisi bir Harlem şovuna döndü adeta. Keyif aldılar, keyif verdiler... Ama bu sezon Galatasaray’ın ilk golü yediği dört maçın dördünü de kaybetmesinin sebebi de aynı. Çünkü pek de zora gelemiyor bu Harlem grubu.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI4YUZWRzBKcSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

EKONOMiK KULLANMALI

Terim’in sezonun geri kalanında bu deneyimli-yetenekli grubu bir şekilde ekonomik kullanacak formülü üretmesi gerek. Mesela hafta sonu-hafta içi fikstüründe peş peşe aynı verimi vermesi imkânsız bu grubun. Ya da bıçak sırtı giden bir maçta ilk 60’ı oynadılarsa, göğüs göğse çarpıştılarsa, son yarım saatte aynı seviyeyi korumaları da mümkün değil. Onları bir şekilde ekonomik kullanmak zorundasınız, ikişerli-üçerli gruplara bölerek... Ya da dakikalarını azaltarak... Dün şov yaptılar. Ama her rakip onlara bu şov fırsatını vermiyor.

Yazının Devamını Oku

19 faul ve 16 şut

Bir Erol Bulut takımı oyuncusuysanız savunma yapmak zorundasınız.

Dün dakikalar 67’yi gösteriyordu. Valencia önde baskıyla kazandığı top ve şık bir şutla golü bulmuş, skoru 3-0’a taşımıştı. Fişi çekmişti yani. O sırada istatistiklere baktım: Fenerbahçe son derece üstün oynadığı maçta o ana kadar tam 16 şut çekmişti. Bu önemli... Ancak o dakikadaki faul istatistiği sizi şaşırtabilir: 67 dakikada Ankaragücü’nün 13 faulüne karşılık, Fenerbahçe’nin tam 19 faulü vardı. Bu faullerin 5’i Pelkas’tan, 4’ü Valencia’dan, 3’ü Thiam’dan, 2’si Samatta’dandı. İşte bu detay, Erol Bulut dönemi anlayışını tarif eder nitelikte: Topa yüzde 65 sahip olabilir, oyunu domine edebilirsiniz. Şutlarda 16-8 üstünlük de sağlayabilirsiniz. Ancak bir Erol Bulut takımı oyuncusuysanız, savunma yapmak zorundasınız. Sahada kalmak için öncelikli şart bu.

MAÇIN ANAHTARI: KARŞI PRES

Dün Kadıköy’de Fenerbahçe bölüm bölüm gerçekten iyi futbol sergiledi: Ozan geçişlerde ağırlığını koydu, Nazım sağdan akılcı bindirmeler yaptı. Pelkas yeni oyun lideri. Thiam’la Samatta arasında telepatik bir uyum var. Sıkça yer değiştirerek savunma dengesini de bozdular. Valencia’yla birlikte bu dörtlü özellikle kaybettikleri toplar sonrası iştahlı bir baskı yaptılar. Maçın da anahtar detayı zaten bu: Fenerbahçe’nin karşı presi. Geri kazandıkları toplarla birçok pozisyon yarattılar. Hatta Valencia’nın golü de böyle geldi. Kazanamadıklarında da genelde faul yaptılar. Bu da Erol Bulut’un savunma/hücum dengesi felsefesinin temel prensiplerinden biri.

PAiNTSiL’E ALAN BIRAKMADILAR

Ankaragücü’yse şu anda ligin zorlu fikstür dönemecinin içinde. Peş peşe Gaziantep, Başakşehir, Fenerbahçe, Kasımpaşa, Alanya’yla oynuyorlar. Zorlanmaları normal. Dün Paintsil’le hızlı hücumlar denediler ama Erol Bulut bu işlere çok kafa yoran bir teknik adam. Fazla alan bırakmadı Paintsil’e. Kornerlerde Altay’ın önünü kalabalıklaştırıp direkt şut denemeleri harikaydı. Bir topları da direkten döndü zaten. Maçın ikinci yarısına önde baskıyla başlayarak bir 10 dakika kadar ev sahibine zorluk da çıkarttılar. Ancak kaliteleri kısıtlı. Ve yapabileceklerinin maksimumu buydu bence.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI4TG9YT2pHUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Rıdvan ve Josef fark yarattılar

Genç Rıdvan her ofansif aksiyonun içinde vardı, Souza da klasik bir büyük maç oyuncusu gibiydi.

Bu müsabakayı tabii ki iki ayrı perde olarak ele almak lazım. Kırmızı karta kadarki 60 dakika, yani birinci perde, karşılıklı bir kontrol oyunuydu. Sahada hemen her saniye temaslı bir futbol oynandı. Kimsenin kimseye alan bırakmadığı bir çarpışma futbolu vardı Dolmabahçe’de.

Terim’in başlangıç 11’indeki iki tercih kritikti. Birinci tercihi Luyindama belki talihsiz bir gün geçirdi, ama Aboubakar gibi sadece bitiren değil oyun kuran bir adamı caydırmak için yapılmıştı bu seçim. İlk 11’deki ikinci kritik seçim de Etebo’ydu. Etebo girdiği için Galatasaray diziliş değiştirmedi, yine 4-1-4-1 oynadılar ve Nijeryalı’nıın rolü de sol içteydi. Etebo’nun sol iç oynaması da bir önlem tercihiydi aslında. Zira sağ çizgideki Rosier-Ghezzal tehdidine karşı orada Saracchi-Emre Kılınç-Arda çok yumuşak bir karşılama grubu olacaktı. Etebo orayı sertleştirdi gerçekten de. Galatasaray genelde rakip stoperlere baskıya gitmedi, rakibini ikinci bölgede kalabalık bir ekiple karşılamayı tercih etti.

OĞUZHAN, MENSAH’I ARATTI

Sergen Yalçın’ın N’sakala’nın yerine kullandığı Rıdvan’sa, Beşiktaş’ın hücum opsiyonlarını artırdı. Sağ kanadın her zamanki kadar etkin olmadığı böyle bir günde, ana çıkış opsiyonu oldu Rıdvan. Ancak Mensah’ın yerine tercih edilen Oğuzhan bence bir fark yaratamadı. Hatta Mensah’ın ikinci-üçüncü bölge geçişini driplingle yapabilme ekstrasından da bir saat mahrum kalmış oldu Sergen Yalçın. Kırmızı karta kadarki bu 60 dakikada akan oyunda neredeyse net pozisyon yok. 33’te Galatasaray Marcao’yla bir duran top pozisyonu yakaladı, Beşiktaşlı Larin’in 35’teki net fırsatı da bir pas hatası sonucu oluştu zaten.

Tabii ki 60’ta gelen kırmızı kart bir kırılma anı... Beşiktaş’ın o dakikadan sonra oyunu rakip yarı alana yıkıp, daha fazla pozisyon bulması doğal. Terim’in bence kırmızı karttan sonra Arda-Belhanda’yı çıkarması doğru, ama 10’a 11 oynarken Babel yerine daha güvenilir bir adamı sokmayı (mesela Ömer’i) tercih edilebilirdi bence.

GOL KADAR DEĞERLi HAMLE

Bu sert çarpışmada, temas oyununda, nüansların galibi belirleyeceği bir maçta üç Beşiktaşlının fark yarattığını söyleyebiliriz rahatlıkla: Rıdvan hemen her ofansif aksiyonun içinde vardı, hak ettiği asisti de yaptı.

Atiba’nın 33’te Marcao volesini hissedip çizgiye koşması muazzam. Gol kadar değerli. Tabii klasik bir büyük maç oyuncusu olan Josef De Souza’ya da ayrı bir parantez açmak lazım. Josef’in varlığı arkasındaki stoperleri de, önündeki Atiba-Oğuzhan (ya da Mensah’ı da) yükselten bir faktör. Ligin ilk yarısı biterken yapılacak altın 11’lerin garanti ön liberosu Josef olacaktır sanırım.

Yazının Devamını Oku

Bir taç atışı bile derbinin sonucunu değiştirebilir

Galatasaray açık oyunda ligin en az gol yiyen takımı, Beşiktaş ise ligin kader adamlarından Aboubakar sayesinde taç atışlarında dahi fark yaratıyor. Siyah beyazlıların bekleri taçları genelde havaya değil, Aboubakar’a atma lüksüne sahipler.

Galatasaray iç sahada topla oynama lideri. Ama deplasmanda daha pragmatik bir oyun tercih ediyor. Beşiktaş Rıdvan sahadayken çift yönlü hücum ediyor ama Rıdvan’sız olduğunda yük Ghezzal’in üzerinde. Galatasaray açık oyunda ligin en az gol yiyen takımı. Beşiktaş’sa ligin kader adamlarından Aboubakar sayesinde taçlarda dahi fark yaratıyor. Derbide güçler yakın. Bir küçük nüans, bir korner, hatta bir taç bile bu maçın sonucunu belirleyebilir.

BEŞİKTAŞ

ÜSTÜNLÜK: TAÇ ATIŞLARINDA ABOUBAKAR

Süper Lig’de genelde çok akışkan bir futbol oynanmadığı, oyunun çok durduğu bir gerçek. En büyük duraksama sebeplerinden biri de taç atışlarındaki plansızlık. Türkiye’de taçlar genelde hedefe değil, yukarıya, ‘yüzde elli-elli’ye atılıyor. Oysa Beşiktaş bu anlamda Vincent Aboubakar’la fark yaratıyor. Beşiktaş’ın bekleri taçları genelde havaya değil yere, Aboubakar’a atma lüksüne sahipler. Kamerunlu futbolcunun taçlarda yarattığı fark, Beşiktaş’ın atak sürekliliğinde çok önemli rol oynuyor.

GALATASARAY

ÜSTÜNLÜK: AKBABA-ARDA-KILINÇ YER DEĞİŞİKLİKLERİ

Galatasaray'ın bu sezon Rodrigues gibi, Onyekuru gibi çalım atma-orta yapma odaklı klasik bir kanat hücumcusu yok. Onların yerine Arda, Emre Kılınç, Emre Akbaba, Feghouli gibi daha orta saha özellikli oyuncuları kullandı Terim. Bu da Galatasaray’a merkezde hep ekstra bir kalabalık şansı tanıdı. Emre Kılınç, Arda ya da Emre Akbaba sürekli yer değiştirerek oynadılar. Oyunlarını tutturduklarında seri kısa pas trafikleri yakaladılar. Zaman zaman da böylece rakip savunmanın dengesini bozdular.

BEŞİKTAŞ

Yazının Devamını Oku

Terim oyuncuyla, Yalçın oyunla kazanma peşinde

Sergen Yalçın’ın iç sahada oyunundan feragat etmeyeceğini, topa daha fazla sahip olmak isteyebileceğini tahmin ediyorum. Terim ise bir tık daha pragmatik oyunla Belhanda, Arda, Emre Kılınç gibi tek başına oyun kaderi değiştirebilecek oyuncularından ekstra katkı bekleyebilir.

İki takım da yüzde 56 civarında topa sahip oluyor, topu kaybettiğinde oyunu da genelde yitiriyor. Sergen Yalçın bütüncül bir oyun peşinde, duran toplara da daha fazla kafa yoruyor gibi görünüyor, bu alanda 5-1 üstün rakibine. Fatih Terim ise büyük maç deneyimi yüksek olan oyuncularından maksimum verim alma peşinde.

Duran toplarda üstün olan taraf; 5-1 ile Beşiktaş

KupadaKi Malatya-Galatasaray maçında bir kare dikkat çekiciydi doğrusu: Dakika 114’tü. Galatasaray’ın gole ihtiyacı vardı. Ömer korneri kullanıyordu ve ceza alanında yalnızca 4 oyuncu vardı. Ömer de korneri ilk savunma adamına çarptırmayı başardı zaten(!). Büyük maçlarda akan oyun sıkıştığında genelde duran top organizasyonlarına ihtiyaç duyarsınız ve bu konuda Terim’in ekibi sıkıntılı. Luyindama enteresan bir şekilde kupada daha önemli bir duran top silahına dönüşüyor. Bu performansını derbiye taşırsa bir eşleşme sorunu yaratabilir. Sergen Yalçın ise bu konuya daha fazla kafa yoruyor belli ki. Kupada Rize’yi duran top organizasyonuyla geçtiler. Ligde de bu alanda Galatasaray’a 5-1 üstünler. Ön direkte Necip, arka direkte Atiba, penaltı noktası üzerinde Welinton’un etkinlikleri yüksek.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJuNnlCWHFtViIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

N'Sakala mı Rıdvan mı? Taşdemir'in durumu kritik

İki takımın bir başka belirgin benzerliği de bekler... Hatay maçında Sergen Yalçın’ın Rıdvan değil, N’Sakala’yı kullanması hücumda Beşiktaş’ı tek yönlü hale getirdi. Geçiş yükü tamamen Rosier-Ghezzal’in sırtına bindi. Eğer Sergen Yalçın derbide de N’Sakala’yı tercih ederse belki savunması sertleşir ama hücumda tek taraflı kalma riski söz konusu. Terim ise sezon başından beri ideal beklerini arıyor. Galatasaray’ın beklerinin (Omar, Linnes, Saracchi, Şener ve Emre’nin) ligde gol sayıları 0, asist toplamları da iki. Gençlerbirliği’nin sağını felç eden Emre Taşdemir’in sağlık durumu, Galatasaray’ın oyunu açısından belirleyici.

Kanat hücumlarında aralarında 'açık' fark var

İki hocanın ayrıştığı önemli noktalardan biri de kanat hücumcusu kullanım biçimleri. Fatih Terim sezon başından beri sol/sağ açık rolü oynayan futbolcusunu orta saha oyuncusu gibi kullandı. Arda, Emre Kılınç ya da Emre Akbaba, her kim çizgide oynarsa oynasın hep içeriye girerek merkezi kalabalıklaştırdılar. Hep pas trafiğine katıldılar ve bu da rakiplerine karşı merkezde bir sayısal üstünlük kurmalarını sağladı. · Sergen Yalçın’ın kanat hücumcularının tipolojisiyse farklı. Ghezzal, adeta bu pozisyonun sözlük tanımı gibi. Topu önüne isteyen, çalım deneyen ve ortayı arayan bir oyuncu. Zaten ligin asist kralı. Larin ise ‘sol açık’ değil ‘sol forvet’. Ceza alanına neredeyse Aboubakar kadar adım atıyor. Bu da Rosier’nin ortalarını anlamlandırıyor. Rosier-Larin bağlantısının bu sene Beşiktaş’a çok gol kazandırması doğal.

Yazının Devamını Oku

Ozan Tufan olmayınca orta saha aksıyor

Türkiye Kupası’nın enerjisi bu sezon bir tık daha yüksek doğrusu. O saçma sapan, Dünya’da eşi benzeri olmayan grup uygulamasından iki yıl önce kurtulmuştuk.

Bu sene de pandeminin etkisiyle tek maçlı eliminasyonun gelmesi kupaya ekstra bir aroma kattı. Pandemi bitince de bu tek maçlı eliminasyon düzeni kalsa keşke.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJKNUtmSmFpMCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Hatta bir de son 32 turunda büyükleri seri başı potasına koyarak kayıran kura düzeneği kaldırılırsa, kupanın heyecanının o 90’lardaki haline dönme şansı bile var bence. Tüm kulüplerin kupayı daha fazla önemsediğini seçtikleri 11’lerden de, sahadaki davranışlarından da hissediyorsunuz zaten. Bunun sanırım iki temel nedeni var: Birincisi, önümüzdeki sezon Avrupa’da 3 kupalı düzene geçiliyor ve Avrupa Ligi’ne tek biletimiz var maalesef. O bileti almanın yolu da Türkiye Kupası’ndan geçiyor. Kulüplerin daha ciddi olmalarının ikinci büyük nedeni de kupa yolunun kısalığı. Bugün turnuvada devam edenlerin kupayı kazanmak için sadece 3 maç var önlerinde. Üç maç karşılığı bir Avrupa Ligi bileti de hem maddi, hem manevi olarak güçlü bir ödül.

KASIMPAŞA ŞANSSIZDI

O ödülün cazibesinden olsa gerek, dün Kasımpaşa ideal 11’iyle sahadaydı. Yeni stoper Luckassen’in de katılımıyla daha derli topu bir takım vardı sahada.

Doğrusu tur biletini kapabilecek aksiyonları da ürettiler ama son vuruşlarda şanssızdılar. Fenerbahçe’yse as/yedek karması bir 11’le sahadaydı ve eklektik bir görüntü verdiler. Hodzic’in ikinci-üçüncü bölge geçişinde üstlendiği bağlantı görevini Fenerbahçe’de yapabilen yoktu. Takım sıkça beşerli iki gruba bölünmüş göründü ve oyuna girene kadar Ozan’ı aradı gözler. Ama bu sezon defalarca olduğu gibi Fenerbahçe yine üstün oynamadığı bir maçı, bir duran topla aldı götürdü evine. Sezonun başında iyi işleyen Caner-Samatta bağlantısı, kaldığı yerden devam etti dün gece. Ve bu tek gol, tur biletine yetti Fenerbahçe için.

Yazının Devamını Oku

Defansif on numara Mert Hakan

Bulut, herkesin kusursuz savunma yapmasını öncelik olarak benimsemiş.

Fenerbahçe geçen hafta içinde Bayern Münih’e karşı 90 dakika boyunca uyguladığı disiplinli ve pragmatik oyunu Chelsea deplasmanında da 45 dakika yansıttı sahaya (!) 45’inci dakika itibariyle şutlarda 6-0, kornerlerde 3-0 öndeydi Chelsea... Ancak ilk yarının uzatma anlarında mavi formalıların Chelsea değil Erzurumspor olduğu fark edilince daha olumlu ve akışkan bir futbol izletti sarı lacivertliler.

Erol Bulut kendi doğrularına sorgusuz-sualsiz inanan ve onlarda ısrar eden bir teknik adam. Perşembe akşamı Alanyaspor karşısında oynanan pragmatik futbolun sezonun geneline yayılamayacağını iddia etmiştim bu sütunda. Ancak Bulut, Erzurum’da da ciddi bir bölümde sürdürdü bu stratejiyi. Maça yine düşük viteste başladılar, topu büyük ölçüde paylaştılar. Thiam defansif santrfor gibi oynuyor.

ÖNCE SAVUNMA

Erol Bulut’un daha önce Ozan’a verdiği ‘defansif on numara’ rolünü de Mert Hakan oynadı bu kez. Mert Hakan-Thiam’ın liderlik ettiği kompakt bir savunma anlayışı var Fenerbahçe’nin. Erol Bulut, santrforu ve on numarası başta olmak üzere herkesin savunma görevini kusursuz yapmasını birinci öncelik olarak benimsemiş. Ve belli ki rakip fark etmeksizin yayacaklar bu anlayışı sezona.

Bu anlayış 20 rakibin kaçını çözebilir, bu futbol şampiyonluk getirir mi, henüz bilmiyoruz tabii bu soruların yanıtlarını. Ancak birey birey de gelişmeler olduğunu söyleyebiliriz sarı lacivertlilerde. Kadro zenginleşti; Valencia, Ferdi, Samatta gibi ilk 11’e rahatlıkla koyabileceğiniz adamlara kısıtlı süre verebilecek bir derinlik var kulübede.

EROL BULUT’A TEŞEKKÜR ETMELiYiZ

Savunmanın ideal dörtlüsü bulundu gibi. Tisserand-Sadık tandemi oturuyor. Caner skor katkısını sürdürüyor, Sinan kazanılıyor. Pelkas sadece takımının değil ligin kader adamlarından birine dönüşüyor. Aslında bu coğrafyanın en iyi maaş veren ligi olarak, daha fazla Visca, Pelkas, Bakasetas ya da Maxim getirebilmeliyiz ülkeye. Bu coğrafyanın iyi futbolcuları için hedef ligi olabiliriz pekalâ. Daha önce Bakasetas-Siopis’i, bu sene de Pelkas’ı bu lige kazandıran Erol Bulut’a teşekkür etmeliyiz bu konuda.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/tjOpP_CM72M" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en çok hakem atışı yapılan ligi

Yere yatan kalkmıyor. Hakemler de akan oyunu sürekli durduruyor, böyle olunca da tempo düşüyor.

Türkiye’de oynanan futbolla ilgili hiçbir fikri olmayan bir yabancı, size Süper Lig’in nasıl bir turnuva olduğunu sorarsa örnek olarak dün Hatay’da oynanan maçı gösterebilirsiniz. Süper Lig’in ete kemiğe bürünmüş hali vardı adeta sahada: Tam bir çarpışma futbolu. Baştan sona temaslı bir oyun. Göğüs göğse, kemik kemiğe bir maç. Sergen Yalçın da belli ki maç öncesinde böyle bir savaş olacağını öngörüyordu ki iki tutucu tercih yaptı 11’inde: Birincisi, Akintola tehdidi de düşünülerek yapılan N’sakala tercihi. Evet, sol bekte N’sakala oynadığında savunma daha sertleşiyor. N’sakala adeta bir üçüncü stoper gibi. Ancak dün 60 dakika boyunca hücum tek taraflıya döndü bu tercihle. Ghezzal’in sırtına bindi bütün geçiş yükü. Sergen Hoca’nın ikinci tercihi de orta sahayı sert bir üçlüyle kurmaktı. Bu da Boupendza’lı geçişleri azaltmada bir miktar rol oynamıştır. Ancak Beşiktaş’ın ikinci bölgedeki pas kalitesinin de net biçimde düştüğünü söylemeliyiz bu tercihle. Sergen Yalçın son yarım saatte yaptığı değişikliklerle oyunun ritmini değiştirmek istedi ama onların da çok faydalı olduğunu söyleyemeyiz bence.

BASiT BiR ÇARE VAR 

Süper Lig’in genel karakterinden bahsetmişken, sadece düne özgü olmayan, hemen her maçta hayıflandığımız bir başka kanayan yaranın da altını çizmek gerek: Süper Lig, dünyada en fazla hakem atışı yapılan turnuva bence. Çünkü yere yatan kalkmıyor. Hakemler de akan oyunu sürekli durduruyorlar. Ve tempo düşüyor, akışkanlık sağlanamıyor. Bu büyük sorunumuzun basit bir çaresi var: Yere yatıp kenara giden futbolcu, oyun tekrar durana kadar oyuna girmeyecek. Bu kadar basit! Eğer bu kaideyi hayata geçirirsek, kimse dinlenmek için, tempoyu düşürmek için yere yatamayacak. Zira bilecek ki, yere yatmak demek, oyun tekrar durana kadar kenarda beklemek demek.

<iframe width="560" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/tjOpP_CM72M" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe 40 maçın ancak 5'ini böyle oynayabilir

Bence önceki günkü tartışmada haklı olan taraf Çağdaş Atan. Çünkü ligde Fenerbahçe’ye karşı yüzde 60-65 topla oynama tercihinde bulunabilecek maksimum 5 takım var.

Futbolda tek bir doğru yok; dominant oyun da, pragmatik oyun da bu sporun gerçekleri. Herkes Manchester City gibi şampiyon olmak zorunda değil, bir sürü başka metotla da zafere ulaşabilirsiniz. Ama Çağdaş Atan da haksız sayılmaz, 5 büyük ligde son dönemde ana planı pragmatik futbol olan tek bir şampiyon anımsıyorum.

SADECE LEICESTER

O da yüzde 42 topla oynama ortalamasıyla şampiyon olan Leicester City. Ancak Premier Lig 2016 öyküsü, kelimenin tam anlamıyla bir ‘peri masalı’ örneğidir. 50 yılda bir gerçekleşecek ekstrem bir hikayedir. Ve bir sürü değişkenin bir araya gelmesiyle oluşabilecek fantastik bir şampiyonluktur. Süper Lig’in Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray gibi asırlık kulüplerinin, konvansiyonel büyüklerinin bence Leicester City tipi şampiyonluk şansı az. Hatta yok.

GEÇMİŞTE YENİ MALATYA VE ALANYA'YI OYNATTIĞI GİBİ OYNATMAYA ÇALIŞIYOR

Bu sezon Süper Lig topla oynama sıralamasında zirvede yüzde 58’le Alanya var. Beşiktaş, Galatasaray, Medipol Başakşehir ve Çaykur Rizespor da Süper Lig’in topa sahip olmayı seven ekipleri. Fenerbahçe’nin 16 hafta sonunda yakaladığı yüzde 51,4’lük topla oynama oranı Konyaspor ve Denizlispor’la aynı. Ki bu iki ekibi tarif ederken ilk sırada ‘topla oynama arzuları’ndan bahsetmediğimiz ortada. Yani Erol Bulut, Fenerbahçe’yi geçmişte Malatya’yı ve Alanya’yı oynattığı gibi oynatmaya çalışıyor şimdilik. Önde baskı gibi bir önceliği yok, topu paylaşmak, bazen rakibe vermek, kazandığı zaman da hazırlıksız yakalamayı önemsiyor.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJtajEwcUxSZCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

KOMPAKT FUTBOL

Erol Bulut’un Fenerbahçe’si kompakt durmayı seviyor. Şema bağımlısı bir görüntüsü var. Öndeki oyuncuları kolay geçişe izin vermiyor, Thiam Alanya’ya karşı 5 faul yaptı mesela. Böyle maç kazanılamaz mı? Elbette kazanılır. Hatta Rehhagel’in 2004’te Yunanistan’la yaptığı gibi kısa turnuva da kazanılır. Ancak şampiyonluk kazanılabilir mi? İşte o noktada kafamda soru işaretleri var.

Yazının Devamını Oku

Beyaz formalıları bir ara Bayern Münih zannettim!

Dün ilk 45 dakikada Fenerbahçe yalnızca 70 isabetli pas yaptı. Alanya yüzde 73 topla oynadı, paslarda 262-70, şutlarda 9-4 üstünlük kurdu.

Dünkü Fenerbahçe 11’inde 7 ofansif oyuncu vardı (İki bek, Ozan, Pelkas ve ileri üçlü)... Maç iç sahada... Rakip de Bayern Münih değil Alanya! Ama Fenerbahçe dün ilk 45 dakikada öyle tutucuydu ki, bir ara beyaz formalıları Bayern Münih gibi hissettirdi oynadıkları oyun! Erol Bulut ancak 60’ta tabelaya değil sahaya bakmaya başladı ve strateji değişikliği yaptı o dakikada.

Mert girdi, girerken de arkadaşlarına önde baskı işaretinde bulundu. Önde baskı yapmaya başlayan Fenerbahçe 10 dakika içinde bir penaltı kaçırdı, bir de gol attı. Ve fişi de orada çektiler zaten.

THIAM'LA 3'TE 3 OLDU

Skor elbette Bulut’un istediği gibi. Ancak Fenerbahçe’nin dünkü tutucu futbolu, rakibinin neredeyse iki katı kadar faule başvurması, Thiam’ın 70 dakikada 5 faul yapması ne kadar iyi sinyaller veriyor, artık buna kamuoyu karar verecek. Fenerbahçe’de birkaç iyi bireysel performans ayrı tutulabilir tabii bu konservatif oyundan

1- Ozan’ı Premier Lig ilgisi bozmamış, sezon boyunca standardı neyse dün de hiç aşağısına düşmedi. İyi niyetli çabasının karşılığını da iki asistle aldı.

2- En uçta Thiam oynamaya başladığından beri Fenerbahçe üçte üç yaptı. Dün de Pelkas’ın golü öncesi Ozan’a duvar olarak işini yaptı.

3- Pelkas mutlu olduğu yere, on numaraya geçince verimini artırdı. Oyunu gibi karakteri de on numara: Dün 43’te Ozan bomboş pozisyondaki Valencia’yı görmeyince arkadaşına alkışla destek vermesi gözden kaçmadı.

4- Nazım gayretli ama enteresan bir defosu var: Nazım ve Valencia/Thiam, dün en az 7 tacı elleriyle rakibe verdiler. Havaya, yüzde elli elliye atılan taçlar Fenerbahçe’de hiç kalmadı neredeyse

Yazının Devamını Oku

Bu filmi Beşiktaş ve Fenerbahçe de görmüştü

Yeşil beyazlı ekip F.Bahçe ve Beşiktaş’tan sonra G.Saray’ı da devirdi.

Konyaspor’un ligde 6 galibiyeti var; üçü Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’a karşı. Kalan üçü de 10’ar kişi kalmış Erzurum-Kayseri’yle, o mağlubiyetle hocasını kovan Kasımpaşa önünde. Süper Lig’de üç İstanbullu büyüğü birden yenen tek ekip Konyaspor... Beşiktaş’a 4 atabilen tek takım onlar. Galatasaray’a da 4 atabilen tek takım yine onlar! Ana planları rakibin savunma çizgisini gıdıklama üzerine... O yüzden de Süper Lig’de şu ana kadar tam 57 kez ofsayta düşmüşler. Ve bu alanda en yakın rakiplerinin 20 sayı önünde açık ara lider konumdalar. Beşiktaş Konya’yla oynadığında bir rakip hazırlığı varmış gibi görünmüyordu, hüsrana uğradı. Fenerbahçe böyle bir hazırlık yapmış gibi görünmüyordu, hüsrana uğradı. Dün de sıra Galatasaray’daydı! Yine bekleri Skubic ve Guilherme ile savunma hattının arkasına sarktılar. Skubic bu sezon 4, Guilherme de 3’üncü asistini yaptı böylece. Her şey çalışılmış, her şey planlanmıştı. Ve bu filmi daha önce Beşiktaş ve Fenerbahçe’ye karşı da oynamışlardı zaten. Aynı tuzağa Galatasaray da düştü benzer şekilde.

HARİKA BİR TANDEM

Tabii ki Konyaspor’un tek hususiyeti savunma arkasına sarkmak değil. Aynı zamanda ligin belki de en uyumlu savunma dörtlüsüne sahipler. Bekler Skubic ve Guilherme akıllı ve gerçekçi. Daha önce 6 farklı kulübe kiralanmış Abdülkerim’le, ikinci ligden alınan 23 yaşındaki Adil’den harika bir tandem yarattı İsmail Hoca. Dün sakat Adil yerine Ahmet’li savunma biraz savruktu ama sezonun genelinde takdiri hak ediyorlar. Galatasaray’ın dünkü özetininse 40 metre mesafeden kullanılan frikiklerde gizli olduğunu söylemek gerek. Konya’nın bu frikiklerde aynen Manchester City gibi çok öne çıkardığı savunma hattına karşı çaresizlikleri, maçın da özeti gibiydi. Doğrusu ben büyük kulüplerdeki o devasa teknik ekiplerin rakip analizi konusunda bu kadar zayıf olmalarına anlam veremiyorum bazen.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJqV29xTDNQYiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Sanal Oyunlar SADECE Misli.com'da! Oyun türünü seç, tahmini yap, tutarı belirle ve hemen oyna...

Yazının Devamını Oku

Sonuçlar santrfor seçimleriyle paralel gidiyor

Bulut herhalde şundan emindir: Fenerbahçe’nin başlangıç santrforu Samatta veya Thiam olmalı.

Bu yıl fikstürün bir engebeli, bir de şanslı yeri var takımlar için... Engebeli yer, Antep-Başakşehir-F.Bahçe-Kasımpaşa-Alanya ile peş peşe oynadığınız beş hafta. Trabzon bu beş maçlık süreçten 2 puanla çıktı ve hocasını değiştirdi. Başakşehir son bir aydır bu fikstürün içinde. Sadece 1 puan alabildiler ve krizdeler. G.Saray da bu fikstürü eylül-ekimde oynamış, 7 puanda kalmış ve Terim en sıkıntılı günlerini o
süreçte geçirmişti. Halen F.Bahçe bu fikstürü oynuyor, yani engebelerle boğuşuyor şu an.

‘BAY’ GEÇME ŞANSI

Ancak F.Bahçe’nin şansı, bu 4 maçlık sürecin tam ortasında bay geçmeleri... Bu bay imkânı öyle iyi bir yere yerleşmiş geldi ki, hem ligin en engebeli yerinde nefeslenme şansı buldular; hem de 8 günde 3 maç oynanacak bölüme az da olsa dinlenerek giriyorlar. Bu şansı Beşiktaş, ekimde çok iyi kullanmıştı. 21 gün maç yapmamış, o bölümü sezon başı kampı gibi değerlendirmiş ve sonra süper bir seriye başlamışlardı. Halen de o seriyi sürdürüyorlar. Fenerbahçe’ye de 12 gün lig oynamamak yaramış. Kulübe zenginleşmiş. Rekabet oluşmuş. Bu da sahadaki adamların ciddiyetinden hissediliyor zaten.

CISSE CILIZ KALIYOR

Dünkü bir başka önemli detay, F.Bahçe’nin sonuçlarının santrfor seçimiyle paralel gitmesi: Samatta’lı ilk 8 maçta yalnızca bir yenilgi vardı. Krizli Malatya-Beşiktaş-Antep sürecinde cisse’nin yetersizliği başroldeydi. Başakşehir maçıyla santrfor tekrar değişti, oyun da değişti. Zira Erol Bulut’un bu pragmatik oyununun kuvvetli, top saklayabilen, zaman kazandırabilen bir santrfora ihtiyacı var. Bu işleri Samatta ve Thiam yapabiliyorlar. cisse ise cılız kalıyor bu anlamda. Bulut artık herhalde şu konuda emindir: F.Bahçe’nin başlangıç santrforu Samatta veya Thiam olmalı. cisse’yi kullanmanız için ya öne geçmiş-kontratak kolluyor veya oyunu rakip yarı alana yığmış olmanız gerek.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiI4TG9YT2pHUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku

Aboubakar’la Güven çok farklı seviyedeler

Kamerunlu santrforun yerine oynayan genç oyuncu 15 topun 10’unu kaybetti.

Şu sıralar biricik annesini kaybetmenin hüznünü yaşayan Aboubakar, çok özel bir oyuncu. Bu sezon sadece Beşiktaş’ın değil belki de ligin ayarlarını değiştirecek kalibrede. Kasım-Aralık’ta Beşiktaş’ın farklı bir takıma dönüşmesi ve başka bir oyun oynamasında Aboubakar’ın direkt rolü var. Hücumda her topu saklıyor, her taca gidiyor ve ölü pozisyonu olgun atağa çeviriyor. Takımına zaman kazandırıyor, ofans organizasyonuna akıl katıyor. Varlığı bu denli önemli olan bir adamın yokluğu da dev bir boşluk yaratıyor doğal olarak.

HANTALLIK SINIRINDA

Dün Aboubakar’ın yokluğunda ilk bir saat sahada kalan Güven de maalesef çok iyi bir form seviyesinde değil. Eski çevikliği yok, hatta hantallık sınırında. Kendine güvenini kaybetmiş; 43’te Larin’in ona tepkisine bakarsak, arkadaşlarının güvenini de yitirmenin kıyısında... Dün ilk 45’te 15 kez topla buluştu, bunların 10’unu kaybetti. Ve Beşiktaş’ın bu devrede yüzde 72 ile topa sahip olup hiçbir şey üretememesinde başroldeydi. Başka birçok hoca onu devre arasında değiştirirdi, Sergen Yalçın 15 dakika daha sabretti. Hatta bence biraz da geç kaldı Güven değişikliği için.

ALTERNATiF GOLCÜ ALINMALI

Son yarım saatte değişiklikler geldi: Hasic sağa, Larin en uca geçtiler önce. Ardından Necip’in girişiyle Nkoudou’nun hücum bindirmeleri arttı, penaltıyı da oradan çıkardı siyah beyazlılar. Ve pek de iyi oynamadıkları, kilitlenen oyunu çözmekte güçlük çektikleri bir günü 3 puan ve liderlikle kapattılar. Aboubakar sanırım artık futbola dönüyor ancak Ocak transfer döneminde Beşiktaş, Kamerunlu’ya alternatif olabilecek bir santrfor bulabilirse Sergen Yalçın’ın eli bir miktar rahatlar bence.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJ5T09HZE93aCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Sanal Oyunlar SADECE Misli.com'da! Oyun türünü seç, tahmini yap, tutarı belirle ve hemen oyna...

Yazının Devamını Oku

Büyük takım bekinin hücumcu olması şart

Omar, Linnes, Saracchi, Emre Taşdemir ve Şener’in top gol sayısı sıfır, asistleri ise bir.

Elbette G.Saray’ın dünkü puan kaybında 40 dakika 10 kişi oynamalarının da rolü var. Ancak bence bu kaybı sadece kırmızı kart üzerinden değerlendirirlerse hata ederler. Zira 11’e 11 oynanan 50 dakikada da Galatasaray’ın hücumda net bir pozisyonu bırakın, tam anlamıyla bir fikri dahi yok gibi göründü. Dünkü 90 dakikalık kısır oyunu Taylan’dan bağımsız değerlendirmek imkânsız. Taylan’ın önemi yokluğunda anlaşıldı, zira bu adam çabuk kazandığı toplarla Galatasaray’da atak sürekliliğinin garantisi. Dün sarı kırmızılılar rakiplerini hemen hemen hiç dengesiz yakalayamadılar, çünkü Taylan’ın ‘karşı pres’ gücünden mahrumdular.

MERKEZDEN HiÇ GELEMEDi

Galatasaray dün merkezden hiç gelemedi ve tüm hücum hayallerini beklerini kaçırmak üzerine kurdu. Linnes ve Saracchi’nin 1-2 ufak denemesi olsa da genel toplamda hücum katkıları çok kısıtlı. Hatta sarı kırmızıların bu seneki tüm bek rotasyonunun da bu anlamda yeterli olduğunu söylemek güç. Sıkça kapalı savunmalara karşı oynayan büyük takımların bekleri hücumcu olmak zorunda. Bu sezon ligde Galatasaray beklerinin (Omar, Linnes, Saracchi, Emre Taşdemir ve Şener’in) toplam gol sayısı sıfır. Toplam asist sayıları ise bir...

YENi BiR ŞEYLER DENEMELi

Bu bek kısıtlılığı da özellikle dünkü Antalyaspor gibi tamamen bekleyen rakiplere karşı daha fazla göze batıyor. Bence Terim, bir açık oyuncusundan bek yaratmayı deneyebilir. Juventus’taki Cuadrado gibi, Başakşehir’deki Deniz gibi bir farklı denemeye ihtiyacı var sanki Galatasaray’ın. Ömer bu anlamda doğal bir opsiyon. Cezadan dönünce Emre Kılınç da düşünülebilir. Dün falcao’nun yaşadığı sağlık sorununa bakılırsa önlerindeki kış transfer döneminde öncelikleri santrfor olacaktır Galatasaraylılar’ın. Yaratıcı bir merkez orta saha da bakabilirler. Ancak üçüncü bir oyuncu transferi bütçeleri varsa bence hücumcu bir bek de aramalılar.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJxS0NoV3dsWCIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Sanal Oyunlar SADECE Misli.com'da! Oyun türünü seç, tahmini yap, tutarı belirle ve hemen oyna...

Yazının Devamını Oku

Hakemlikte yaş sınırı acilen kalkmalı

Fırat Aydınus sezon sonu Cüneyt Çakır 3 yıl sonra bırakacak...

FIFA, hakemler fiziksel olarak yeterli olduğu sürece bir yaş sınırı konulmamasını tavsiye ediyor. Premier Lig’de de bu sezon 49 yaş üstü tam 7 hakem var. Ancak biz 47 yaşındaki Fırat Aydınus’a bu sezon sonunda, Cüneyt Çakır’a da 3 sene sonra hakemliği bıraktıracağız. İnsan kaynağının bu kadar kısıtlı olduğu bir alanda 47 yaş sınırı bence akıl dışı...

YENi TREND ŞU: YAŞ ALDIKÇA MAÇ YÖNETTiKÇE OLGUNLAŞIYORLAR

Mike Dean 52 yaşında, Premier Lig’de bu sezon 11 maç yönetti. Bu 11 maç içinde Manchester United-Arsenal ve Tottenham-Manchester City de var. Yine 52 yaşındaki Graham Scott yedi, 50’lik Jon Moss dokuz müsabakaya çıktılar. Ligin en fazla maç yöneten hakemlerinden biri olan ve iki derbide düdük çalan Martin Atkinson da 3 ay sonra 50 yaşını dolduruyor. Andre Marriner, Kevin Friend, Lee Mason gibi isimlerini çok duyduğunuz İngiliz hakemlerin her biri de 49 yaş üstü. Hakemlikte İngilizler’in başı çektiği yeni trend şu: Hakemler yaş aldıkça, maç yönettikçe olgunlaşıyorlar. Dış etkenlerden daha az etkilenmeye ve daha soğukkanlı karar vermeye başlıyorlar. Belki fiziksel olarak geriliyorlar ama ulaştıkları mental seviye bu açıklarını kapatabiliyor. FIFA’nın da tavsiyesi bu yönde: Eğer bir hakem fiziksel olarak sahada kalabilecek seviyedeyse, doğum tarihini göz ardı edin.

ALTTAN YENi CÜNEYT ÇAKIRLAR FIRAT AYDINUSLAR GELMiYOR

Süper Lig, birkaç yıl önce hakemlikte üst yaş sınırı olan 45’i 47’ye çekti, VAR odasında da 49’u doldurana kadar çalışabiliyorsunuz. Ancak bence bu sınırların kalkması gereken bir dönemeçteyiz şu anda. Zira alttan yeni Cüneyt Çakırlar, yeni Fırat Aydınuslar gelmiyor. En azından üçer beşer gelmedikleri kesin! 1986’lı Halil Umut Meler iyi gidiyor. Ama onun yaş grubunda bir tane daha Meler bence yok. Zaten o yüzden de MHK, henüz olgunlaşmasını tamamlamamış isimlere apar topar büyük maçlar verdi. Doğal gelişim süreci sekteye uğratılıp, derelerde-denizlerde yüzmeden birden okyanuslara atılan Tugay Kaan Numanoğlu ve Bahattin Şimşek’in başına gelenler ortada. MHK eğer bu stratejiyi sürdürürse korkarım ki seneye Süper Lig’de büyük maça çıkaracak hakem bulamayacak.

BiRKAÇ MESELENiN ACiLEN ÇÖZÜLMESi GEREKiYOR

Bu krizi çözebilmek için birkaç önemli meseleyi bence acilen halletmek gerek:

1- İNANDIRICI OLMALISINIZ 

Yazının Devamını Oku

Feghouli sakatlanınca kenara baktım

Terim’in, Cezayirli yıldızın yerine aldığı Ömer, maçın kaderine etki etti.

Dün 30’da Feghouli sakatlandığında Galatasaray’ın kulübesine baktık hepimiz. Bir kanat oyuncusu olan Sekidika girebilirdi. Bir süredir kanat oynayan Emre Akbaba girebilirdi. Santrfor başlayan Oğulcan sağa kayarak Falcao veya Ali Yavuz girebilirdi. Hocanın değişiklik tercihi Ömer Bayram oldu. O dakikada Ömer sekiz numara rolüne geçerken, Emre Kılınç sağ çizgide görev yapmaya başladı. Hem Emre Kılınç hem de Ömer, maçın kaderine direkt tesir ettiler kalan bir saatte zaten.

HERKESiN AS OLDUĞU TAKIM

Bu tabloyu ben şöyle okuyorum: Bu sezon Galatasaray’ın elinde belki süper yıldızlar yok, ama birbirine yakın seviyede çok oyuncu var. Ve Fatih Terim son bir ayda adeta farklı iki takım yaratarak oldukça genişletti rotasyonunu. Dün 44’te Emre Kılınç, Sivasspor’dayken bolca gördüğümüz, adeta onun tescilli koşusu olarak anılabilecek penetreyi yaptı.

Yatabare’yle yapmaya alıştığı verkacı Oğulcan’la gerçekleştirip golü yarattı peşinden. 55’te de Ömer’in harika pası, Oğulcan’ın doğru koşusu var. Son dönemde Galatasaray’da kimsenin yedek gibi görünmediği, hemen herkesin as olduğu geniş bir kadro yaratıldı doğrusu.

EKUBAN-ÖMÜR OLMAYINCA

Trabzonspor’sa tam da bu noktada eksik zaten. 6 maçtır namağlupler ama bu süreçte puanları getiren gollere bakarsanız altında hep aynı imzaları görecekseniz: Erzurum ve Sivas maçlarındaki goller Ekuban-Ömür üretimiydi. Ankaragücü karşısındaki frikiği alan yine Ömür’dü. Geçen hafta sonu Rize önünde de birinci golde penaltıyı alan Ekuban, ikinci golde de topu kazanan kişiydi yine. Dün Ekuban-Ömür olmayınca, Trabzon çok çok kısır kaldı yaratıcılık anlamında.

TRABZON BÜTÜNCÜL OYNADI

Abdullah Avcı’nın eli bu kadar dar olunca, 2-0’a kadar çok pragmatik bir futbol tercih etti zaten. Flavio’yu çok enteresan bir rolde, santrfor arkasında kullandı. Ve Brezilyalıyla stoperlere baskı yaptı sürekli. Trabzon bütüncül oynadı, çabada-koşuda eksik yok. Ama skor 2-0 olana kadar sahada Nwakaeme dışında herhangi bir bordo maviliden ekstra bir şey beklemek zordu. Nwakaeme de Omar ve Taylan’a sarı kart göstertti, ama daha fazlasını yapamadı o da.

Yazının Devamını Oku

MHK hakemlerini değersizleştiriyor

Meselenin birden fazla boyutu var doğrusu.

Hakemin Rafael’e verdiği ilk sarı kart bir yorum hatasıdır, kimlik kargaşası değildir. Dolayısıyla o noktada VAR’ın müdahale etmemesi doğru karar. Rafael’in atılması ise yüzde yüz yanlış tabii ki...

ÖZELEŞTiRi GEREKiYOR

Ancak MHK’nın bu noktada esas yapması gereken kendi hatalarıyla yüzleşmektir, özeleştiri yapmaktır; hakemlerini taca atmak değil. Zira gencecik deneyimsiz hakemlerini göz göre göre kurtlar sofrasına atan ve değersizleştiren de bu MHK’dır.
Gerek hakem atama stratejisi, gerekse VAR standardı konusunda sınıfta kalmışlardır. Eğitimlerde de VAR standardını eğip büktüklerini, global ölçüyü hiçe sayıp yerel bir ölçü yaratmaya çalıştıklarını üzülerek duyuyorum. İngiltere’de, Almanya’da gözetilen ‘net ve bariz’ kriteri Türkiye’de yerle yeksan edildi.

HER POZiSYONDA ‘VAR’

Her pozisyonun içine VAR’ı soktular ve kitabı da protokolü de itibarsızlaştırdılar. Yönetim standardının bu kadar dibe vurmasının 1 numaralı sebebi de hakemler değil, MHK’dır maalesef

Sanal Oyunlar SADECE Misli.com'da! Oyun türünü seç, tahmini yap, tutarı belirle ve hemen oyna...

Yazının Devamını Oku

Vida 1-0 Lobjanidze

Ankaragücü, antrenör değişikliği sonrası daha kompakt, daha dirençli bir takım. Belki derin bir kadroları yok ama özel bir oyuncuya, Lobjanidze’ye sahipler.

Büyüklere karşı da doğal olarak oyunlarını Gürcü forvet üzerine kuruyorlar. Geçen sezon devre arasında Randers’ten gelmişti Lobjanidze... Danimarka Ligi’nin tozunu atıyordu, bir devrede 10 gol-3 asist yapmıştı ve Ankara’ya gelir gelmez de farkını gösterdi zaten. Dün Beşiktaş maça savunmasını çok fazla öne çıkararak başlayınca Lobjanidze ile Ankaragücü net fırsatlar yakaladı. Ama gerek son vuruş, gerekse son pas kalitesi eksikliği nedeniyle bu kontratakları gole dönüştüremediler.

BEŞİKTAŞ RIDVAN'I ARADI

Sergen Yalçın belki maça başlarken Ankaragücü’nün savunma arkasına yapacağı koşuları hesap edememişti ama 20 dakikalık Lobjanidze şovundan sonra toparladı Beşiktaş defansı. Lobjanidze sıkça yer değiştirdi, Rosier ile baş edemediği anlarda Nsakala’nın koridoruna geçti sıkça. Dün Beşiktaş’ın ilk 80 dakikada Rıdvan’ı hem defansif, hem ofansif anlamda aradığını düşünüyorum ben. Evet N’Sakala çabuk bir savunmacı, stoper özelliklerine de sahip. Ama Ersin, Welinton ve N’Sakala bir arada gerçekten oyun kurma konusunda çok arıza veriyorlar. Rıdvan ilk 11 başladığında bu arızaları kısmen çözebilen bir adam.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJkWlh2SEU1aSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

SON 9 MAÇTA 7 GALİBİYET

Beşiktaş, Ekim’deki 21 günlük aradan sonra Süper Lig’de 9’da 7 yaptı. Ve kazandıkları hemen her maçta iyi oynadıklarını söyleyebiliriz. İki ay sonra sanırım ilk kez dün iyi oynamadan kazandılar. Büyük bir takım iyi oynamadığında genelde sahneye duran top silahları çıkar. Dün de ligin asist krallarından Ghezzal ve yeni hücum silahı Vida ile atlattılar bu zor günü.

Yazının Devamını Oku

Reaksiyon ve isyan

Erol Bulut’un son bir aydaki bazı söylemleri, büyük takım çalıştırıcılığı için yeterliliği konusunda şüphe uyandıran cinstendi.

Fenerbahçe son 6 maçın 4’ünü kaybetmiş, Antep ve Malatya maçlarında neredeyse varlık gösterememişti.

Durum böyleyken, Fenerbahçe’de saha içinde eller-kollar yukarı kalkmaya başlamışken, Erol Bulut’un mağlubiyetleri “4 kez geldiler, 3 gol attılar” şeklinde açıklamaya çalışmasıydı esas tehlike. Fenerbahçe’de işler kötü gidiyordu. Ortada net bir oyun planı yoktu. Ve Erol Bulut aynı şeyleri tekrar ederek, farklı sonuçlar alacağını zannediyordu. Dün Erol Bulut için bence kader günüydü. Ve bu kader gününden hiç fena şekilde çıkmadı Erol Hoca. Gerekçem asla maçın neticesi değil. Zaten 73’teki kırmızı kartla maç fiilen bitti. İlk iki gol de yine Caner’in ortalarıyla geldi, yani aslında ofansif anlamda çok büyük bir gelişim de yok.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJsdHBmdWRLOSIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

FARKLI FORMASYON

Benim dün Erol Bulut’la ilgili iyi sinyaller alma sebeplerim farklı:

1- Nihayet 4-2- 3-1’den vazgeçip farklı bir formasyon denemesi... Thiam-Ademi’li 4-4-2’ye dönüşün nasıl sonuç vereceğini uzun vadede göreceğiz. Ancak esas kazanım, Erol Bulut’un işlerin iyi gitmediğini kabul edip yeni bir şey denemesi.

2- Fenerbahçe'deki yenilikler içinde olumlu sonuç verenler ve ısrar edilebilecekler de var elbette. Nazım, Antep’teki asistine dün de kritik bir gol ekledi. Sol çizgide arkalı-önlü oynayan Novak-Caner’in uyumu da dikkat çekiciydi dün.

3- 60’ıncı dakikada 2-1’i bulduktan sonra Fenerbahçe’nin 10 dakika boyunca önde baskı yapması. Oysa Erol Bulut bu sene bu tip maçlarda skoru bulduğunda genelde vitesi küçültüyor, hatta üstüne bir de defansif oyuncu değişikliği yapıyordu.

Yazının Devamını Oku