Paylaş
Staddan yazı- Bu satırları Emre Belözoğlu da yazsa muhtemelen aynı hüküm cümlelerini kurarak başlardı:
“Ligdeki takımlar arasındaki kalite farkı belirginleştikçe maçların izlenirlik halleri azalıyor”
Emre hocanın, Okan hocanın, İbrahim Hacıosmanoğlu’nun, Halil Umut Meler’in, Tedesco’nun, Ertuğrul Doğan’ın sorunu bu. Herkesin rahatsız olduğuna yemin eder ispatlayamam.
Haklı olarak “gol yememeye çıkan” Kasımpaşa’ya karşı Galatasaray ilk golü ne zaman bulacak, kilidi nasıl çözecek, kaç farkla maç bitecek diye bakıyorsun maça! Barış Alper Yılmaz’ın “BAY GOLÜ TAKDİMİMDİR” türünde harika getirdiği topla Yunus Akgün’ü golle buluşturması sonrası stadyumda ilk yarının kaç farkla biteceği konuşuluyordu!
KORKUNÇ BiR ÜSTÜNLÜK
3-4 gol pozisyonu dışında topun (%74-26) G.Saray’da kaldığı, rakip ceza sahasında korkunç bir (25-1) üstünlüğe sahip olduğu, Sane ve Barış gibi iki kanadın sürekli üretmeye gayret ettiği, Yunus’un iyiden iyiye 10 numaraya alıştığı 45 dakika izledik. (Beri yandan bir Torerria seyrettim ki ne ciğer var bu adamda!)
iKiNCi GOL HEYECANI BiTiRDi
İkinci yarıya çıkarkenki beklenti de farklı değildi. Top yine Galatasaray’da olacak, rakip hapsedilecek, akın sürekliliği bitmeyecek, set kurulacak, rakip hataya zorlanacak ve gol bulunacak. 82. dakikada Szalai’nin Yunus tarafından hataya zorlanması neticesi fark ikiye çıktı. Kasımpaşa’nın zaten tehdit üretmeyen hızlı çıkışlarının da “heyecanı” kalmadı tribünlerde.
Son not taraftara... Bir tribün bir oyuncuya ancak bu kadar aşık olabilir. İcardi’ye duyulan sevgi, tarih boyunca çok az futbolcuya nasip olmuştur. Maç başlayana dek ona atfedilen tezahürat bu büyük sevginin melodisi oldu. Aşk karşılıklı kesin de, sevgi emek ister. İcardi çabaladı ve sevginin karşılığını verdi.
Paylaş