Paylaş
24 yıl sonra yine bir başlangıç maçı, yine karşımızda sarı forma ve yine mağlubiyet. 2002’de ilk maçımızda sarı formalı Brezilya’ya kaybetmiştik. Bu kez favori gösterildiğimiz maçta grubun en zayıf ekibi olarak gösterilen Avustralya’ya kaybettik.
Maç öncesi, “Kazanacağımıza inanıyorum ama içimdeki tedirginliği de atamıyorum” demiştim. Avustralya, oynadığı ve kazandığı son 10 maçta topa sadece yüzde 30 oranında sahip olmuş, 5’li savunma, önlerinde 4’lü bir orta saha ve ileride bir forvet ile klasik dizilişini bozmamıştı.
ÇANAKKALE GEÇiLMEZ FUTBOLU
Onları izlediğinizde, klasik bir ‘Çanakkale geçilmez futbolu’ diyebilirsiniz. Ama çok atletik ve hızlı bir takım. Topa sahip olduklarında rakip yarı sahada bir anda 3’lü forvete dönecek hıza ve güce sahipler.
Maç öncesi rakip analizinin özeti buydu. Topu bize bırakacaklar, kanatları ve savunmanın göbeğini kalabalık tutacaklar ve topu aldıkları anda hızla üzerimize geleceklerdi. Bunu Montella da biliyordu ve maçtan önce, “Onların bu oyun tarzına kapılmayacağız” demişti. Ama kapıldı.
Kalabalık savunma arasında pozisyon üretmekte ve fiziksel mücadelede zayıf kaldık. 90 dakika boyunca tam 30 şut attık. Ama gol beklentimiz 1.3’te kaldı. Maçtan önce yaşadığım tedirginlik tam da buydu. Ve ne yazık ki biz buna çözüm üretemedik. Üretebilir miyiz. Zor.
STANDARTLARIN ÇOK ALTINDAYDIK
Zor çünkü hangi kıtadan gelirseniz gelin, Dünya Kupası’nda artık kolay maç yok. Ve bu organizasyonlarda yetenekli ve teknik oyunculara sahip olmak yetmiyor. O teknik becerinize güçlü, hızlı ve atletik oyuncuları monte edemiyorsanız atletizme yeniliyorsunuz. Ayrıca takım halinde h
Ayrıca takım halinde hızlı oynamanız gerekiyor. Dünkü oyunumuz Dünya Kupası standartlarının çok altında bir yavaşlığa sahipti.
Evet daha yaratıcı, daha yetenekli oyuncularımız var. Ne yazık ki, rakibimizden daha güçlü, daha atletik ve daha hızlı değiliz.
Bu gerçeğin altını çizelim ve kabullenelim.
Paylaş