Paylaş
Bir futbolcunun rakip takıma gitmesi artık kimseyi şaşırtmıyor. Peki ya rakibin attığı gollerin sırrını bilen antrenörün gitmesi? Son yıllarda İngiltere Premier Lig’de tam olarak bu yaşanıyor. Aston Villa’nın duran toplardaki başarısının arkasındaki isimlerden Austin MacPhee’nin Chelsea’ye transferi, aslında tek başına bir teknik ekip değişikliği değil. Futbolun nereye gittiğini gösteren küçük ama çok önemli bir işaret. Çünkü artık kulüpler yalnızca rakibinin iyi oyuncularını değil, iyi sonuç üreten yöntemlerini de transfer ediyor. MacPhee’nin Chelsea’ye gitmesi bu yüzden önemli. Aston Villa geçen sezon duran toplardan 29 gol üretti. MacPhee’nin üç yıllık döneminde bu alandan gelen toplam gol sayısı ise 74.
‘KORNERLERi SEN ÇALIŞTIR’ DÖNEMi ARTIK KAPANDI
Chelsea'nin yaptığı hesap basit: Bir rakibiniz duran toplardan düzenli olarak gol üretiyorsa, o golleri üreten sistemi kuran kişiyi almak neden daha pahalı bir forvet transferinden daha az değerli olsun? Belki de futbolun yeni transfer piyasası tam burada başlıyor. Premier Lig bu konuda artık Avrupa’nın geri kalanından farklı bir noktada. Liverpool, Bournemouth’tan Tommy Elphick ve Shaun Cooper’ı teknik ekibine kattı. Birinin görevi savunma duran topları, diğerinin hücum duran topları. Üstelik takımda duran top analisti Lewis Mahoney de bulunuyor. Yani Liverpool’da artık bir kişinin eline birkaç top bırakıp “Kornerleri sen çalıştır” denmiyor; hücum, savunma ve veri ayrı ayrı çalışılıyor. Bu aslında futbolun başka alanlarında yıllardır yaşanan uzmanlaşmanın duran toplara ulaşması.

NiCOLAS JOVER DURAN TOPLARIN ŞANS OLMADIĞINI GÖSTERDi
Eskiden kondisyoner tek kişiydi. Sonra performans ekibi oluştu. Analist tek kişiydi. Sonra rakip analisti, veri analisti, video analisti eklendi. Şimdi aynı şey duran toplarda yaşanıyor. Burada Arsenal’in Nicolas Jover dönemini ayrı bir yere koymak gerekiyor. Jover’ın Arsenal’da yarattığı etki, duran topların “şans” olmadığını bütün Premier Lig’e gösteren örneklerden biri oldu. Bir kornerin nereye kullanılacağı kadar, savunmanın nasıl yerleşeceği; hangi oyuncunun perde yapacağı; ilk koşuyu kimin atacağı; kalecinin hangi noktada çıkmakta zorlandığı artık ezberden değil, veriden okunuyor.
BAŞLI BAŞINA BiR MESLEK
Modern futbolda duran top antrenörü artık yalnızca iyi organizasyon çizen kişi değil. Rakibin alışkanlıklarını çözen bir taktik uzmanı. İngiltere’nin gerisinde kalan diğer büyük liglerde ise farklı modeller var. İtalya bu işin kültürel olarak en eski merkezlerinden biri. Gianni Vio gibi isimler yıllar önce duran top uzmanlığının başlı başına bir meslek olduğunu gösterdi. İspanya’da uzmanlık daha çok teknik ekibin içine yerleştiriliyor. Almanya, veri ve analiz tarafında bu alanı giderek daha fazla büyütüyor. Fransa ise henüz Premier Lig’deki kadar agresif bir uzman transferi yarışına girmiş değil. Ama yön aynı. Çünkü kulüpler artık bir gerçeği daha net görüyor: 90 dakikalık futbolun en çalışılabilir bölümlerinden biri duran toplar. Rakibin ne yapacağını biliyorsanız ve kendi oyuncularınızın ne yapacağını saniyesi saniyesine tarif edebiliyorsanız, burada tesadüfe daha az yer kalıyor.
TÜRKiYE’DE SORULMASI GEREKENLER
Türkiye'nin artık yukarıda anlattığımız hikâyeyi uzaktan izlemek yerine kendisine sorması gereken sorular şunlar: Neden bir Süper Lig kulübünün özel bir duran top departmanı olmasın? Neden bir kulüp yalnızca transfer döneminde oyuncu aramak yerine, Avrupa’nın başarılı duran top antrenörlerini de takip etmesin? Neden bir genç antrenörün kariyer planında “duran top antrenörü” diye ayrı bir yol bulunmasın? Avrupa futbolunun yeni rekabet alanlarından biri artık çok net: Rakibinizden bir oyuncu almak size onun gücünü kazandırır. Rakibinizin sistemini kuran adamı almak ise size o gücün sırrını getirir. Belki de önümüzdeki yıllarda transfer haberlerinde en çok konuşacağımız isimler santrforlar değil, kenarda duran o sessiz adamlar olacak. Çünkü bazı maçlar 90 dakikada kazanılıyor. Bazıları ise hafta boyunca, antrenman sahasında.
Paylaş