Geriİlker YASİN Yabancı sayısı düşürülsün ama 2021-22 sezonunda
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yabancı sayısı düşürülsün ama 2021-22 sezonunda

Amerika'da işsizlerin sayısının 30 milyona dayandığı, Avrupa Birliği ülkelerinin yüzde 7.5 küçüldüğü bir dönemden geçerken Türkiye’nin hali ortada... Koronanın yol açtığı zararın çok üstünde bir ekonomik sıkıntı ile karşı karşıya dünya. Ülkemizin bundan payını alması kaçınılmaz.

Yıllar önce Cenevre’de Fenerbahçe Başkanı Ali Şen ve TFF Başkanı Şenes Erzik ile Avrupa kupaları kura çekimi sonrası aynı masada yemek yedik. O gün Şen, Türk kulüplerinin Avrupa’da rakipleriyle rekabet edebilmeleri için yabancı sayısının artırılması gerektiği konusunda ısrarla Erzik’e baskı yapıyordu. Erzik taviz vermedi ve Türk futbolunun yabancılarla bir yere gidemeyeceği konusunda kesin tavrını koydu. Sonrası malumunuz... Şu an 28 kişilik kadrodaki yabancı sayısı 14.

Kovid-19’un dünya ve Türk futbolundaki ekonomik tahribatı yanında, günü kurtarma hesapları yapan kulüp yöneticilerinin yanlış politikalarıyla kulüpler tam bir borç batağının içine düştü. Bugün gündemde yine yabancı sayısının azaltılması var. Bunu ben de destekliyorum ama bu uygulamanın 202122 sezonunda başlamasının adil olacağı görüşündeyim. Kulüplerin planlamalarını sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için bu sürenin verilmesi şart.

YENİ KADRO KURMAK 2-3 AYLIK BİR İŞ DEĞİL
Şu anda en geniş yabancı kadrosuna sahip Galatasaray’ın sözleşmeleri devam eden futbolcularla yollarını ayıramayacağı bir gerçek. Bütün Süper Lig kulüplerinin tamamı zaten yabancı kontenjanlarını doldurmuş durumdalar. Bu futbolcuların dağıtılması ve yepyeni bir kadro kurması 2-3 aylık bir iş değil.

Yıllardan beri Türk kulüplerinin çok nadir olarak, değerini bulan ve kalitesini kanıtlamış yabancı futbolcuları transfer ettiğini biliyoruz. Ben her zaman Avrupa’da misyonlarını tamamlamış, veteran noktasına gelmiş ve kulüpleri tarafından elden çıkarılmak istenen futbolcuların Türkiye’ye jübile için geldiklerini söylüyorum. Yani Türkiye Ligi, Avrupa’nın tapon mallarının satıldığı bir bit pazarı görünümünde.

Bırakın çok eskileri, sadece son 2 yılda 4 büyüklerin kadrolarına kattığı yabancı futbolcuların takımlarına yaptıkları kattı ile harcanan para arasında dağlar kadar fark var. Galatasaray’ın sadece bonservisine 13 milyon Euro ödediği Diagne, Babel, Mitroglou, Fenerbahçe’nin Slimani, Andre Ayew, Benzia, Beşiktaş’ın Karius, Trabzonspor’un Obi Mikel transferleri bunun en bariz örnekleri.

Esas sorun yabancıya konacak sınırlama kadar Türkiye gibi inanılmaz genç bir nüfusa sahip ülkenin kendi oyuncularını sahneye çıkarmasıdır. Maalesef Türkiye’de kulüp yöneticisi-teknik direktör-menajer üçgeni arasında dünya kadar yıldız adayı gencimiz takımlarında yer bulamamakta ve kaybolup gitmektedir.

YILDIZ AVCILARI NEREDEYDİ?
Bu korona günlerinde kulüplerin altyapıya özen vermeye başladıklarını, hararetli bir şekilde scout ekipleri oluşturduklarını duymaktayım. Bu scout ekiplerindeki insanlar neden yıllarca fark edilmediler, görevlendirilmediler? Neden yıldız avcılarına bu şanslar tanınmadı? Bunların hepsinin sorulması lazım çünkü bunlar duygusal(!) şeyler.

Yabancı sayısının kontrollü bir şekilde düşürülmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü Türkiye’de futbol rekabetini götürecek sayıda yerli genç oyuncu yok. Daha doğrusu kaliteli futbolcu yok. Trabzonspor’un Uğurcan Çakır ve Abdülkadir Ömür’ü takıma katması, dönemin teknik direktörü Ünal Karaman’ın cesur hamleleriyle oldu.

Türkiye’nin bu tür yürekli kararlar verebilecek, başkanın milyon dolarlara transfer ettiği yabancıyı kollamak ve oynatmak yerine ışık gördüğü gençlere yer verecek teknik direktörlere ihtiyacı var.

L’EQUIPE’İN MANŞETİNİN HATIRLATTIĞI ACI GERÇEK
Ekonominin insan hayatından daha değerli sayıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Boris Johnson’la başlayan ve Donald Trump’la zirve yapan ‘ekonomiyi ve ülkeyi kurtarmak insanı hayata tutmaktan evladır’ felsefesi, artık genel kabul görüyor gibi. Fransız spor gazetesi L’Equipe’in Almanya, İspanya, İtalya, İngiltere liglerinin yanına birer ‘yeşil tik’ koyup, Fransa’nın yanına çarpı koyarak ‘Biz aptal mıyız?’ diye manşet atması, bu gerçeğin açık bir ifadesi.

Ben olsam, Fransa, Hollanda ve Belçika’nın yaptığını yapar; bu salgında günlük vaka sayısının binin altına düşmediği Türkiye’de futbola bu kadar erken başlamazdım. Restoranların, kreşlerin, kuaförlerin açıldığı, hızlı tren, uçak seferlerinin başladığı, piknik ve ören yerlerinin açık olacağı ülkede Türkiye Futbol Federasyonu’nun 12 Haziran’da Süper Lig’i başlatma kararı, ekonomik krizin kaçınılmaz sonucu olduğu bir gerçek. Ama sonu ne olacak belli değil. Futbol, Kovid-19 tehlikesi altında ne kadar iştahlı oynanacak? Ve en önemlisi vaka sayılarının artması durumunda alternatif plan ne olacak? Lig nasıl tescil edilecek? Şampiyon, Avrupa kupalarına gidenler ve küme düşenler nasıl belirlenecek? Var mı bilen?..

Seyircisiz oynanacak, 296 kişinin statta olacağı, maskesiz kimsenin stada alınmayacağı önlemlerle ve hazırlanan protokolle koronavirüsün önüne geçilecek mi? 162 bini aşan vaka sayısı, 4 bin 500 insanın bu virüse yenildiği ülkede 8 haftada oynanacak 72 maçta kim bilir neler olacak?

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle