GeriHakan ÜNSAL Her yönüyle kusursuz galibiyet
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Her yönüyle kusursuz galibiyet

Hakan Ünsal yazdı...

Bazı rakipler vardır çıkardığınız 11 sürpriz olur, oynattığınız ya da oynatmadığınız oyuncular tartışılır ve maç içinde olumlu, olumsuz etkisi görülür. O sürpriz görülen, oynaması beklenmeyen oyuncular da asıl sürprizi rakibe yapar ve maç kazandırır. Fransa gibi güçlü bir takımla aynı grupta olmak şanssızlık olsa da aynı zamanda birçok şansı da beraberinde barındırır. Tarihe geçme, sınıf atlama, özgüven patlaması yaşama ve büyük sükse yapma yapma şansı vardır bu maçların. Ama acı çekmeden, çok emek vermeden de hiçbir şey kazanamazsınız.

MERİH’E HAYRAN KALDIK

Karşısında oynayan Pogba’yı sahadan silen Dorukhan’ın yaptıklarını gördük. Mbappe’yi kitleyen duvar gibi savunmayı izledik. Kendi ceza alanımız içinde kimseye hareket alanı bırakmayan, dahası öne çıkıp duran toplarda karşısında çocuklar varmış gibi rahat ‘Kule Merih’e hayran kaldık. Cengiz’in sakin ama avını sabırla bekleyen avcı halini sevdik. Kenan’ın kendisine biçilen rolü nefis oynamasını olmasını beğendik. Şenol Güneş’in oyun planı ilk yarıda tam anlamıyla tuttu. Fransa gibi bir takıma karşı oynarken elbette topun ve oyunun hakimi olamazsınız. Ama kontrolü karşı tarafa verirken ne yaptığınızı ve neye ne kadar izin verdiğinizi biliyorsanız, kontrollü üstünlük verirsiniz ki bu aslında bir tarafı ile kontrol sizde demek olur. Bütün bu planı değerli ve geçerli kılan ise duran toptan bulduğumuz gol oldu. Sonrasında gelen iki önemli hatanın birini değerlendirerek, rakibe panik yaptırdık ve dağılmalarını sağladık.

ÇARESİZCE BİZİ İZLEDİLER

İKİNCİ yarı çok daha iyi başladık ve götürdük. Orta sahada o kadar yakın, yardımlı ve iyi organize olduk ki, Fransız oyuncular çaresizce bizi izlediler ve daha ikinci yarının ortalarında mağlubiyeti kabullendiler. Göbekten gelmeye çalıştıklarında önce Mahmut, Dorukhan ve İrfan Can üçlüsüyle karşılaşan ve geri adım attılar

DERS NİTELİĞİNDE TARİHİ BİR BAŞARI

KARŞILAŞMANIN hiçbir bölümünde üretken olamayan Fransızlar, kenarda etkili oyuncularını da kullanamadı çünkü kademeli bir savunma ve çok iyi yardımlaşma ile karşılaştı. Üstelik, yakaladığımız pozisyonları gol yapabilsek tarihi bir fark da yakalardık. A Milli Takım’ın oyun disiplini, verilen taktiği uygulamadaki her bir oyuncunun başarısı, gol yememenin ötesinde nerdeyse hiç pozisyon vermemesi, Dünya Şampiyonu’na 2 gol atıp birçok net pozisyona girmesi, karşılaşmayı bizim adımıza mükemmel oynanmış ve kazanılmış bir maç sınıfına sokuyor. Fransa’ya karşı ilk ama nefis galibiyet için herkesi tebrik ediyorum. Sonuna kadar, fazlasıyla hak edilmiş ders niteliğinde bir başarıdır bu.

X

Kupa sahibinde

Galatasaray’ın oldum olası Akhisar maçları sorunlu ve sıkıntılı geçer.

Net favori olduğu ve rakibin sağ bekini forvet oynattığı bir maçta bile yine başlangıç iyi olmadı. Akhisar takımı, Galatasaray maçlarına özel oyununu yine oynadı ve sonuç aldı. Kendi alanını kademeli kapat, birebir markaj yap, topu kazanınca çabuk pasla hızlı çık ve Galatasaray stoperlerine direkt baskı yaparak oyuna başlamalarına izin verme. Bu anlayış ve strateji enteresan şekilde işe yarıyor. Bu işe yaramanın ana sebebi Akhisarlı oyuncuların yaptıkları değil, Galatasaraylı oyuncuların yapamadıkları. Bunlardan ilki, Babel’in kalabalık savunmadan top almak için kenarlara kaçması, ikinci sebebi, orta sahada yapılan adam adama markajdan kurtulamama. Üçüncü sebebi ise Selçuk, Jimmy ve Belhanda’dan oluşan pas oranı yüksek ama mücadele düzeyi düşük orta saha. Geçtiğimiz sezonlarda kalitesinin altında sorun çözme becerisi ile oynadığı için eleştirilen Belhanda, tam bekleneni yaptı ve ekstra işi yaparak dar alanda kalitesini göstererek oyunu çözdü.

SEZON ÖNCESİNDE ÖNEMLİ MESAJLAR...

İlk maçta göze çarpan detaylar:

1- Mariano’nun önünde Feghouli varken daha iyi anlaştığı ve oynadığı.

2- Özellikle savunması iyi takımlara karşı Babel’i rakip stoperlerin arasında kaybetmektense hedef olmaktan çıkarmanın onu daha etkin hale getireceği.

3- Orta sahanın daha sert ve mücadele gücü yüksek oyunculardan oluşması gerektiği.

4- Forvet ihtiyacının mutlak olduğu. Marcao ve Luyindama’nın gereksiz risk almaması gerektiği ve Marcao’nun arkasına atılan toplara olan zaafı.

5- Emre Mor ve Feghouli ile çok daha başka oynayan bir Galatasaray ortaya çıkacağı.

Yazının Devamını Oku

Hazırlık ötesi bir karşılaşma

Uzun zaman sonra hazırlık maçlarını olması gerektiği gibi oynadık.

MİLLİ maçların hazırlık tarafında geçmişten beri gelen bir ciddiyet ve konsantre sorunu vardır. Bunu iyi bilen Şenol Hoca, kadroyu geniş tutarak, asıl maçlar için futbolcular arasında rekabeti körükledi ve hazırlık maçları uzun zaman sonra olması gerektiği gibi oynandı. Geniş kadronun ve yeni teknik direktör ile herkesin forma şansı yakalama ihtimalinin artmasına cevap veren oyuncuların başında İrfan Can Kahveci geldi. Geçmişte beklenti altında kalan fakat bu sezon Medipol Başakşehir forması altında oyuna kalite katan ve bunu milli seviyeye taşıyan İrfan Can, dün Özbekistan karşılaşmasında da kendinden emin hali, özgüveni ve sorumluluk almasıyla öne çıktı.

ADI GİBİ ÇOK ZEKİ

TAKIMIN en çok gelişim gösteren ve öne çıkan oyuncusu Zeki Çelik oldu. Zeki çok mu süratli, değil. Çok mu kuvvetli, değil, Çok mu yetenekli, değil. Ama, her şeyden önce adı gibi çok zeki. Oyunu okuma becerisi üst düzey. Hücum zamanlaması ve sonuca yönelik hamleleri nefis. Hala gelişim sürecinde ve eksiklerini tamamladığında müthiş oyuncu olacak.

İYİ KADROMUZ VAR

BU Milli Takım kadrosu yetenek, çeşitlilik, rekabet, yaş ve başarıya açlık açısından talebi rahatlıkla karşılar. Şenol Hoca, bu geniş kadroyu verimli kullanırsa, bu turnuva olmasa bile diğer turnuvalara gider ve iyi işler yaparız.

ENES ÜNAL'DAN BEKLENEN...

En çok üzüldüğüm oyuncuların başında, Villarreal’lı Enes Ünal geliyor. Bazen, “Acaba kapasitesi mi bu kadar” dile düşündürüyor ama bundan daha fazlası olduğunu biliyoruz. Uzun süredir herkes, fazlasını değil sadece onda var olanı vermesini bekliyor fakat hep beklenti altında kalıyor. Kaldı ki, ona çok ciddi ihtiyacımız var ve yaşı itibarı ile bunu karşılayabilecek tek oyuncu. Savunma tarafında soru işaretleri var... Millilerin biraz endişe veren tarafı burası. Stoperdeki iki oyuncumuz da kuvvetli ve hava topu güçlü futbolcular. Özellikle Merih’in top kullanımı çok iyi. Ama, hata yapma ihtimalleri de güçlü yönleri kadar bariz. Bu maçlar hata kaldırır ama Avrupa Şampiyonası’na bilet alınacak Fransa gibi maçlarda canımızı yakar.

Maçın adamı: Zeki Çelik

Yazının Devamını Oku

22. şampiyonluk Galatasaray'a hayırlı olsun

Bu yazıyı 5 gün önce yazdım; çünkü bazı maçlar önceden kazanılır.

BU maç yazısını 5 gün önce yazdım ve hazırladım. Çünkü, bazı maçlar vardır önceden yaşanır ve kazanılır. Bazı günler vardır aylar öncesinden hayal edilir ve defalarca provası yapılır. Bazı anlar vardır gece uyutmaz, uykudan uyandırır ve hep o heyecanı yaşatır. Bazı tecrübeler vardır, 5 gün sonra ne olacağın anlatır ve yaşanacakları önceden görmeni sağlar. Geçen haftadan kazanılmış maç, geçen haftadan ilan edilmiş şampiyonluk, geçen günlerde kazanılmış kupa ve sezonun final maçı. Koskoca bir sezonun müthiş hikayesinin son paragrafı. Emeklerin, acıların, cezaların, üzüntülerin, sevinçlerin, kazanmanın, kaybetmenin ve çekilen sıkıntıların karşılığının alınacağı, 90 dakika sürecek bir gösteri. Kazanılan kupa ile küçük bir provası yapılan büyük şölen. Oynamak için sabırsızlaştıracak, kazanmak için acele ettirecek, sesi kısılana kadar bağırıp ‘şampiyonum’ demek için her şeyini feda ettirecek ve her futbolcunun hayalini süsleyen bir son. Belki sevinci birkaç gün sürecek ama hatırası yıllarca yaşacak bir savaşın zafer günü. Futbol seyretmeyeni stada çekecek, ilgisi olmayanı televizyon ekranına mıhlayacak, 1 değil 3 stat olsa taraftara yetmeyecek, futbolu bırakanlara geri dönmeyi istetecek kadar insanı kıpır kıpır eden efsanevi gün. Ve bütün bunların odak noktası, herkesin gözünün üzerinde olduğu, gıpta ettiği bir oyuncu olarak o sahada olmak ve o formayı giymek.

ÇOK KÖTÜ İLK YARI

STADIN atmosferi müthiş, taraftar hazırdı. Kazanılacak bir maç ve her şeye en güzel noktayı koyma şansı. Fakat Galatasaray, sanki yarışta değilmiş, iddiası yokmuş gibi soğuk, donuk ve anlamsızca yavaş başladı. Taraftarın önünde ilk çeyrekte coşkulu başlamayınca, Başakşehir de sakin kaldı ve oyuna çabuk denge getirdi. Gole kadar karşılıklı dengenin hakim olduğu oyun, golden sonra sinir, stres ve panik haline döndü. Gerilen ortamdan zararlı çıkan da Galatasaray oldu. Moral motivasyonu düşen takım, sorumluluk almaktan ve kendi oyununu oynamaktan uzak bir görüntüye büründü. Emre Belözoğlu’nun sakatlığı orta sahada dengeleri değiştiren etken oldu. Bu sakatlıktan sonra Galatasaray orta sahada daha etkili oldu ama bunu sonuca yansıtamadı. İlk yarının özeti, Diagne ve Marcao ile net pozisyonları atamayan ama rakibin geldiği tek pozisyon ile geriye düşen Galatasaray. şampiyon olmak isteyen bir takım gibi sahada ağırlığını koyamamak ve rakibe bunu hissettirememek en büyük zaaftı. Savunmanın ayağındaki topları kullanmadaki problemler, orta sahanın hep yana ve yavaş oyunu, tabii ki ne skora ne de oyuna hiçbir etkisi olmayan Diagne’nin kötü performansı ilk yarının sebepleriydi.

G.SARAY KASIRGASI

BU kötünün de kötüsü ilk yarıdan sonra bir şeylerin değişeceği çok barizdi. Ve o değişim etkisini öyle bir gösterdi ki, 15 dakikada 3 gol attı Galatasaray. 2 tanesinin sayılmaması değil önemli olan, takımın ruhunu, isteğini ve gücünü sahaya koymasıydı. 15 dakikalık kusursuz fırtınadan sonrası oyunu soğutma ve idare etme. İkinci yarının geri kalanında kulübelerin savaşı sahadan daha fazla öne çıktı. Fakat yıllar sonra hatırlanacak olan 22. şampiyonluk olacaktır. Başakşehir’in işi bu haftaya kadar getirmesi, hatta böyle bir ortamda maçı sonuna kadar kovalaması da takdire şayandı. Tebrikler Galatasaray.

Maçın adamı: Onyekuru.

Yazının Devamını Oku

İlk kupa geldi; en büyüğü için her şey hazır

Lig şampiyonluğu için gereken enerji dün akşam depolandı.

KUPA, Akhisar için maddi, manevi ve tarihi olarak hayati önem taşırken, Galatasaray için prestij, final maçına moral, bu yılın ilk kupası ve sonrasında gelecek kupaların habercisi olması açsından önemliydi. Maç da, kim ne kadar önem veriyorsa o düzeyde başladı. Akhisar maçın başında daha konsantre ve disiplinli oynadı. Galatasaray ise, ligdeki final maçını düşünerek birkaç değişiklikle ve yavaş başladı. Kupa’yı çok isteyen bir takım gibi baskılı, etkili ve tempolu değil de sakin, acele etmeden ve düşük tempoda oynayınca, maçın yarım saati tatsız tutsuz geçti. Oyunun bu şekilde başlaması doğal olarak Akhisar’ın işine gelecek bir durumdu ve çok da sıkıntı yaşamadan geçirdiler. İlk yarının son çeyreğinde uyanan ve rakip alanda nispeten daha etkin gözüken Galatasaray’da değişen 3 şey vardı...Feghouli, Belhanda ve Diagne’nin rakibin markajında kalmayıp yer değiştirerek oynamaya başlaması ve rakibin organizasyonunu bozması. İkincisi, Diagne’nin hareketli oynayarak top almaya ve iyi servis yapmaya başlaması.

Üçüncüsü, savunmanın gereksiz geriye kaçarak oyunundan vazgeçip öne çıkması ve özellikle Luyindama’nın topla yaptığı çıkışlar.

AKHiSAR HEP ZORDUR

Akhisar gibi kendi alanını sabırla, tavizsiz ve gerekirse maçın sonuna kadar savunabilen takımlara karşı, ya beklenmedik işler yapmak yada beklemedikleri işleri yapmaya zorlamak mecburiyetindesindir.

İkinci yarıya başlangıç her ne kadar ilk yarıya göre iyi olsa da, arkada verilen boşluk ve kolay yenilen bir çalım sonrası Akhisar’ın tamda düşündüğü senaryo gerçekleşti.

Sorun büyüyünce ve takım gerekli hamleleri yapmayınca, oyuncularını Başakşehir maçına saklayan Fatih hoca devreye girdi ve değişiklikler ile oyuna müdahale etti. Donk ve Sinan çok mu üretken oynadı? Hayır. Ama varlıkları eksik parçayı tamamlayıp takımı normale döndürdü.

MAÇI ÇEViRMEK ÇOK ZOR OLDU

HAFTA sonunda Başakşehir ile oynanacak lig finali, bu maça mutlaka etki eder ve son derece normaldir. Fakat karşındaki rakip Akhisar ne senin kalibrende ne de senin kalitende. Galatasaray, kupayı kazanmaya karar verdiğinde geriye düşmüştü ve çevirmek çok zor oldu.

Yazının Devamını Oku

Diagne attı, şampiyonluk geldi...

Senegalli futbolcu ligin kaderini belirledi.

HAVA nefis, zemin güzel, aylardan mayıs. Bu ay hep şampiyonluk kokar, havaya sokar ve başka motive eder Galatasaraylı futbolcuyu. Kaldı ki, bırakın kalan maçları sadece Rizespor maçını kazanmanın bile, her şeye nokta koyma ve gayriresmi olarak şampiyonluğu ilan etmeyi sağlayacak anlamı ve önemi vardı. 

ORTA SAHA BAŞROLDE

Galatasaray’ın orta sahası, bazen farklı isimler oynasa da, bazı isimler form düşüklüğü yaşasa da, bazen beklenenin altında kalsa da bu sezona damga vurdu. Maçların kazanılması yada kaybedilmesinde hep başrolde oldu. Evet savunma toparlandı ama Gomis gittiğinde büyük sıkıntılar yaşandı ve Diagne de bu sıkıntıları yeterince hafifletemedi. İşte tam da bu noktada müthiş sezon geçiren orta saha oyuncuları devreye girdi. Feghouli, Onyekuru ve Belhanda skora ve pozisyon üretimine müthiş katkı verdiler. Fernando ve Donk çok kritik maçlarda öyle goller ve iyi oyunlar oynadı ki, Ndiaye’nin mücadele gücü ve ayakta kalmayı sağlayan çabası bile sıradan kaldı. Rizespor karşılaşması tam bir sonuç odaklı maçtı. Deplasman karnesi iyi olmayan bir takımın ne olursa olsun kazanarak dönmesi, iyi oynamasından yada istatistik açısından kötü olmasından çok daha önemliydi. Bir de Rizespor deplasmanıysa bu galip dönemi her şeyini demekti. İkinci yarıya daha dengeli ve dikkatli oynayan iki ekip vardı. Emre Akbaba hamlesi, Galatasaray adına işlerin değişmeye başladığı an oldu. Oyuna girdikten sonra Galatasaray pozisyonlar da buldu ama bu sezonun şanssız adamı Emre Akbaba, hepimizi üzen o anı yaşayarak oyuna veda etti.

TAM ZAMANINDA DIAGNE...

MAÇIN kırılma anı, Diagne’nin kaçırdığı ilk penaltı idi. Diagne, belki de bütün bir sezona bedel, aynı zamanda kendini de kurtaracak penaltıyı kaçırarak maçın kaderi ile oynadı ama son dakikalarda attığı gol ile maçın ve ligin kaderini belirledi. Geldiğinden beri beklenti altı oyun ve penaltı üzerinden skor üretmesi hep sorun oldu. Fakat, ilk defa ve tam zamanında, öyle bir maçta ortaya çıktı ki her şeye perdeyi çekti. Büyük Usta Ercan Taner’in unutulmaz cümlesi ile “Diagne attı şampiyonluk geldi”. Galatasaray açısından klasik bir deplasman maçı performansı vardı. İyi oyun yoktu ama sonuç vardı. Rize gibi bir deplasmanında, rezil oynayıp galip dönmek Galatasaray’da herkesin kabul edeceği bir sonuç olurdu.

BAŞAKŞEHiR MAÇI KAZANILDI

1 YILLIK emeğin karşılığını alacağın bir maçta, oyuncular her şeyini vererek oynadı. Galatasaray sadece Rizespor gibi moralli, formada ve ikinci yarının en etkili takımını yenmedi. Galatasaray bu galibiyet aynı zamanda Başakşehir’i de yendi. Önümüzdeki hafta oynanacak Başakşehir maçı öncesi rakiplerin tek şansı ve beklentisi bu maçtı ve Rizespor galibiyeti önümüzdeki hafta oynanacak maçı şimdiden kazandırdı.

Maçın adamı: Diagne.

Yazının Devamını Oku

Galatasaray şampiyon gibi

G.SARAY için 3. kez eline geçen fırsatı değerlendirme, şampiyonluğa kocaman bir adım atma maçıydı.

Beşiktaş’ın son dönemde toparlanması ve yarışa ortak olmasını sağlayan Başakşehir ve Galatasaray’ın puan kayıpları ve Burak etkisiydi. Beşiktaş, eline geçen bu fırsatı, hiç çekinmeden ve korkusuzca kullanmak ister diye düşünüyordum. Şenol Hoca’nın Atiba, Dorukhan ve Necip gibi mücadele gücü yüksek 3 oyuncuyu tercih etmesi, Galatasaray’ın orta sahasına karşı ayakta kalma ve baskı yemeyi engelleyerek taraftarın devreye girmesini önlemek adına yapılmış bir hamleydi. Ve bu hamle, ilk çeyrekte hedeflendiği gibi işe yaradı ama sonrası tamamen Galatasaray için baskılı oyununa ve pozisyon üretmesine hizmet eden bir fırsata dönüştü. 

SORUNLAR VE ÇÖZÜMLERi

Fernando ile Donk’un, baskı ve yakın oyun sebebiyle adam eksiltme ve top taşıma işini yapamaması oyun akıcılığını kıran ve tıkanmayı başlatan ilk sebepti. Mariano ve Nagatomo da, karşısında iyi alan kapatan ve kendileri ile birlikte defansına yardıma gelen rakip bulunca, oyunu geniş alana yayıp hızlandıracak 2. alternatif de devre dışı kaldı. Geriye kalan Onyekuru’nun hızı ve Feghouli’nin yeteneğiydi. Kaldı ki Onyekuru, karşısında oynayan Gökhan’a göre daha hızlı, Feghouli de daha yetenekli bir oyuncuydu. . İlk yarının ortasında Feghouli’nin adam eksiltip, Onyekuru’nun önüne bıraktığı ve kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyon, kıvılcımı yakan pozisyon oldu. Belhanda’nın da sağ kenara ve Feghouli’ye destek vererek oynaması, ilk yarının son bölümünde daha etkili ve üretken bir Galatasaray izlettirdi.

Bu pozisyondan sonra, temposu artan, daha hızlı oynayan, rakip alana çabuk geçen ve pozisyonlar bulan taraf Galatasaray’dı. Gol de, hızlı düşünmenin, çabuk oynamanın ve tek pasların sonucunda geldi. Hızlanan ve temposu artan oyun her zaman Galatasaray işine yarayan ve sevdiği tarzdır.

Fakat enteresan olan, Beşiktaş defansının zayıf halkası Mirin’in üstüne oynayıp hataya zorlama seçeceğinin hiç devreye sokulmaması oldu. Tabii burda önce, o işi yapacak adam olan Diagne’nin devreye girmesi lazımdı ama Diagne’nin haftalardır devreye girmesi bekleniyor.

BEŞiKTAŞ’I ‘TAÇ’A ATTILAR

ŞENOL Güneş, sadece ilk yarının ortalarına kadar işe yarayan orta saha anlayışından vazgeçip, ikinci yarı Ljajic’in pozisyonunu değiştirerek takımını oyuna ortak etmeye çalıştı. Bu hamle oyunu dengelerken, diğer taraftan daha fazla risk alan Beşiktaş savunması hatalar yaptı. Maçın kaderini 2 taç atışı belirledi. Galatasaraylı oyuncuların tacı çabuk kullanmaları ne kadar normalse, Beşiktaşlı oyuncuların taç atışlarındaki donuk halleri ve geç tepkileri de bir o kadar garipti. Galatasaray’da herkes tam konsantre işini yapmaya çalıştı ama Fernando fazlasıyla iyi işler yaparak maçın yıldızı oldu. Galatasaraylı oyuncular Konya deplasmanında şampiyon olmak isteyen bir ruhu ortaya koymadılar ama Beşiktaş karşısında tam anlamıyla şampiyon olmak isteyen bir takım gibi oynadılar ve bu isteği çok net yaşattılar. Artık şampiyonluk olmak Galatasaray’ın elinde. Bu saatten sonra Şampiyon olamamak, hiçbir şekilde açıklaması olmayacak büyük hatalar sebebiyle olur. Ama hepimiz biliyoruz ki, Galatasaray bu haftaların takımıdır.

Maçın adamı: Fernando.

Yazının Devamını Oku

Oynar gibi yapmak...

Galatasaray derbiden sonra yine fırsat tepti.

G.SARAY için şampiyonluk haftalarına erken giriş, erken mesai maçıydı. Fikstür avantajı, son haftaları iyi oynama becerisi, stresli haftalarda kazanma alışkanlığı ile G.Saray’ın haftaları başlıyordu. Konya maçı hafta sonu oynanan maçlarla kazanmanın ve 3 puan almanın ötesinde anlamlara bürünmüştü. Aykut Hoca’nın sistemi ve oyun anlayışının hep rakibi yanıltan bir tarafı olmuştur. Oyuna hükmetmek, çok pas yapmak hatta rakip alanda ceza alanına yakın bölgede olmak rakipler için istatistik iyileştirme şansı verirken, Konya’nın ise alışık olduğu ve kabullendiği bir stratejinin sabırla uygulanışını sahnelemek oluyordu.

UYUTAN OYUN

Daha maçın başında G.Saray’ın oyunu tamamen rakip alanda oynuyor olması da aslında biraz da G.Saray’un bunu istemesiyle de alakalıydı. Tek bir farkla. Konya, geçen dönemlerde rakip kendi alanına girdiğinde sert, agresif ve saldırgan bir çehreye bürünürken, bu sene ve G.Saray maçında olduğu gibi düşük seviyede ve izin veren bir hali ile oynadı. G.Saray, ilk yarıda oyunun, topun, sahanın, pasın, her şeyin hakimiydi. Fakat iş üretmeye gelince sorun çıktı. Sebeplerin ilki, kenarları çok iyi kullanan Onyekuru ve Mariano’nun, Miloseviç ve Fofana’nın yardımı ile kademeli bir savunma ile kontrol edilmesiydi. Beklentinin odaklandığı isimler olan Feghouli ve Belhanda ise Konyaspor savunmasının önünde oynayan Johnson ve Jovtevic’in yakın savunmasını kıramamalarından dolayı etkisiz kaldılar.

ŞAMPiYON GiBi DEĞiL

G.SARAY, şampiyonluğu gerçekten çok isteyen bir takım ruhu ve isteğiyle oynamadı. Konya’nun, Galatasaray’ı iyi oynadığına inandıran ve hakim olmasına izin veren oyununun aldatıcı güzelliğine kapıldı G.Saray. Benzer bir durum F.Bahçe derbisinde oldu. Oyunun tek hakimi olmanın sonuca yönelik değil de daha fazla pas yapmaya dönen bir duyguya kapılmış ve son saniyeye kadar hala yan pas yapmıştı.. Pas, topa fazlaca hakim olmak narkoz etkisi yapıyor. G.Saray’da. Durum fark edildiğinde ise ikinci yarının ortası gelmiş, biraz panik başlamış, üst üste değişiklikler ile sorunu aşma çabası başlamıştı. Bu kadar uzun süre kendi alanında oynayan bir takıma karşı Diagne’nin kötü olması, sadece onunla bağlantılı kalmadı ve direkt Feghouli, Belhanda’yı etkiledi. Kenarlar işlemedi, orta saha kitlendi, forvetler adım atamadı ve garip maç oldu. Şöyle ki, ‘ne Muslera ne de Serkan, maçın kaderini etkileyecek ya da çok iyi kurtarış yaptı’ diyeceğimiz bir pozisyona maruz kaldı Kaleciler rahattı, kenarlar vasattı, orta sahalar savaştı, forvetler baktı. Garip bir maç başladığı gibi bitti. G. Saray açısından F.Bahçe derbisinden sonra yine önemli bir fırsat geri çevrildi. Hâlâ avantaj devam ediyor ama bu maçın ciddi bir geri dönüşü olmalı...

Maçın adamı: Uğur.

Yazının Devamını Oku

Futbolun adaleti

Trabzon’a büyük hayal kırıklığı yaşatan bir maç sonu oldu.

LİGDEKİ çıkışını devam ettirmek isteyen moralli, özgüvenli ve istekli Trabzonspor ile tarihi bir yıl yaşayan, ligdeki durumu tehlikeli, moralsiz, dağınık ve özgüveni yerle bir olmuş F.Bahçe’nin maçıydı. Maça iyi başlayan ve oyunu kontrol altında tutan, rahat ve kendinden emin hali ile Trabzonspor’du. Orta sahada panik yapmadan ve acele etmeden oynayan Trabzonspor’da oyuna hakimiyette 3 oyuncu büyük rol aldı. Sosa, sakin ve yetenekli ayakları ile yönlendirici yönünü ortaya koyarak, Abdülkadir Ömür, dar alandaki hızı, çabukluğu ve adam eksiltme tarafını çıkararak, Yusuf Yazıcı, ceza alanına yakın Rodallega’ya ile bağlantı kuracak şekilde bitirici yanını göstererek öne çıktı. İlk yarı boyunca Trabzonspor’da ön plana çıkan ve maçı istediği gibi götürmesini sağlayan bu 3 oyuncunun sahaya verdikleriydi. Sosa ile rahat ve bol pas, Abdülkadir Parmak ile baskıyı kırma ve rakip alana çabuk geçiş, Yusuf ile de pozisyon üretme ve sonuç alma işini kolay yaptı Trabzonspor. İlk yarının Trabzonspor adına beklenti altında kalan adamı, son haftalarda müthiş işler yapan Nwakaeme idi. Savunmanın risk almayan oyunu hatayı minimize ederken, Pereira ve Novak’ın daha fazla savunmada kalması da ilk yarıda Fenerbahçe’ye pozisyon verilmemesinin sebebiydi.

KORKU VE ECEL

İkinci yarı daha dengeli başladı ve kısır devam etti. Fenerbahçe’nin pozisyon üretme sıkıntısı yaşaması ve sorunun çözümü için Valbuena’yı alması kısa bir süreliğine de olsa işe yaradı. Bu bölümde direkten dönen top maçın kırılma anı oldu. Fenerbahçe o kadar çok sarı kart gördü ki, bir oyuncunun atılacağı çok belliydi. Bir kişi fazla oynamanın avantajını iyi değerlendiren ise Ünal Hoca oldu. Önce Ekuban’ı, sonra Olcay’ı oyuna alarak takımın baskı yemesini engelleye çalışırken, diğer taraftan hızlı hücumla sonuç almayı düşündü. Fakat düşündüğü ve istediği sonucu alamadı. Hakkını verelim. Uğurcan maç boyunca sakin ve güven veren haliyle çok iyi oynadı. Milli Takım’ın banko kalecisi olacak potansiyeli ve yeteneği var. Trabzonspor açısından büyük hayal kırıklığı yaşatan bir maç sonu oldu. İlk yarıda oynanan iyi oyun, ikinci yarı rakip eksik kaldıktan sonra üstüne gitmeyip, koruma duygusunun etkisiyle oynayınca, bu kabullenişin faturası ağır oldu.

Maçın adamı: Uğurcan.

Yazının Devamını Oku

Kupanın sahibi

Finallerin takımı Galatasaray önce kupada, şimdi de ligde finale gidiyor. Ve bu zor süreçte her şey lehine işliyor. Sorunlu, sıkıntılı ve çalkantılı geçen sezon müthiş finalle bitebilir. Bunun için gerekenler de Galatasaray’da fazlası ile mevcut.

Şampiyonluk haftalarına girişten önceki en önemli maçtı. Kupada finale çıkmanın anlamı moral ve motivasyon sağlamanın ötesinde, Kupayı bir anlamda kazanmış olmanın habercisiydi aynı zamanda.

Malatya maçları serilerinde işi çözen Fatih Hoca ve takım Linnes ile finale büyük adım attı. İlk yarı, önde olmanın rahatlığı ile akıllıca ve Malatyaspor’u uzağa çekecek şekilde oynandı. Son dönemlerde formu iyice tavan yapan Cezayir Menekşesi Feghouli, attığı müthiş golle rakiplere endişe verirken takımı rahatlatan isim oldu. Fakat şu bir gerçek ki, Galatasaray ne yapıp edip gidişatı aleyhine çevirecek bir şeyler yapıyor.

Her sey yolunda giderken ya bir kırmızı kart yada anlamsız bir penaltı yada bireysel hata. Malatya maçı yine çok rahat giderken penaltı ve gerginlik ile oyundan kopma. Buna rağmen devam edebilmek, Galatasaray’ın elindeki kozların etkinliği ile alakalı. Onyekuru, Feghouli, Mariano, Belhanda, Diagne ve Fernando gibi oyunculara sahip olmak ciddi lüks.

İYİ OYUNCU MU BÜYÜK OYUNCU MU?

Onyekuru, bazı maçlarda çok etkisiz ve şaşırtıcı şekilde kötü oynarken, bazı maçlarda inanılmaz işler yapıp 40 milyon Euro’ya transfer yapabilecek oyuncu profili çiziyor. Her halükârda, Galatasaray için önemli bir oyuncu ve gelecek haftalarda en önemli 3 oyuncudan biri olacak. Doğru zamanda, doğru yerde topla buluşturulduğunda ve isterse, Türkiye’de durdurabilecek oyuncu yok. Hatta gelişmeye devam ederse Avrupa’da bile büyük işler yapacak kapasitesi var.

APARAT LINNES

MARTİN Linnes, hem oyunu, hem uyumu, hemde profesyonelliği ile takdir edilmesi gerek bir oyuncu. Bölge fark etmeden ve verimi düşmeden oynadığı oyun, hocalar için büyük şans. Linnes gibi oyuncular büyük fark oluşturmazlar ama her zaman arana ve olmazsa olmaz oyunculardır. Nerede eksik ve sıkıntı varsa açığı kapatır takım içi bağlantıyı yapar.

VAR'SIN OLSUN

Yazının Devamını Oku

Derbiden kurtulmak kolay olmadı

90 dakika boyunca F.Bahçe maçının yansımaları hissedildi.

FENERBAHÇE derbisinde hem hakem hem de sonuç travması yaşamıştı Galatasaray. Hakem kararlarının sonuca etkisi, üstüne Kadıköy’de 20 yıllık derbi kazanamama serisinin bitmemesi ve en önemlisi şampiyonluk için büyük avantaj yakalayacağı fırsatı kaçırması... Bu durumdan kurtulup, tekrar konsantre olup lige dönmek kolay değildi Galatasaray için. İlk yarım saatte, sıkıntının su yüzüne çıktığı bir bölüm oldu. Kayserispor’a verilen pozisyon sayısı ve pozisyonların veriliş şekli Galatasaray için hiç normal değildi. Yenilen gole Diagne ile hemen cevap verilmesi, sorunun büyümeden çözülmesini sağladı. Ama asıl maçın bittiği an kırmızı kartı ile beraber penaltının gelmesi ile oldu.

Diagne’nin goller atması, Emre Akbaba’nın istekli oyunu, Mariano’nun müthiş bindirmeleri ve temposu, Nagatomo’nun geri dönüşü öne çıkan performanslardı. Diğer taraftan, ilk yarı 3 gol atarak bitirmiş şampiyonluğa oynayan bir takımın, 1 kişi eksik oynayan rakibine karşı ikinci yarı hem tempoyu hem de gol sayısını artırmamış olması ise şaşırtıcı.

DAHA FARKLI OLMALIYDI

Maç boyunca saha içinde ve tribünde normal olarak hep geçen haftanın yansımaları hissedildi. Oyuncuların saha içi mücadele ve oyun isteklerindeki değişim, tribünlerin galibiyete ve atılan gollere rağmen coşkusunun az olması derbi etkisiydi. Yoksa, havası bozulmamış bir Galatasaray bu durumdaki Kayserispor’a ilk yarıda attığı kadar ikinci yarı da atabilecek bir takım.

TARAFTAR GÜCÜ LAZIM

ELBETTE yarış devam ediyor ve her şey değişebilir. Bunun için gelecek fırsata hazırlıklı olmak lazım. Kalan haftalarda Galatasaray taraftarını müthiş maçlar bekliyor. Çünkü, içerde oynanacak Beşiktaş ve Başakşehir maçları, sıralamayı direk değiştirecek kadar kritik ve taraftarın doğru desteğine çok ihtiyaç duyulacak. Aslında, takımın yapamadığını ya da eksiğini taraftarın tamamlayıp işi bitirmesi gerekiyor.

BELHANDA BU SEFER OLMADI

FATİH Terim, cezalı Onyekuru’nun yokluğunda kenarda Belhanda’yı kullandı ama istediğini alamadı. Onyekuru’nun Galatasaray için anlamı, olmadığı maçlarda daha net anlaşılıyor. Fernando da uzun zaman sonra iyi maçlarından birini oynadı. Fernando iyi olduğunda, Galatasaray daha düzgün işleyen ve az sorun yaşayan bir takım oluyor. Rakibin eksik olması da önemliydi elbette ama bu Fernando’nun iyi oyununu gölgelemez. Galatasaray ve Fatih hoca, bu maçın ilk yarısını dikkate almalılar. Çünkü yaşanan sıkıntılar ve bunların sebebine verecekleri cevaplar, Galatasaray’ın kalan haftalardaki maçlarına ve ligdeki yerine ışık tutacak.

Yazının Devamını Oku

Tek kale derbide büyük kayıp

G.Saray, F.Bahçe'nin uzun süre 10 kişi oynadığı maçı kazanmalıydı.

LİDER Başakşehir’in yenilmesi ve kalan fikstür sonrası, Galatasaray için derbi eşittir şampiyonluk anlamına gelmişti. Fenerbahçe’nin ligdeki durumu ve genel formu da Galatasaray için bir başka avantajdı. Maça başlangıç da bu avantajları düşünerek sakin ve derli toplu başladı. Galatasaray’ın ilk yarım saatteki planı orta saha sayesinde işledi. Orta sahadaki bu etkinlik, önde pozisyon bulmaya yaramadı. Çünkü oyunun hiçbir yerinde olmayan, olamayan bir Diagne vardı. Hadi gol atmasını geçtik, topla gelen Belhanda, Feghouli ve Ndiaye’ye seçenek oluşturma işini bile yapamadı. Durum böyle olunca da Fenerbahçe savunması çok sıkıntı yaşamadı ve maç orta alana sıkıştı. İlk yarıda, Diagne kadar sorunlu ve beklenti altı kalan diğer oyuncu da Onyekuru idi. Fenerbahçe’nin öndeki oyun aklı ve tehlike oluşturabilecek tek adamı Valbuena idi. Top ancak Valbuena’nın ayağına geldiğinde Fenerbahçe adına oyun hareketleniyor ve farklı işler yapılıyordu. İlkyarı, iki kaleden uzak, oynamak kadar birbirini oynatmamaya çalışan iki takımın orta saha mücadelesi olarak geçti. Hasan Ali’nin kırmızı kartı, her şeyi değiştirdi. Belhanda’nın kenara alınması, her an kart görme potansiyeli olan bir oyuncunun maçı dengelemesini engellemek içindi. Belhanda oyunda kalabilirdi ama o riske girmeye değmezdi. Eksik rakibe karşı etkili olması beklenen kenar oyuncuları Feghouli ile Onyekuru devreye girdi ve G.Saray golü buldu. Çıkarken kaptırılan top maçın kader anı oldu ve sonucu belirledi.

DIAGNE DAHA HANGi MAÇTA GOL ATACAK!

GALATASARAY ikinci yarıyı tek kale ama sakin, çok paslı ve sabırlı oynadı.Kenar ortaları ile sonuç almaya çalıştı. Burada iki tane sorun vardı. İlki, bu ortalara vurması gereken adam ortada yoktu. Diagne daha hangi maçta ve ne kadar orta gelirse gol atacak acaba! İkincisi, devamlı yapılan pasların niteliği ve oyunun temposu idi. Tamamı rakip alanda, fazla pas yapmak iyi de, pozisyon üretememek yapılan işi sorgulatıyor. Maçın son dakikalarında bile hala yan pas yapmak, maçı kazanma arzusunu düşürüp istatistik yapmaya sebep oldu. Rakibin bu kadar uzun süre eksik oynadığı, oyunun tamamen Fenerbahçe yarı alanında geçtiği bir maçı kazanamamak, hem 20 yıllık serinin bitirilmesi için ele gelmesi zor büyük şansın hem de şampiyonluk için çok önemli bir avantajın kaybedilmesi anlamına geliyordu.

Maçın adamı: Eljif.

Yazının Devamını Oku

Maçı kazandı ama defansı kaybetti

Galatasaray, Fenerbahçe derbisi öncesi çok kritik bir galibiyet aldı.

Galatasaray açısından 3 gün önce oynanan maça göre daha stresli ve zor bir maçtı. Telafisi kolay olmayacak, mücadele seviyesi yüksek, sert ve tempolu bir karşılaşmaydı. Galatasaray’ın, Türkiye Kupası maçından edindiği tecrübe ile, bir an önce gol bulup rahatlama ve maçı koparma isteğiyle baskılı başlaması beklenti dahilindeydi. İlk yarının tamamını rakip sahada oynayan ve Malatyaspor’un çıkmasına izin vermeyecek derecede iyi baskı koyan Galatasaray için sorun olan 3 oyuncu vardı. İlki, savunmada yerden, havadan neredeyse hatasız oynayan Artura Mina. İkincisi kalesinde güven veren ve net pozisyonları çıkaran Farnolle. Üçüncüsü ise bu maçta nispeten daha derli toplu gözüken ve pozisyonlara giren ama kendisini inkar edecek derecede kötü vuruşlar yapan Mbaye Diagne.

BEZDiREN BASKI VE LINNES

Maçın ilk yarısı için Galatasaray adına olumsuz manada söylenecek bir şey yok. Oyunu domine eden, baskıyı sert ve sürekli yapan, iki kenardan etkili ortaları deneyen, orta sahada topa hakim ve iyi pas yapan bir takım için eksik olan goldü ve o da penaltıdan ilk yarının sonunda geldi. Martin Linnes hem savunmadaki kademeleri hem de hücumda yaptığı işler ile öne çıkan oyuncu oldu.

iKiNCi GOL iŞi BiTiRDi

İkinci yarıya önde başlamak, Malatyaspor gibi disiplinli takımlara karşı önemli avantajdır. Moral bozar, strateji değiştirir, disiplinden koparır ve performans düşürür. Nitekim, ikinci yarıya aynı istekle başlayan Galatasaray, Emre Akbaba ile golü buldu ve maçı kopardı. Sonrası daha kolay, daha rahat ve stressiz geçti.

MARCAO’NUN YOKLUĞU PLANLARI DEĞiŞTiRiR

Galatasaray önemli bir maçı kazandı ama çok kritik derbi öncesi savunmayı kaybetti. Luyindama ve Marcao’nun beraber iken Galatasaray’a kattıkları ne ise, ikisinin de birden olmayışının kaybettireceği de aynı düzeyde olacaktır. Bu kayıplar, Fatih Terim’i oyun planınından saha içi dağılıma kadar çok farklı seviyede etkileyecektir. Çünkü Marcao, oyunu geriden kurabilen, ayağa iyi pas yapabilen ve bazen topla çıkış yapan bir oyuncu. Dolayısı ile Luyindama’ya göre daha kritik bir kayıp. Bu özelliklere en çok ihtiyaç duyulacak maçta ikisinin de olmayışı büyük dezavantaj. Bu kayıp sadece Fatih Hoca da değil, Ersun Yanal’da da etki yapacak ve bugünden itibaren bambaşka bir plana geçiş yapacaktır.

Maçın adamı: Linnes.

Yazının Devamını Oku

Kazanmadan kazanmak

Malatya karşılaşmadan galip ayrılmadı; ancak istediğini aldı.

Malatyaspor için turu ikinci maça taşımayı düşüneceği ve buna göre oynayacağı bir maçtı. Kaldı ki, oyun sistemi ve stratejisi de buna uygun bir maçtı. Kendi alanında yakın ve sert savunma sonrası olursa hızlı hücum ama olmazsa olmazı gol yememek olan bir plandı bu. Bunun için Feghouli, Belhanda ve Onyekuru’yu durdurmak yeterli olacaktı. Çünkü, Diagne’nin formu ve oyuna katkısı itibarıyla zaten işlerini kolaylaştıran etken olacaktı. Nitekim, ilk yarı boyunca tehlikeli 3’lü durduruldu, kenardan Mariano ve Emre’nin çıkışlarına tedbir alınınca oyun kilitlendi. Yine de Emre daha çok zorlayan, arayan ve istekli olan oyuncuydu.

Galatasaray’ın bireysel performans probleminin haricindeki sıkıntısı, oyunu bir türlü hızlandıramaması ve tempoyu Malatyaspor’un istediği seviyede sürdürmesiydi. Elbette kendi alanına iyi yayılan ve pas trafiğinin hızlanmasını yakın oynayarak engelleyen Malatyaspor’un da katkısı var ama Feghouli, Belhanda, Onyekuru, hatta Ndiaye gibi rakip kaleye toplu ve topsuz hızlı gidebilen oyuncuların etkisizliğiydi asıl sorun.

NERDESiN DIAGNE?

Maçın en etkisiz adamı Diagne’ydi ve işin garip tarafı, ilk bulduğu net pozisyon takım 10 kişi kaldıktan sonraydı. Kasımpaşa’daki Diagne bu pozisyonu çok rahat atardı. Galatasaray’lı Diagne niye atamadı sorusunun cevabı, topa vururken rahat olmayan, stres içinde olduğu belli olan vücudunda şekillenmişti. Sorunu çözmesi için oyuna giren Emre Akbaba, daha oyuna ısınamadan takım 10 kişi kalınca başka bir görevi almak zorunda kaldı ve etkisi azaldı. Malatyaspor maç boyunca savunma stratejisini işletti ama hücumda da istediğini yapamadı. Maçı kazanamadı ama istediğini alarak ilk ayağı kazandı. İkinci maç daha fazla taktik, disiplin, sabır ve heyecan içinde geçecek.

Maçın adamı: Donald

Yazının Devamını Oku

Diagne sorununu çöz şampiyon ol

Galatasaray, ilk 45 dakikada yılın en kötü futbolunu oynadı.

GALATASARAY için karşılaşmanın önemi maçtan önce tescillenmişti. Lider Başakşehir’in puan kaybı ile önemli fırsat yakalanmıştı. Fakat maçın başlangıcı ve ilk yarıdaki görüntü tamamen tersti. Bursapor düşme hattında ve istekli olması gayet doğal. Ama şampiyonluğa oynayan rakibi puan kaybetmiş bir takımın bu kadar umursamaz, bu kadar kötü, bu kadar ruhsuz oynaması akıl alır gibi değil. Galatasaray, Muslera ve Ndiaye’yi çıkarırsak, ilk 45 dakikada yılın en kötü oyununu oynadı tüm takım olarak. İnanılmaz kötü bir orta saha, her topu kaybeden bir Onyekuru, ‘olmasa daha iyi’ dedirten Diagne, rakibi yedek kulübesindeki arkadaşlarından daha iyi seyreden Feghouli ve Belhanda; Yusuf karşısında çaresiz kalan, pas hataları yapan Marcao ve Luyindama, rakibin pas trafiğini ve golü izleyen Donk. Bir takımın ilk yarısını bu kadar kötü oynadığı bir maçı tek farkla geride kapatması bile şans. Kısaca kâbus gibi bir ilk yarıydı. Devre arasında takımın fay hattı ile oynayan Fatih Terim’in hamleleri sonrası üzerilerindeki tozları alınan ve silkelenen Galatasaraylı oyuncular normale döndü. Fabrika ayarlarına dönen Onyekuru, devre arası güncellenen Belhanda, dağınık görüntüden kurtulan Luyindama ve Marcao ile Cezayir menekşesi gibi açan Feghouli, savaşan sahin Ndiaye ile maçı çevirildi. Her ne olursa olsun, 2 farklı geriden gelmek bu dönemde kolay değil.

SON VİRAJDA OLACAK ŞEY DEĞİL

GALATASARAY’ın ön tarafında oynayan oyuncular, rakibe teslim olmadığı ve istekleri iyi olduğu sürece gol atamamaları imkansız. Diagne problemini çözmek şampiyonluk düğümünü çözmek demek. Galatasaray haftalardır kenar ve orta saha oyuncuları ile kazanıyor. Bu istatistik, bir takımı şampiyon yapan kriterdir. Fakat, öndeki oyuncu hem skor üretmede hem de oyun organizasyonunda yoksa problem var demektir. G.Saray, ligin son virajında en çok katkı görmesi gereken oyuncuyu sırtında taşımak zorunda kalıyor.

Maçın adamı: Ndiaye.

Yazının Devamını Oku

Best of Muslera

Diagne böyle olacaksa Eren'e haksızlıktır...

Galatasaray, bu maçı 5-0 kazandıysa bunun sebebi golcüleri değil. Tek sebebi Muslera. Uruguaylı hem maçı hem şampiyonluk yarışını kurtardı.

G.SARAY için evde oynanan ve kâğıt üzerinde kolay bir maçtı. Geçen haftaki puan kaybı, Başakşehir’in kazanması, kazanma mecburiyeti, taraftarın gücü ile birleşince sorun çıkması muhtemel gözükmüyordu. Fatih Hoca’nın fazlaca ofansif bir kadroyla çıkma sebebi de biraz bunlar ve farklı kazanma isteğiydi. Nitekim, maçın başından itibaren oyunu kontrol eden G.Saray golü de erken bulunca rahatladı. Bülent Hoca, G.Saray orta sahasını durdurabilirse şansı olacağını bildiğinden, bu bölgeyi kalabalık tutup, burdan Doukara’ya iyi paslarla çıkmayı planladı. Plan tutmadı çünkü, Emre, Belhanda, Feghouli ve Mariano hem hareketli oynadı hem de iyi pas yaptı. Feghouli’nin golü bütün avantajı G.Saray’a geçirdi.

GÖNDERiLSiN Mi?

Ama garip şekilde, maçı farklı önde götürüyormuş gibi bir rahatlık içine giren, konsantrasyonu kopuk bir takım çıktı ortaya. Muslera olmasa ilk yarı en kötü berabere biterdi. Muslera demişken, böyle bir kaleci için “Gönderilecek” haberlerinin çıkması şaşırtıcı. Dünya fellik fellik kaleci arıyor ve bulan yıllarca bırakmıyor, Muslera gibi profesyonel, kaliteli, müthiş sempatik ve kulüp imajı için büyük koz olan bir oyuncunun gönderilme haberleri çıkıyor. İşin enteresanı, kulüp de buna net bir açıklama yapmıyor. Ve bu adam G.Saray tarihini en iyi 3 kalecisinden biri. Şu çok açık ve net; Muslera gibi kaleci bulamazsınız ve onun gibi çıtayı çok yukarılara çıkarmış birinin ardından kimseyi memnun edemezsiniz. Niye mi? Mondragon’dan sonra Muslera gelene kadar 5 yıl neler çekmiş G.Saray taraftarı sorun bakalım.

EREN’i ARATAN DIAGNE

OYUNUN kontrolünü tutan G.Saray için sorun yine Diagne idi. Takımda fazla sayıda iyi top kullanan oyuncu olmasına ve bu oyuncuların hep birini arıyor olmasına rağmen Diagne’nin ortada olmaması garip. Dahası, Diagne’den ekstra bir çaba da yok. Bu şekilde oynamaya devam edecekse, öncelikle Eren’e ciddi haksızlık yapmış olacağız, sonra da şampiyonluk yarışında önemli bir güç kaybı yaşacak G.Saray. Diagne’nin durumuna çok anlaşılır iki örnek. İlki, Onyekuru’nun attığı golde Belhanda’nın pasını beklerken vücut hali,yönü ve koşu ile beraber topa vuruş zamanlaması. İkincisi, Ndiaye’nin attığı golde 40 metre koşu yapması ama daha değerli olan direkt ceza alanına gole koşu yapması ve hatayı değerlendirmesi. Bu ve benzeri hiçbir işi yapmadı Diagne.

ÇARKLAR iŞLiYOR

Emre Taşdemir ve Mariano, tempoları ve hücuma verdikleri destek ile öne çıktılar. Emre’nin temposu oynadıkça daha iyi hale geliyor. Gerçek temposunu bulduğunda sol kenar çok daha işlevsel hale gelecek. Feghouli ve Belhanda çok istekli oynadılar ve sonuca direkt etki ettiler. Onyekuru attığı 2 golle farklı kazandıran isim oldu. Ama, G.Saray bu maçı kazandıysa bunun tek sebebi maçın yıldızı olan Muslera’dır. Maçın başından sonuna kadar kurtardı ve kurtardığı sadece pozisyonlar değil aynı zamanda şampiyonluk yarışı idi.

Yazının Devamını Oku

İkisi de kötü oyucu değil ama 'sakar!'

G.Saray iyi oynadığı maçta çok kıymetli 2 puan kaybetti.

Marcao ve Luyindama gibi oyuncular az sakatlanırlar, bekleneni verirler ama öyle zamanlarda hata yaparlar ki, tüm yaptıklarını yerle bir ederler.

GALATASARAY’ın son dönemde oynadığı Akhisar ve Hatayspor maçlarında en büyük sıkıntısı orta sahaydı. Rakibin orta sahaya aldığı önlem ile bu bölgedeki oyuncuları kontrol altına alması, G.Saray’ı kilitleyen oyunun başlangıcı oldu. Sonrasında, önde oynayan tek forveti pasifize etmek daha kolay olunca, geriye savunmacıların mahareti kalıyordu.

iLK YARI YAPAMADI AMA

Erzurum karşısında Galatasaray adına oyunun kilit adamı Mitroglou idi. İlk yarıda Ndiaye, Feghouli ve Onyekuru’nun topu taşıyarak geldiği anlarda doğru pozisyonu alabilse ve servis yapabilse Galatasaray daha fazla pozisyon ve gol bulurdu. İlk yarıda yapamadığını ikinci yarının başında tam bir örnek olacak şekilde uyguladı ve golü attırdı Mitroglou. Galatasaray’ın tam ihtiyacı olan ve forvetlerinden beklediği bu duvar olarak servis yapma. Çünkü, hem iki kenar hemde orta saha bu alışverişi seven ve sonuç alan oyunculardan kurulu.

LUYINDAMA GÜÇLÜ MARCAO SAKiN

Marcao ve Luyindama iyi özelliklere sahip oyuncular. Marcao’nun topu kullanma becerisi ile panik yapmayan hali, Luyindama’nın gücü ve ikili mücadelelerde baskın çıkması ön plana çıkan özellikleri. Fakat bu oyuncular, yaptıkları hatalarla futbolcuların ‘sakar’ diye tabir ettiği oyuncular sınıfına da giriyorlar biraz. Bu tarz oyuncular takımın değişmezi olurlar, az sakatlanırlar, bekleneni verirler ama öyle zamanda hata yaparlar ki, kendi yaptıklarını yerle bir ederler. Marcao ve Luyindama gibi oyunculara asla kötü diyemezsiniz, kalitesiz diyemezsiniz. Dolayısı ile yaptıkları hataları ancak sakarlık tanımıyla açıklayabilirsiniz!

BEKLERiN ÖNEMi

FORVETIN iyi marke edildiği ve orta sahanın nispeten etkisiz kaldığı maçlarda, savunmanın ve iki bekin önemi daha fazla ortaya çıkıyor. Emre Taşdemir, ilk yarıda ofansif anlamda iyi destek verdi ama Semih’in bu özelliğinin olmaması, G.Saray’ın çok ihtiyacı olan sürpriz bindirmelerin gelmesini engelledi. Bu eksiklik devre arasında Linnes değişikliği ile giderilince ve Belhanda ile Feghouli, devreye girince takım 2. yarıya daha derli toplu başladı. Bu farklılık Belhanda’nın golüne yansıdı ama asıl değişim oyunda oldu. Daha direkt kaleye giden, oyunu öne hızlı oynayan G.Saray gördük. Linnes, bu bölümün lokomotifi oldu.

Yazının Devamını Oku

G.Saray'ın gücü ve kalitesi için test maçıydı

Belhanda, Feghouli, Emre gibi oyuncular sahneye çıkmalıydı...

AKHİSARSPOR, gücü, konumu ve kalitesi belli bir takımdı ve buna göre planladığı oyunda, sahasında çok adamla kalıp Manu ile pozisyon yakalamaya çalıştı. Galatasaray ise gücünü, kalitesini ve konumu göstermek için oynayacak bir takımdı ve Akhisar’ın planını bozmak için fazlaca ofansif kadro ile oynadı.

Rakibin savunma oynadığı maçlar hem zordur hem kolay. Eğer erken gol atarsanız ki bu fırsat Mitroglou’nun ayağına geldi, iş kolaylaşır ve farka gidilir. Ama mücadele seviyesi düşük olur ve sorun çözecek ayaklar gününde olmazsa mağlubiyetler bile yaşanır. Dolayısıyla Belhanda, Feghouli ve Emre Akbaba’nın sahne alması gereken bir maçtı. Akhisar maçı aslında bu isimlerin kalite ve sorun çözme becerilerinin test maçıydı. İlk yarının büyük çoğunluğunu kendi sahasında geçiren bir rakibe karşı girilen pozisyon sayısının az olmasını sebeplerini şöyle sıralamak mümkün:

1- Akhisarspor’un kendi alanına giren oyunculara karşı dirençli, sert ve yakın mücadelesi.

2- Belhanda ve Emre Akbaba’nın ceza sahasına uzak oynaması yada rakibin baskısı yüzünden uzak oynamak zorunda kalması.

3- Manu’nun hızı ve çabukluğu ile topu Galatasaray alanına taşıması ve orada tutması.

4- Topun rakibin ayağında kalma süresinin fazla olması ve rakibe sert baskı yapılmaması.

5- Oyunu rakip alanda oynamanın ve topa hakim olmanın etkisiyle, bu tip maçlarda çok etkili olan şut kozunun kullanılmaması.

Maçın adamı: Lukac.

Yazının Devamını Oku

Sessiz veda

Galatasaray için maçı ve turu kazanmanın kriterleri çok netti.

Hatasız oynaması gereken bir savunma, müthiş organize olması gereken bir orta saha ve gününde bir Diagne. Bunlardan biri bile olmasa geçilmesi mümkün olmayan bir turdu bu. Diagne’nin ligdeki halini görünce, Benfica karşısında iyi işler yapmasını beklemek fazla iyimserlik olurdu.

Benfica’nın makine düzeninde işleyen sert orta sahası ile mücadele etmek bir yana, rakibin dikine oyun hızını kesememek de en ciddi problemdi. İlk maçın yıldızları Fernandes ve Luis’e karşı orta sahada yakın oyun üstünlüğü sağlamak çok zordu. Çünkü, hem çabuklar hem çok koşuyorlar hemde iyi top kullanıyorlar. Dolayısı ile bu iki oyuncunun oluşturduğu duvarı aşmak için oyunu hem hızlandırıp hemde kenarları kullanmamız lazımdı. Daha kolayı ise duran toplardı.

DIAGNE İLE HÜCUM ETMEK

Diagne, Galatasaray’a geldiğinden beri beklenenin çok altında oynuyor. Birşeyleri değiştirmek istiyorsa saçlarından başlasın. Elbette kendi zevki ama oyunundan çok saçları ile ilgileniyor gibi. Kasımpaşa’dan daha iyi bir takımda kötü oynuyor olmasını tek izahı kendisidir ve göstermediği çabadır.

Deplasmanda oynuyoruz, elimizde Onyekuru gibi süratli ve Feghouli gibi çabuk adam eksilten oyuncularımız var ama 1 tane hızlı hücumumuz yoktu. Fakat kendi sahasında oynayan Benfica’nın ilk yarı en az 4 tane hızlı hücumunu seyrettik. Yapamazdık çünkü, Belhanda ve Feghouli çok kolay top kaybetti. Yana oynamak zorunda kaldık ve hücumu başlatacak pasları ya kötü attık yada kaptırdık.

Benfica çok iyi bir takım yapmış yine. 4-5 oyuncusunu iyi paralara satarlar. Tutarlarsa da Avrupa çok iyi işler yaparlar. Turu niye kaybettik sorusunun cevabı da burda. 19 ve 20 yaşındaki iki çocuk her iki maçta da çok iyi oynayarak turu kazandırdı. Tabii hakemlerin iki maçta da verdikleri kararlarında etkisi çok oldu bu kayıpta.

ÜZÜCÜ KAYIP

1- Rakip hızlı oynadı, biz yavaş.

Yazının Devamını Oku

Sahra çölü fırtınası

Galatasaray, Benfica maçı sonrası kolay bir galibiyet aldı. Çünkü dün akşam Belhanda ve Feghouli, Sahra çölünden gelen bir toz fırtınası gibiydi.

Benfica mağlubiyetinin sebebi olan orta sahayı tamamen değiştirerek başladı Fatih Hoca. Çünkü, önce oyunu sonra maçı kaybettiren orta sahanın toparlanması gerekirdi. Galatasaray maça kötü başlarken, Trezeguet çok iyi başlayınca bir anda herseyini değişti. Takımın kendini toparlamasını sağlayan Belhanda’nın nefis golü oldu. Sonrasında yine aynı Belhanda asist de yaparak ilk yarıya imzasını attı. Peki şimdi, Kasımpaşa ve bundan önceki birkaç maçta oynayan Belhanda ise, geçen sezon ve bu sezonun başlangıcında oynayan kimdi? Belhanda, Ocak başında yaptığı, “10 numara değilim 8 numarayım” açıklamasından beri kendini yalanlayacak kadar iyi oynuyor.

HARİKA CEZAYİRLİ

Orta sahada Selçuk’un tecrübesi ve ‘Donk the Monk’un kendine has hali oyunu, Belhanda ve Feghouli’nin kalitesi maçı kazandırdı. Feghouli, gününde olursa markajı zor bir oyuncu. Çünkü, hem adam eksiltme hemde ceza alanına akıllı koşular yapma yeteneği var. Sahra çölünden gelen toz bulutu gibiydi Belhanda ve Feghouli. Feghouli öyle bir esti ki, kimse onu görmedi ve ne olduğunu anlamadı. İşi bittiğinde ve toz bulutu kalktığında 3 gol atıp maçı kazandırmıştı ve artık yapılacak bişey yoktu.

DIAGNE'NİN SORUNU

Onyekuru ve Feghouli, becerileri olmasına rağmen tam bir kenar oyuncusu gibi oynamıyor. Çünkü, hızları, çabuklukları onları direkt golü düşünmeye itiyor. Bunlar maç kazandıran önemli özellikler ama Diagne’nin beklediği yan ortaları da azaltan etken. îMariano, takımın kuşkusuz en iyi orta yapan oyuncusu. Sakatlıktan dönüyor olması, bundan sonraki haftalarda Diagne için iyi haber. Çünkü, beklediği kaliteli ortalar gelecek. Gomis, çok şey kattı bu takıma. En önemli katkısı, diğer oyuncuları da oyuna sokan, pozisyonun içine dahil eden ve kendisi için herkesi hazırlayan bir karakteri olmasıydı. Diagne’nin sırtı kaleye dönük oynama becerisi Gomis gibi yüksek değil. Dolayısıyla diğer oyunculardan ve takımdan kopuk bir görüntü veriyor. Galatasaray için kötü bir maçın ardında kazanılan kolay bir galibiyet oldu. Moral, mesaj ve göz kamaştıran performansların olduğu bir karşılaşmaydı. Mohikan Luyindama’nın neredeyse rakibi parçalayacak kadar hırslı ve sert oyunu da unutulmayacak kadar değerliydi.

 

Yazının Devamını Oku