Paylaş
Sadece bir istatistik ya da puan farkı değil, gergin bir ruh haline dönüşen, bir azalan, bir artan ve derbiye yine dört puan olarak gelen farkın gölgesinde, sezonun özeti gibi bir maç oynandı. Verilen ve verilmeyen penaltılar, sayılan ve sayılmayan goller, gerekli ve gereksiz kartlar, dozunda ve dozunu aşan gerginlik anları.
Galatasaray için aradaki farkın psikolojik üstünlüğünü sahaya yansıtma maçıydı. Fenerbahçe için bitime birkaç hafta kala ligi bir kez sıfırlama ve sonuna kadar kovalama şansıydı ama kâğıt üzerinde kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Fenerbahçe tedirginliğini hiç atamazken, Galatasaray hayallerine sahip çıktı.
OYUNUN HAKiMi GALATASARAY’DI
İlk 45’te Fenerbahçe’nin kazandığı penaltıya kadar dengeli, sonrasında ibresi ev sahibine dönen bir oyun izledik. İlk yarı biterken Osimhen’in 6 şutu, 3 şut pası vardı, Fenerbahçe’de bu sayı, Talisca’nın ayağından kaçan penaltı dahil sadece 2... Bazı oyuncular pozisyonu bekler, bazıları koklar, bazıları yaratır, Osimhen başlı başına pozisyon olarak yer alıyor sahada. Talisca o golü atsaydı da bir şey değişir mi, tartışılır. Oyunun hakimi net Galatasaray’dı.
BARIŞ’IN F.BAHÇE’YE iLK GOLÜ
İkinci yarıda, artık kaybedecek hiçbir şeyi olmayan Fenerbahçe için risk almak bir tercih değil, bir zorunluluktu. Onun yerine vitesi daha da yükseltmiş bir Galatasaray bulduk. Fenerbahçe ikinci yarının hiçbir anında oyuna ağırlığını koyamadı. Dakikalar ilerledikçe skorun burada kalmayacağı zaten hissediliyordu. İkinci gol 67. dakikada Barış Alper’in Galatasaray formasıyla Fenerbahçe’ye attığı ilk gol olarak tarihe geçen penaltıdan geldi. Torreira iyi performansını, ikinci sarıdan kırmızı kart gören Ederson’un yerine oyuna giren Mert Günok’un hatasında kurnazca bir golle süsledi: 3-0.
Galatasaray için şampiyonluk artık bir puan değil, bir takvim meselesi.
Fenerbahçe içinse sezon, zirve yarışından çok ikincilik hesaplarına dönmüş durumda.
Paylaş