Sinan’ın okulunu nasıl seçtim

Evet, sonunda kafayı yememek gerektiğine inanarak, hiçbir şekilde geç kalmayacağımı bilerek, gerekirse değiştirme şansım olduğuna da güvenerek, Sinan’ı gideceği okulun anaokuluna kaydetmiş bulunuyorum.

Darısı kararsızların başına.

Ama isterseniz ben karar verirken neler düşündüğümü size açıklayayım.

Bir kere asla ve asla dünyanın en önemli kararı şeklinde bakmadım olaya. Kendimi rahat tutmaya çalıştım.

İlk olarak bir fiyat aralığı belirledim. Çok farklı fiyatlara okullar var ve bütçenize göre seçim yapmak en doğrusu. Ne de olsa seneler var önümüzde. İkincisi ve benim için en önemli kıstas eve yakın olması idi. Hatta abarttım, Nişantaşı’nın ortasında yürüyerek gidebileceği bir okul tercih ettim. Evet ya, sabah 5.30-6.00’da kalkmasın. Benim gibi 8.15’te uyansın, 8.30’da okulda olsun!!! Okul çıkışı mahalle esnafıyla muhabbet etsin, şehrin merkezinde, bütün mahalleyi arkasında rahat rahat yürüsün!!! (Tabii bu tek başına yürüme faslına daha çok var ya neyse...)

Bu okulun yüz yılı aşkın köklü bir kurum olması güvenilirliğini bir kat daha artırıyor benim gözümde. Çünkü bazı yeni okulların ‘gümlemek üzere’ olduğuna dair laflar da dolaşıyor ve paranoyak anne olarak her şeye inanabiliyorsunuz.

Bir ara Fransızca ile mi başlasam diye düşündüm ama anne ve babanın bilmemesi çocuğu çok zorlar diye vazgeçtim. Ama inanın kendi adıma tek üzüntüm, 4’er 5’er lisan bilen bir anne babanın çocuğu olarak lisan eksikliğimdir. Sonunda İngilizce öğretmeye başlayan bir okul seçtim. İkinci lisan olarak ileride tercihini kendi yapsın diye düşündüm. Zaten seçtiğim okulda ileriki yıllarda ikinci lisan da var.

BİRAZ DİSİPLİN İYİDİR

Açıkçası kim hangi bilgiyi daha çok veriyor diye endişelenmiyorum, çünkü pek çok okulun aşağı yukarı aynı bilgiyi verdiğine inanıyorum. Ama Hürriyet’in eğitim haberlerinin ilk ismi Nuran Çakmakçı’nın öğüdünü de unutmuyorum. Okul formlarını doldururken ‘okuldan beklentileriniz’ sorusuna cevabım da ilk bu oldu: Vizyonunu, bakış açısını geniş tutmalı, farklı bakmayı, farklı düşünmeyi öğretmeli.

Ve biraz da disiplinli olmalı. Sıkı dediğimiz bir okuldan mezun biri olarak üzerimizdeki disiplinden hiç rahatsız olmamıştım doğrusu. Oğlumun düzen ve rutin seven bir çocuk olması da cabası. Ona çok ters kaçan bir durum değil yani hafif disiplin.

Tecrübeli anne arkadaşlarımın bir önerisini daha önemsedim: Forma olmalı. Her güne ayrı kıyafet annelere kafayı yediriyor, çocukları da gereksiz bir giyim yarışına sokabiliyor.

Okuldan erken çıkması başka sosyal aktivitelere katılmasını kolaylaştıracak. Yolda geçireceği 1-2 saati spor yaparak ya da bir müzik aleti çalarak geçirebilecek (Hangisini isterse tabii).

Okulun formunu doldururken bana sorulan soruların cevaplarına benim onlardan beklediklerimi de ekledim. ‘Çocuğunuzun herhangi bir şeye yeteneği var mı’ sorusuna ‘Daha 3,5 yaşında. Beste yapmadığı, karakalem el resmi çizmediği ya da 2’şer basamaklı 2 sayıyı kafasından çarpmadığı (ya da bu tip şeyler işte) sürece benim gözümde özel bir yeteneği yoktur bir çocuğun. Ama bir şeylerde iyi gitmeye başlarsa okul beni uyarmalı. ‘Bakın çocuğunuzun şu tarafı ileri, buna göre şuna yönlendirmek lazım’ diye bilgilendirilmek isterim’ dedim.

Ama kayıt yaptırırken gözlerim doldu. İlk defa annemin beni okula kaydettirirken neler hissedebileceğini düşündüm. Oğlum adına ilk defa ciddi ve resmi bir iş yaptığımı fark ettim.

Yağmurlu bir gündü neyse ki de ağladığım sokakta belli olmadı.

Otizmin kötü anne babalıkla ilişkisi yok

Birkaç hafta önce yayınladığımız, çocuğu otistik bulgular taşıyan annenin mektubu tahminimizden çok daha fazla telefon ve e-posta almamıza sebep oldu. Çocuğunda benzer bulgular fark ettiğini gören pek çok anne, mektubu yazan kişiyle bağlantıya geçmek istiyordu. Bütün anneler epey endişeliydi. Hatta bir anne ‘Ne yapacağımı bilemiyorum, çocuğum ya yırtacak, ya da bozukluk onu kapacak’ diye çaresizliğini dile getiriyordu. Bunun üzerine bu konuda, yani gelişim bozuklukları, özellikle de otistik bulgular gösteren çocuklar konusunda uzman olan Davranış Bilimleri Enstitüsü ile görüştük ve iki haftalık bir yazı dizisi yapmaya karar verdik. Klinik Psikolog Şeniz Pamuk bize aileler için aydınlatıcı ve yol gösterici pek çok bilgi verdi.


Yaşamın ilk yıllarında, iletişim ve sosyal etkileşimde zayıflık şeklinde ortaya çıkan bir yaygın gelişim bozukluğu olarak tanımlanıyor otizm. Ortaya çıkışı iki değişik şekilde olabilir: Çocuk doğduğu andan itibaren yaşıtlarından farklı gelişir veya 1.5-2 yaşına kadar normal bir gelişim gösterir, daha sonra becerilerini kaybeder.

Otizmin, tek bir sebebe bağlı olmasa da, beyin yapısındaki anormal yapıdan ve işleyişten kaynaklandığı kabul ediliyor. Beyin taramaları, normal ve otistik çocuk beyinleri arasındaki yapı farklılığını açıkça gösteriyor. Otizmin genetik etkilerinin olma ihtimali güçlü. Araştırmalar sürüyor. Bir başka grup araştırmacı da hamilelik problemlerini, çevresel faktörleri (viral enfeksiyonlar, metabolik dengesizlikler veya çevredeki zararlı kimyasallar) incelemeye devam ediyor.

Otizme, Fragil x (Kırılgan x) sendromu, tüberoz skleroz, konjenital rubella (doğumsal kızamık) ve PKU gibi bazı tıbbi rahatsızlıkları olanlarda daha sık rastlanıyor. Bazı zararlı maddeler, hamilelik esnasında alındığında otizm riskini artırabiliyor.

Ama otizmin sebebi kötü anne-babalık ile bağdaştırılamaz. Otizm bir ruhsal hastalık da değildir. Otizme sebep olabilecek psikolojik faktörler henüz bilinmiyor.

İlk bakışta, bazı otistik insanlar zeka geriliğine, davranış bozukluklarına, duyma problemlerine ve alışılmadık davranışlara sahipmiş gibi görünebilir. Bu tip durumlar otizmle birlikte görülse de ayrım yapılmalı ve erken teşhiste bulunup eğitim ve tedavi yöntemlerini uygulamalı. Erken teşhis edilmiş çocuk, özel programlardan daha erken yararlanmaya başlayacağından daha etkili sonuçlar alacaktır.

OTİZMİN BELİRTİLERİ

İLETİŞİM BECERİSİ:
Konuşmaya başlamadan önceki iletişim ihtiyacı ve çabasından yoksundurlar. Dil yavaş gelişir ya da hiç gelişmez. Sözlü iletişime geçseler bile bu en temel ihtiyaçlarını ifade etmek içindir. Dili esnek şekilde kullanamaz, esprileri anlamaz, durumları sezgileriyle kavramada zorlanırlar.

SOSYAL BECERİ: Gözle ve fiziksel temas kurmakta zorluk çekerler. Yaşıtlarıyla bir arada olmaktan hoşlanmazlar.

HAYAL GÜCÜ VE OYUN: Oyunları kısırdöngü içinde geçer. Oyuncaklar ve nesneler fonksiyonlarına uygun olarak kullanılmaz. Örneğin lego parçaları sadece peşpeşe sıralanabilir. Kendilerini başkalarının yerine koymaları gereken, nesneleri sembolik olarak kullanmaları gereken evcilik türü oyunlarda başarısızdırlar.

TÖRENSEL DAVRANIŞLAR: Belli bir amacı olmayan ve kendini tekrarlayan davranışlar gözlemleyebilirsiniz. Kendi etrafında dönmek ya da elini sallamak gibi. Bazı çocuklar belli renk veya şekillerdeki nesneleri toplamak, elinde tutmak ister. Bu çocuklar belli düzenlere çok bağlıdır ve bozulmasına çok tepki gösterirler. Bazılarının da banka reklamları, amblemleri gibi özel ilgi alanları olabilir.

DUYU ORGANLARINDA FARKLI HASSASİYETLER: Diğer insanlar tarafından zor fark edilen bazı sesler, ışık oyunları çok rahatsız edebilir ya da çok yüksek bazı sesler vb. onları hiç etkilemez.

DÖNEMSEL DAVRANIŞLAR

0-12 ay:
Nedensiz bağırırlar ya da sakindirler, gülmezler. Anneyi gördüğünde fazla tepki göstermez ve kollarını uzatmazlar. Kendi başına mutlu görünürler. Çok yüksek seslere hiç tepki vermeyebilir ya da çok alçak sese duyarlı olabilirler. İnsanlara bakmaz, taklit etmez, oyuncaklarla oynamazlar. Bebekken kaldırıldığında kendini ya kasar ya da pelte gibi bırakır. Öne, arkaya doğru sallanır. Bebek sesleri, anlamsız hece oluşumları yoktur. Sürekli aynı sesi çıkarabilir, kelimeleri anlamsız olarak tekrarlayabilirler. Düzgün emmez, yemezler ama çok özel yeme alışkanlıkları vardır.

12-36 ay: Odanın bütünü yerine belli bir yerinde durur, başka insanlara şeffafmış gibi bakar. Göz teması yoktur ya da çok zayıftır, göz ucuyla bakmayı tercih eder. Alışkanlıklarına müdahale edilmesine tepki verir, oyuncaklarla anlamlı şekilde oynamaz. Göz teması ve gülümseme gibi sosyal ipuçlarına çok az tepki verir. Vücudunun bazı bölümlerini ya da nesneleri takıntılı şekilde sallar ya da çevirir. Yaşıtlarına kıyasla daha az ya da çok hareketlidir. Konuşsa bile kelimeleri iletişim amaçlı kullanmaz. Soru sormada ve cevaplamada başarısızdır. Geçmiş ve gelecek kavramlarını kullanmada zayıftır. Yürüyüşü dikkat çekicidir, dikkat süresi kısadır, uyku düzeni bozuktur, spontan ve taklit oyunları yoktur. Günlük hayatta sıradan kabul edilen duyusal uyarılara karşı aşırı duyarlılık ya da duyarsızlık gösterir. Mesela elektrik süpürgesi sesinden hoşlanıp, kapı sesinden rahatsız olabilir. Ten temasından, tüylü hayvanlardan hoşlanmazlar ama nesnelere parmaklarını sürmekten zevk alabilirler.

ANNEMİN KÖŞESİ

Yaşlanmak bir sanattır

Anneler ve kızları dönem dönem aynı şeylere takılıyorlar sanırım. Ya da birimizin takıntısı öbürünün de sorunu haline geliyor. Annem ne zaman bana bir ders vermek istese bunu yaldızlı şekillerde yapmaya bayılıyor. Mesela akılda kalsın diye vecize gibi laflar ediyor.

Geçen gün yine kızlar toplandık, ta liseden hem de... Oturup dedikodu yapıyoruz, yaşıtlarımız arasından kimler hangi estetik operasyonunu gerçekleştirmiş, kim orasını kim burasını değiştirmiş diye...

Evde bol atıştırmalı muhabbet ettiğimizi fark eden annem bizi bastı. Minik fincana neskafesini doldurarak yanımıza geldi. Muhabbeti değiştirdik, bizim yaşıtlarımıza değil, onların yaşıtlarına döndük. Ve annem yine çarpıcı laflarından birini etti: Yaşlanmak bir sanattır.

Doğru, bir tablo gibi bakmamız lazım kendimize, uygun ortamlarda, gerektiği kadar ilgiyle! Tabii arada küçük restorasyonlarla...


HAFTAYA: Otistik çocukların erken teşhis ve doğru tedavi ile güzel bir hayat sürdürmeleri sağlanabilir.
Yazarın Tüm Yazıları