GeriOnur BAŞTÜRK Şimdi konuşulan: Moda haftasındaki gizli kriz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şimdi konuşulan: Moda haftasındaki gizli kriz

Evet, moda haftasının artık çok güzel bir defile çadırı var.

Kışın ısıtması yazın soğutması şahane. Kapasitesi yeterli.
Organizasyon da tıkır tıkır işliyor.
Sadece bazı kıro davetliler yerlerini beğenmeyip şımarıklık yaptığı için sıkış tepiş haller yaşanabiliyor.
O noktada ise organizasyonun hatası yok.
Kimin nereye oturacağı en baştan söyleniyor, gösteriliyor.
Ama işte bazı ağır abiler, ablalar kurallara riayet etmiyor.
Defile sonrası yapılan partiler de çok iyi.
Bir sürü genç, yetenekli insan bir araya geliyor.
Bunların çoğu ileride moda tasarımcısı olmak istiyor.
Bazıları şimdilik blogger olarak takılıyor.
Her daim ilginç giyiniyor ve dikkat çekiyorlar.
Parti ve defilelerin olmazsa olmazı onlar.
Kısacası her şey çok şıkır şıkır görünüyor İstanbul Fashion Week’te.
Ama aslında derin ve gizli bir kriz var.
Bazı tasarımcılar zorunlu olarak geri çekilmeye başladı moda haftasından.
Nitekim bu son moda haftasının programına baktığınızda onların eksikliği fazlasıyla hissediliyor.
Peki neden geri çekiliyorlar?
Birincisi, defile yapmak çok pahalı olduğu için.
Tasarımcılar, modellerin parasını bile kendi ceplerinden ödüyor. İkincisi, yaptıkları defile sonrası istedikleri gibi bir geri dönüş alamadıkları için.
Geri dönüş neyle olur? Elbette yurtdışından gelen satın almacıların koleksiyondaki ürünleri sipariş etmesiyle...
Bu konuda en istikrarlı olan tasarımcının Gamze Saraçoğlu olduğu konuşuluyor.
Saraçoğlu perşembe günkü son defilesini yaptıktan hemen sonra Ortadoğulu satın almacılar kıyafetleri hemen almışlar.
İşte budur. Yoksa bu moda haftasını niye yapıyoruz ki?
Tamam, davetliler olarak biz çok eğleniyoruz.
Birbirimizi defile çadırında görüp dedikodu yapıyoruz, akşam yapılan partilerde boy gösterip kakara kikiri yapıyoruz.
Ama ne yazık ki tasarımcılar o kadar da eğlenmiyor.
İşin tadını pek çıkaramıyorlar.
Çünkü günün sonunda para/kazanç yoksa gerisi laga luga oluyor.
Ve korkarım moda haftasındaki bu gizli kriz git gide daha da derinleşiyor.

Niyazi Erdoğan’ın ‘Gece’si

Peki moda haftasındaki bu gizli kriz tasarımcıları neye itiyor?
Elbette sponsor bulmaya.
Niyazi Erdoğan da öyle yapmış. Moda haftası kapsamında sergileyeceği koleksiyona W Oteli sponsor olmuş.
Bu yüzden defile çadırında değil, otelin süitinde gerçekleştirilen bir sunumla gözler önüne serildi Erdoğan’ın yeni erkek koleksiyonu.
Sponsorun etkisi koleksiyonun ana temasına da etki etmişti haliyle.
W gecelerinden ilham alınarak oluşturulmuştu “Gece”nin pantolonları, ceketleri...
Kendi adıma önceki Erdoğan işlerini (Dolmuş ve Sünnet kreasyonlarını özellikle) daha çok beğendiğimi söylemeliyim.
“Gece” daha ortalama bir iş olmuş.
Ama moda haftasındaki gizli krize gizli bir yanıt gibiydi Erdoğan’ın “Gece”si. O yüzden de anlamlıydı.

Zenne’den sonra Karışık Kebap

Bu kadar moda yeter. Şimdi biraz da sinema.
“Zenne”nin Avrupalı versiyonu gibi duran Belçika yapımı “Mixed Kebab/Karışık Kebap” adlı film pek yakında ortalığı karıştırabilir.
Neden “Zenne”nin Avrupalı versiyonu gibi diyorum “Karışık Kebap”a?
Elbette konusundan dolayı:
Belçika’da yaşayan Türk ailenin biricik oğlu İbrahim’in birlikte yaşadığı ve çok aşık olduğu Kevin adında bir erkek arkadaşı vardır.
Tam bu sırada İbrahim’in beşik kertmesi olduğu kuzeni Elif Türkiye’den Belçika’ya gelir.
Tahmin edileceği üzere bundan sonrasında olaylar, kültürler ve tercihler bir hayli karışır.
Fragmanına bakılırsa yönetmen Guy Lee Thys’in bakış açısı hayli oryantalist (olmazsa olmaz bir hamam sahnesi var mesela).
Film ay sonunda gösterime giriyor Belçika’da.
Türkiye’de gösterime girip girmeyeceği ise meçhul.

Zeynep Ilıcalı’nın Almodovar damarı

Zeynep Ilıcalı’nın dekorasyon tasarım mağazası ThanxCo’ya ilk kez gittim. Ulus’ta bir apartmanın alt katında yer alan mağazada ThanxCo’nun kendi mobilyalarının yanı sıra İspanya’dan, Lübnan’dan getirtilen dekorasyon ürünleri de var.
Bazı ürünler benim için fazla cafcaflı, fazla rengarenk.
ThanxCo’da kendinizi bir Almodovar filminde gibi hissetmeniz yüksek olasılık o sebepten.
Acun’un eşi Zeynep Ilıcalı ise fiziği ve yüz ifadesiyle Almodovar kadınları gibi bir kadın.
Gösterişli, tuttuğunu koparan, melodramatik...
Kendisi katılmayabilir ve hatta şaşırabilir bu tespitlere tabii, bilemiyorum.
Ilıcalı’nın mağazasına teşrif etmemin sebebi ise Toplum Gönüllüleri Vakfı’yla gerçekleştirdiği ortak proje.
Mağazadaki bazı mobilyalara özel olarak resim yapmış Emre Ertürk.
Bu mobilyaların satışının geliri ise tamamen vakfa gidecekmiş.
Proje gayet yararlı ve şık, ama Ilıcalı’nın yerinde olsam mağazada ve kendisinde bulunan Almodovar damarının üstüne üstüne giderdim.
Daha dikkat çekici işler çıkabilir hani...

Kafayı taktım

Pilatesten sonra Atletik Kondisyon programına...
Stott Pilates’in ünlü Amerikalı hocası John Garey’nin Atletik Kondisyon programı pilatesin fitness’latırılmış hali.
Çetin ve Pelin Cin çifti Amerika’da bu işin eğitimini almışlar ve şimdi Nişantaşı’nda kendi salonlarında öğretiyorlar.
Çorba içmeye... Ki normalde o kadar da sevmem çorba içmeyi. Gerçi klasik çorbalar değil kastettiğim. Farklı çorbalar.
Mesela pancar çorbası, mesela enginarlı çorba, mesela balkabağı çorbası...
Sonu yok yani. Nerede ilginç bir çorba, ben orada...

X

Bodrum seyir defteri

Bodrum dört gözle “açılmayı” bekliyor. Peki bu bekleme esnasında neler oluyor? Kim, kiminle nerede yemekteydi? Neler konuşuldu? Kapanma günlerinde Bodrum’un seyir defterine buyurun...

PEŞ PEŞE ZİYARETÇİLER GELİYOR

Mandarin içine açılacak Lucca by the Sea’nin hazırlıkları devam ediyor. Henüz açılmayan mekanı herkes merak edip mutlaka ziyaret ediyor.

Benim gittiğim sırada Ece Sükan, Alican İçöz ve Erdal Karaman da oradaydı. Cem Mirap onca yoğunluğunun arasında tüm ziyaretçilerine yazlık Lucca’nın nasıl olacağını uzun uzun anlatmayı ihmal etmedi.

Bir ara ses sistemini kontrol etmek amacıyla Memo Garan müziği açtı. 2 dakikalığına bile olsa mekan açılmış gibi havaya girildi.

PİLEVNELİ İLK SERGİYİ AÇTI BİLE

Mandarin Oriental en hareketli noktalardan biri. Sadece Lucca vesilesiyle değil.

Pilevneli Galeri

Yazının Devamını Oku

Sonunda derin bir nefes alıp ‘canavarlarımla’ göz göze geldim

Sohbetimiz sırasında en çok tekrarladığı şeylerden biri şuydu: “Büyümek güzel şey, iyi değerlendirilirse...” Berrak Tüzünataç gerçekten güzel büyümüş. Seçtiği kelimeler, cümlelerinden akan bilgelik, hayata bakışındaki farklılık bunun bir yansıması. Hareketleri ve tavırları da ‘büyümüş’. Fotoğraflarını çekerken karşımda kendini ve bedenini tanıyan, tam anlamıyla özgür bir kadın vardı. Bir başkası olmaya çalışmıyordu. Pandemi sürecinde derin bir nefes alıp kendi canavarlarıyla göz göze gelmesi ve yüzleşmesinin de tüm bu özgürlükte payı olsa gerek. O zaman şimdi sizi yeni Berrak’la baş başa bırakayım, şu cümleyi tekrarlamayı ihmal etmeyerek: Büyümek güzel şey, iyi değerlendirilirse...

Seni tanıdığımda Number One TV’deydin. Hadi şimdi o zamanki Berrak’a bir selam çak ve ona bir mesaj ilet. Ne yapmasını öğütlerdin?

- Şunu söylerdim: “Tatlım keyfine bak, bir sürü ihtimal ve sürpriz var önünde!”

Peki neyi yapmamasını söylerdin?

- “Her şeyi ve herkesi kafana takma” derdim. Bir de, “Dünyadaki bütün duyguları hissetmek zorunda değilsin!”

Şablonlara uyan biri değilsin. “Kafasına göre” tabiri ne kadar doğru bilmiyorum, ama sanki öyle birisin. Bana bir özet geçsene: Şimdiye kadar neleri kafana göre yaptın?

- Zaman zaman dış faktörler, beklentiler ve yargılardan etkilendiğim oldu tabii. Ama büyük oranda iç sesimi takip ettiğimi düşünüyorum. Zaten aksini yapabilen biri değilim. Bu bir prensip değil, gerçek anlamda yapamamaktan bahsediyorum! Toplum yapısı olarak “farklı” olanı tedirgin edici bulmaya meyilliyiz. Buna rağmen kendine sahip çıkan herkesi çok ilham verici buluyorum; iyi ki varlar!

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en büyük tropik serası gün sayıyor

Biz kapanma sonrası yeni bir kademeli açılmayı konuşaduralım, Frieze New York’tan sonra heyecanla beklenen bir global etkinlik daha kapılarını açmak için gün sayıyor:

17. Venedik Bienali Uluslararası Mimarlık Sergisi.
22 Mayıs’ta açılacak sergi 21 Kasım’a dek sürecek.
Bu yılın başlığı anlamlı: “How Will We Live Together / Birlikte Nasıl Yaşayacağız?”
Küratör Hashim Sarkis bu temayla ilgili şöyle diyor:
“Dünya, mimarinin önüne yeni meydan okumalar koyuyor. Bu zorlukların üstesinden nasıl geleceğimizi birlikte hayal etmek için dünyanın dört bir yanından katılan mimarlarla çalışmayı dört gözle bekliyorum”.
Bienalde beni en çok heyecanlandıran sergilerden biri ise Tropicalia projesi.

Yazının Devamını Oku

Bu psikolojik savaştan kim galip çıkar

Feyza Aktan’ın dün Kelebek’te yayınlanan röportajını okuduktan sonra izlediğim tüm dizilerin sıkıcı olduğuna karar verdim. 

Misal- 1: Özcan Deniz boşandığı eşi için “Medea kompleksine sahip” demiş. Yani, boşanma sırasında kötü niyetli anne sendromu. Çocuğu aracılığıyla eski eşten intikam alma hali. Feyza Aktan bu ciddi suçlamaya ilişkin “Böyle bir şey yok” demiyor, aksine gayet sakin “Keşke sosyal medyadan değil, yüzüme söyleseydi” diyor. Onca dizi izleme deneyimime dayanarak söylüyorum: Bu soğukkanlı tavırdan ürktüm ben! 

Misal- 2: Özcan Deniz oğlunun gece evden kaçıp site dışına çıktığını iddialamış. Feyza Aktan buna karşılık şöyle diyor: “Benden oluşturulmaya çalışılan profili anlıyorum ama en azından mantıklı gidin. Eğer böyle bir olay yaşandıysa bu görüntüyü paylaşmak ve sözünü doğrulamak zorunda.”Yine sakin, yine kendinden emin Feyza Aktan.

 Misal- 3: Özcan Deniz tarafı bir yangın olayından yola çıkarak eski eşe “alkolik” diyor. Feyza Aktan’ın bu iddiaya yanıtı yine sakin: “Oğlum ve ben şu an hayatta olmayabilirdik. Çok ağır travmatik bir şey atlattık. Geçmiş olsun denilmesini beklerken, alkolik ilan edildim”. 

Misal- 4: Özcan Deniz eski evlerinde yaşamaya devam ettiği için eski eşine “gaspçı” demiş. Feyza Aktan bu iddiaya da yine olgun ve sakin yanıt veriyor, özetle “Ben de bilmiyorum ev konusunun ne olacağını” diyerek. 

Tüm röportajdaki yanıtlardan ve ikili arasında yaşananlardan benim anladığım şu: Özcan Deniz tarafı şimdiye kadar sürekli suçlama yapmış. Feyza Aktan’ı “Gece hayatına düşkün, alkolik, sorumsuz anne” olarak göstermeye çalışmış.

 Feyza Aktan’ın tüm bu negatif profil oluşturma çabasına karşılık verdiği yanıtlar ise karşı tarafı öfkelendirecek sakinlikte. Kavga etmiyor, öfkeden kudurmuyor. Dramatik hallere girmiyor. Sadece “Varsa ispat edin” diyor. Olgun ve soğukkanlı takılıyor. Bu tam bir psikolojik savaş aslında.

Ve doğrusu bu savaşta Feyza Aktan galip çıkacak gibi görünüyor. Nitekim Feyza Aktan’ın yanıtlarını okuyunca ben ona inandım mesela. Özcan Deniz’in iddialarını ise abartılı buldum. 

BU KEZ SURVİVOR'CI BEY HAKLI

Yazının Devamını Oku

Insta-bunalım: En iyisi bir şey koymamak

Pandeminin bir de Instagram bunalımı yönü var.


Şahan Gökbakar onu yaşayanlardan biri olmuş.
Instagram hesabını kapatmasıyla ilgili samimi bir şekilde şöyle diyor:
“Özellikle pandemi döneminde yaptığım paylaşımların anlamsızlığını fark ettim.
Neden her gün fotoğraf koyuyorum diye düşününce, koymayayım daha iyi dedim.
Baktım yine sürekli elim gidiyor, bir şey paylaşmasam da vakit geçiriyorum boş boş.
En iyisi kapatayım dedim ve hesabı dondurdum. İnsan sürekli aynı şeyi yaptığı zaman fark etmiyor ama, çok anlamsız bir hareket oraya sürekli fotoğraf koymak.”

Yazının Devamını Oku

Resmen yaş zorbalığı

Tatlı bir pandemi kapanması sabahından herkese merhaba.


Böyle televizyon spikeri ya da YouTube kanalını yeni açmış ergen tadında sesleniyorum, çünkü galiba bu son kapanma iç kararmasına da neden olmaya başladı.
Bu iç kararmasının aydınlanma çaresi, merhemi kişiden kişiye değişir tabii, ama bana iyi gelen nitelikli bir şey okumak mesela. Son günlerde okuduğum güzel işlerden biri ise L’Officiel dergisindeki Zuhal Olcay röportajıydı. İnan Kırdemir yapmış.
Şöyle diyor Olcay röportajın bir yerinde:
“Bundan iki yıl önce geçmişte olan bir şeye verdiğim anlam iki yıl sonra değişiyor ve bütün hikâyeyi baştan aşağı yeniden yazmak durumunda kalıyorsun. Anlam yüklediğin olayların gerçekte öyle olmadığını görüyorsun. İnsan denen bu kompleks yaratık hem her şeyi çok hızlı tüketip hem de o beynini didik didik eden şeyleri tüketmelere doymuyor.”
O zaman Zuhal Olcay’a bu noktada bir ekleme yapmak isterim:
İnsanın hayatta kalma nedeni olaylara yüklediği anlamların zaman içinde farklılaşması olabilir mi? Eğer farklılaşmasaydı yaşamak bir ızdırap haline gelirdi herhalde.


Yazının Devamını Oku

Yetişkinlerin pandemi sıkıntısı: 20 yaş fotoğrafları

Sosyal medyadaki 20 yaş challenge’ı şunu gösterdi: Yetişkinler fena halde sıkılmış pandemiden.

Ünlüsünden ünsüzüne herkes, eğer telefonunun bir köşesinde bunca zaman özenle saklamadıysa, eski fotoğraf albümlerini karıştırdı ve 20’li yaş fotoğrafını bulup paylaştı.
Şu devirde az çaba mı?
Ben kanepeden kalkıp koltuğa geçene kadar yarattığım çaba enerjisine hayran kalırken...
Neyse, demek ki herkes gerçekten sıkılmış ve eğlenmek istedi.
Evet, eğlenmek. 20’lik fotoğrafla bugünü kıyaslayıp acımasızca, gayet basit bir seviyeden eğlenebilmek için:
◊ O zamanlar kel değilmiş, saçı varmış.
◊ Ne tipsizmiş, şimdi en azından bir şeye benziyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ruhsat saatlerine geri dönülmeli’

90’lar başında yayınlanmış, sinir bozucu şekilde dile takılan Şener Şen’in oynadığı “aç-kapa” reklamında olduğu gibi bu kapanmanın da bir açılması var. Yeme-içme sektöründe şimdi bu konuşuluyor, “Açılma bu kez nasıl olacak” diye.

Kademeli açılmanın sinyalleri verildi. Son sırada yine mekanlar var.
Görünen o ki onlar için tam açılma mayıs sonunu bulacak gibi.
TURYİD (Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği) Başkanı Kaya Demirer’e sordum, “Bu yeni açılmayla birlikte sektörün beklentileri neler” diye.
Demirer’in üzerinde durduğu en önemli konu “ruhsat saatlerine geri dönülmesi” oldu.
Malum, geçen yaz açılmayla birlikte tüm mekanlar 24.00’a kadar açık kalabilmişti.
Nitekim konuştuğum çoğu mekan sahibi de en çok saat kuralı konusunda dertli.
“Yeni açılmayla beraber bir de 22.00 kuralı gelirse biteriz” diyorlar.

Yazının Devamını Oku

Parti denemesi mi dediniz?

İspanya’dan sonra İngiltere’de de sosyal mesafesiz ve maskesiz bir parti denemesi yapıldı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı Liverpool’daki partiye gelenler negatif test şartıyla alana alınmış. Beş gün sonra da tekrar test yapmaları istenmiş.

Parti denemesine öncülük eden sağlık yetkilileri sonuçtan emin:

Katılımcıların beş gün sonraki testi de negatif çıkacak diyorlar.

Hani daha önümüzdeki nur topu gibi bir 15 günlük kapanma varken bu tarz parti denemesi haberlerini okumak pek de hoş olmuyor. İnsan özeniyor.

3 bin kişilik bir partiye pandemi olmasa da canım katılmak istemezdi. Ona eminim.

Esas özendiğim şu: Pandemi konusunda bir sonuca ulaşılması, mesafe kat edilmesi ve böyle denemeler yapılmaya cesaret edilmesi.

Bir de bize bakıyor ve açıkçası umutsuzluk kuyusuna düşüyorum.

Bu gidişle bu yılın sonuna kadar daha çok açılma kapanma yaşarız gibi geliyor.

Az insanlı yalnızlık kümeleri

Yazının Devamını Oku

Dizi dizi diziler arasında

O diziden bu diziye peş peşe serbest dalış yaptığım günlere geri döndüm.



Mecbur, çünkü evdeki dört duvar arasından çeşit çeşit paralel evrene en şipşak geçiş aracı diziler.
Misal: Burcu Biricik şu sıra favorim.
Önce “Fatma” adlı dizisini izledim.
Ardından “Camdaki Kız”a tam orta yerinden başladım.
Her dizide ayrı ayrı travmalara sahip karakterleri oynuyor Burcu Biricik.

Yazının Devamını Oku

Hay manzaranıza...

Bülent Cankurt’un yazısından öğrendim.

İş insanı Selim Hamamcıoğlu oturduğu evin manzarasını kapadığı için bir ağacı kesmek istemiş.
Site yönetimi izin vermeyince de yöneticiyle kavga etmiş.
Daha sonra olayın kamera görüntüleri WhatsApp gruplarına düşmüş.
Herhalde en şımarık şehirli mevzularından biridir, “Bu ağaç manzaramı kapatıyor” mevzusu.
Neden o deniz manzarasının illa pürüzsüz olması istenir?
Neden sağdan soldan fışkıran bir ağaç kadraja giriyorsa hemen gıcık olunup neredeyse balta almak suretiyle kesip biçme arzusuyla yanıp tutuşulur?
Ki bunu da en medeni, en çevreci görünenler yapar genelde.

Yazının Devamını Oku

Kapanmadan hemen önce Bodrum ve İstanbul

Kapanmaya saatler kala...

İstanbul’dan gelen trafik görüntüleri sıradan bir kıyamet filminden fırlamış gibi.

O sırada Bodrum’dayım, havalimanına gidiyorum.

İstanbul trafiğinin bir benzeri Bodrum’un her tarafında oluşmuş durumda.

“Tam kapanma festivali” gibi ortam, bitmeyen bir son dakika şenliği.

Bir yanıyla turizmi kurtarma hedefi olan bu kapanma vesilesiyle herkesin güneye akın ediyor oluşu ekstra ironik.

Herkes İstanbul’dan kaçarken İstanbul’a dönmek ise tatlı bir duygu kaosu.

Uçak neredeyse boş.

Yan koltuğum, yan koltuğumun koltuğu.

Yazının Devamını Oku

Tam kapanma günleri sayıklamaları

Malum kararlar açıklanınca bir an restoranların paket servisi de bitti sanıp kendi iç kuyularımda dedim ki, “Galiba aç kaldım.”


Oysa ilk karantina döneminde, yani geçen yıl bu zamanlar, gönüllü mutfak kölesiydim.
Yemeğimi kendim yapıyordum. Dışarıdan hiçbir şey sipariş etmiyordum.
Nedenini hatırlayın; o dönem restoranların mutfağından yemek yemeye korkuyorduk, virüs bulaşır diye.
Korkularımız akıllı telefonlar gibi sürekli güncelleniyor, şimdi öyle bir korkumuz yok mesela.
Neyse, gönüllü mutfak kölesi olduğum o haftalarda sağlıklı şeyler yiyeceğim diye -yine kendi kuyularımda- tutturmuştum.
Siyah pirinç bazlı her türlü salata favorim olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Eyvah, emlakçılar da NFT’yi keşfetti

Bir evi satmak için NFT’yi nasıl kullanırdınız?

Kaliforniyalı bir emlakçı olan Shane Dulgeroff gayet akıllıca bir çözüm bulmuş.
Elindeki satılık evlerden birini NFT destekli bir sanat eserine dönüştürmüş!
Evi esere dönüştüren elbette emlakçının kendisi değil.
Bu iş için Amerikalı bir grafik tasarımcı olan Kii Arens ile anlaşmış.
Arens da 45 saniyelik bir video eseri yaratmış.
Eserde öyle aman aman bir durum yok.
Göz alıcı renklerden oluşan, uzaylıların dikizlediği bir satılık ev kurgusu.

Yazının Devamını Oku

Yapay zeka ürünü portreleri haziranda görebileceğiz

Haziran ayı başında fiziki olarak gerçekleşecek Contemporary İstanbul’un (CI) “Plugin” bölümünün bu yılki ağır topu Mario Klingemann. Kendini “bilgisayar programcısı, yaratıcı bir sanatçı ve bir tutam da bilim insanı” olarak tanımlayan Alman sanatçı Klingemann’ın en çok ses getiren çalışması “Memories of Passersby I”.

Çalışmanın başrol oyuncusu ise 50’lerdeki eski radyolar gibi giydirilmiş bir yapay zeka makinesi!
Bu makinenin bağlandığı iki adet dijital çerçeve var.
İşte o çerçevelerde makine yazılımının o anda ürettiği kadın ve erkek portreleri sergileniyor.
Klingemann, yapay zeka yazılımı için Google tarafından geliştirilen ve günümüzdeki en gelişmiş yazılımı olan BigGan teknolojisinden yararlanmış.
355.7 milyonluk devasa bir veri havuzunu aynı anda tarayıp anlık çıktı sağlayan bu yazılım sayesinde daha önce hiç var olmamış yeni insan suretlerinin yaratılışına tanıklık ediliyor bu sayede!
Mario Klingemann’ın bu işini canlı canlı görmek için sabırsızlanıyorum.

İlhamını Büyük İskender’den alıyor

Yazının Devamını Oku

‘Ex-Survivor’cıdan bireyin gücü kitabı!

Geçen yılın Survivor yarışmacısı Barış Murat Yağcı kitap çıkarmış.


“Her Şeye Rağmen” adlı kitap şöyle tanıtılıyor:
“Bireyin gücü, iradenin otoritesi ve sorgulama sanatı üzerine inşa edilmiş bir başucu rehberi.”
Bitmiyor, maalesef devamı var:
“Z kuşağının anti-otoriter ruhuna kalp masajı yapacak bir kitap.”
Ah bir de, “Acılar tembel insanın bahanesidir.”
Ama burada da

Yazının Devamını Oku

“Şeyma’nın Hayatı”nda yeni sezon

Doğruya doğru, Şeyma’nın hayatını izlemek zevkli.

Nefret eden de nefes almadan izliyor; çemkiren de, gizli gizli özenen de...
Sadece kimse itiraf edemiyor.
Ben en son Şeyma’nın insta hayatı dizisinin İtalyan DJ sezonunda kalmıştım.
Mısırlı milyarder sezonunu geç de olsa yakaladım.
Uçak kapatma hadisesinden tropik adadaki romantik tatil atmosferine kadar artık her şeye hakimim.
Başım göğe ermedi ama Şeyma’nın pembe dizi tadındaki hayatını da seviyorum.
Tek sıkıldığım nokta, insanlar onu yüklendikçe “Ben bunu hak ediyorum, ben iyisine layığım” diye coşarak “ben, ben, ben” dansı yapması, ki buna hiç gerek yok.

Yazının Devamını Oku

Moda Haftası neden en başa döndü?

İstanbul Moda Haftası geçen hafta ikinci kez dijital olarak sessiz sedasız yapıldı ve bitti.

Üstelik bu kez dünyadaki önemli moda haftalarının hepsinin (60’dan fazla olduğunu belirtiyorlar) sponsoru olan Mercedes de yoktu, sponsorluktan çekilmişti.
Artık moda haftasının adı sadece “Fashion Week İstanbul”.
Mercedes sponsorluktan çıkınca yıllar önce İTÜ’de başlayan o ilk moda haftası kıvamına geri dönülmüş oldu.
Oysa uluslararası radara, takvime girmek için bu sponsorluk önemliydi, yıllarca beklenmişti.
Hatırlıyorum, bu işbirliği ilk gerçekleştiğinde herkes mutlu ve heyecanlıydı.
Nihayet dünya moda haftaları radarına girilmişti.
Şimdi neden böyle oldu peki?

Yazının Devamını Oku

Bir ‘ev sosyali’nin notları

Geçtiğimiz günlerde bir grup tanıdıkla sokakta karşılaştık.

Hepsi köpek gezdiriyor, bir ben köpeksiz.

Neyse.

Epeydir karşılaşılmadığı için ilk soru şu oldu:

“Kimler korona geçirdi?”

Geçirenler “Oh bitti, sıramı savdım” havasındaydı. Üstüne antikorlarını da sıraladılar.

Benim gibi yakalanmamış olanlara da farkında olmadan bir “Aa nasıl yani?” tavrı takınıldı.

Hele bana ultra şaşırdılar, “O kadar yere girip çıkıyorsun, yuh!” diyerek.

Malum, böyle bir algı etiketim var,

Yazının Devamını Oku