GeriSaffet Emre TONGUÇ Sonbaharın bereketli bağları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sonbaharın bereketli bağları

Sonbaharın bereketli bağları

Bağbozumu bir şenliktir, yüzyıllardır tekrarlanan bir coşkuya ortak olursunuz. Bağlardaki üzümleri toplarken doğanın, insanın yüzlerce yıllık emeğini hissedersiniz. Hem doğayla buluşmanız hem de orta halli bütçelerle güzel tatiller yapmanız için bağbozumu mevsiminde, cennet ülkemizin bağlarını birlikte keşfedelim.

Sonbahar genellikle hüznü ve bitişleri çağrıştırsa da aslında renklerin, bereketin, ektiğini biçmenin mevsimi. Ruhumuz aynı doğa gibi, yaz sıcağında olgunlaşan meyvelerini toplar ve soğuk kış günlerine hazırlar kendini. İşte bu hazırlıklar içinde, şehrin karmaşasından kaçıp yazın son güneşlerinin eşlik ettiği bağlarda bir bağbozumuna katılmak, belki de en güzel kutlama olur. Bağbozumu bir şenliktir; yüzyıllardır tekrarlanan bir coşkuya ortak olursunuz. Bağlardaki üzümleri toplarken, doğanın ve insanın yüzlerce yıllık emeğini hissedersiniz.

Ülkemizdeki birbirinden güzel bağları gezmeye başlamadan size biraz üzümün tarihinden bahsedeyim. Asmanın tarihi insanlık tarihinden daha eski. İnsanlık, üzümün tadını aldığında aralarında bir bağ oluşmuş. İnsan üzümü işlemiş, üzüm ona şifa vermiş. Ülkemizin bağcılık için en uygun iklim kuşağında olması bağcılığın yüzyıllar boyunca Anadolu uygarlıklarıyla iç içe olmasını sağlamış. En eski yabani asmanın Kafkaslar ve Anadolu topraklarında bulunması, bağcılık kültürünün bu topraklar için ne kadar kadim bilgi olduğunun kanıtı.

Sonbaharın bereketli bağları



Dionysos’un şölenleri
Bağbozumunun temeli Yunan mitolojisine dayanıyor... 12 Olimpos tanrısından biri olan Dionysos, Zeus ve Semele’nin oğlu. Titanlar tarafından kaçırılıyor ve küçük parçalara bölünüyor. Bu duruma dayanamayan büyükannesi Rhea, parçalarını birleştiriyor. Bundan dolayı Dionysos’un iki kere doğduğuna inanılır, ismi de ‘iki kere doğan’ anlamına gelir. Bağbozumu da üzümün doğumudur, bundan sonraki yolu işlenerek içindeki binbir faydanın ortaya çıkmasıdır.

Trakya Bağ Rotası’nın 12 üreticili durakları
Türkiye’nin ilk bağ rotası olan Trakya Bağ Rotası, Trakya Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle Tekirdağ, Şarköy, Gelibolu ve Kırklareli bölgelerindeki 12 üreticinin katılımı sayesinde gerçekleşmiş. Rota üzerindeki bazı bağlarda konaklayabileceğiniz oteller var. Şato Nuzun, Barel, Umurbey, Barbare, Melen, Gülor, Chateau Kalpak, Vino Dessera, Arcadia, Chamlija, Gali ve Suvla bağları rotadaki duraklar. İstanbul’a birkaç saat mesafedeki bağlar, size bu mevsimde doğanın içinde dinlenebileceğiniz bir kaçamak sunuyor. ‘Trakya Bağ Rotası’nda olmamasına rağmen yolunuzu Türkiye’nin ilk lüks bağ ve sanat oteli olan Hotel Caeli’ye de düşürün. ‘Butik Oteller... Ege ve Akdeniz’den Seçtiklerim’ kitabımda da yazdığım otel, üzümün büyüleyici yolculuğunda sunduğu deneyimlerle sizi bağbozumunda birlikte olmaya davet ediyor. 

Çavuşüzümünün anavatanı Bozcaada
Şimdi biraz daha güneye ve bağlarıyla meşhur bir adaya götürmek istiyorum sizi... Bozcaada hem ada kültürünün çeşitliliğini hem de doğal güzelliklerini, büyük bir huzur içinde sunuyor ziyaretçilerine. Eylül Bozcaada için ada halkının minderlerini yeniden kapı önüne çıkardığı, rüzgârın tatlı tatlı saçınızı karıştırdığı, bakir plajlarda doyasıya yüzdüğünüz ay demek. Bozcaada ilkçağdan beri üzümüyle biliniyor. Evliya Çelebi ‘Seyahatname’de Bozcaada’yı “Dünyanın en güzel çavuşüzümlerinin yetiştiği yer” olarak anlatmış. Üzümler güzelliğini adanın eksilmeyen rüzgârına ve neme borçlu. Talay, Ataol, Çamlıbağ, Amadeus ve Corvus bağları adanın verimli topraklarında bağbozumu için çağırıyor sizi.

Sonbaharın bereketli bağları



Şifalı kumlarda dinlence
Feribottan Bozcaada’ya iner inmez solunuzda deniz restoranlarının çevrelediği şirin bir liman, sağınızda muhteşem bir kale göreceksiniz. Adanın içine doğru yürüdükçe de kendinizi bir Osmanlı-Rum kasabasının dar arka sokaklarında kaybolmuş olarak bulacaksınız. Cam gibi sularda yüzmek ve dalış için ada birebir. Ama ağustosta bile suyun serince olduğunu unutmayın.

Ayazma Plajı en kalabalık ve suyun en ılık olduğu yer. Kumunun da şifalı olduğu söylenir. Daha sakin alternatiflerse Mermer Burnu, Akvaryum Koyu, Sulubahçe, Habbele. Beş odalı Amaranda Ada Evi, adanın merkezindeki Ayapetro, eski bir taş evin restore edilerek otele dönüştürüldüğü Latife Hanım Konağı, adanın en güzel koylarından birine nazır Akvaryum, Tuz Burnu’ndaki Mavi Karga da konaklamak için güzel adresler. Madam Niça, Ada’m, Asma 6, İnvino, Vahit’in Yeri ve Boboz ise yemek listenizde olsun. Adada 3. nesil kahve dükkânlarından Coffee Shelter ve Kahverengi’yi deneyebilirsiniz. Ve adadayken Çınaraltı’nda sakızlı Türk kahvesi için, güneşi batırmak için de Polente’yi seçin. Çiçek Pastanesi’nin sokak arasındaki orijinal dükkânından mis gibi kurabiyeleri tadın. Aki, Masal, Sayfiye Atölye, Optika Gözlük ve Bit Bozcaada gibi tasarım dükkânları da var. Alışveriş yapabilirsiniz...

En büyük organik bağ
Türkiye’nin en büyük tek parsel organik bağı olan ve antik Metropolis topraklarında kurulan Lucien Arkas Bağları’nda üzüm hasadı ağustosun ikinci haftasında başladı. Ülkemizde kendi branşında ‘TSE COVID-19 Güvenli Üretim Belgesi’ni alan ilk üretici konumundaki bu bağda ‘chateau tipi’ üretim yapılıyor. İzmir Torbalı’daki bu bağlarda üzümler, gece serinliğinde ve ay ışığında hasat ediliyor, ardından hemen işlemeye başlanıyor.

Doğanın kollarında
Urla Bağ Rotası üzerinde yedi üreticinin bağları var. Limantepe, Urla, Urla Bağevi, USCA, Mozaik, Urlice ve MMG bağlarında kendinizi doğanın kollarına bırakıp rota üzerindeki OdUrla, Vino Locale ve Lokanta Levan’ın özgün ve enfes menülerini tadabilirsiniz. Konaklama önerilerimse Manej, Two Rooms Hotel ve Urla Bağevi. Urla’nın Sığacık Körfezi’ne bakan kıyısındaki Demircili ve Altınköy sahilleri de denize girmek için bakir adresler. İyonlar, Persler ve Romalılar için vazgeçilmez olan Urla’ya gittiğinizde siz de neden öyle olduğunu anlayacaksınız.

Sonbaharın bereketli bağları



Urla’nın konakları
Eski Urla’nın sokaklarında Rum mimarisiyle yapılmış taş konaklar çıkacak karşınıza. Sanat Sokağı olarak anılan Zafer Caddesi’ne uğramadan geçmeyin. Necati Cumalı’nın evini ve Urla Müzik Akademisi’nin taş binalarını da görmenizi özellikle tavsiye ederim.
Sanat Sokağı’ndaki Hiç Lokanta ve Tadım Atölyesi, Vourla Fırın Café, Keçi Café, İstifçi Bahçe, Uzun Masa Avlu, İrmik Hanım Patisserie, Şafak Lokantası, Ömre Bedel ve Beğendik Abi’nin lezzetleri damaklarınızı şenlendirirken Çivit Mavi, Keramikos ve Urlalı sanatçı Bilter Anı’nın atölyesi harika eserlerle gözlerinize hitap edecek. Her cumartesi Tarihi Urla Tamirhane binasında kurulan, kadın emeğini destekleme amaçlı Urla Kadın Üretici Pazarı’nı da unutmayın. Ayrıca çevredeki uzunkuyu, Barbaros, Yağcılar, Demircili, Kuşçular, Bademler, Özbek köyleri huzur arayanlar için uygun duraklar.

Öküzün gözü gibi iri, lacivert tanelerin peşinde Elazığ

Türkiye’nin dört bir yanı tarihin, doğanın, gastronominin birleşiminden oluşan muhteşem üçlünün ev sahibi. Ve gezdikçe, gördükçe nasıl bir ülkede yaşadığınızı yeniden anlıyorsunuz. Yıllar önce gitmiş ve bir tarih kenti Harput’tan çok etkilenmiştim. Siz de benim gibi, bir sonbaharda, bu kez bağbozumu vakti gidin Harput’a. Bir öküzün gözleri gibi iri ve lacivert taneleri olan öküzgözü ile boğazı yakan zengin buruk tadı nedeniyle boğazkere adının verildiği üzümlerin, bölgenin en yüksek ve engebeli coğrafyasında, soğuktan korunan çukur ovalarda yetiştirilmesine şahit olmak üzere... Ve yolunuz düşerse diye değil yolunuzu düşürün diye. Bir açık hava müzesi görünümündeki Harput, ‘taş kale’ anlamına geliyor. Kaya blokları üzerine korunaklı biçimde inşa edilen yerleşimin tarihi MÖ 2.000’lere dek uzanıyor. Harput’u keşfetmeye, yapımında su yerine süt kullanıldığı yönünde bir halk inanışı olan meşhur Süt Kalesi’nden başlayın. MÖ 8’inci yüzyıla dek uzanıyor kalenin tarihi. Sonra 1157’den günümüze ulaşan eğik minaresiyle ünlü Ulu Cami’yi ziyaret edin. Anadolu’daki en eski camilerden biri. 1739’dan beri kullanılan Kurşunlu Cami ise Harput’taki en güzel Osmanlı yapılarından. Sara Hatun Cami de görülmeye değer. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun için yapılmış.

Harput Kalesi’ne bitişikmiş gibi duran Meryem Ana Kilisesi MS 179’da inşa edilmiş. Dünyanın en eski kiliselerinden. Ziyaret için izin gerekiyor. Ulu Cami’nin hemen yanındaki Şefik Gül Kültür Evi, 200 yıllık geleneksel bir ev. Bahçesi harika. Gülsan Şirketler Grubu’nun almasıyla başarılı bir restorasyondan geçirilerek 2005’te müze olarak Harput’a kazandırılmış.

16. yüzyıldan kalma Cimşit Bey Hamamı restoran olarak kullanılıyor. Tarihi bir atmosferde yöresel lezzetleri tatmak için mutlaka uğrayın. Elazığ ve Harput Türk mutfak kültürüne önemli katkı sağlayan yerler. Dövme çorbasını tadın, yanına sırın ya da tandır ekmeği yiyin. Yöreye özgü bir köfte olan ‘pimpirim’i, bir tepsi yemeği olan ‘gömme’yi, bir tür börek olan ‘patila’yı tadın ve geleneksel helvalarıyla tanışın. Kuşluk ve yatsılık dedikleri öğünlerde pestil, ceviz, kuru meyveler yiyorlar; misafirseniz ikramlardan payınızı bol bol alıyorsunuz.

Buzluk Mağarası yazın sıcağında bile içi buz dolu bir mağara. Yazın buzdan sarkıt ve dikitlerin oluştuğu mağarada kışın nispeten daha sıcak bir hava var. Mağaranın yaşını düşününce içine yapılan merdiven ve aydınlatma düzenekleri sayesinde Urartular ile aynı keyfi paylaştığınızı düşünmek ayrıca heyecan veriyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle