GeriSaffet Emre TONGUÇ Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy

Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy

Önce birbiri ardına tasarım ürünler satılan dükkânlar, yeni nesil pastaneler, üçüncü dalga kahveciler ve iddialı restoranlar açıldı. Derken sokak aralarını rengârenk duvar resimleri, ışıl ışıl fenerler, keyifli sohbetlerden taşan sesler doldurdu. “Son zamanlarda Karaköy’e gittin mi? Ne güzel olmuş!” minvalindeki konuşmalar birbirini izledi. Metropol insanlarını tarihin göbeğine çekti ve Karaköy’den yer bildirimleri sosyal medya akışlarına düştü de düştü… Ve nihayet, bir dönem adı genelevlerle, bir dönem unutulmuşluğu ve tekinsiz sokaklarıyla anılan Karaköy’ün içinden keyfine düşkün ve zevk sahibi bir İstanbullu çıktı! Bana göre bu semti anlamanız için atmanız gereken 7 adım var. Gelin birlikte adım adım yürüyelim…

Üç büyük medeniyetin izi
Karaköy’den Galata’ya uzanan Bankalar (Voyvoda) Caddesi, bulmacanın en keyifli bölümü. Yürürken başınızı bir sağa, bir sola çevirin. İki yanınızı süsleyen muhteşem 19’uncu yüzyıl yapıları arasında gezinirken kendinizi başka bir zaman diliminde hissedebilmek, hayal gücünüzün enginliğine kalmış. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) ders de veren Giulio Mongeri’nin 1920’de yaptığı ve bugün bir bankanın şubesi olan Karaköy Palas’ta üç büyük medeniyetin izlerini göreceksiniz. İtalyan mimar Bizans, Selçuklu ve Osmanlı üsluplarını harmanlayarak ‘imza’ bir yapı çıkarmış ortaya.

Haliç’i izleyen heykeller
Karaköy’deki vapur iskelesine doğru ilerlediğinizde, köşede neo-klasik üslubun kullanıldığı bina çıkacak karşınıza, ki bu da bir başka banka şubesi. 1912 yılında yapılan binanın en dikkat çekici yönü, Haliç’e bakan yüzündeki iki heykel. Erkek olanının sanayiyi, kadın olanın ticareti temsil ettiği ifade ediliyor. Kimileriyse bu heykellerin kökenini Tevrat’a dayandırıp erkeğin ‘Hiram Usta’, diğerinin ise ‘Dul Kadın’ figürleri olduğunu ileri sürüyor. Her iki teorinin sahibi olanların buluştuğu orta nokta ise, o dönemde heykelli bir binaya izin verilmiş olmasının ilginçliği. Burada bir de limanın en ucunda bulunan, 1914’ten yadigâr Deniz Yolları Binası üç kat boyunca yükselen sütunlarıyla dikkat çekiyor.

Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy



Mimar Sinan’ın semte dokunuşları
İstanbul’un dört bir yanına imzasını atan Mimar Sinan, Karaköy’de de çıkacak karşınıza. Rüstem Paşa için 1544-1550 yıllarında yaptığı Kurşunlu Han, bir Ceneviz katedralinin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş. Az ilerisinde yer alan 9 kubbeli bedesten ise Fatih Han olarak biliniyor. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldıktan sonra şehre armağan ettiği ilk yapılardan biri. Tersane Caddesi’nin sonundaki Azapkapı Camii, Mimar Sinan imzalı bir başka eser. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa için 1577’de yaptırılan cami, maalesef bugüne ulaşmayan mektep ve iki çeşmenin de dahil olduğu bir külliyenin parçasıymış aslında. 1733 yılında I. Mahmut’un annesi Saliha Valide Hatun tarafından yaptırılan zarif çeşmeyi de görülecekler listenize alın.

Görmeden geçilmeyecek kadar güzel hanlar
Voyvoda Caddesi’nin ana meydana kavuştuğu köşede yer alan süslü bina, bugün bir sigorta şirketi tarafından kullanılan, 1889 yılından yadigâr Nordstern Han. Mimarı kesin olarak bilinmiyor ama üslup itibariyle İtalyan bir mimarın, hatta Mongeri’nin elinden çıktığını düşünenler hayli fazla. 1902’de Alexandre Vallaury tarafından yapılan Hezaran Han ve 1909’da Mongeri tarafından tasarlanan Assicurazioni Generali Han‘a dikkat edin. Yine Alexandre Vallaury imzalı bir başka yapı ise günümüzde Osmanlı Bankası Müzesi olarak kullanılıyor.

Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy


Gayrimüslimlerin ilk adresi
Karaköy’ün en bilinen yapılarından olan devasa Surp Krikor Lusaroviç Kilisesi, külah biçimindeki kubbesi ve çıkıntılı kemerleriyle tipik Ermeni kilisesi tarzını taşıyor. Kilise, Ermenilerin araziyi Cenevizlilerden aldığı 1431 yılından beri burada. Ama ilk yapılan bina yangınlar ve yol genişletme çalışmaları nedeniyle günümüze ulaşamamış, bugünkü bina 1966’da yapılmış. Hemen yakınında Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi var. 18’inci yüzyılda Mekhitar isimli keşişin liderliğinde Sivas’tan gelen ve kurtuluşun Roma ile birlikte hareket etmekten geçtiğine inanan bir grup tarafından 1834’te yapılmış. Arka sokaklarda gezinmeye devam ettiğinizde yolunuz Aya Nikola Kilisesi’ne çıkacak. Kilisenin zarif avlusunda 19’uncu yüzyıla ait birçok mezar taşı var. Kemeraltı Caddesi’nde uzun duvarların ardında L şeklindeki yapısıyla dikkat çeken St. Benoit Lisesi de görülecekler listesinde olmalı. 1427 yılında Benedikt’in keşişlerinin burada St. Benoit Kilisesi’ni kurduğunda yapılan çan kulesi, yapının en göze çarpan özelliği.

Torunlar için yapılan merdiven
Bankalar Caddesi’nin ortasındaki Kamondo Merdivenleri Galata Kulesi’ne gitmek isteyenlerin kullanacağı bir kestirme. İstanbul’da doğan İtalyan kökenli Yahudi banker Abraham Kamondo’nun 1870-1880 yılları arasında yaptırarak şehre armağan ettiği merdivenler günümüzde halk tarafından ‘Aşk Merdiveni’ olarak da bilinse de aslında merdivenlerin inşa edilmesinin altında Kamondo’nun torunlarına duyduğu aşk yatıyor. Kamondo’nun torunları o dönemde Avusturya Lisesi’nde okuyor. Bu torunlar eve ulaşabilmek için bayağı uzun bir yolu kat etmek zorunda kalıyorlar. Bunu fark eden Abraham Kamondo torunları için bu merdivenleri yaptırıyor.

Eski ve yeninin mutlu evliliği: Karaköy



Benzeri olmayan camiler
Karaköy’de sadece güzel binaların değil, hoşgörünün tarihi izlerinin peşine de düşebilirsiniz. Üç büyük dine ait yapılar burada yüzyıllardır bir arada. Kemankeş Caddesi’ndeki dükkânların arasına gizlenen Yeraltı Camii onlardan biri. Burada bir zamanlar Haliç’e davetsiz misafirlerin girmesini engellemek için konulan zincirin bağlandığı bir kule varmış. Zincirin parçalarını Beşiktaş’taki Deniz Müzesi ve Harbiye Askeri Müze’de görebilirsiniz. 1640 yılına gelindiğinde binanın mahzeninde mezarlar bulunmuş ve üzerine türbe inşa edilmiş. 1757 yılında ise Sadrazam Köse Mustafa Paşa bu türbeyi camiye dönüştürmüş. Arap Camii ise İstanbul’un fethinden sonra camiye çevrilen ilk kilise olarak biliniyor. Hatta ilk ezanın da burada okunduğu belirtiliyor. 1323-1337 yıllarında inşa edilmiş. Cami bugünkü adını 16’ncı yüzyılda İspanyol engizisyonundan kaçan Araplar tarafından kullanılması nedeniyle almış.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle