GeriSeyahat Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları

Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları

Aşçısından garsonuna, kaptandan miçosuna kadar tamamen Türk mürettebatı olan bembeyaz dev gemiden limana bakıyorduk. Gemi Sirkeci Limanı’ndan demir atacaktı ve çok heyecanlıydım. Kafamda aşk gemisinin sahneleri önümde gittikçe küçülen İstanbul, kulağımda martıların sesleriyle bütünleşen seyahat nihayet başlamıştı. Bu turun hayatımda mis kokulu bir beyaz sayfa açmasını umuyordum. Öyle de oldu...

Kalktığından beri sessizce süzülen gemi rotasını Yunan Adaları’na çevirmişti. Kaldığımız kamara penceresiz ama tam konforluydu. Zaten kamarada vakit geçirmeye gerek yoktu. Ancak ihtiyaç olduğunda kamaraya girildiğinden ‘temizlik’ ve ‘düzen’ yetiyordu.

 Temizlik tamamdı ama geminin kıyıya yanaşma ve kalkışı esnası haliyle epey gürültü çıkıyordu. Belki bizim kamara motorlara yakındı, bilemiyorum. Yine de bu ses dahi çok rahatsız edici gelmemişti.

Seyahatlerde olumsuz şeyleri maceranın bir parçası olarak görmek lazım. Ya çözülecek ya da katlanılacak... Her ikisi de olayları deneyimlemek için bir sebep olarak kabul edilirse insan rahatlıyor.

Önümüzde birkaç ada var.

İlki  Lesbos olarak da anılan Midilli.Akvalık’ın komşusu... Burası Girit ve Eğriboz sonrasında Yunanistan’ın en büyük üçüncü adası. Ayrıca meşhur Yunanlı şairler Alcaeus ve Sappho’nun doğduğu yer olarak bilinen son derece şirin mi şirin bir ada.

Kahve, badem şeker ve helva kültürü yanında neredeyse Ayvalık kültürüyle çok benzer bir kültür ve coğrafi yapı. Küçük sahil boyunca hediyelik eşya ve çoğunluğu resim olan sanatsal şeyler satılıyor.

Günübirlik bir gezi için zaman yetmiyor. Adanın meyve-sebze ihtiyacı Ayvalık’tan geliyor. Hatta yöre halkı ‘hastane için bile bize gelebiliyor’ diye duydum. Bir şekilde tarihten rivayetlerle gelen ‘Lezbiyenler adası’ olarak bilinen ada bizler için bir kahve arası gibiydi, hemen toparlanıp başka limanlara demir atıldı.

Trafik derdi yok

Gemi seyahatlerinde ‘yerler değişse dahi geceleme aynı kamarada’ demek ‘bavul taşımaya gerek yok‘ anlamına gelir. Duraklardan bir şeyler satın alınır kamaraya birikir, denize girer yine kamarada değişirsiniz, bir şey mi lazım hop yine kamara! Ne kolaylık...

Hele başka bir kolaylık vardır ki, çok sevdim. Yemeğe ya da gece eğlenmeye mi gideceksiniz oh ne güzel... Trafik derdiniz yok. Hemen aşağıya inin, hazırlanın gelin. Ya da yukarı çıkın. Geç saatlere kadar dışarıda kalın, sosyalleşin, oda sabit zaten. Hemen odada olmak güzel bir lüks.

Bu arada gemide yemekler dört dörtlük. Taze meyve-sebze, gemide pişiriyorlar, çok çeşitli ve değişik bir mönü sunuluyor misafirlere. Güler yüzle yapılan servis ve yardım da takdir edilecek kadar başarılı.

Turistlerin gözbebeği

Bir sonraki durak Rodos. Uzun yıllar Osmanlı’ya ait olmuş plajları, kalesi ve beyaz tek katlı evleriyle ünlü Rodos, özellikle yazın turistlerin gözbebeği bir ada. Burada aklıma ilk gelenler Türkçe konuşan Yunanlılar, kahveyi köpürterek içen yabancılar ve çok sıcak bir günde dolup taşan plajlar... Yine sadece bir gün kaldığımız için fazla keşfedecek vakit olmadı. Ama kale içindeki dar sokaklarda satılan el işleriyle donanmış hediyelik eşyaları anımsıyorum.

Her duraktan yeni ufuklara yelken açarken aklıma güzel şeyler gelir, dalarım uzaklara... Gemi rotasını bulana kadar çabalarken hayattaki mücadeleler aklıma gelir, duygulanırım.

Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları

Jet-sosyetenin durağı

Genin yeni durağı dünya jet-sosyetesinin durak yeri Santorini. Hakikaten film stüdyosu gibi tasarlanmış bir masal diyarı. Kapı zilinden, sandalyesine, kilise çanından, sokak lambasına kadar mavi ve beyaz renklerin hâkim olduğu bir rüya adanın içine girmenin heyecanını yazarken de yaşıyorum.

Gemimizin girişi, filikalarla adaya taşınmamız, adanın tepesine eşek veya asansörle çıkışımız... Hepsi birer film sahnesi gibiydi. Güneşin doğuşu ve batışının beyaz evlere yansımasını görmek ne eşsiz olurdu! Ama o kadar beklemedi gemi. Demir aldık yine...

Ama en tepede bu beyaz ve mavinin ışıldadığı yerlerde yürürken zamansızlığı yaşıyorsunuz. Böylesi bir rüya ortamında zamanın nasıl aktığını gördüğünuzde yaşamın verdikleri için şükrediyorsunuz. Çünkü Santorini adasının tepesinden aşağıya bakarken görülen manzara belki bir daha görülemeyecek. Adanın aşağısında rehberimizin gösterdiği sönmüş volkanlar dahi bu adada başka bir şeymiş gibi geldi. Oysa ki sadece sönmüş bir volkan taşı...

Kaliteli turist, kaliteli servis

Santorini plajlarına gelince siyah ve kırmızı renkli kumsallar gördüm. Deniz de pek coşkulu ama öte yandan bir turistik ada olarak kilise, butik otel, restoran ve kafelerde gerçekten nezih bir hizmet sunuluyor. ‘Kaliteli turist, kaliteli servisle ağırlanıyor’ izlenimine sahip.

Santorini adasının bu şekilde turizme hazır halde tutmak için iyi yatırım yapıldığı gerçeğini gördüm. Böylesi yüksek tepeli adalarda temiz, şık, yeşil ve bakımlı turizmi korumak çaba ve yatırım ister. Bu yatırım nasıl geri döndüğüne bizzat tanık oluyorsunuz Santorini’ye gittiğinizde...

Zaman en hızlı bu adada geçti. Hava kararmadan adayı terk ederken yine bir hüzün vardı içimizde... Bir yandan ada küçülürken bir yandan da hayallerim büyüyordu. Üzülmemeliydim. Neyseki yeni durak yakın. Bir başka turistik ve ilginç adaya doğru yol alıyoruz...

Yeni durak Mikonos

Bu son iki adaya birkaç büyük gemi yaklaşamazken bizimki hiç zorlanmadı bile. Gece sabaha karşı büyük bir gürültü duyduğumda zaten anlıyordum ki yeni bir duraktayız. Yeni durak demek yeni bir heyecan ve yaşanacak yeni maceralar...

Ve kahvaltı sonrası Mikonos sokaklarındayız. Daracık beyaz sokaklar akşamdan kalmış gibi görünmüyordu. Çünkü dükkân, kafe sahipleri almış eline süpürgesini kapılarının önünü temizliyor. Ne hoş bir manzaraydı. Hani derler ya “Herkes kapısının önünü temizlese...” İşte bu sahneyi burada görmek mümkün. Gece sabaha kadar kim bilir neler yaşandı bu sokaklarda ama şimdi bizler tertemiz beyaz taşlara basmaktan keyif alıyorduk. Diğer taraftan da temiz ve kuru havayı hissetmeye çalışıyoruz. Çok rüzgâr olsa da sokak içinden yürünebilir ve Mikonos’un kendine has beyaz zemin üzerindeki mavi çerçeveli binaları seyredilebilir.

Yalnız sessiz olmak lazım. Küçük bir gürültüde pansiyonun sahibi “Şist. Uyayan var” diye sizi ikaz edebilir. Haklı da... Tatilini Mikonos’ta geçiren biri kim bilir kaçta yatar?.. Biz kendi işimize bakıp fotoğraf çekmeye devam ediyoruz.

O kadar malzeme var ki etrafta. İnsanlar yavaş yavaş dolmadan bu güzel bahçeli küçük beyaz evlerin harika görüntülerini kaçırmamalı. Daracık sokaklarda yürürken sokaklara kalabalıklaşmaya başlıyor. Ne kadar ilginç, yollar dar olsa da kimse kimsenin omuzuna çarpmıyor. Neden mi? Bunun sırrını çözemedim doğrusu!..  Ama galiba kalabalıkta yürümesini bildiklerinden...

Labirent gibi olan sokaklarda şaşırsanız da kaybolmak mümkün değil. Rüzgara bakmak yeterli. Sizi sahile götürecektir. Sahilde de zaten merkezi bulmak çok kolay. Birkaç adım ötede. Hatta mutlaka grubunuzdan birisini merkezdeki banklardan birinde dinleniyor bulmanız çok büyük bir olasılık. Böylece kaybolmakla, bulunmak arasındaki süre çok kısa...

Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları

Ada 24 saat ayakta

Sahile çıktık. Mikonos’un simgelerinden ünlü yel değirmenleri karşımızda. Dört adet yan yana sıralanmış yel değirmeni ve fonda şiddetli esen rüzgâr eşliğinde fotoğraf kareleri... Uçuşan saçlar, sahile vuran dalgalar ve sıcak havanın verdiği rehavet ortamında içinde zorla gülümsenen resimler... Bir yandan da sürekli koşturan gruptan uzak kalmamak gerek. Daha görecek yerler var. Örneğin, biraz ileride sahilde görülen taştan yapılı yalı evleri. Uzaktan bakıldığında ‘dalga sanki pencereden içeri giriyor’ gibi geliyor. Ama kimsenin aldırdığı yok. “Bu sesle gece nasıl uyuyorlar?” diye düşünüyorum ki sonra bu düşünce saçma geliyor. Gece uyuyan yok ki... Mikonos 24 saat ayakta...

Ne yazık ki Santorini gibi buranın da meşhur gece hayatını göremedim. Neler kaybettik bilemiyorum ama varsın görmeyim... Gördüklerim bana yeterli. Çünkü vakit geldi, dönüyoruz geldiğimiz yere, gemi kalkıyor yine sessizce.

Yahya Kemal‘in dediği gibi... “Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan... Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden...”

 

Valiz toplamadan, trafiğe takılmadan...Güzel ve beyaz: Yunan Adaları

 

 

 

False