
Üç yapraklı yoncanın adasında fantastik bir şehir
Tuğla evleri, yemyeşil ormanları, gürül gürül akan dereleri ve sempatik insanlarıyla Dublin sıcacık kucaklıyor sizi. Havaalanına indiğinizde puslu bir havayla karşılaşmanız muhtemel ama moralinizi bozmayın. Mevsim bahar da olsa kış da olsa çok üşümüyorsunuz. Tıpkı İrlanda’nın sembolü olan üç yapraklı yonca gibi şu üçleme eşlik ediyor seyahatinize: Orman, deniz, gökyüzü.
Uzun süredir İrlanda’ya, özellikle de ülkenin başkenti Dublin’e gitmenin hayalini kuruyordum. Sonunda dileğim gerçekleşti ama büyük bir mücadelenin sonunda. Çünkü eşim ve ben vize başvurumuza ret aldık. Schengen’le ülkeye giremiyorsunuz. İrlanda vizesi gerekiyor. Biz ret alınca vazgeçmedik, itiraz dilekçesi hazırladık. Ülkede nereleri görmek istediğimizi listeledik. Samimi bir mektup yazdık. Türkiye’de bir kedimiz olduğunu ve onu çok yalnız bırakamayacağımızı, Dublin’de yaşayan 3 yaşındaki yeğenimize birlikte ülkeyi gezeceğimize söz verdiğimizi söyledik. Daha detaylı bir finansal tablo da oluşturduk ve dilekçeleri yolladık. Tam umudu kesmiştik ki 6 ay sonra cevap geldi. Vizeyi verdiler. Hemen uçak biletlerini aldık.
Dublin Havaalanı’na indiğimizde hava bulutlu ve hafif yağmurluydu. Ama bu zaten sürpriz değil. İrlanda bir ada ülkesi olduğu için kışlar sert geçmiyor, yazları da aşırı sıcak değil. Fakat yıl boyu yağmur var ve ülkenin rüzgârı meşhur. O yüzden bir şemsiye yerine valizinize yağmurluk atmanızı öneririm.
Keltler MÖ 500 yılında İrlanda’ya yerleşmiş. Bunun izlerini günümüzde de görüyorsunuz. Örneğin üç yapraklı yonca (shamrock adıyla biliniyor) İrlandalılar için önemli bir sembol. Doğa-insan-ruh, toprak-deniz-gökyüzü, yaşam-doğum-ölüm gibi üçlemelerle özdeşleşmiş. MS 5’inci yüzyılda Hıristiyanlığın kabul edilmesiyle üç yapraklı yonca İrlanda’nın koruyucusu olarak bilinen Aziz Patrick’le ve baba-oğul-kutsal ruhla birlikte anılmaya başlamış. Bu yüzden her köşe başında siz de bol bol üç yapraklı yoncalı kolyeler, magnetler ve objeler göreceksiniz. Çok güzel hediyelikler var bu arada.

Gotik mimari
Adını Aziz Patrick’ten alan görkemli katedral seyahatimizin ilk durağı oldu. Küçük bir parkın ortasında yükselen katedralin gotik mimarisi sizi büyülüyor. Görkemli yapının iç duvarına üst üste asılmış bayraklar hemen dikkatinizi çekiyor. Bunların her biri, geçmişteki savaşlarda İrlandalı bir asker tarafından taşınan gerçek bayraklar. Çoğu 100 yıldan daha eski. Bir kez asıldıktan sonra bir daha onlara dokunulmamış; tozlanmış, eskimişler. Savaş günlerini hatırlatması açısından oradalar. Görülmesi gereken diğer kiliseler Mesih Kilisesi Katedrali ve İrlanda Kilisesi.
Ülkede o kadar çok tarihi kale var ki saymakla bitmiyor. Şehrin tam kalbindeki Dublin Kalesi, İrlanda Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesinin sembollerinden. İrlanda’nın İngiliz egemenliğinden kurtuluşunun temelleri 1922 yılında atılmış. Kale o zamana kadar İngiliz yönetiminin merkeziymiş. Günümüzde sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor. İç kısmı gezdikten sonra görevlilere Kraliyet Şapeli’nin yerini sorun. Aynı avlunun içindeki bu tarihi yapı da çok etkileyici.

Çok eski bir kütüphane
Şehir merkezine 20 dakikalık mesafedeki Malahide Kalesi’ni de gezebilirsiniz. Hayaletli hikâyeleriyle meşhur olan bu yapı 12’nci yüzyılda Talbot ailesi tarafından inşa edilmiş. Biz hiçbirine rastlamadık ama söylenene göre içeride 5 tane hayalet var. Dublin’e yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Trim Kalesi de popüler. Mel Gibson’ın oynadığı ‘Cesur Yürek’ (Braveheart) filminin bazı sahneleri bu kalede çekilmiş.
Vikinglerle ilgili birçok dizi, film izledik ama onların gerçekten baskınlar düzenlediği kıyılarda dolaşmak başka bir duygu. Vikinglerin izlerini şehirde en iyi takip edebileceğiniz müze Dublinia. Çocuklu ailelerin ilgisini çekecektir. Sonraki durağımız Trinity Kolej Kütüphanesi. Geçmişi 1592’ye kadar uzanıyor, içinde 4,5 milyondan fazla kitap ve elyazması olduğu söyleniyor. Bunlardan biri Kells Kitabı (Kells İncil’i). Keşişler tarafından elle parşömen üzerine yazılan bu elyazması İrlanda’nın hazinelerinden biri. Kütüphaneden çıktıktan sonra dijital sergi alanı Red Pavilion’u da gezmeyi unutmayın.

Canlı müzik için...
İnternette ‘Dublin’ diye ararsanız karşınıza önce The Temple Bar çıkıyor. Mahalle de bu mekânın adıyla anılıyor ve turistlerin favorisi. Biz yılbaşında gittiğimizden o dönemde bar çok süslüydü. Akşam canlı müzik dinlemek ve İrlanda pub kültürünü deneyimlemek için ideal. Bölgeye yakın, tuğla binalarla dolu Dame ve Grafton caddeleri de şehrin popüler yerleri. Pub kültürü demişken Guinness Storehouse’u görmeden İrlanda seyahati tamamlanmış sayılmaz. Eski bir bira fabrikası olan bina günümüzde interaktif müzeye dönüştürülmüş. En üst kattaki Dublin manzarası müthiş.

Gelelim yeşil alanlara; o kadar çok park var ki. Biz listemizin başına Phoenix Park’ı koyduk çünkü orada geyikler yaşıyor. Çok şanslıyız ki bir sürüye rastladık. İnsanlara alışmışlar, bol bol fotoğraf çektik. Başlarında bir güvenlik aracı bekliyordu. Hayvanlara 15 metreden fazla yaklaşan olursa hemen megafonla uyarı geliyordu. Ayrıca St. Stephen’s Green, St. Anne’s Park ve Marlay Park da çok güzel.
En son durağımız şehre bir saat mesafedeki Wicklow’du. Kasabadaki Glen Plajı’nı sık sık ziyaret eden fokları merak ediyorduk. Wicklow kıyıları boyunca yürüyüş rotasını takip ettik. İrlanda rüzgârından nasibimizi aldık. Tam dönsek mi dediğimizde tatlı tatlı güneşlenen fokları bulduk. Birbirleriyle oynaşmalarını izlemek müthişti. Kayaları döven dalgalar eşliğinde gittiğimiz yoldan dönerken içimizi bir hüzün kapladı. Daha Moher Kayalıkları’na gidecektik ama bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Bir sonraki ziyaretimizde hedefimiz orası.

Listenize ekleyebilirsiniz
◊ Killiney kasabası: Elit bir sahil kasabası. Killiney Hill Park’ın en yüksek noktasına ilerlediğinizde Çanakkale’deki Zeus Altarı’nı anımsatan bir yapı göreceksiniz. Efsaneye göre basamaklarını saat yönünde çıkarsanız dileğiniz gerçek oluyor.
◊ Liffey Nehri: Dublin’i kuzey ve güney olarak ikiye bölen bir nehir. Üzerine kurulan Ha’penny ve O’Connell köprüleri tam fotoğraflık. Samuel Beckett Köprüsü’yse daha modern bir mimariye sahip.
◊ Bull Island: Dublin Körfezi’nin kuzeyinde, Clontarf kıyılarının açıklarındaki bir adacık. Kuş gözlem alanları ve Dollymount Strand Plajı’yla biliniyor. Yaz-kış plajda sörf yapanlar var.
◊ Kildare kasabası: Alışveriş için en doğru adres. Dükkânlar ayrı ayrı küçük kulübeler gibi tasarlanmış. Aradığınız her markayı bulabilirsiniz. Birçok ürün indirim döneminde Türkiye’den çok daha uygun fiyata geliyor.

Güncel Öztürk
Salim Uzun
Sinem Vural


