
Türk gezginlerin yeni gözdesi: St. Petersburg! Vize derdi yok ve çok ucuz
Son dönemde Avrupa’ya gitmek isteyen birçok kişinin aklında aynı soru var: “Schengen vizesiyle uğraşmadan nereye gidebilirim?” İşte tam bu noktada St. Petersburg, Türk gezginler için gerçekten güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Benim gözümde St. Petersburg, klasik bir şehir gezisinden çok daha fazlası. Daha ilk adımda insana farklı bir zamana gelmiş hissi veriyor. Geniş caddeler, pastel renkli saraylar, kanallar, köprüler, müzeler… Sanki şehir değil de büyük bir açık hava sahnesi. Şehre, motorlu araçları kaldırsanız 19'uncu yüzyılda olduğunuzu hissedeceğiniz tarihi bir doku hakim.
Buraya “Kuzeyin Venedik’i” denmesi boşuna değil. 90’dan fazla nehri ve yüzlerce köprüsüyle St. Petersburg’u gezerken sürekli suyla, yansımalarla ve kartpostallık manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Özellikle Neva Nehri üzerinde yapılan kanal turları, şehri bambaşka bir açıdan görmenizi sağlıyor. Gündüz ayrı güzel, akşam ışıklar yanınca ayrı büyüleyici.
'Ah, bir bilseniz böyle kaç kez aşık oldum!'
St. Petersburg sokakları Fyodor Dostoyevski'ye bu sözleri boşuna yazdırmamış. Beyaz Geceler'in, Fyodor'un kaleme aldığı aynı adı taşıyan romanından daha etkileyici olduğunu da söylemeden geçmemek lazım.

HER ADIMDA YENİ BİR SÜRPRİZ
St. Petersburg’u hissetmek için mutlaka Nevsky Bulvarı’nda yürümek gerekiyor. Burası şehrin en canlı, en ikonik ve en hareketli caddesi. Kafeler, tarihi binalar, kitapçılar, mağazalar, köprüler ve sokak sanatçılarıyla günün her saati yaşayan bir yer.
Nevsky Bulvarı, 18'inci yüzyılın başlarında Büyük Petro döneminde planlanmış ve zamanla St. Petersburg’un ana aksı haline gelmiş. Yaklaşık 4,5 kilometre uzunluğundaki bu cadde, Admiralty bölgesinden başlayıp Aleksandr Nevski Manastırı’na kadar uzanıyor. Yani sadece alışveriş yapılan bir cadde değil; şehrin tarihini, mimarisini ve günlük hayatını aynı anda görebileceğiniz bir rota.
Benim için Nevsky’nin en güzel tarafı, yürürken sürekli başka bir sürprizle karşılaşmak oldu. Bir yanda Kazan Katedrali’nin görkemli sütunları, diğer yanda Singer Binası’nın zarif mimarisi, biraz ileride tarihi pasajlar ve kanal manzaraları… Cadde boyunca yürürken St. Petersburg’un neden bu kadar etkileyici bir şehir olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Nevsky Bulvarı aynı zamanda edebiyatla da güçlü bir bağa sahip. Gogol’un “Nevsky Bulvarı” adlı öyküsüne ilham veren bu cadde, Dostoyevski’nin St. Petersburg atmosferini hissetmek isteyenler için de özel bir durak. Kalabalığın içinde yürürken şehir size hem bugünü hem geçmişi aynı anda gösteriyor.
Kısacası Nevsky Bulvarı, St. Petersburg’un kalbi gibi. Şehre ilk kez gelen biri için en iyi başlangıç noktalarından biri. Gündüz mimarisini izlemek, akşam ışıklar altında yürümek ve arada bir kafeye oturup şehrin temposunu seyretmek gerçekten çok keyifli.

SCHENGEN STRESİNDEN UZAK BİR ROTA
St. Petersburg’un Türk gezginler arasında bu kadar popüler olmasının en önemli sebeplerinden biri de vize kolaylığı. Yeşil pasaport sahipleri için vize gerekmiyor. Bordo pasaport sahipleri ise evrak toplama derdi yaşamadan, pasaport ve dijital fotoğrafla e-vize başvurusu yapabiliyor. Yaklaşık birkaç gün içinde sonuçlanan bu süreç, şehri Schengen stresinden uzak bir rota haline getiriyor.
Bir diğer artısı da fiyatlar. Avrupa’nın birçok popüler şehrine göre konaklama, yeme-içme, ulaşım ve kültürel etkinlikler daha uygun. Bu yüzden St. Petersburg hem kültür dolu hem de bütçeyi çok yormayan bir tatil isteyenler için güzel bir seçenek.
HERMİTAJ, KANLI KİLİSE, PETERHOF
Şehirde en çok etkilendiğim yerlerden biri Hermitaj Müzesi oldu. Burası sadece bir müze değil, başlı başına bir dünya. Hermitaj’ın temelleri 1764 yılında, Çariçe II. Katerina’nın Avrupa’dan önemli sanat eserleri satın almasıyla atılmış. Bugün dünyanın en büyük ve en etkileyici müzelerinden biri olarak kabul ediliyor. Müzenin bulunduğu Kışlık Saray ise zaten tek başına görülmeye değer. Salonlardan geçerken insan ister istemez Çarlık Rusya'sının görkemini hayal ediyor.

St. Petersburg denince akla gelen bir diğer durak ise Kanlı Kilise. Rengarenk kubbeleriyle masal kitaplarından çıkmış gibi duran bu yapı, aslında hüzünlü bir hikayeye sahip. Kilise, Çar II. Aleksandr’ın 1881 yılında suikasta uğradığı noktaya inşa edilmiş. Yapımına 1883’te başlanmış ve uzun yıllar süren çalışmaların ardından 1907’de tamamlanmış. Dışarıdan bakınca ihtişamlı, içeride ise mozaikleriyle nefes kesici. Her köşesinde ayrı bir detay var.
Kanlı Kilise denilmesinin nedeni ise II. Aleksandr’ın kanının döküldüğü yere inşa edilmesi.
Şehrin biraz dışına çıkınca ise bambaşka bir güzellik sizi bekliyor: Peterhof, yani meşhur Yazlık Saray. Burası için “Rusya’nın Versailles’ı” deniyor ve gerçekten bu benzetmeyi hak ediyor. Büyük Petro döneminde, 18'inci yüzyılın başlarında Baltık Denizi kıyısında görkemli bir imparatorluk yazlığı olarak tasarlanmış. Sarayın ve bahçelerin asıl büyüsü ise çeşmelerinde. Altın renkli heykeller, geniş bahçeler ve denize doğru uzanan manzara insanı gerçekten etkiliyor. Peterhof, yaklaşık 200 yıl boyunca Rus imparatorlarının yazlık sarayı olarak kullanılmış.

HER KÖŞEDE TARİH, SANAT VE EDEBİYAT
St. Petersburg’un en güzel tarafı şu: Bir gün saray geziyorsunuz, ertesi gün Dostoyevski’nin romanlarına ilham veren sokaklarda yürüyorsunuz. Bir akşam bale ya da opera izliyorsunuz, başka bir gün kanal kenarında kahve içip şehri izliyorsunuz. Her köşede tarih, sanat ve edebiyat var.
Yeme-içme konusunda da şehir yeni lezzetler vadediyor. Geleneksel Rus lezzetlerini deneyebileceğiniz restoranlar da var, modern ve şık mekanlar da. Üstelik fiyatlar birçok Avrupa şehrine göre daha ulaşılabilir. Bu da özellikle birkaç günlük değil, daha uzun bir gezi planlayanlar için büyük avantaj.

HER DÖNÜŞTE BİRAZ ÖZLENECEK BİR ŞEHİR
İstanbul’dan yaklaşık 4 saatlik bir uçuşla St. Petersburg’a ulaşmak mümkün. Özellikle Haziran ve Temmuz aylarında yaşanan Beyaz Geceler dönemi şehrin en özel zamanı. Havanın çok geç kararması, sokakların gece bile canlı kalması ve şehrin ışığının hiç kaybolmaması bu dönemi unutulmaz yapıyor.
Kısacası St. Petersburg, hem Avrupa havası almak isteyen hem de vize süreciyle yorulmak istemeyen Türk gezginler için son dönemin en cazip rotalarından biri. Tarihiyle, müzeleriyle, saraylarıyla, kanallarıyla ve masalsı atmosferiyle insana “iyi ki gelmişim” dedirten şehirlerden.
Bana göre St. Petersburg, sadece gezilecek bir yer değil; yavaş yavaş keşfedilecek, sokaklarında kaybolunacak ve her dönüşte biraz daha özlenecek bir şehir.
Farklı havayolları İstanbul’dan St. Petersburg'a günde 10 sefer düzenliyor. AJet de Türk ziyaretçilerin yoğun ilgisi üzerine Ankara hattında yeni seferlere başladı. Antalya’dan gerçekleştirilen charter uçuşları da dahil olmak üzere haftada 300 seferin düzenlendiği St. Petersburg’u geçen yıl 69 bin Türk turist ziyaret etti. Bu yıl ise bu sayıya ilk 6 ayda ulaşıldı.

Erdal Fernergiz
Salim Uzun
Sayım Çınar




