GeriSeyahat Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Bazı hayaller vardır, yıllarca içinizde yaşar, büyür ve zamanı geldiğinde sizi kendine çekiverir. Madagaskar da benim için tam olarak böyleydi. Afrika’nın doğusunda, Hint Okyanusu’nun kucağında izole kalmış bu ada ülke, bana yalnızca bambaşka bir doğayla değil, insanlıkla, sabırla ve tevazuyla tanışma fırsatı sundu.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

İstanbul’dan gece yarısı yola çıkıp ertesi gün öğle saatlerinde Madagaskar’a varabildim. Buz gibi bir havadan gelip birdenbire Afrika sıcağıyla yüzleşmek muhteşem bir histi. Rehberim Fana havaalanından beni almaya geldi. Önce araba kiraladık. Vize işlemleri, telefon hattı derken en sonunda havaalanından çıkıp Madagaskar’ın başkenti Antananarivo’nun (kısaca Tana deniyor) kaos dolu sokaklarına ulaşabildik. Bir gece Tana’da kaldıktan sonra ertesi sabah erkenden yola çıkacaktık. Bu yüzden ucuz bir otele rezervasyon yapmıştım ama Afrika’da olduğum gerçeği suratıma tokat gibi çarptı; otelde elektrik de su da yoktu. Duş alabilmem için karanlık bir banyoda, kovaya azıcık sıcak su koydular. Tabure yok, maşrapa yok...

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Timsah dolu nehir

Üstünde en çok kafa yorduğum konu ‘Timsah dolu bir nehirde tekne turu mu yapayım, kano mu’ oldu. En sonunda kanoya karar verdim. Tsiribihina Nehri’nde, tek parça bir ağacın içini oyarak yaptıkları bir kanoda 2,5 gün geçirecektim. Afrika’nın da nehirleri bildiğiniz kırmızı çamur.

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Rehber Fana beni öğle sıcağında, çamur akan nehirdeki bir kanoya teslim etti. O araçla 2,5 gün sonra beni ileriden alacaktı. Hava deli sıcaktı. Fış fış çekilen kürek seslerine hiç susmayan iki kişi eşlik ediyordu. Kanonun içinde yarı yatarak oturuluyor. Hayatında kaç sefer böyle bir şey yaşayabilir insan!

Öğle yemeği zamanı bir köyde durduk. Kayıkçı ve aşçı yemek hazırlarken köydeki çocuklarla oynadım. Şarkılar söyledim. Madagaskar’ın dünyanın en fakir dördüncü ülkesi olduğunu biliyordum ama bunu gözünüzle görmek başka bir şey. Bu nehrin kıyısındaki köylere karadan ulaşım yok. Nehirden yakaladıkları balıklarla ve mangoyla besleniyorlar. Evler sazdan yapılmış, içinde eşya yok.

Yemekten sonra tekrar yola koyulduk. Akşamüstüne doğru hava bir koptu, kendimizi kıyıya zor attık. Adamlar eşyamız ıslanmasın diye hemen bir çadır açtı ama içeri su giriyordu. Hava açmaya başlayınca tekrar bindik o kanoya. Fırtına sebebiyle varmamız gereken şelaleye hava kararırken ulaştık ve kamp kurduk. Şelalede sabah yüzdük, en mantıklı karar bu oldu.

Malagasilerin (Malgaş diye de bilinen yerli halk) en büyük lüksü güneş enerjisiyle çalışan radyoları. Dünya yıkılsa o müzik çalıyor. Akşam oldu, açıldı radyo. Neşeyle yemek hazırlığına giriştiler. Afrika’nın ortasında, timsahlarla dolu nehrin kenarında, egzotik müzikler eşliğinde dans ediyordum. Tek çadır getirdikleri için dışarıda, açıkta uyumak zorunda kaldım ama olsun.

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Rehbersiz gezilemiyor

Tsingy de Bemeraha Millî Parkı’na gitmek için arabayla ilkel bir sala biniyorsunuz. Bizim Samsun ve Dalyan, Muğla’da kullanılan sallara benziyor ama inip binme yerleri timsah dolu, çamur akan nehirler. Üstelik birkaç tane nehir geçmeniz gerekiyor. Köprü olmadığı için yağmur zamanı nehirler yükseliyor ve karşıya geçemiyorsunuz. Bu sebeple park kapanabiliyor.

Kaya ormanı denen jeolojik oluşumlar rehbersiz gezilemiyor. Biraz zor bir aktivite ve kondisyonunuza göre parkurları siz seçiyorsunuz. Belinize dağcıların kullandığı kemerlerden takıyorsunuz. Öyle yerlerden tırmandık, dar ve karanlık yerlerden geçtik ki beni bile zorladı. Üstünde duramadığım sivri kayalıklar, tebeşir sürtünce çıkan ses gibi bir ses çıkaran vahşi hayvanlar, üstüne basmaktan son anda rehberimiz sayesinde kurtulduğum kocaman siyah yılan, say say bitmez. Bu hallerde gide gide bir asma köprüye vardık. Seyrettiğim o belgeselin tam içindeydim işte. Ne sallanmak o öyle, ne çürük tahtalar... Bir de açmayı unuttuğum kamera yüzünden kaç kez gittim geldim bilmiyorum. Her şey bittiğinde kendimi otelin havuzuna atıverdim.

Geldiğimiz yolları bir bir geri dönüyorduk. Meşhur Madagaskar fotoğraflarında gördüğümüz baobab ağaçlarının olduğu Baobab Avenue yolunu kano turunda olduğumuz için giderken görememiştim. Fotoğrafların çekildiği yer, şehirlerarası bir yol aslında. Bizim Âşıklar Yolu gibi sağlı sollu devasa baobab ağaçlarıyla kaplı. Ülkede nadiren gördüğüm tüm turistler buradaymış meğer. Fotoğraf çekmek için bir köşe kapmaca yaşandı. Sonra oturup bir güzel bu ağaçların meyvesinden yapılmış dondurmayı yedim.

Ülkeye gitmeden önce bana en tehlikeli yolun Morondava şehri yolu olduğunu söylemişlerdi. Özellikle gece yollar kesiliyormuş, gasp olayları yaşanıyormuş. Vardığımızda hava kararmıştı ama sorun olmadı. Uzun süre şehirden uzak kalınca oranın hareketli hali hoşuma gitti ve yemek yemek için kendimi dışarı attım.

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar

Bisikletli arabalardan birine atlayıp Fana’nın önerdiği restorana gittim. Ömrümde görmediğim büyüklükte balıklar vardı. Sipariş verebilmek bir meseleydi çünkü İngilizce bilen yoktu. Siparişi vermeyi başarınca Mozambik Kanalı’nda ayaklarımı suya sokmaya gittim. Sahilde bir hayli yürüdüm. Tepemde dolunay ve kanalın ılık suyu... Mutluluktan ağlanır mı Abidin, ben ağladım. Geri döndüğümde peş peşe dev balıklar, karidesler masaya yağmaya başladı.

En muammalı yol Morondava ile Manja arasındaydı. Sazlıkların arasından içi su dolu kanallardan geçiyorduk, hatta göllerden. Araç bozulsa ve orada kalsak, telefonun çekmediği, insanın olmadığı yerde ne yapardık bilmiyorum. Ben camdan dışarı çıkıyor, suları yara yara giderken çığlıklar atıyordum. İşte o ara ağzıma giriverdi çamurlu sular. Bu ağzım kulaklarımda olma halimden zamanında sinek yutmuşluğum bile var. Çamurlu su ne ki!

Güneye, Mozambik Kanalı kıyısındaki Toliara şehrine geçtim. Morondava’daki gibi denize gireceğim sandım ama hayatımda bu kadar kirli ve çamurlu bir deniz hiç görmemiştim. Nasıl hayal kırıklığına uğradığımı anlatamam.

Denizden yana hüsrana uğramıştım ama Anakao’ya ve beyaz kumlarına gidiyordum. Sabah erkenden Fana beni feribot iskelesine bıraktı. Denizin içinde bir öküz arabası vardı. Bot kıyıya yanaşamıyordu, o öküz arabasıyla bota ulaşabildik. Son sürat adaya doğru ilerledik, bir saatin sonunda sahildeki otelime vardım. Hemen tekne turumu organize ettim. Bembeyaz kumları olan, çok değişik kuşlara ev sahipliği yapan bu adada resiflere dalacaktım. Günlerdir yollarda tozlara bulanmış, yorgunluktan ölmüştüm. Bu rüya tatili hak etmiştim. Zanzibar’ın bembeyaz kumlarıyla aynıydı. Resiflere dalıp çıkarken kendimi kaybettim. Dünyanın birçok yerinde dalmış biri olarak orada gördüğüm mercanları başka yerde görmedim.

Lemurlarla buluştuk

Döndüğümde kumsalda çocuklar beni bekliyordu. Onlara telefondan çizgi film açtım ve hep birlikte sarılıp izledik. Akşam kumsaldan restorana yürürken tüm çocuklar bana eşlik etti. Şarkılar söylediler. En unutulmaz anılarımdan biriydi. Dinlenmiş, yenilenmiş bir Bahar olarak geri döndüm. Öküz arabalarıyla bindiğimiz bottan sonra traktörle karaya ulaştık.

Sırada içinde şelaleler, küçük bir kanyon ve lemurlar olan, dünyaca ünlü Isalo Park vardı. Parkın Sabah çok erken girdik içeri çünkü öğleden sonra yağmur yağabilirdi. Daha önce parktaki kanyonda sel olmuş ve 5 kişi ölmüş. Bu sebeple azıcık yağmur düşse hemen parkı kapatıyorlarmış. Bir dolu endemik bitki, hayvan gördükten sonra ilk şelalede yüzme molası verdik. Sonra yürü babam yürü! Tam kanyona geldiğimizde yağmur çiselemeye başladı. Bir panik oldu ve dönüşe geçtik.

Ranomafana Milli Parkı’na giderken akşam olmuştu. Parkta lemur peşine düştüm. Ormanın içinde, ağaçların tepesinde lemur görmek ve onu fotoğraflayabilmek kolay değildi. Ranomafana termal su anlamına geliyormuş. Yakınlarda olduğunu öğrenince hemen sıcak su havuzuna gittim. Bir girdim, kapanıncaya kadar içinden çıkmadım.

Sonra lemurları daha yakından görebileceğim Vakona Park’a geçtik. 6 euro giriş ücretini ödedikten sonra lemurların yaşadığı ormana giriyorsunuz. Diğerlerinden tek farkı oradaki lemurlar rehberlere alışmış, yakınınıza kadar geliyorlar. En sonunda el ele tutuştuğumuz, göz göze bakıştığımız anlar yaşandı. Dünyanın en komik hayvanı bence dans eden lemurlar.

Tozlu yolları, beyaz kumları ve temiz kalpli insanlarıyla Madagaskar
Morondava-Manja arasında bir köy.

Palmarium Rezerv, Madagaskar’ın en pahalı bölgesiydi. Önce denizde, sonra kanalda, ardından gölde bir hayli gittikten sonra rüya gibi, bembeyaz kumlu bölgeye ulaştık. Mango sularıyla karşılandım. Arkada orman, önde göl...  Sadece gece görülebilen aye-aye lemurlarıyla da orada tanıştım. Yanlarına botla gitmek zorundasınız. Işığı olmayan tekneyle zifiri karanlıkta yol alıyor, merdivenlerden tırmanıyorsunuz. Rehberin çıkardığı sese toplanıyor ve onun elinden Hindistan cevizi yiyorlar. ‘Gremlinler’i kesin onlara bakarak yaratmışlar.

Yapılacaklar listemi tamamlayarak başkent Tana’ya döndüm. Sonra içimde büyük bir hüzünle havaalanının yoluna düştüm. Hoşçakal Madagaskar. Sunduğun tüm güzelliklere, fakir ama mutlu insanlarına sonsuz teşekkürler.

Bilmeniz gerekenler

Madagaskar’a kapı vizesiyle girilebiliyor. 30 dolara 30 gün kalabilirsiniz. Yeşil pasaport da ücretli.

Eski bir Fransız sömürgesi. Malgaşçanın yanında Fransızca yaygın kullanılıyor.

Gitmek için en uygun aylar nisan, mayıs, ekim ve kasım. Ülkemizden direkt uçuş yok, aktarmalı olarak ulaşılıyor.

Türkiye’yle saat farkı yok.

Ülkede asfalt yol göremezsiniz. Tozu dumana kata kata toprak yolları kullanıyorsunuz.

Araç kirası günlük 50 euro+benzin. Aracı bireysel değil, şoförle kiralıyorsunuz. Bu hizmete yeme-içme ve konaklama da dahil. Hoş, araçlar o kadar eski ki zaten yolda kalırsınız. Tabela, internet olmadığı için yol bulmak çok sıkıntılı.

False