GeriSeyahat Toskana’da bebek adımları...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Toskana’da bebek adımları...

Toskana’da bebek adımları...

Uçsuz bucaksız manzaraları, UNESCO koruması altındaki alanları, Pisa Kulesi ve çeşitli filmlere de dekor olmuş kasabalarıyla Toskana gezginlerin favorilerinden biri. Dahası doğayla tarihin iç içe geçtiği bölgenin tadını küçük çocuklarla da çıkarabilirsiniz çünkü burası gayet sakin bir gezi rotası. 1 yaşını henüz doldurmamış oğlum ve eşimle her kasabası bir ortaçağ masalını andıran; dar sokakları, taş binaları ve huzurlu meydanlarıyla bizi başka bir zamana taşıyan Toskana’daydık.

Toskana’da bebek adımları...

En baştan başlayalım. Toskana’ya Pisa veya Roma havalimanlarından ulaşabilirsiniz. Biz bebeğimizin uyku dengesini bozmamak için daha fazla uçuş olan  Roma’yı tercih ettik. Söylemeden geçmeyeyim, İtalyanların çocuk sevgisini ve çocuklu ailelere saygısını ülkeye adım attığınızda anlıyorsunuz. Pasaport sırasına yürürken çevirdiler ve sıra beklemeden geçmemizi sağladılar.

Gezimiz için araba kiralamayı tercih ettik. Trenle ulaşım da mümkün ancak Montepulciano, San Gimigiano gibi kasabalara trenle ulaşım yok; ayrıca bebekli aileler için araba özellikle gerekli. Araba kiralarken yaptığımız en büyük hata, bebek koltuğu da kiralamak oldu. Fiyatının yüksekliğinin yanı sıra koltuk kirli ve konforsuzdu. Sonra öğrendim ki en mantıklısı kendi bebek koltuğunuzu yanınızda götürmekmiş. Arabada çok vakit geçireceğiniz bir rota çizerseniz rahat edersiniz. Toskana’da kasabalar birbirine yakın olmasına rağmen gün içinde yaklaşık 3 saate varan araba yolculukları yaptık, dolayısıyla kirli de olsa bebek koltuğu hayli işe yaradı. 

Biz neredeyse tüm araba yolculuklarını bebeğimizin uyku saatine göre ayarladık. Esnek bir plan yaptığımız için bazı kasabalarda normalden daha kısa kalıp bazılarında günü uzatarak Toskana’nın tüm güzelliklerini keşfetmeye devam ettik. Konakladığımız yerlerde mutfak olması şarttı; AirBnb’de bu tarz seçenekler çok, biz Pentolina’daki Hapimag’den mutfaklı bir daire kiraladık. Kuş sesleri eşliğinde hazırladığımız kahvaltılarımız da bu seyahatin unutulmazları arasında yerini aldı.

Rönesans, piyano, Gucci

Toskana gezimizin ilk durağı bölgenin başkenti, Rönesans’ın doğduğu ve bu nedenle etkilerinin en çok gözlendiği şehirlerden Floransa. Burası sadece Rönesans’ın değil, piyanonun da doğduğu yer. Hatta listeye ünlü moda markası Gucci’yi de ekleyelim. O da 1921 yılında burada doğmuş.

Arno Nehri’nin iki yanına kurulmuş 2 bin yaşındaki bu şehrin her köşesinde mimari ve sanat iç içe. Her eserde Medici’lerin etkisi var. Ponte Vecchio hâlâ İtalya’daki en kalabalık köprülerden. Vecchio’nun tuğla sarı cephesini fotoğraflamak için Ponte Santa Trinita’dan geçmenizi öneririm. Özellikle
gece görünümü büyüleyici.

Floransa’ya ilk gittiğimde Dan Brown’ın ‘Inferno-Cehennem’ kitabını yeni bitirmiştim ve Uffizi Galerisi’ni karış karış gezmiş, Medici’lerin Ponte Vecchio’nun üstündeki gizli geçitlerinden ayrı bir tur almıştım. Medici’lerin özel koleksiyonuyla tavan freskleri unutulmazdı. Bu turu çok merdiven olduğu için çocuklulara önermem. Bu kez biz de sadece Uffizi’deki ünlü eserleri gördük. Bebek arabasıyla giriliyor ama kanguruyu tercih ettik, çok rahattı. Tüm Toskana seyahatimizin en kurtarıcı parçalarından oldu kanguru.

Uffizi’den çıkıp Palazzo Vecchio’yu sağınıza alıp yürüyüşe devam ettiğinizde, Floransa’nın bana göre en etkileyici meydanına varıyorsunuz; Piazza della Signoria. Bebek deyip geçmemek lazım; oğlum heykelleri ve Neptün Çeşmesi’ni pürdikkat izledi ve çok keyif aldı. Biz de David heykelinin karşısındaki kafede bir kahve içerek turistliğin hakkını verdik. Yeri gelmişken, çoğu restoranda tuvaletler zaten çok küçük olduğundan bebek bezi değiştirmek için ayrı bir yer yok, bu sebeple biz bebek arabasını bir alt değiştirme istasyonuna çevirdik. İtalya seyahatlerinde bu konuda hazırlıklı olmanızda fayda var. Karnınız acıktığında önünde atlıkarınca olan ve çocukların çok ilgisini çeken Piazza della Repubblica’daki Café Gilli’de oturabilirsiniz. Yemekten sonra da Floransa’nın tarih kokan sokaklarından Cathedral of Santa Maria del Fiore’ye yürüyebilirsiniz. Burası gece aydınlatmasıyla görmeniz gereken bir nokta.

Arno’nun diğer tarafında Boboli Gardens (Boboli Bahçeleri) var. Biletinizi kombine alırsanız Uffizi ile birlikte buraya da girebiliyorsunuz. Şekilli ağaçların, heykellerin ve çeşmelerin arasında gezmek rahatlatıcı.

Günü Piazzale Michelangelo’da batırdık çünkü bu meydan Floransa’da günbatımını izleyebileceğiniz en güzel yerlerden.

Kurabiyesi ünlü

Toskana rotamıza bölgenin ikinci büyük şehri Siena ile devam ettik. Siena’da yaşamıyorsanız arabayla şehir içine giremiyorsunuz. Eğer siz de araçla giderseniz Santa Caterina’ya park edip yürüyen merdivenlerle şehre çıkın. Oğlum bebek arabasında uyudu, biz de Piazza Del Campo’da güzel zaman geçirdik. Burası ünlü Palio At Yarışı etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Atların yaralandığı hatta ölümlerin de olduğu bu yarışların hâlâ devam ediyor olması Siena’nın eksi puanlarından.

Şehrin en büyüleyici yanı siyah-beyaz mermerli yapısıyla yıldızlı bir geceyi andıran, gotik mimarinin mükemmel örneklerinden Siena Katedrali. Katedral yakınında mola verirseniz arka cephesindeki Il Battistero Bistrot’yu öneririm, Siena’nın meşhur cavallucci kurabiyesini de burada tadabilirsiniz.

Ortaçağ gökdelenleri

Toskana tarih boyu çatışma bölgesiymiş; etrafında çok fazla kale var. Bu savaşların en yoğun yaşandığı San Gimignano, ortaçağ kasabaları turunun başlangıç noktası. Günümüze kadar çok iyi korunmuş kuleleriyle ünlü. Kimileri İtalya’nın Manhattan’ı diyor, ben ortaçağ gökdelenleri diyorum. Kale kapısından girdiğiniz anda kendinizi bir masalın içinde buluyorsunuz. Sokaklarında sağlı sollu küçük restoranlar, sadece burada yapılan özel bir beyaz şarap olan vernaccia’nın tadım dükkânları var. San Gimigiano’dan Volterra’ya geçerken Osteria Villa Felice’de mola verdik. Bugüne dek yediğim en güzel makarnalardan birini tattım. Volterra ise Toskana’da en az etkilendiğim kasabalardandı. Vampirlerin burada doğduğu söylentisi beni ürkütmüş olabilir.

Servili ikonik yolda...

Ertesi güne Pienza’nın mükemmel manzarasıyla başlıyoruz. UNESCO koruması altındaki Pienza, meşhur pecorino peynirinin de merkezi. Peynir tadımı yapıp Camminata-Panoramica yürüyüş yolundaki kafelerden birine oturabilirsiniz; tavsiyem Idyllium. Pienza’dan çıktığımızda zeytinyağı üretimiyle meşhur, servi ağaçlı ikonik yolu için bile görülesi Palazzo Massaini’ye uğradık. Tabloyu andıran rotadan devam ettiğimizde yol bizi Montepulciano’ya çıkardı. Şaraplarıyla ünlü bu kasaba tepelere kurulmuş eski bir yerleşim yeri. Arabanızı park ettikten sonra kısa bir yokuş çıkıp şehre ihtişamlı bir kapıdan giriyorsunuz. Yokuşların sonundaki Piazza Grande’ye çıktığımızda Val d’Orcia ve Val di Chiana manzarası inanılmaz. Eğer bu kasabaya uğrarsanız, şarap tadımı yapabilirsiniz. Yemek için de Trattoria Il Marzocco’yu tavsiye edebilirim. Rotanın devamında ünlü kırmızı şarap Brunello di Montalcino’nun doğum yeri olan Montalcino’ya da uğradık. Şaraba ilginiz varsa, rotanıza ekleyin.

Yazıyı Toskana ruhunu derinden hissettiren Diane Lane filmi ‘Under the Tuscan Sun’ı (Toskana Güneşi’nde) tavsiye ederek bitireyim. Bunalımdaki San Francisco’lu bir yazarın Toskana’da villa almasıyla başlayan film, İtalyan güneşinin altında iyileşmeyi anlatan sıcacık bir hikâye...

Toskana’da bebek adımları...
Gnocchi yapım atölyesine katıldık...

Koşturmacasız bir gün ayırın

Toskana’yı keşfederken en güzel anlar, yolların sonunu görmeden ilerlerken, servi ağaçları arasında kaybolduğunuzda yaşanıyor.

Toskana’nın benzersiz manzaralarını yüksekten izlemek harika bir deneyim.
Drone’ununuz varsa mutlaka bölgeye yukarıdan da bakın.

İtalyanlar ve özellikle Toskana halkı çocukları çok seviyor ve her zaman oldukça misafirperverler.

Daha uzun vaktiniz olduğunda rotanıza Pisa, Lucca, Radda in Chianti bölgelerini de ekleyebilirsiniz. Hem çocukluğumda hem de yetişkinken gitme fırsatı bulduğum Pisa’da gece konaklamaksa ayrı bir deneyim. Pisa Kulesi, Duomo ve Battistero’nun ışıklandırmaları eşliğinde parktaki huzur verici atmosfer, gerçekten paha biçilemez.

Toskana kasabalarını gezmek çok güzel ama bir yerler görmek yerine akışta kalacağınız bir gün ayırın. Biz böyle bir günde gnocchi (bir çeşit makarna) yapım atölyesine katıldık.

False