GeriSeyahat Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Yaz gelince sonu maviliklere varan yollar kalabalıklaşıyor. Bütün kışın ataletini üzerimizden atmak için bir acele denize kavuşmak istiyoruz. Bu yaz gelin, aceleyi bir kenara bırakalım ve sonu turkuvaz sulara çıkan rotaların üzerindeki tali yollara sapalım. Doğanın koynunda, denize pek yakın, yeşile doymuş ve yıllardır sessizce toprağı ekip biçip yemeğinden mimarisine mikro bir evren inşa eden köylerimizde soluklanalım. Kimi koruma alanı ilan edilmiş, kimine karadan ulaşım bile olmayan köylerimizi Hürriyet Seyahat gezginleriyle beraber seçtik, biri sizin yolunuzun üzerinde olabilir...

Eski Bademli, Gökçeada, Çanakkale

ADANIN BALKONUNDAN DÜNYANIN EN GÜZEL GÜNBATIMINI İZLEYELİM

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Kardeşi Bozcaada kadar olmasa da Gökçeada da hatırı sayılır bir hayran edindi... Her yıl artan ziyaretçileri adayı keşfettikçe unutulmuş yıkık taş evleriyle neredeyse boş kalmış köyleri de birer birer ayağa kalkıyor. Köyü olan tek adamız burası. Toplam 10 köyü var. Yenisi sahile yakın kurulunca tepedeki eskisi uzun süre unutulan Bademli’yi listenize almanızı öneriyorum. Adanın en güzel manzarası bu köyden izleniyor. Karşıda bütün ihtişamıyla Semadirek ile biraz aşağıda mendireğiyle Kaleköy Limanı arasında menevişlenen Ege... Hele de gün batarken; o ne güzel mavilik, o ne güzel kızıllıktır! Yüksek konumundan dolayı ‘adanın balkonu’ derlermiş bu köye. Taş döşeli sokaklarda keçiler ve koyunlar dolaşıyor. Başıboş gezdiklerine bakmayın, hepsi evini biliyor, akşam olunca gidiyor.

Küçük köy meydanında köy kahvesi ve özgün tasarımcı işleri satan bir butik var. Kahvede Dilek Hanım’ın elinden bir bardak çay için. Dinlenirken sessizliğin içinde arıların kanat çırpışlarını duyunca şaşırmayın. Öyle sakin... Köyün tepelerine doğru yürürseniz birkaç yüz yaşında iki ulu dut ağacı göreceksiniz. Ada güneşinin tatlandırdığı dutlardan göz hakkınızı yiyin. Dut lekelerini çıkarmak için koşarak Yıldız Koyu’nun soğuk sularına atlayın.

Gökçeada’da tatil yapacaksanız merkezde konaklayın; böylece Bademli gibi diğer köyleri keşfedip her gün yeni bir koyda yüzebilirsiniz.

Merkezin tarihi sokaklarındaki Dual İmroz taş evi (@dual.imroz) konaklama için öneririm; akşam yemek ve canlı müzik için Patika Balık listenizde olsun. Mezeleri ve deniz ürünleri adanın en iyisi. Sabah kahvaltısı için Halat Kafe’de İlhan Bey’in özel tostunu deneyebilirsiniz. Adanın balıkları ünlü ama bir gecenizi de et yemeye ayırın. Kaleköy’ün şirin limanında bu sezon açılan Fengari’de et bir sanat eseri gibi işleniyor. Tatilinize gastronomik bir deneyim eklemek isterseniz, kesinlikle uğrayın.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Tevfikiye, Çanakkale

HEKTOR VE AŞİL’İN DESTANSI ÇARPIŞMASI...

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Kuzey Ege köyleri her yıl artan şekilde popüler oluyor. Yeşilyurt, Behramkale, Kozlu, Ahmetçe derken Assos ve civarında keşfedilmeyen köy kalmadı gibi... Son 10-15 yıldır artan turist sayısı, Çanakkale 1915 Köprüsü’nün İstanbul-Çanakkale yolunu 3,5 saate düşürmesinin katkısıyla son birkaç yıldır rekor kırıyor. Kuzey Ege’ye, Kaz Dağları’na doğru hasretle giderken Çanakkale merkezi 30 km kadar geçince yavaşlayın. Direksiyonu Troya sapağına kırın. 5 bin yıllık bir tarihin üzerinde oturan Tevfikiye Köyü’ne gidiyoruz. Köyün girişinden itibaren buranın Troya köyü olduğunu hissedeceğiniz düzenlemeler yapılmış. Dümdüz ilerleyin ve köy meydanına park edin. Köy meydanı, minik bir amfi tiyatro; Sarpedon, Priamos, Paris, Helen, Hektor, Homeros, Akhilleus (Aşil), Agamemnon, Aias, Patroklos, Odysseus heykelleriyle süslenmiş. Odysseus’a yanaşıp Troya Ovası’nın denizle buluştuğu ufka kadar bomboş düzlüklere bakın. Orada bir yerde Hektor ve Aşil’in o destansı savaşı bitiren son cenkini hayal edin.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Hava sıcak, meydanın karşısındaki köy evinde bir bardak çay eşliğinde Troya’nın antik tariflerinden esinlenerek yapılmış globi tatlısı yiyin. Burası son Troyalıların köyü. Evlerin çoğunda antik kazılardan çıkan taşlar kullanılmış. Malum, 1800’lerin sonunda meşhur Heinrich Schliemann ovayı altüst ederek hazine ararken antik yapıları da bir buldozer gibi ezip geçmiş. Çıkan taşlardan evler gibi köyün camisi de inşa edilmiş. 1895’te yapılan camiyi de görün. Dinlendinizse fotoğraf çekerek, köylülerle selamlaşarak yine yola revan olun. Buraya kadar gelmişken dünyanın en güzel müzeleri arasında gösterilen ödüllü binasıyla konuklarını tarihin katmalarında gezdiren Troya Müzesi’ne ve ören yerine de mutlaka uğrayın.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Eskikaraağaç, Karacabey, Bursa

YAREN’İN YARENLERİNE SELAM VERELİM

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Bursa-Karacabey karayolunda leylekli bir tabela var; kim bilir kaç kez önünden geçip gittiniz. Bu kez tabelayı gördüğünüzde sağa dönün ve Yaren ile Adem Amca’nın köyü Eskikaraağaç’ta bir kuş molası verin. Kuş molası diyorum çünkü Uluabat Gölü’nün içine bir yarımada gibi uzanan köy tam bir kuş cenneti. Girişte otopark var. Aracınızı bırakıp özenle düzenlenmiş, geniş köy meydanına yürüyün. Meydanın etrafında kahvenin dışında oturabileceğiniz park var. Kuş Müzesi ve gözlem kulesini göreceksiniz. Kuleden manzarayı izledikten sonra göle inen fesleğen kokulu sokaklarda, tarihi taş evlerin aralarında yürüyün. Biraz dikkatle dinlerseniz birbirinden farklı ötüşler, hiç duymadığınız cıvıltılar duyacaksınız. Tarihi camiyi sağınıza alıp yokuştan aşağıya yürüyünce Yaren Leylek’in yuvası çıkacak karşınıza. Ağustos sonuna kadar orada, muhtemelen yavrularını büyüttü, uçmayı öğretiyor ya da öğretti, bir bakın bakalım görebilecek misiniz? Yaren’in fotoğraflarını çekip göl kenarına indiğinizde yürüyüş yolu çıkacak karşınıza. Yol boyu ara ara banklar var, yorgunluktan değil manzaranın güzelliğini doya doya yaşayabilmek için oturun; sazların arasından çirkin sesleriyle bağıran karamekeleri, yeşil başlı gövel ördekleri selamlayın. Göl kenarında restoranlar da var, oturup bir şeyler yiyebilir hatta gölde sandalla gezi de yapabilirsiniz.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Tepeboz, Karaburun, İzmir

UZAK BİR ŞİİR GİBİ

Aynur Tattersall

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Ege’nin en kuzey ucunda, rüzgârın haritalardan bile esirgediği bir yamaca yaslanmış, adı kulağa şiir gibi gelen bir köy var: Tepeboz. Sadece yolu bilenlerin yolunun düştüğü, zamanın elini ayağını çektiği, sessizliğin ses olduğu bir köy. Rum ve Türk ailelerin aynı sokakları paylaştığı, taş çeşmelerinde hem Osmanlıca hem Rumca yazıların kazındığı geçmişin izlerini taşıyor. Tepeboz, Karaburun’un kalbinde atar ama modern dünyanın kalabalığından, karmaşasından çok uzak. Ne bir market var burada ne de bir kahve. Ama işte tam da bu yüzden, insanın gerçekten ihtiyaç duyduğu her şey var: Sadelik, dinginlik ve derin bir huzur. Her mevsim başka bir renk, başka bir koku, başka bir dokunuş getirir Tepeboz’a. Kışın nergisler açar, bahara mektuplar yazar gibi. Zeytin toplanır, taş değirmenlerde yağ çıkar. Yaz gelince, lavantalar patlar adeta. Mor bir deniz gibi yayılır etrafa. Temmuzda hasat yapılır. Lavanta tarlalarında yürürken gerçek masala dönüşür.Tepeboz’daki tek sosyal girişim Seda Ulu’nun Driftwood Art Atölyesi. Sessizliğe, sabra ve üretime adanmış bir yer, uğrayın mutlaka... Son olarak köyde ya sofranızı siz kurarsınız ya da misafir olursunuz bir haneye. Ama illa restoran isterseniz, zeytinyağlı, tandır, ot kavurması gibi Ege yemeklerinin en iyisini yakın komşu köy Kösedere’de Şükran Kandıralı’nın Mavi Boncuk Restoranı’nda yiyebilirsiniz.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Kaleköy, Demre, Antalya

TARİHİN VE DOĞANIN KUCAĞINDA

Nurgül Büyükkalay

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Üçağız Köyü’nün küçük limanında sizi bekleyen kayığa bavulunuzu koymanızla değişir zaman. Daha yolculuğun en başında büyülenirsiniz. 10 dakikada Simena olarak bilinen Kaleköy’e ulaşırsınız. Bu bölge kentsel arkeolojik sit alanı ve yapılaşmaya izin verilmiyor. Köye tekneyle yanaşırken en tepede kalenin surlarını göreceksiniz. Bu köye uğradığınızda tekne gezisi şart. Akvaryum, Salyangoz, Tersane, Gökkaya, Hamidiye, Burç ve Esmeralda koyları en güzellerinden. Özel tekne turuna çıkmak isterseniz tertemiz bir aile işletmesi olan, yemeklerini de çok seveceğiniz Captain Abdullah’ı tercih edebilirsiniz. Köyde kalacaksanız ailelerin işlettiği küçük pansiyonlar var. Mehtap Pansiyon en sevdiklerimden biri. Her yerinden begonvil fışkıran terası çok güzel. Kendine özel plajı var. Ülkemizin tanıtım fotoğraflarında karşımıza çıkan, denizin ortasındaki tarihi lahdin etrafında kanoyla turlayın. Kaleköy’e sadece teknelerle ulaşım sağlansa da Kekova’ya bağlanan ve Likya Yolu’nun da parçası olan bir patika var. Kaleköy’den bu patikaya çıkıp yürüyün. Tepenin eteklerinde rıhtımı sular altında kalan Aperlai Antik Kenti’nin kalıntıları çıkar karşınıza. Öyle güzel ki manzara... Burada çok sevdiğim bir mola yeri var; Yörük Ramazan’ın Yeri. Odun ateşinde kara tavada patates kızartmaları öyle leziz ki sırf bunu yemek için yürümeye değer.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Birgi, Ödemiş, İzmir

CUMBALI KONAKLARIN KÖYÜ

Uygar Taylan

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Taş sokakları, cumbalı konakları, yemyeşil doğasıyla hayallerdeki ideal köy gibi... Aydın Dağları’nın eteklerine kurulan Birgi’de eskiden misafirliğe gittiğinizde sorarlarmış: “Yeycen mi, neynen mi?” Yani ‘Yer misin, yoksa tok musun’. Misafir de çekinip “Neynen” der, teşekkür eder, herhangi bir şey istemezmiş. Bu yüzden Birgililerin adı çıkmış ‘misafirperver değiller’ diye. Ama tabii bu çok eski bir söylenti, köylüler ve köy esnafı çok misafirperver. Bunlardan biri de 1920’lerde inşa edilen 5 odalı taş konak Yeni Gelin Evi pansiyonu. Ertuğrul ve Bircan Sevim bol kepçe kahvaltıyla ağırladıkları konuklarına bir de efe oyası hediye ediyor.Yöresel tatları merak edenlere pişi benzeri keçi paçasını, ekmek dolmasını, kurt boynu tatlısını öneririm. Birgi’nin en güzel otellerinden biri de 7 odalı Saliha Hanım Taş Konak. Leziz kahvaltı ve meze seçenekleriyle görülmeli. 18’inci yüzyılda inşa edilen Çakırağa Konağı ahşap işçiliği, tavan süslemeleri ve duvar resimleriyle Osmanlı konut mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Sandıkoğlu Konağı, Dervişağa Medresesi ve Hamamı, Aydınoğlu Mehmet Bey Camisi gibi yapıları şimdiden seyahat listenize not edebilirsiniz. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki Birgi’de, Enerjisa Enerji ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) öncülüğünde başlayan SENTRUM Projesi sürdürülebilir turizm için eğitimler düzenliyor.

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Adatepe, Ayvacık, Çanakkale

MİTOLOJİNİN KOYNUNDA

Saffet Emre Tonguç

Orda bir köy var, tatil yolumuzun üzerinde...

Troya Savaşı’nı çıkaran dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer İda Dağları... Burada her nefesinizde mitolojinin hikâyeleri dolar içinize. Geniş bir coğrafyaya yayılan Kaz Dağları’nda görülecek pek çok şehir, kasaba ve tatil yöresi var. Deniz kenarında dinlendikten sonra dağlarda doğayla buluşmak için benim en sevdiğim durak, Adatepe. Zeus Altarı’ndan olağanüstü manzarayı seyredip meydandaki asırlık çınar altındaki kahvelerde nostaljiyi yaşayın. Zeytinyağı Müzesi’ni ziyaret etmeyi, güneşi Hoca Kayası’nda batırmayı unutmayın. Adatepe’nin kendine özgü dokusunu yaşayabileceğiniz İda Blue’da (@adatepeidablue) nereye baksanız doğayla göz göze geliyorsunuz. Sırtını Kaz Dağları’na dayamış bir başka tesisse Momos Hotel (@momosotel). Ege’ye hâkim bir tepede, sadelik içinde, huzur dolu bir tatil geçirmek isteyenler için ideal. Yetişkinlere hizmet veren otelde bütün odalar deniz manzaralı. Restoranıysa tam bir lezzet durağı. Biraz daha güneye doğru giderken Kaz Dağları’nın tertemiz havasında doğanın dönüşümünü deneyimleyebileceğiz bir adres Manici Çiftlik (@maniciciftlik). Ayvacık İlçesi Erecek Köyü’nden ayrılan yol üzerindeki tesis, 250 dönümlük bir arazide agro-turizm deneyim merkezi. İda Costa'nın da (@assosidacosta) önü deniz, ardı Kaz Dağları. 9 dönümlük tesis, Ege mimarisine sadık kalınarak tasarlanmış.

False