GeriSeyahat Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Japonya zen tapınaklarından antik pagodalara (Budist dini yapıları), animelerden lezzetli yemeklere kadar onlarca merak uyandıran özelliğiyle pek çok kişi için bir ‘hayal listesi destinasyonu’… Kyoto, Osaka ve Tokyo’yu kapsayan Japonya seyahatim öncesi ne kadar araştırma yapsam da her anı sürprizlerle dolu bir 7 gün geçirdim. Kapısında kuyruk olan ‘ayı eli kafe’sinden yapay zekâlı müzelere, bambu ormanından shogun saraylarına tadı damağımda kalan Japonya…

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Farklı ve merak uyandıran rengârenk kültürü ve ‘Gen Nippon’ olarak kodladıkları mükemmel standartlarıyla konuklarını büyüleyen bir ülke Japonya. 2025 yılı seyahat trend raporlarında ilk sırada. Sadece ülkemizde değil, dünya genelinde yapılan araştırma ve beklentiler böyle.

Japonya’nın en büyük havayolu şirketi ANA’nın (All Nippon Airways) 12 Şubat’ta İstanbul Havalimanı’ndan Tokyo Haneda Havalimanı’na başlattığı direkt uçuşlar vesilesiyle bir grup gazeteciyle beraber Japonya’nın üç kentini gezdik. Nippon, Japonların ülkelerine verdikleri geleneksel isim. ‘Güneşin doğduğu yer’ anlamındaki Nippon’u kullanıyorlar; gen Nippon ise ürettikleri her şeyin genetiğine işleyen mükemmeliyetçilik. Daha biz uçağa adım atmadan kontuardan itibaren hissettirilen bu duygu tüm Japon markalarının ve aslında insanının genetik kodu.

Baştan söyleyeyim, Japonya’da kolayca bir veya iki ay geçirebilir ve yine de bu ülkenin sunduğu her şeyi göremeyebilirsiniz... Tabii ki tam zamanlı gezgin değilseniz bu kadar vakit ayıramayacağınız için gitmeden önce iyi bir plan yapın ve az uyuyup bol bol yürüyün. Yaklaşık 12 saatlik Tokyo uçuşunun ardından Haneda’ya inip iç hatlara geçtik ve hiç ara vermeden 1 saat 10 dakikalık bir uçuşla Osaka Itami Havalimanı’na vardık. Ardından da 1,5 saatlik karayolu yolculuğuyla gezimizin ilk kenti Kyoto’ya ulaşabildik. 6 saat ileride olmayı, uçuş yorgunluğunu ve valizleri otele bırakıp dinlenmek yerine kendimizi sokaklara attık.

Yemyeşil ve temiz bir kent, zihnimdeki ‘Kyoto Protokolü’ ile eşleşmiş imajını bozmuyor. Akşam çökmek üzereyken Arashiyama Bambu Ormanı’na vardık... Devasa bambular göğe yükselmek için yarışır gibi; birbirine çarparak çıkardıkları tıkırtılar, rüzgârın aralarında dolaşırken çıkardığı hışırtı ve doğanın bu şarkısına duymak için sessizce dolaşanlar. Ormanın içine girilmiyor, belirlenmiş patikalarda yürüyebiliyorsunuz. 7/24 açık, giriş ücreti yok.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali
Bin Tori Kapısı Tapınağı (solda), Kinkaku-ji Tapınağı yani Altın Köşk (sağda).

Tapınaklar şehri

Ormandan çıkınca, matcha’lı bir dondurma yiyin; zaten Japonya seyahatiniz boyunca her adımda matcha’lı birçok ürün göreceksiniz. Hemen yakınınızda Japonya’nın en etkileyici tapınaklarından Fushimi Inari-Taisha var. Yani Bin Tori Kapısı Tapınağı. Kitsune adı verilen dev tilki heykelleri çok güzel. Ardı ardına dizilmiş turuncu kapılar (tori) büyükten başlıyor, küçülerek ve incelerek, bir tünel gibi kollara ayrılarak dağın tepesine kadar çıkıyor. Aralarda farklı küçük ibadet yerleri, teraslar göreceksiniz. 717 yılında kurulan tapınak gece de açık. 

Kyoto’nun simge yapılarından bir diğeri Kinkaku-ji Tapınağı yani Altın Köşk. Bir gölün ortasında ışıl ışıl parlayan pagoda, altın varakla kaplı. 132 bin metrekarelik dev bir bahçenin içinde.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Bu bahçenin tadını doyasıya çıkarıp bir başkasına geçiyoruz: Ryoan-ji Kaya Bahçesi (Huzurlu Ejderha Tapınağı). Burası da yanına tik atmalık bir yer. 250 metrekarelik bir alanda, beyaz kumun üzerine yerleştirilmiş çeşitli boyutlardaki 15 taşın anlamı, kurulduğu günden bu yana bir bilmece. Okyanustaki adacıkları veya bulut denizindeki dağları ifade ettiği düşünülüyor ya da nehri geçen kaplan ve yavrularını. Oyunbaz da... 15 taş öyle ustaca yerleştirilmiş ki nereden bakarsanız bakın 14 tanesini sayabiliyorsunuz. Komplekste geleneksel resimlerin sergilendiği alanlar, rahiplerin kullandığı odalar, 700’lü yıllardan kalma çeşmeler ve heykeller var.

Kısıtlı zamanımız olduğu için aynı gün gördüğümüz Kiyomizu-dera (Saf Su) Tapınağı için siz daha uzun zaman ayırın. Tepede kenti kuşbakışı izleyebileceğiniz bir teras var. Kiyomizu-dera’dan kent merkezine inen yollar hediyelik eşya ve atıştırmalık dükkânlarıyla dolu. İncelemek, satın almak, tadına bakmak için vakit ayırın. Bir şey beğendiğinizde satın alın. Nasıl olsa daha vakit var, sonra yine bulurum demeyin. O kadar renkli ve çeşitli bir alışveriş dünyası var ki aynı şeyi bir kez daha görmeyebiliyorsunuz. Bu yokuşta Kiyomizu-yaki porselenlerini inceleyip almadığım için çok pişmanım...

Kyoto’dan Osaka’ya geçtik. Dotonbori Nehri’nin kıyısına kurulan şehrin kalbi Ebisubashi Köprüsü ve civarında atıyor. Köprünün bir tarafındaki mahallenin adı nehirle aynı; Dotonbori. Burada bir neon tabelalar patlaması göreceksiniz, üst üste, yan yana asılmış dev neon tabelalar. Hangisine bakacağınızı şaşıracaksınız. Sokaklar boyu rengârenk dükkânlara girin; Japon tasarım kültürünün cazibesine kapılın. Dinlenmek için bir kahveye ihtiyacınız olacak ama onu da çok şaşırtıcı bir etkinliğe dönüştürmek istiyorsanız bir trene atlayın ve Uehommachi İstasyonu’nda inin. 2 dakikalık yürüme mesafesinde Bear Paw Café’yi bulun. Üzerinde iki küçük delikle kaya benzeri bir duvar... Bir ayı ini. Deliklerden birinden sipariş veriyorsunuz. Diğer delikten dev bir pelüş ayı pençesi siparişinizi teslim ediyor. Herkes video çekme peşinde. Aslında burası sosyal kaygı bozuklukları olan kişilerin çalışabilmesi için ‘ulusal mental sağlık kurulu’ tarafından projelendirilmiş. Kahvemizi içip Osaka’nın ‘kuidaore’ denen yemek tutkusunu deneyimlemek için bir sokak yemekleri turuna katıldık. Shinsekai sokak yemekleri cenneti. Takoyaki (içi ahtapot-sebze doldurulmuş hamur topları), kushikatsu (şiş), gyoza (mantı) tadacağız. En iyisi yok, bu sokaktaki her durakta en iyisini yiyeceğinizden emin olarak kuidaore’nin dibine vurabilirsiniz...
Osaka’da en az iki gün geçirmeli, gezilecek çok fazla yer var. Biz Osaka Kalesi’nden sonra ayrılmak zorunda kaldık.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Tokyo başka bir dünya

Tokyo gelenek üzerine inşa edilmiş modern bir şehir. Yükselen gökdelenler, mükemmel şekilde korunmuş tapınaklar ve anıt mezarlarla yan yana duruyor. Bir sokağın sonu 16’ncı yüzyıla ulaşırken bir başka sokak cosplay’cilerle dolu olabiliyor. Tokyo turumuza Shibuya’dan başladık. Siz de metronun Hachiko çıkışını kullanın ve ölen sahibini yıllarca bu durakta beklemesi filmlere konu olan köpeğin heykelini görün. Buradan aynı anda 3 bin yayanın karşıdan karşıya geçtiği Shibuya Crossing denen kavşağa yürüyoruz... Videolarına sosyal medyada denk gelmişsinizdir ya da ‘Hızlı ve Öfkeli’ serisinin üçüncü filminde ‘Tokyo Drift’ olarak ölümsüzleştirilen sahneleri hatırlarsınız.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Çok geniş dört ana caddenin kavuştuğu kavşak, yeşil yandığında karıncalar gibi farklı yönlere koşuşturanların çoğu video çeken turistler; bir o yana bir bu yana koşup en güzel videoları çekmeye çalışanları izlemek de keyifli. Sadece bir kavşağı bile turistleri saatlerce oyalayan bu kenti iki-üç günde görüp bitirmek imkânsız. Mutlaka uzun vakit ayırın ve detaylı plan yapın.

Shibuya’nın her bir caddesi alışveriş, yeme-içme noktalarıyla çok cazip. Ertesi gün de Tokyo’nun Nişantaşı’sı diyebileceğimiz Ginza’yı gezdik. Ünlü markaların devasa vitrinleri, galeriler, tasarım dükkânları ve vintage butiklerle modaya ilgisi olanların kesinlikle görmesi gereken bir semt.
Tokyo’da bir günümüzü de tarihi bir tura ayırdık. Yanaka kentin en eski mahallelerinden biri ve yerlilerin yaşam pratiklerini görmek açısından da uğranması gereken bir yer. Tennoji Tapınağı’nı da bu mahallede görülecekler listenize ekleyin. 1274’te kurulan Budist tapınağı sade ama güzel şekilde düzenlenmiş, sakin bir yer; bahçesinde büyük bronz bir Buda heykeli var. Bahçesi ilkbaharda tüm kenti pembeye bürüyen sakuralarla canlanıyor ve ziyaretçi akınına uğruyormuş. Yanaka’nın bir diğer ilgi çekici yeri Yanaka Mezarlığı. Bakımlı, geniş yollarında yürürken bir mezarlıktan çok, heykellerle süslü yeşillikler arasında yürüyüş yapıyor gibi hissediyorsunuz.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Tokyo Körfezi’nin güzelliklerini denizden izlemek için deneyimleriniz arasına bir de yakatabune gezisi ekleyebilirsiniz. Geleneksel Japon teknesi yakatabunelerde düzenlenen yemekli günbatımı turlarında hem geleneksel yemekler yiyip hem yerel sanatçıları dinleyerek körfezi gezebiliyorsunuz.

Baykuşlarla kahve içmek ister misiniz?

Hayvanlı kafeler çok yaygın. Baykuş kafede baykuşlarla, karıncayiyen kafesinde karıncayiyenlerle oturabiliyorsunuz. Ayrıca konsept kafeler de çok popüler.

Karaoke barlar her yerde. 5-6 katlı, her katta 4-6 kişilik ya da daha kalabalıklar için özel odalar var. Süre satın alıp içecek ve atıştırmalık sipariş ediyor ve avaz avaz şarkı söylüyorsunuz.

Tokyo’nun Shinjuku Golden-Gai isimli bölgesinde yüzlerce mini bar var. Birbirine paralel üç sokak ve bunları kesen sokaklarda başka hiçbir şey yok. Yerliler gidiyor ama turistleri de güler yüzle karşılıyorlar. Bar, barmen ve konuklar için toplam 10 metrekare bile olmayan en fazla 5-6 sandalyeli daracık mekânlar inanılmaz eğlenceli. 

Bütün kentlerde var ama Tokyo’da daha çok gördüğüm oyun salonları bir çeşit kumarhaneye benziyor. Buralarda bilgisayar oyunu oynuyorlar. Bir de tüm sokaklarda sıra sıra, kat kat otomatlar var. Para atıyor ve içinden sürpriz oyuncak karakterleri alıyorlar.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Yemek ve sanat iç içe

Geleneksel Japon tiyatrosu noh’u Kyoto’da izleyebilirsiniz. Kanze Kaikan’da gösteri öncesi Budist yemekleriyle tam bir kültürel deneyim yaşanıyor.

Tokyo’da Kill Bill Gonpachi Restaurant çok popüler. Yönetmen Quentin Tarantino bir gece burada yemiş ve o kadar etkilenmiş ki ‘Kill Bill’in dövüş sahnelerinden birini burada çekmiş. Mekân da etkileyici, yemekleri de...

Mori Sanat Müzesi, Roppongi Hills Mori Kulesi’nin 53’üncü katında. Güncel sergi ‘MACHINE LOVE’da oyunlar, yapay zekâ ve sanal gerçeklik kullanan çağdaş sanat eserlerini görebilirsiniz. Müzenin restoranı da çok iddialı. Eğer müzede yemezseniz bulunduğu Roppongi semtinde gece hayatı hareketli. Mutlaka ilginizi çekecek bir yer bulabilirsiniz.

Team-Lab Planets Tokyo yine teknolojiyle sanatın iç içe geçtiği bir deneyim merkezi.

Tokyo bir müzeler cenneti, Ulusal Müze’den Metropolitan Art’a ilginizi çeken müzelerin bir listesini yapın ve öyle gidin.

Mükemmeliyetçiliğin ‘ülke’ bulmuş hali

Fiyatlar makul

Ulaşım için mutlaka metroyu kullanın. Taksiye de binebilirsiniz ancak trafik sorun. Taksiler çok pahalı efsanesi kısmen doğru. Tüm taksiler temiz, dantelli, mis kokulu ve kredi kartlı.

Japonya genel olarak pahalı bulunurdu. Son dönemde ülkemizde yaşanan enflasyon nedeniyle artık dünyanın hiçbir ülkesi bize pahalı gelmiyor. 1 lira 0,27 yen civarında. 700-800 yen’e kahve içebilirsiniz. İyi bir bistroda 180 gram Wagyu biftek, patates kızartması, salata, tatlı ve çay-kahveden oluşan set menü 8.800 yen’di (yaklaşık 2.250 lira). 1.000-2.000 yen’e de karnınızı doyurabilirsiniz. Tabii ki çok daha pahalı ve lüks yerleri de var.

False