GeriSeyahat Kalbim Tayland’da kaldı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kalbim Tayland’da kaldı

Kalbim Tayland’da kaldı

En doğal tatil, en doğal eğlence, en doğal alışveriş. Tayland’da uğradığınız her durak size unutamayacağınız deneyimler sunuyor. Tanınmadan rahat rahat gezebilmek de cabası...

Rayong’da güneş batmak üzere... Hava sıcak olduğu için hâlâ mayoyla yürüyüş yapanlar var. Deniz kenarında, beyaz kumlara vuran sakin dalgaların beyaz köpüklerinde yalınayak yürüyorum. Burası Bangkok’un arabayla üç saat güneyinde yer alan, Phuket Adası’nı andıran bir bölge.

Hava sıcaklığı gündüz 30 derece. Beyaz kum, palmiyeler ve turkuvazdan başlayıp maviye dönen bir deniz... Benim için ve soğuk havalarda hastalanmaktan kaçanlar için rüya gibi bir yer.

Denize bakıyorum. Med-cezir yüzünden metrelerce geriye çekilmiş. Islak bıraktığı kumda sayısız delik var. Bir de yürürken önümden kazdıkları deliklere kaçıp saklanmak için panik halinde uçuşan, beyaz kum rengi yüzlerce minik yengeç geçiyor. Her akşamüstü balıkçıların ağlarını çekmelerini ve kuma yayılan ağlarda sıçrayan balıkları seyrediyoruz.

Etraf şehir hayatından kaçan, suyun kenarında palmiyelerin gölgesinde kitap okuyan veya havuzda çocuklarıyla oynayan turistlerle dolu....

Eşimin küçük kızı ve damadımız çokuluslu bir şirkette çalışıp geçici olarak orada bulundukları için onların ayarladığı daireye geçtik. Burası Phuphatara adında, önünde etrafı kum, palmiyeler sanki denizin parçası gibi duran, turkuvaz, birbirine bağlanan devasa havuzları bulunan bir otel. Ama bütün bu saydıklarımın da önüne geçen lüks kısmı şu: Kimse kimseyi tanımadığı ve cep telefonuyla resim çekmediği için, istediğiniz kadar salaş kılıkta, saç, baş, bakımlı olma endişesi taşımadan dolaşabilme durumu.

Gezmeyi sevenlere, indirimli turlar TIKLA!

HİNT DÜĞÜNÜNE UYANMAK

Kalbim Tayland’da kaldı

Rayong’da tıpkı bizim gibi şehir hayatından kaçıp suyun kenarında, palmiyeler altında kitap okuyan insanlarla karşılaşacaksınız.

 

Bir sabah otelin ana kapısının iki yanına turuncu orkidelerden yapılmış kocaman iki fil koyduklarını fark ettim. Çok geçmeden geleneksel Hint kıyafeti giyinmiş davulcular, şıkır şıkır zil sesleri eşliğinde ortalığı inletince düğün olduğunu anladım. Davulcular o sırada düğün için uçakla gelen 300 civarında misafiri karşılıyordu. Ardından gelini plajda, kumun üzerinde beyaz bir at üstünde getirdiler.

Havuza doğru gittiğimde ise eğlencenin giderek arttığını gördüm: Hawaiili kızlar, temposu çok yüksek müzik eşliğinde kalça sallayıp göbek atarak dans ediyorlar. Kalabalık coşmuş, öğle sıcağında her yerinden duş gibi sular akan çocuk havuzlarında çocuk, genç, yaşlı şamata içinde zıplıyor. Yaşlıların bir kısmının kucağında bebekler bile var.

Bütün bu görüntünün tezatı ise yan taraftaki tentelerin altında burnunda bile süslemeler olan, mücevherler içinde yan yana dizilmiş yataklarda thai masajı yaptıran yaşlı hanımların görüntüsü oldu...

Kalbim Tayland’da kaldı

Maço görünümlü yaşlı erkekler de başka bir noktada, başka bir dertle uğraşıyor: Lunaparktaymış gibi bir köşede tramplene oturtulmuş denizkızı kılığında gencecik bir kızı, su dolu fıçıya düşürmek için belirli bir noktaya isabet etmesi gereken topları atarken gülmekten kırılıyorlar. Üçüncü gece final için hazırlanan çiçeklerle kaplı bir sundurmanın altında, kral ve kraliçe gibi tahta oturtulmuş gelin ve damadın nikâhı kıyılırken, mücevherli rengârenk giyimli kadınlarla beylere, gene uçakla getirttikleri özel aşçılarının yemekleri ikram ediliyor. Ertesi sabah onlar yeni hayatlarına başlarken biz de alışveriş yapabileceğimiz bir yer olan arabayla 1.5 saat uzaktaki Pattaya’ya gidiyoruz.

Bu bölgeyi Türkler çoktan keşfetmiş. Hilton Oteli’nin havuzunda neşe içinde bir taraftan, öbür tarafa bağırarak yüzen arkadaşlarıyla şakalaşıyorlar.

Burada Glaszzhouse adında plaj-restoran olan mekânı tavsiye edebilirim. Girişteki terasta gene ilginç beyaz süsler, çiçekler sarkıyor. Şamdanlarla çok romantik bir hava yaratmışlar. Hele deniz kenarında, kumun üzerinde, o loşlukta büyülü bir ayin gibi görünen, beyaz örtülü, uzunca masa düzenlemesine bayıldım. Yeşil thai körisi favorim. Üstelik en acısı ama o kadar lezzetli ki!

BANGKOK MASAL GİBİ

Kalbim Tayland’da kaldı

Alışverişimizi yapıp Bangkok’a dönüyoruz. Buraya her gelişimde Yul Brynner’ın eğlenceli filmi ‘Kral ve Ben’ aklıma düşüyor.

Budizme çok bağlı oldukları için, her tarafta tapınaklar, altın yapraklar yapıştırılan Budha heykelleri, boyunlarına takmak için kolye şeklinde rengârenk çiçekler, orkideler, lotüsler, tütsüler var. Dünyanın en ilginç yerlerinden biri de karayolu ile bir buçuk saatlik mesafede dünyaca meşhur ‘Yüzen Pazar’ (Floating Market). Nehrin kanal gibi dolaştığı bu bölgede, iki kıyısındaki evlerde; tekrar dünyaya geldiklerinde ödüllendirileceğini düşünen çok fakir ama güler yüzlü insanlar yaşıyor. Ganj Nehri gibi kfiliiiiiahverengi renkte, içi görünmeyen sularda hem yiyeceklerini hem giyeceklerini yıkadıkları gibi kendileri de yıkanıyorlar.

Onlar günlük hayatlarını sürdürüyor biz ise soğuk havalarda kaçmak için en güzel, en renkli yerlerden biri olan Tayland’a veda ediyoruz. Kalbimizi geride bırakarak...

 

False