GeriSeyahat İnsanlığın kaybolduğu kamplar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İnsanlığın kaybolduğu kamplar

İnsanlığın kaybolduğu kamplar

Uzun yıllar oldu Polonya’ya gitmeyeli. Hayal meyal hatırlıyorum. Çok da az kalmıştım Varşova’da. Hatta kalmak bile denilemez, uğramıştım sadece. Aklımda kalan izlenim pek hoş değil. O yıllarda hâlâ komünizmin yansımaları vardı. Tekrar gitmeye karar verdim. Polonya’nın başkenti Varşova’ya... Üstelik bu kez tüylerim diken diken oldu, psikolojim bozuldu. Çünkü Nazi Almanya’sının insanları katlettiği toplama kampları Auschwitz ve Birkenau’ya gittim...

Havaalanının ismi ‘Chopin’. Malum dünyaca ünlü besteci. Babası Fransız, annesi Polonyalı Frederic Chopin. Klasik müziğin dehası. Chopin, 1849’da unutulmaz eserler bırakarak çok genç sayılabilecek bir yaşta (39) vefat etmiş. Paris’te vefat etmeden önce vasiyet etmiş“Beni ülkeme gömün!” diye. Ancak o zamanki Çarlık Rusya’nın hâkimiyetindeki Polonya buna müsaade etmemiş. Daha sonraki yıllarda kalbi kız kardeşi ‘Ludwika’ tarafından özel bir kutu içinde Polonya’ya getirilip eski evlerinin çok yakınındaki kiliseye (Bazylika Swietego Krzyza) koyulmuş.

İnsanlığın kaybolduğu kamplar



Varşova’nın her köşesinde Chopin’in etkisini görmek mümkün. Öyle ki yol üstünde dinlenmek için oturduğunuz banklara kadar müzik tesisatı kurmuşlar. Düğmeye bastığınızda Chopin’in eserlerini dinliyorsunuz. Üniversitelerin her salonunda her daim klasik müzik konserleri var. Talebeler burada hem konserler veriyorlar hem de eğitimlerini tamamlıyorlar dinleyici karşısında.
Sokaklar cıvıl cıvıl. Müthiş bir genç nesil yetişmiş. Kültürel altyapıları yüksek, eğlenmesini bilen ama en ufak taşkınlık yapmayan gençler.

Özellikle UNESCO’nun koruma altına aldığı meşhur meydanına (Castle Square) giden caddesinde (Krakow) sıra sıra kafeler, restoranlar var. Günün her saatinde dolup taşıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında taş taş üstünde kalmamış. O güzelim tarihi doku yerle bir olmuş. Savaş sonrasında aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Otelim Krakow Caddesi’ne yürüme mesafesinde olduğu için neredeyse tüm günümü-gecemi bu sokakta ve meydanda geçirdim. Gençlerin eğlencelerini hayranlıkla seyrettim. Ertesi sabah trenle Krakow’a gidecektim. Yatıp dinlenmeliydim. Aslında bu yazının konusu Krakow’daki Auschwitz ve Birkenau kampları! Hani şu Nazi Almanya’sının insanları katlettiği kamplar.

İnsanlığın kaybolduğu kamplar



Dişler bankaya, saçlar orduya

Çok film seyrettim, çok da kitap okudum. Belgeseller izledim bu dehşet kamplarla ilgili. Gelin görün ki yerinde incelemek, olayların geçtiği yerleri görmek başka bir şeymiş. Varşova’dan hızlı trenle 2.5 saatte Krakow’a ulaştık. Rehberim karşıladı beni kampa götürmek üzere. Tren garında bizi bekleyen arabaya bindik. Auschwitz’e doğru yola çıktık. Yol boyu ağaçlar, yeşillikler, kuşlar o kadar güzel ki sanki tatil köyüne gidiyoruz. Zaten Naziler de esirleri trenlerle Auschwitz’e naklederken “Çalışma kampına götürüyoruz” demişler.  Çok film seyrettim, çok da kitap okudum. Belgeseller izledim bu dehşet kamplarla ilgili. Gelin görün ki yerinde incelemek, olayların geçtiği yerleri görmek başka bir şeymiş. Varşova’dan hızlı trenle 2.5 saatte Krakow’a ulaştık. Rehberim karşıladı beni kampa götürmek üzere. Tren garında bizi bekleyen arabaya bindik. Auschwitz’e doğru yola çıktık. Yol boyu ağaçlar, yeşillikler, kuşlar o kadar güzel ki sanki tatil köyüne gidiyoruz. Zaten Naziler de esirleri trenlerle Auschwitz’e naklederken “Çalışma kampına götürüyoruz” demişler.  Tren kampa geldiğinde SS subayı inen esirleri ayırıyor. Sağlam ve genç olanları kampta çalıştırmak üzere bir tarafa; yaşlı, sakat, eşcinsel ve çocukları diğer tarafa. Çalıştırmak üzere ayırdıkları bir süreliğine; daha doğrusu işleri bitinceye kadar hayatta kalabiliyorlar. Diğerlerine gelince; gaz odalarına götürüyorlar. Gaz odalarına girerken avluda soyunmaları isteniyor kadın-erkek, çoluk çocuk. Duş yapacaklarını sanarak çırılçıplak soyunuyor esirler. Daha öncesinden esirlerin kıymetli eşyaları alınıyor. Altın dişleri sökülüyor. Eritilip altın külçelerine dönüştürülüp Almanya Merkez Bankası’na götürülüyor. Kadınların saçları kesiliyor. Saçlar tekstil fabrikalarında çorap ve eldiven yapımında kullanılıyormuş.  Çok dayanıklı olduğu için bu eldiven ve çoraplar savaş halindeki Alman ordusuna dağıtılıyormuş. “Ne kadar saç olabilir ki?” diye düşündüm. Eminim siz de düşünmüşsünüzdür. Tam iki ton saç toplanmış. 

İnsanlığın kaybolduğu kamplar



24 saatte 5 bin kişi

Girdim odaya. İnsan yanığı hâlâ kokar mı? “Evet kokuyor” diyorlar? Ya da psikolojik olarak öyle düşünüyorsunuz gördüğünüz manzara karşısında. Böyle bir dehşeti insanoğlu nasıl yaşatır? Pes. Tamam biliyoruz ‘insanoğlu en vahşi yaratık’. Ama burada yaşanan dehşet anlatılır gibi değil. Bir salon düşünün, içeri giriyorsunuz, 50 kişinin zor sığacağı bir salon. 400 kişi sokuyorlar tepeleme bu salona. Salonun üstünde iki baca var, biri en başta, biri en sonda. Salona zehirli gazların atıldığı. Buraya lütfen dikkat edin! Gaz bacalarına yakın olanlar 10-15 saniyede ölüyorlar. Uzak olanlar bu dehşeti seyrede seyrede 10-15 dakika sonra ölüyorlar. Böyle bir dehşeti bir insan nasıl düşünür? Nasıl yaşatır? Çoluk çocuk kadın-erkek herkese... Yarabbim bu nasıl bir iştir!


İnsanlığın kaybolduğu kamplar



250 bin çocuk katledildi

İnfaz tamamlandıktan sonra gaz odasının yanındaki kapı açılıyor. Özel hazırlanmış fırınlar var yan odada. Ölü bedenler fırınlara atılıyor ve yakılıyor. 24 saatte 5 bin kişi yakıyorlarmış. Bununla da yetinmemişler. Daha sonra bir sıra insan, üzerlerine bir sıra odun dizmişler ve üzerlerine benzin dökerek yakmaya devam etmişler. Zaten veba salgınından ölmüş birçok esir. Pislik öyle boyutlara ulaşmış ki salgın kaçınılmaz olmuş. Mesela hastane gibi odalar var. Sanırsınız ki hasta esirler tedavi amaçlı getiriliyorlar (ki ben öyle düşündüm). Buraya giren bir daha geri dönmüyormuş. Zehirli iğne ile infaz ediliyorlarmış. İnsanlığın kaybolduğu bu yerde öyle olaylara şahit oluyorsunuz ki!.. Gaz odasında öldürdüklerinin yüzde 25’i 15 yaş altı çocuklar. 250 bin çocuk katledilmiş bu kamplarda.

‘Wilhelm Brasse’ isminde Avusturyalı bir fotoğrafçı çalışmış kampta 1.5 yıl. 90 bin fotoğraf çekmiş. Dehşetin resimleri... Ve bir daha da fotoğrafçılık yapmamış hayatı boyunca. Daha doğrusu yapamamış. Auschwitz Kampı o bölgede çıkan tuğlalardan inşa edilmiş.
O kadar çok esir gelmiş ki sığmamış bu kampa (üst üste yerlerde yatırmalarına rağmen). Yeni bir kamp yeri ihtiyacı doğmuş. Fakat tuğla yok. Çare; Almanya’da atlar için yapılmış ahırları söküp getirmişler kampa. ‘Birkenau’ olmuş ismi bu kampın. Savaş sonrası sadece 7 bin 500 kişi kurtarılmış. Onlar da çok hasta ve bitik halde. Savaşın bilançosu ise 20 milyon insan katliamı ile sona ermiş.
Her yıl iki milyon ziyaretçi geliyor kamplara. Giriş ücreti yok. 10.00-15.00 arası girmek için rehber şartı var. Şayet özel rehberli araba tutarsanız (benim yaptığım gibi) biraz tuzluya mal oluyor (350-400 Euro arası ). 4-5 saat geçirdim bu ölüm kamplarında. Psikolojimiz o kadar bozulmuştu ki. Dönüş yolunda, beraber seyahat ettiğim Can Arınel’e baktım. İfadesiz, kirece dönmüş bir yüz. Hiç konuşmadan otelimize geldik...

İnsanlığın kaybolduğu kamplar



Nereye gitmeli?

Krakow enteresan bir şehir. Dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden ‘Sukiennice’ görülmeli. Wawel Sarayı gezilmeye değer yerlerden. Zaten mutlaka uğrayacağınız Stare Miasto’ya (eski şehir) çok yakın. Krakow simidini yemeği unutmayın! Krakow’da asıl görülecek yer ‘Wieliczka Tuz Madeni’. Merkeze bir saat. Maden 327 metre derinliğinde. 300 kilometre uzunluğunda. UNESCO tarafından koruma altında. 3.5 kilometresi turistlere açık. Auschwitz ve Birkenau kamplarını da sinirleriniz sağlamsa görün!

False