
Son Güncelleme:
Hardrock Cafe'si bile var
Bir zamanlar Ortadoğu'nun Paris'i diye anıldı. Casinoları dünyanın dört bir yanından gelen zenginlerle dolup taştı. Baskıcı rejimden biraz olsun kaçıp nefes almak isteyenlere kapılarını açtı Lübnan'ın başkenti Beyrut. Çok kültürlü, çok dinli ve çok sesli yapısı, onu diğer Arap kentlerinden her zaman farklı kıldı. 20. asrın sonunda kenti yerle bir eden ve 16 yıl süren savaş bile bunu değiştiremedi. Kent önce İsrail Lübnan savaşına, sonra İsrail işgaline tanık oldu. Suriye birlikleri, Şii Emel milisleri, Faranjistler, Filistinliler, Dürziler, herkes yıllarca kentte süren anlamsız savaşların tarafı oldu. Beyrut, barışın ilan edildiği 1991 yılından bu yana kendini toparlamaya çalışıyor. Binalar hızla yerine konulduğu için, Beyrut'a ‘‘dünyanın en büyük şantiyesi’’ deniyor. Evleri delen kurşunlar, sıkı sıkı kilitlenmiş dolaplarda, savaştan kalma bir hatıra olarak saklanıyor.‘‘Savaştan Önce’’ ve ‘‘Savaştan Sonra’’... Her konuşma sırasında geçen sıradan iki söz bunlar... Ve hatta ‘‘Savaş Sırasında’’... Çünkü binlerce Beyrutlu ülkesini terketmeyerek savaşı günlük hayatın bir parçası gibi yaşamış. Gazeteci Youmna Zeyd de onlardan biri. ‘‘15 yıl evlerimize kapanıp yaşayacak değildik ya, hayatımızı savaş koşullarına ayak uydurarak sürdürdük. Kızımı sabah bombardımanından sonra bırakıyordum okuluna. Akşamları arkadaşlarla dışarıya yemek yemeye çıkacaksak eğer, çatışma saatlerini hesaplıyor, ortalık sakinleştikten sonra, yapıyorduk akşam programımızı’’. Bugün her ne kadar savaşın izleri birkaç bombalanmış evle sınırlı kalsa da, Chek-Point noktalarında adım başı kimlik soran askerleri görmek mümkün.Beyrut'ta tek bir gecekondu yok. Aslında gecekonduya gerek de yok. Fakir insanlar, savaş sırasında bombalanmış binaları ev edinmişler kendilerine. Duvarlarda makinalı tüfek izleri, balkonlarda asılı rengarenk çamaşırlar... Kentin her yanında zıtlıkları görmek mümkün. Beyrut'un en hareketli merkezi El Hamra'da çoktan Kenzo, Harry Winston, Christian Dior, Yves Saint Laurent gibi ünlü markalar vitrinlerde yerlerini almış. Mc Donald's, Wimpy, Kentucky Fried Chicken, Pizza Days gibi dünyanın tanınmış restoran zincirlerine de rastlamak mümkün Beyrut sokaklarında.Her ne kadar nüfusu iki milyon da olsa, arabayla 15 dakika mesafede bir yere Beyrut trafiğinde ancak kırk beş dakikada gidilebiliyor. Trafiğin bu kadar sıkışık olması, her üç kişiye bir araba düşmesinden kaynaklanıyor. Geçmişin şaşaalı günlerinden kalmış olsa gerek, Beyrutluların ‘‘gösterme merakı’’ da hemen farkediliyor. Halk otobüsleri her ne kadar klimalı dahi olsa, içinde sadece birkaç kişi görebiliyorsunuz. Nedenini sorduğunuzda ise aklınıza gelemeyecek bir cevapla karşılaşıyorsunuz. ‘‘Otobüse bindiğimizi ya bir gören olursa?’’ÜÇ DİLDE SOHBETİşte bu yüzden trafik arap saçına dönmüş bu şehirde... Kırmızı ışıkta durana arkadan gelen ‘‘ne duruyorsun, yürüsene’’ diye korna çalıyor. Kavşaklarda geçiş önceliği en atak olanda. Sokaklar araba kornalarıyla çınlıyor. Klakson neredeyse tek anlaşma yolu olmuş Beyrut'ta. Emniyet kemeri takmak gibi bir zorunluluğu da kimse hissetmiyor.Sokaktaki bu çokseslilik evlere de yansıyor. İki Lübnanlı'yı konuşurken seyretmek çok zevkli. Önce Arapça başlıyorlar anlatmaya, derken Fransızcayla devam ediyor, İngilizceyle bitiriyorlar. Sadece eğitimli insanlar değil, sokaktaki seyyar satıcı bile en az iki dili su gibi konuşabiliyor.Lübnan'da resmi dil Arapça ve Fransızca. Ama savaştan sonra İngilizce her yere girmiş. Tabelalar kimi zaman üç dilde çıkıyor karşınıza. Beyrut, neşeli insanları, görkemli restoranları ve lezzetli yemekleriyle turistleri cezbetmeyi çok iyi başarıyor. Dolandırılır mıyım, kazıklanır mıyım, gibi şüpheler düşmesin içinize. Beyrut'ta hizmet sektörü en gelişmiş sektör. İnsanlar şehirlerini ziyaret edenleri en iyi şekilde ağırlamak için çaba gösteriyor. Taksi şoföründen seyyar satıcısına, askerinden polisine kadar... Çünkü hepsi de biliyor, ülkenin bir an önce kendini toparlaması için iyi bir imaj yaratmak farz!Beyrut'ta Şii, Sünni, Ortodoks, Katolik, Protestan, Dürzi, Maronid gibi her mezhep ve dinden insan yaşıyor. Hıristiyanlar şehrin doğusuna, Müslümanlar ise batısına yerleşmiş. Okullarda temel eğitim İngilizce ve Fransızca yapılıyor. Yabancı dil olarak da İngilizce okutuluyor. Lübnan'ın nüfusu resmi rakamlarla dört milyon görünse de tüm dünyaya dağılmış Lübnanlılarla birlikte toplam nüfus yedi milyonu geçiyor. Ancak ülkedeki yüksek enflasyon oranı orta sınıfın giderek daha da fakirleşmesine yol açmış.DÜĞÜNLERİYLE ÜNLÜ KENTBeyrut düğünleri ülke ekonomisini canlı tutuyor. ‘‘Şov’’ üzerine kurulu düğünler, beş yıldızlı otellerin, terzilerin, mücevher dükkanlarının, giyim mağazalarının en önemli geçim kaynağı. Düğün öyle bir sektör oluşturmuş ki, kitabevlerinde, evleneceklere yol gösteren ‘‘Düğün Guide’’larını bulmak mümkün.Düğünün zenginliğini çağırılan davetlilerin titri belirliyor. En son iki hafta önce Beyrut'ta dillere destan bir düğün yapıldı. Şeref konuğu, Başbakan Hariri'ydi. Düğünün bir başka özelliği ise, gelinin Osmanlı soyundan gelmesi... Abdülhamit'in zaptiye nazırı Nazım Paşa, Beyrut'a atanan son Osmanlı valisidir. Kızı Ruhinissa 17 yaşına geldiğinde, Beyrutlu ünlü jinekolog Vefik Beydoun'la evlenir. Ruhinnissa'nın üç oğlu olur. Bülent, Faruk ve Tarık. Faruk, annesinin dilinden düşürmediği İstanbul'u hep merak eder... 18 yaşına geldiğinde kararını verir, Türk vatandaşlığını alarak İstanbul'a yerleşir. Ve soyadını ‘‘Baydun’’ olarak değiştirir. Bülent ise Lübnan vatandaşlığını seçer ve diplomat olur. Nijerya, Brezilya, Angola gibi birçok ülke dolaşır. Hatta Ankara'da Lübnan sefirliği yapar bir süre.Savaş sırasında Beyrut'a dönen Bülent Beydoun iki yıl önce vefat etti. Eşi Helena bugün Beyrut'ta yalnız yaşıyor. Ama iki hafta önce torunu Maya'nın düğünü için uzun yıllardan beri görmediği, Türk akrabaları geldi ziyaretine. Faruk Baydun'un kızı, eşi ve oğlu. Bütün aile düğünü fırsat bilerek toplandı Beyrut'ta. O hafta bir Beyrut evinde Arapça, İngilizce, Fransızca'nın yanısıra Türkçe de konuşuldu.GELİN OSMANLI SOYUNDANBeyrut'ta düğün önemli bir sektör! Kent iki hafta önce yine gösterişli bir düğüne tanık oldu. 100 bin dolara mal olan düğünün bir başka özelliği ise gelinin Osmanlı soyundan gelmesi. Maya Beydoun, Abdülhamit'in Zaptiye Nazırlığını yapmış, son Beyrut valisi Nazım Paşa'nın torununun torunu. Maya'nın düğününü görmek için dünyanın dört bir tarafına dağılan aile biraraya geldi (Üstte). Bekaa Vadisi Lübnan'ın en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapmış. Romalılar'ın Güneş Kenti adını verdikleri Baalbek'te, Venüs ve Jüpiter adına yapılmış tapınaklar, bugüne kadar hiçbir sarsıntı geçirmeden özgünlüğünü korumuş (Sağda).MEYVE CENNETİLübnan mutfağının temel yemekleri; tabuli, humus, kıbbe ve kebaplar. Dünyanın en güzel mutfaklarından sayılabilecek Lübnan mutfağında yemek sonrası kuru baklavaların yanısıra en çok meyve tüketiliyor. Özellikle restoranlarda yemek sonrası için çeşit çeşit meyveyle donatılmış özel masalar hazırlanıyor ve müşteriler, yemeklerini bitirir bitirmez bu masalara alınıyor.KAHVALTININ VAZGEÇİLMEZİBeyrut'taki seyyar satıcılar bile en az bir yabancı dili rahatlıkla konuşuyorlar. Bir çeşit pide sayılabilecek susamlı çörekler sabah kahvaltılarının vazgeçilmez yiyeceği. Simitler sade yenilebildiği gibi, onlardan ‘‘künefe’’ dahi yapılıyor. İçinde lor peyniri eritiliyor, üzerine ise şerbet dökülüp afiyetle yeniyor.EVDE KUAFÖR HİZMETİSaçınızı acil kestirmeniz ya da yıkatmanız gerekiyorsa, Beyrut'ta bir kuaför bulmak için çok dolaşmanız gerek. Çünkü bu şehirde kuaförlük mesleği dükkanlarda değil, evlerde icra ediliyor. Elinde malzeme dolu çantasıyla evlere giden kuaförler, kesimden boyaya kadar her türlü işlemi evlerde rahatlıkla yapıyorlar. Tabii ki randevu almak şartıyla...SAVAŞ BİR HATAYDI16 yıl süren savaştan sonra Beyrut'ta yaşayan Sünni, Şii, Ortodoks, Katolik, Dürzi, Maronit, her mezhep ve dinden insan, bugün savaşın büyük bir hata olduğunu söylüyor. Kentin her yerinde Beatles'in bir şarkısındaki ‘‘Göreceksiniz hepimizin bir olduğu zaman gelecek’’ gibi sözlere rastlanıyor.

Gözde Hatunoğlu
Erdal Fernergiz


