
Güzelliği çatlaklarının arasından sızıyor
Gotik binalar, renkli pazarlar, cesur sokak lezzetleri ve balkonlardan sarkan çamaşırlar… Palermo’da hayat tüm karmaşasıyla akıyor. Bu şehir çokkatmanlı kültürüyle insanı hemen içine çekiyor. Eşsiz tarihiyle ziyaretçisine zaman kavramını unutturuyor. Sokaklarından portakal, limon ve baharat kokuları yükseliyor. Biraz karmaşık, biraz gürültülü ama fazlasıyla etkileyici. Ona kayıtsız kalamıyorsunuz, hafızanıza sessizce yerleşiyor.
Palermo’ya adımınızı attığınızda Akdeniz’in tek bir hikâyesi olmadığını hemen anlarsınız. İtalya’daki Sicilya Özerk Bölgesi’nin başkenti olan bu şehir, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin etkisi altında kalmış katman katman yapısıyla karşımıza çıkıyor. Fenikelilerden Romalılara, Araplardan Normanlara, İspanyollardan modern İtalya’ya uzanan bu uzun tarih bugün Palermo’nun sokaklarında yan yana duruyor. İşte tam bu yüzden şehir biraz karmaşık, biraz gürültülü ama fazlasıyla etkileyici. Palermo’yu sevmek, düzenli ve pürüzsüz bir güzelliği sevmek değil, hayatın kendisini olduğu gibi kabul etmek aslında.
Palermo’nun tarihi MÖ 8’inci yüzyıla, Fenikelilerin burayı önemli bir liman kenti olarak kurmasına dayanıyor. Ardından Roma egemenliği yaşanıyor ve şehir Akdeniz ticaretinin kilit noktalarından biri haline dönüşüyor. Asıl kırılma noktasıysa 9’uncu yüzyılda Arapların bu topraklara gelmesiyle oluyor. Tarım teknikleri, sulama kanalları, bahçeler, pazar kültürü ve mutfakta hâlâ hissedilen baharatlı tatlar bu dönemin kalıcı mirası. Normanlar dönemindeyse Palermo ortaçağ Avrupa’sının en zengin ve en kozmopolit başkentlerinden biri oluyor. Saraylarda Arap ustalar, kiliselerde Bizans sanatçıları birlikte çalışıyor. Bu eşsiz sentez, Palermo’yu Akdeniz coğrafyasında başka hiçbir kente benzemeyen bir noktaya taşıyor.

Zenginliği simgeliyor
Şehri gezmeye Palermo Katedrali’nden başlayabilirsiniz. Farklı dönemlerin üst üste eklendiği bu yapı, Sicilya tarihinin taşla yazılmış bir özeti gibi. Norman temeller, gotik kuleler, barok dokunuşlar ve neoklasik eklemeler tek bir yapıda yan yana duruyor. Katedralin hemen yakınındaki Norman Sarayı ve Palatine Şapeli’yse kentin sanatsal zirvesini temsil ediyor. Altın zeminli Bizans mozaikleri, sadece bir ibadet mekânını değil, gücü, zenginliği ve kültürel iddiayı da simgeliyor.
Şehir dokusunu hissetmek isteyenler için Quattro Canti önemli bir durak. Dört anacaddenin kesiştiği bu barok meydan Palermo’nun adeta ritmini belirliyor. Ardından Via Maqueda ve Corso Vittorio Emanuele caddeleri boyunca yürüyüp şehrin gündelik hayatına karışabilirsiniz. Sokak müzisyenleri, kahve molası veren Palermolular ve balkonlardan sarkan çamaşırlar bu yürüyüşe eşlik ediyor. Teatro Massimo bu hattın en görkemli duraklarından biri. Avrupa’nın en büyük opera binalarından olan bu gösterişli yapı, Palermo’nun kültürel iddiasını ziyaretçilerine sessiz ama son derece güçlü bir biçimde hatırlatıyor.
Palermo’yu gerçekten tanımak için pazarlarına girmek şart. Ballarò, Capo ve Vucciria pazarlarında hem alışveriş yapabilir hem de yöresel tatları keşfedebilirsiniz. Satıcıların bağırışları, balık tezgâhlarının parlaklığı; portakal, limon ve baharat kokuları arasında yürürken Palermo’nun Arap geçmişi hâlâ canlı. Bu pazarlar şehrin ruhunu en çıplak ve filtresiz haliyle görebileceğiniz yerler.
Şaşırtıcı bir uyum var
Merkezden kısa bir yolculukla ulaşılan Mondello Plajı şehrin başka bir yüzünü gözler önüne seriyor. Art nouveau tarzı villalarla çevrili bu sahil, Palermoluların nefes aldığı, yazın temposunu düşüren bir kaçış noktası. Akşamüstü deniz kenarında yapılan yürüyüş kentin sert ve gürültülü yüzünü biraz yumuşatıyor.
Palermo sokaklarında dolaşırken zaman kavramı giderek bulanıklaşıyor. Bir köşede ortaçağdan kalma kilisenin gölgesi yıpranmış bir apartmanın cephesine düşüyor. Trafik kuralları çoğu zaman bir öneriden ibaret. Korna sesleri günlük iletişimin doğal bir parçası oluyor. Ancak bu karmaşanın içinde şaşırtıcı bir uyum da var. Palermo ziyaretçisini yormasına rağmen onu içine çekmeyi başarıyor.
Akşam saatlerinde meydanlar doluyor, kafeler canlanıyor, yemek masasında geçirilen saatler uzuyor. Palermo’da yemek sadece karın doyurmak için değil, bir arada olma hali. İşte bu anlar, şehrin ruhunu anlamanın da en kestirme yolu.
Palermo’dan ayrılırken geriye net bir görüntü değil, güçlü bir his kalıyor. Şehir kendini kolay tarif ettirmiyor. Bu Sicilya güzelini ya seviyorsunuz ya da ona mesafeli kalıyorsunuz ama kayıtsız olmanız neredeyse imkânsız. Palermo tüm çelişkileriyle gerçek bir Akdenizli. Kusursuz olmaya çalışmıyor, olduğu gibi görünüyor ve ziyaretçisine kendini aynaya bakıyormuş gibi hissettiriyor. Ve insan bu aynada kendine dair beklemediği şeyler keşfediyor.
Palermo’nun güzelliği her zaman parlatılmış değil, bazen çatlakların arasından sızıyor. Değeri de tam olarak buradan geliyor. Gezilip tüketilen bir rota değil, yaşanıp sindirilen şehirlerden. Zaman geçtikçe etkisi artıyor ve hafızaya sessizce yerleşiyor.

Gastronomi tutkunları için özel tatlar:
Palermo mutfağı da tıpkı kentin kendisi gibi cesur ve katmanlı. Sokak lezzetleri de bu mutfağın kalbinde. Bu tatlardan bazıları şöyle:
◊ Arancini: İçi etli ya da peynirli dolgularla hazırlanan kızarmış pirinç topları.
◊ Panelle: Nohut unu, su ve tuzla yapılan kızartmalar. Dışı hafif çıtır, içi yumuşak.
◊ Pane con la milza: Daha maceracı lezzet tutkunları için dalak sandvici. Şehrin sokak mutfağının da en karakterli örneklerinden biri.
◊ Sfincione: Palermo usulü kalın hamurlu bir tür pizza.
◊ Cannoli: Boru şeklinde kızartılmış hamurun içine tatlı ve kremsi bir dolgu konuyor. Tatlı denince tartışmasız başrolde.

Ünal Özüak
Elif Zorlu Tapan
Savaş ÖZBEY


