GeriSeyahat Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel

Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel

İstanbul’a yakın ve neredeyse bağlı olduğu Silivri’de yaşayanların dahi pek bilmediği bir köy Danamandıra. 1800’lerde kurulmuş köyün yanındaki iki göl ve etrafında oluşturulan tabiat parkı, büyük şehirden kaçanlara hoş bir nefes oluyor.

Son kapanmanın bitmesiyle beraber sokağa çıkmamıza izin verilen ilk cumartesi, kendimizi koşarak doğaya attık yine. İstanbul’da yaşayanlar için kentin içine doğru yapılacak her plan ekstra trafik ve yolda kaybedilen süre demek. Bir yandan da park yeri kâbusu ve yol boyu başka sürücülerle gergin atışmalar. Bu da haftalardır kapalı kalan ruhumuzu fazlasıyla sıkacağı için rotayı kuzeye kırdık. Sosyal medyada rastlamıştım Danamandıra Köyü’nden bir fotoğrafa ve heves etmiştim burayı görmeye. Eşim “Bu kadar güzel bir yer böyle sakin değildir, mutlaka bir sorun vardır” dedi ama ben ikna olmadım. Beklediğimiz gibi bir yer değilse civarda çok sayıda seçenek var diyerek çıktık yola...

Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel

Danamandıra’ya gitmek için TEM’i kullandık. Edirne istikameti yönünde ilerlerken Çatalca’dan çıkıp bağlantı yolunda Çatalca yönüne devam ettik. Çatalca merkeze ulaşmadan Şair Necmettin Halil Onan Bulvarı’ndan Eski İstanbul-Kırklareli yoluna sağa döndük. Ve cennet gibi sıra sıra Trakya köyleri belirmeye başladı.

Gökçeali, Subaşı, Akalan, İhsaniye ve Gümüşpınar köylerini geçtik. Gümüşpınar önemli bir içme suyu kaynağı; kendi adıyla şişeli suları var, hatırlarsınız. Zümrüt gibi ormanlardan kaynayan sular kâh bir dere olarak akıyor yanımızda, kâh bir gölet olarak çıkıyor karşımıza. Burada yol yapmak bile insana iyi geliyor. Camları açıp kuşları dinleyerek 4 kilometre daha gidince Danamandıra sapağına geldik. Burada köye çıkmayıp tabiat parkı işaretlerini takip edin. 3 kilometre sonra gayet düzgün bir yoldan tabiat parkına varılıyor.

KAMP YASAK, GİRİŞ ÜCRETLİ

Parkın girişi ücretli; otomobil 27, bisiklet ve yaya 9 ve motosiklet 18 lira. Kapıda ‘balık avlamak ve kamp yapmak yasaktır’ tabelaları var. Park alanı iyi düzenlenmiş. Doğal meşe ormanı içinden beton dökülerek hazırlanan otomobil yolu göl kenarına kadar gidiyor. Bu arada alanda bir değil, iki göl var. Büyük Kopmuş ve Küçük Kopmuş gölleri.

Otomobilden iner inmez bir kurbağa korosu karşılıyor bizi... Göllerin sazlık bölümünden hemen sonra nilüferler başlıyor. Bir tablo gibi. Bu derece güzel, geniş nilüferler görmemiştim. Etkileyici manzaraya bakarken bir nilüferin üzerinde beslenen kırmızı, turuncu gagasıyla saz tavuğu dalıp çıkıyor sazların arasına... Sazların öncesinde de kıyıya yakın hat üzerinde yabani zambaklar açmış, sarı ve mor. Hayvanları ve bitkileri tanımak için telefonlarımızdan uygulamaları açmak istiyoruz heyecanla (Seek ve Doğa Kâşifi uygulamalarını kullanıyorum, tavsiye ederim) ama sinyal zayıf, daha güzel. Gözümüzü ekrana değil tabiata ve onun bize sunduğu sürprizlere dikebiliriz...

Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel
Büyük gölün üzerindeki seyir terası fotoğrafta gördüğümüzden daha da güzeldi. Mavi, gümüşi yusufçuklar, berrak suda yüzen ve biraz ekmek atınca yukarı zıplayan kırmızı kanat ve türlü balıklar, nilüferler... Seyrine doyum olmuyor. Dürbünümle kuşlara bakmaya çalışırken sırtında Esenyurt Belediyesi yazılı yelek olan bir görevli gelip “Bunu kullanamazsınız, yasak. Burada oturamazsınız, gelin-damat gelince de burayı boşaltacaksınız” diye ültimatom veriyor ama bu bile canımı sıkamadı... Burası Esenyurt Belediyesi tarafından işletiliyormuş. Belli ki fotoğraf çekimi için kiralıyorlar. Sadece “Dürbünle bakmanın ne sakıncası var ki” diyorum ama açıklama yapmıyorlar. Balık avlamak da yasak ama iskele üzerinde çok sayıda oltacı vardı. Aynı hassasiyetin oltacılar ve yerde ateş yakanlar için de gösterilmesini temenni ediyorum.

DOĞAL MEŞE ORMANI

Kahvaltı sandviçlerimizi ve termoslarımızı alıp meşelerin altındaki piknik masalarından birine yerleştik. Tavsiyem, sabah erken gidip burada kahvaltı etmeniz çünkü öğleden sonra alana çok sayıda mangalsever geliyor. Belli ki birkaç saate duman kokusu tabiatın kokusunu bastıracak.

Kahvaltımızı bitirip göllerin çevresinde keşif yürüyüşü yapıyoruz. Doğal meşelik çok sık ve dikenli bir sarmaşıkla kaplı. Gün ışığı bile girmiyor neredeyse. Macera arayan kızım ormana girip peşi sıra bizi de sürükleyince her yerimiz dikenlerle sıyrılıyor. Olsun, bu deneyim için küçük bir bedel.

Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel
Yürüyüş bittiğinde iyice kalabalıklaşıyor alan. Çocuklu aileler için park var; ayrıca yürüyüş yolu paten ve bisiklet kullanmaya uygun. Mangallı piknik seven kalabalık aileler için çok güzel bir ortam. Tek sorun kirlilik. Çok daha dikkatli olmak gerek, suya uçan plastikler, tek tük de olsa naylon poşetler manzarayı bozuyor. Biz kalabalık artınca yönümüzü Podima’ya yani Yalıköy’e çeviriyoruz. İstanbul’un en güzel sahillerinden biri olan Yalıköy de bir başka yazı konusu artık...

1882’DE POPOVA KARSAN’DAN GÖÇENLER KURDU

Danamandıra Köyü, Bulgaristan Razgat’tan göç edenler için II. Abdülhamit’in emriyle kurulmuş. Razgat’a bağlı Popova’nın Karsan Köyü sakinleri 1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından göç edip Trakya’ya gelmiş. Önce Çerkezköy ve Ramis bölgesine, ardından da 1882’de buraya yani Danamandıra’ya yerleşmişler. Köyün adından da anlaşılacağı gibi hayvancılık ve mandıracılıkla geçiniyorlar. Danamandıra beyazpeyniri leziz. Yollarda karşınıza sık sık mandalar çıkacak. Ya Danamandıra’dan ya da yol üzerinde geçtiğiniz köylerden mutlaka manda yoğurdu alın. Trakya’nın meşhur kasap sucukları da köy kasaplarının önünden size göz kırpacak, kayıtsız kalmayın.

Fotoğrafta gördüğümüzden daha güzel

False