GeriSeyahat Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine

Yeni yıl için bir ‘yapılacaklar listesi’ hazırlamak âdettendir. Benim listemdeki önceliğim; yeni yılda da pandemiye rağmen, en azından yakın rotaları keşfetmek ve izolasyon önlemlerine uyarken doğaya çıkmak, keşif ruhumu hep taze tutmak. Bunun için 2021’in ilk gezisinde Bolu yollarına düştüm, yılın ilk karını izleyip kimsenin bilmediği dağ rotalarında yürüdüm, buzlu gölde kano yaptım.

Her mevsim başka renkte güzellikler sunan, tertemiz havasıyla huzur dolu bir yolculuğa çıkaran davetkâr Bolu için sırt çantalarımızı hazırlayıp yola koyulduk. İlk günümüzü yolculuğumuza ayırdık ve yolun da seyahatin bir parçası olması için lezzetli molalar verdik. Yolüstü lezzet durakları her zaman favorim olmuştur. TEM üzerindeki Berceste de sevdiğim duraklardan biri. Burada yöresel lezzetlerin tadına bakıp bölgenin meşhur isli peynirini ve patatesli ekmeğini de aldık. Yolculuk üç saat sürdü. Bolu doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihiyle de keşfedilmesi gereken yerlerden ancak biz bu gezimizde sadece doğanın tadını çıkarmak istedik.

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



Kış bir türlü gelmedi!
Rotamızın merkezi Kartalkaya yolundaki Gökpınar Köyü. Biz burada evimizi kullandık ancak siz konaklama için hem bu köyde hem de civar köylerdeki otel, pansiyon ve konukevlerinden birini seçebilirsiniz. Neredeyse bir aydır uğramadığımız köyü gezmek ilk işimiz oldu. Hasret giderdikten sonra, terastaki şömineyi yaktık ve yorgunluk çayımızı içtik. Bu sene sonbahar gitmedi, kış bir türlü gelmedi. Kayınlar ve gürgenler yapraklarını dökmekte nazlı. Uzun süredir devam eden kuraklık tüm Anadolu gibi Karadeniz’i de esir aldı. Bulunduğumuz yükseklikte aralık ayını kar almadan hiç geçirmemiştik. 2020 felaketleri arasına kuraklığı da eklemek lazım.

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



Göksu’ya yolculuk
Seyahatimizin ikinci gününe yüzümüzü güldüren bir sürprizle başladık. Gece kar yağmış ve her yer karla kaplanmıştı! Her Bolu ziyaretimde ‘inşallah’ diyerek tuttuğum dilek bu sefer gerçekleşmiş ve gece kar yağmıştı. Programımız bu yüzden aksar mıydı? Hayır. Bilakis bize daha güzel görüntüler sunacak, dekorumuz bembeyaz bir örtüyle kaplanmış olacak... Kahvaltıdan sonra yakındaki Kındıra Köyü’ne geçtik ve Chalet Park Apart tesisine kanoları ve rotayla ilgili bilgileri almak için uğradık. Kanoları, mangalı ve köpekleri alıp 45 dakika mesafedeki Göksu Tabiat Parkı’na doğru yola çıktık. Karlı yolda hızımızı düşürdüğümüzden normalden biraz daha uzun sürüyor. Ama kimsenin itirazı yok, karla kaplı devasa çamları izleyerek ilerledik. Oldukça büyük bir gölün etrafındaki park, yazın çok kalabalık olmasına rağmen kışın bomboş. Sadece biz varız. Kısmen buz tutmuş göl, karla kaplı dağlar, beyaza bürünmüş ağaçlar ve biz...

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



Bu tablonun içinde kalacağımız süre sınırlı, bir an önce kanoları suya indirmeli. Yalnız öyle kolay değil, zira göl kısmen buz tutmaya başlamış. Önce buzları kırmak, sonra kanoyu indirmek ve kıra kıra ilerleyip buz tutmamış yerlere varmak gerekiyor. Laponya seyahatlerimde bindiğim buzkıran gemisinden hatırladığım teknikle, ağırlığımı öne vererek öndeki buzları kırıp kanoyla ilerlemeyi başardım. Gölün ortasındayım... Dinginliğin, boşluğun, sessizliğin ve ruhumu arındıran bembeyaz dekorun tam ortasında. Huşu içinde küreğimi dizlerime koyup arkaya yaslanıyorum; kanonun dengesini doğanın dengesine ekleyerek gökyüzünü seyre dalıyorum. Ne kadar da küçüğüz tabiatın kalbine yolculuk ettiğimizde. Kıyıya kürek çekip köpeklerden birini yanıma alıyorum. Bir süre de onunla birlikte durgun sularda kürek çekiyorum. Kıyıda kar üstünde yakılan mangal hazır olduğunda biz de sahile dönüyoruz. Mangalda ellerimizi ısıtıp sandviçlerimizi yerken ince ince kar başlıyor. Karın üstünde bıraktığımız izler az sonra kaybolacak ama bu muazzam günün hatırası ömür boyu hafızamızdan çıkmayacak. Hızlı hızlı toparlanıp çıktığımız dönüş yolunda pandemi yasakları olmasaydı mutlaka yemek için duracağımız Özcan Alabalık Tesisleri’nin önünden geçiyoruz. Orman içinde dev ağaçların arasına gizlenmiş, yanında akan dereyle görülmeye değer bir yer.

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



Bulutların üzerindeyiz
Bolu’da görülecek çok fazla yer var. Seyahatimizin üçüncü gününde, erken kahvaltımızın ardından rotamızı Gölcük Tabiat Parkı’na çeviriyoruz. Kısa bir yürüyüşün ardından bu herkesin iyi bildiği yerden ayrılıp saklı güzelliklerin peşinde tekrar yola düşüyoruz. Seben Gölü’nü geçtikten sonra, Dokumacı Kanyonu’nu seyredebileceğimiz yoldan yavaş yavaş iniyoruz. Bulutların üstündeyiz ve kanyon tamamen bulutlarla örtülü. Burayı geçtikten sonra esas hedefimiz olan Kınıkçı Kanyonu’na doğru yol alıyoruz... Varışımızı müteakip, öğle yemeğimizi, suyumuzu ve fotoğraf makinelerimizi çantamıza atıp yürüyüşe başlıyoruz. Batonlar kanyon yürüyüşünde daha rahat hareket etmemizi sağlıyor. Bölgede Frigyalılara ait taş oyma mezarlarla eski kilise kalıntılarının yanı sıra birçok peribacası var.
Varış noktasındaki Çeltikderesi Köyü yakınında Orta Bizans döneminin klasik dini mimarisine uygun olarak haç biçiminde kesme taş ve tuğladan inşa edilen bir Bizans kilisesini görebilirsiniz.

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



En güzel terapi: Su
Kanyon görsel açıdan harika manzaralar sunuyor. Molamızı derenin üzerindeki büyükçe bir kayada yapıyoruz. Bir gün önceki göl ne kadar dümdüz ve sessizse, Çeltikderesi tam tersine o kadar gürültücü. Dün sessizliğin sesini dinlerken bugün akan suyun sesine kendimizi bırakıyoruz. Sudan daha güzel terapi olabilir mi! Kanyon çok uzun. Eğer deneyimli ve antrenmanlıysanız, bir gün içinde tamamını geçebilirsiniz. Biz bir kısmını yürüdük ve aynı yoldan geri döndük. Bu arada su geçirmeyen yürüyüş botu, yağmurluk, baton ve kumanyanızı da yanınıza almayı unutmayın!

Doğanın çağrısı... Buzlu gölden bulutların üzerine



Yol üstünde bir Gölcük molası
Gölcük Tabiat Parkı’nda gölün kenarında tek başına duran o evi eminim birçok kişi biliyor. Şehir merkezinin
13 kilometre güneyinde suni olarak yapılmış bir set gölü olan Gölcük’ün etrafı çam, köknar, kayın, gürgen ve karışık türde ağaç türleriyle kaplı. Gölün hemen kenarındaki meşhur ev Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait ‘Devlet Konukevi’nde bakanlar ve üst düzey bürokratlar konaklayabiliyor. Gölün etrafında kır lokantası, kafeterya, büfe, mescit ve bungalov tipi konaklama tesisleri var. Yıl boyunca gezmek, görmek, dinlenmek, fotoğraf çekmek, belirli zamanlarda sportif olta balıkçılığı, bisiklet turu ve piknik yapmak mümkün.

Traverten de var tarihi konaklar da
Bolu destinasyonuna yolculuk yapmayı düşünüyorsanız, bu yazdığım yerlerin dışında birçok alternatif sizleri bekliyor. Abant Gölü ve Tabiat Parkı, Yedigöller Milli Parkı, Akkaya Travertenleri, Kartalkaya Kayak Merkezi, Bolu Kaplıcaları, Mudurnu ve Göynük Evleri. Her biri için ayrı ayrı kısa seyahat planlamaları yapabilirsiniz.

False