
Bir kitapla başlayan yolculuk, Kuzey Kutbu’nda bir inzivaya uzandı
Business Insider’da seyahat yazısı kaleme alan Stephanie Pensa, yedinci sınıfta okuduğu Simyacı kitabının etkisiyle şekillenen hayatını ve Norveç’in Lofoten takımadalarında geçirdiği dönüştürücü bir inziva deneyimini anlattı. Paulo Coelho’nun rehberliğinde çıktığı bu içsel ve fiziksel yolculuk, yıllar sonra onu Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar götürdü. İşte Stephanie Pensa'nın kendi kaleminden, hayatının yönünü değiştiren o bir haftalık Arktik deneyimi…
Paulo Coelho’nun, hazine arayışında hayallerinin peşinden giden ve bu yolculukta gerçek amacını keşfeden genç bir çobanın öyküsünü anlatan kitabı, beni o kadar derinden etkiledi ki, sonraki 20 yıl boyunca bana rehberlik etti.
Dünyayı gezme ve macera arama arzumu pekiştirdi ve beni Roma ve Rio de Janeiro’da yaşamaya yöneltti. Hayallerim, hayat kararlarımı belirledi.
Daha sonra, boşandıktan ve geçici olarak sakat bırakan bir hastalıktan sonra, büyüdüğüm banliyö kasabasına geri döndüm. Ailemin işinde çalışmaya başladım, bundan inanılmaz derecede gurur duyuyorum, ancak bu benim tutkum değil ve beni tatmin etmiyor.
Zamanla günlük hayata olan ilgimi kaybettim. 40 yaşıma geldiğimde, boş bir yetişkine dönüştüğümü fark ettim.
DEĞİŞİMİN YOLUNU AÇMAK
Bir şey eksikti; ben eksiktim. Açık havada olmayı özlüyordum. Bu yüzden, Kuzey Kutup Dairesi’ndeki ücra bir takımadada 10 yabancıyla bir haftalık bir yürüyüş kampına denk geldiğimde, tam da aradığım şeymiş gibi hissettim.
Arctic Dreams Retreats, profesyonel sanatçı Rachel Pohl ve ekolojist eşi Charles Post tarafından yönetiliyor. Pohl ile ilk kez birkaç yıl önce Instagram’ın Keşfet sayfasında karşılaştım. Karlı dağların fonunda duran uzun, Vikingvari sarı örgüleri dikkatimi çekti ve fotoğrafa tıklamamı sağladı.
Montana’lı olduğunu ve bir zamanlar profesyonel bir kayakçı olma yolunda olduğunu, ancak bunun yerine resim sevgisini bir mesleğe dönüştürdüğünü öğrendim. Kendini “biraz kaotik bir kalkan kızı” olarak tanımlayan Pohl, kırılganlık, nezaket ve neşeli şakacılık hakkında açıkça konuşarak ferahlatıcı bir esinti yarattı. Anında büyülendim ve arkadaş olmak istediğim biri gibi göründü.
30’lu yaşlarında olan çift, üç buçuk yıl önce Norveç’in Lofoten şehrine taşındı. Arkadaş edinmekte zorlandıktan sonra, katılımcıları kendileri seçerek inzivalar düzenlemeye ve yuvalarını başkalarıyla paylaşmaya karar verdiler. Şimdiye kadar iki inzivaya ev sahipliği yapan çift, “Arkadaşlarımızı ithal ediyoruz!” diye espri yapıyor.
İçimden bir ses, Lofoten’de geçireceğim bir haftanın içimdeki ateşi yeniden alevlendirebileceğini söylüyordu. Ben de katılmak istedim ve başvuruya başladım. Başvuruda doğaya saygı, uyum sağlama ve başkalarıyla iyi geçinme gibi temel değerler hakkında düşündürücü sorular vardı.
YABANCILARLA BAĞ KURMAK
Yaşları 20 ile 44 arasında değişen dokuz inziva katılımcısı Kanada, Galler ve çeşitli ABD eyaletlerinden geliyordu. Haziran ayında birlikte seyahat ettiğim grubun tamamı kadınlardan oluşuyordu, ancak inziva cinsiyet ayrımı gözetmeden herkese açık. Geçen yılki ilk grupta bir karı-koca ikilisi de vardı.
İlk öğle yemeğimizde Pohl, gruba “Bu hafta neyi bırakmayı umuyorsunuz?” diye sordu. Cevaplar, hepimizin Lofoten’e kayıp, belirsizlik veya öz güven eksikliği içinde bir tür kişisel dönüşüm arayışıyla geldiğimizi ortaya koydu.
Çoğumuz doğayı seven içe dönük kişilerdik ve inziva yerinin sağlıklı yaşam ve iç gözleme odaklanmasından etkilendik. Gitmek için çok heyecanlıydım, ama aynı zamanda da korkuyordum. Fiziksel kondisyonum şimdiye kadarki en düşük seviyedeydi (yürüyüş yapmayı seviyorum ama hayatımın en kötü formundayım) ve sosyal kaygım da buna yardımcı olmuyordu.
Özgüvenimden kurtulmam birkaç gün sürdü. Ama hafta ilerledikçe rahatladım, başkalarını tanımaya odaklandım ve nasıl göründüğüme takılıp kalmayı bıraktım. İlk aşamada 400 metrelik tırmanışın olduğu ve Norveç standartlarına göre “orta” olarak nitelendirilen dik ve zorlu patikalarda hızla kaynaştık. Colorado ve Washington’dan gelen deneyimli yürüyüşçüler bile nefes nefese kalmıştı.
Her akşam, 1930’lardan kalma şirin bir çiftlik evinde mum ışığında akşam yemekleri için bir araya geldik, kır çiçekleriyle süslenmiş uzun bir masanın etrafında kahkahalar ve hikâyeler paylaştık. Yemeklerin hepsi bitkisel ve yerel kaynaklıydı.
SONRAKİ ADIMLARIM İÇİN İLHAM
Bitmeyen gün ışığı, Arktik kuşlarının sürekli senfonisi ve kır çiçekleriyle kaplı manzaralar iyileşme sürecime katkıda bulundu. Denizden yükselen engebeli dağlar, yemyeşil vadileri çerçeveliyordu.
Yelken açtığımız gün bir dönüm noktası yaşandı. Grup sohbetimizde yazdığım bir mesajı biri yanlış okuyup katılmayacağımı sanmış. Gelmeyeceğimi düşündüğünde ne kadar üzüldüğünü, geldiğimi öğrendiğinde ise ne kadar mutlu olduğunu paylaşmış.
Varlığımın önemli olduğunu bilmek beni derinden etkiledi. Son gecemizde, o anın benim için ne kadar önemli olduğunu ona söyledim. İnziva beni benliğimle yeniden buluşturdu; derin bağlantıya, rüyaların gücüne ve doğanın ve insan merakının sessiz simyasına inanan benliğimle.
Gezi sonrası mutluluğun bir kısmı kaybolmuş olsa da içimde bir şeyler değişti. Altın Geceyarısı Güneşi’nin altında, yün katmanlara sarınmış halde, yeni arkadaşlarımla bir dağın tepesinde durduğum anıya dönüp duruyorum; yıllardır olmadığım kadar sakin hissediyorum.
Business Insider’ın ‘I'd become the kind of adult my younger self would have pitied. A weeklong Arctic retreat helped me find my way back.’ başlıklı haberinden derlenmiştir.

Savaş ÖZBEY
Sinem Vural
Ömür GEDİK




