GeriSeyahat ‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’

‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’

Dünyanın en tehlikeli yolları listesinde Türkiye’den de bir yer var. Bu yol 1916’da Rus askerleri tarafından yapılmış. Adı ‘ölüm yolu’. Ekstrem sürüş meraklılarının toplandığı ‘dangerousroads.org’ internet sitesi, Bayburt-Trabzon sınırında, Soğanlı Dağı’ndaki 29 keskin virajlı D-915 yolunu ‘dünyanın en tehlikeli yolu’ seçmiş. Sadece bu sıfat bile kalbinizi hızla çarptırıyorsa yola çıkmak için bir nedeniniz olabilir…

Dünyanın en tehlikeli yollarından birinin Türkiye’de olduğunu öğrendiğimden beri oraya gitmek için fırsat kolluyordum. Bir Karadeniz seyahati planladığımızda bu yolu da ekliyorum heyecanla rotamıza...

Trabzon tarafındayız. Navigasyona ‘Türkiye’nin en tehlikeli yolu’ yazıyoruz, Soğanlı Dağı’ndaki keskin virajlı D- 915 yolu çıkıyor. Ben biraz heyecanlı olduğumdan çıkan haritaya hiç bakmadan koyuluyorum yola... ‘Pazar günü asla gitmem’ dediğim, içimi hep acıtan Uzungöl’de ve onun korkunç kalabalık trafiğinde buluveriyorum kendimi. Burası benim için katlettiğimiz doğanın bir simgesi gibi.

‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’

SİSİN İÇİNDE KAYBOLDUK

Yola Trabzon Sümela tarafından başlarsanız Uzungöl’den geçmek zorundasınız. Uzungöl’den çıkar çıkmaz dağlara tırmanıyorsunuz. Kalabalıktan sıyrıldığımız an ormanlık dağ yolu ve sisler içindeki Uzungöl de eski günlerindeki gibi bir manzaraya kavuşuyor. Sanki başına hiçbir şey gelmemiş...

Dağ yoluna saptığımız an kısa bir süre sonra D-915 karayoluna ulaşabileceğimizi sanıyorum; ama yanıldığımı hızla fark ediyorum. Sislerin içinde burnumuzun ucunu dahi göremeden uçurumların arasından ne kadar gidiyoruz, kaç yayladan geçiyoruz bilmiyorum. Her gördüğümüz araca yol soruyoruz, onlar da bize. Hepimiz ‘Alacakaranlık’ kuşağında, sislerin içinde kaybolmuş gibiyiz. Navigasyon devamlı ileriyi gösteriyor. Geri dönmek için de çok geç artık. En sonunda Soğanlı Geçidi tabelasına ulaştığımızda sisten artık hiçbir şey gözükmüyor. Dışarısı buz gibi ve deli bir rüzgâr esiyor. Yanlış anlaşılmasın, kış değil, yaz mevsimindeyiz. Soğanlı tabelasının hemen ardındaki yol ikiye ayrılıyor ve orada ‘girilmez’ işareti var. Yolculuk boyunca konuştuğumuz herkes kapalı olduğunu söylemişti. Oraya girmeyip devam etsek en yakın yerleşim yeri 5 saat. Girilmez tabelası önümüzde yolumuzu kapatırken elimdeki navigasyon ‘Devam’ diyor ve ben bu ikilemde ne yapacağımı bilemezken kapalı yoldan bir araba fişek gibi çıkıp siste kayboluyor. O arabanın oradan çıkması bizim kaderimizi değiştiriyor. Ekip arkadaşlarımla şöyle bir birbirimize bakıyoruz. Devam, diyoruz. İnternet çok güzel çekiyor. Etrafımızı göremesek de elimdeki navigasyondan tam o yolun tepesine, başlangıç noktasına geldiğimizi görebiliyorum. Artık akşam olmuş, bir sis bulutunun tam içindeyiz ve hayallerim o sisin içinde ama göremiyorum. Bu yolu karanlıkta ve siste geçerseniz hiçbir şey anlamazsınız. Üstelik çok tehlikeli... Aklıma Sinop’ta bize evini açan Mehmet geliyor, kendisi meteorolojide çalışıyor. Hemen bir mesajla yarının hava durumunu soruyorum. Gelen cevapta yüzde 90 havanın açacağını söylüyor. Ekibe dönüp “Bu gece arabada yatıyoruz” diyorum. Öyle bir yerde konaklıyoruz ki bir tarafımız uçurum, diğer tarafımız tepemize yıkılacak gibi duran bir kaya. Çadır kurabileceğimiz bir alan yok. Dışarısı çiğ, sırılsıklam ve buz gibi. Mevsim yaz ama Karadeniz için pek bir şey fark etmiyor. Uzaktaki köylerin ışıklarını görebiliyoruz. Tek korkum, gece birileri yoldan geçerse otomobilimizi görmeyip çarpabilir. İşte o zaman D-915 yolunu uçarak inen ilk insanlar olabiliriz. Bu korkularla erkenden uyuyoruz. Öyle yorgunuz ki! Gece arada bir kalkıp yola bakıyorum. Yol kıvrıla kıvrıla dağdan aşağı iniyor ve ay ışığında muhteşem parlıyor. Rüya mı gerçek mi bilemiyorum.

‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’

MASALSI BİR ATMOSFER

 

Sabah gözümüzü pırıl pırıl bir güneşle açıyoruz. Nasıl bir mutluluktur bu! Arabadan inip yarın başına geldiğimde kıvrım kıvrım yolu görüyorum. Tam da tepesinde uyumuşuz. Masal gibi, rüya gibi bir şey. Uzaktan çağlayan şelalelerin sesini duyuyorum. Binlerce kare fotoğraf çekmişizdir. Sonra da “Hadi başlayalım” deyip yola devam ediyoruz. Kafam dışarıda, arabanın tekerleği uçurumun kenarında, yavaş yavaş ilerliyoruz. Bir önceki günün sisi, kara bulutlarına inat güneş bugün bize torpil geçiyor. Derebaşı virajları olarak da bilinen bu yol Trabzon ile Bayburt’u birbirine bağlıyor.

‘Arabanın tekerleği uçurumun kenarında...’

Yol coğrafi şartlar göz önünde bulundurulduğunda yılın en az 6 ayını karlı ve kapalı geçiriyor. Yaz aylarında bile geçmenin ne kadar zor olduğunu deneyimledim. Virajları tek seferde dönmek mümkün değil. Karşıdan bir araba gelse “Ne yaparız” diye konuşurken karşıdan bir otomobil bize doğru yaklaşıyor. Virajlar biraz geniş, birbirimize yol veriyoruz. Yol 20 dakika kadar sürüyor. Hızlı geçerseniz daha kısa sürebilir. Aşağı indiğimizde kafamı kaldırıp geldiğimiz yola bakıyorum. Gördüğüm tek şey bir dağ oluyor. Yol gözükmüyor. İnsan o dik dağdan aşağıya otomobille indiğine inanamıyor.

Not: Eğer aşağıdan yukarıya doğru çıkacaksanız  otobandan ‘Karaçam’ tabelasından girip yolu hiç bırakmayınca D-915 yolunun alt kısmına ulaşıyorsunuz.

 https://nerdesinbahar.com/

False