GeriSeyahat Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi

Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi

Akdeniz’in mavisine yaslanan, binlerce yıllık efsaneleri kulağımıza fısıldayan bir kent. Pompey Sütunu’nun gölgesinde ve Kayıtbay Kalesi’nin ihtişamında gezinen bir düş gibi... Mısırlı-İngiliz yazar Islam Issa’nın rehberliğinde İskenderiye’yi keşfedip her adımda yeni bir çağın kapısını aralayalım.

İslam Issa’nın yazdığı ‘İskenderiye Dünyayı Değiştiren Şehir’, Timaş Tarih’ten 2025 Ekim’de çıktı. BBC’nin ‘İngiltere’nin en önemli yeni  düşünürlerinden biri’ sözleriyle takdim ettiği Issa,Birmingham City Üniversitesi’nde edebiyat ve tarih profesörü. Türkçe’ye yeni çevrilen ‘İskenderiye Dünyayı Değiştiren Şehir’ kitabı 2023’te yayımlandığında uluslararası ödüller kazanmış, hakkında “İskenderiye’nin antik çağlardan modern döneme uzanan hikâyesini büyük bir bilgelikle anlatan büyüleyici ve önemli bir kitap” gibi kritikler yazılmış... Issa’nın dokunaklı aile hikâyesinin heyecan verici anlatısıyla kentin kapsamlı tarihini bir araya getirdiği bu seyahat kitabını elimize alıp mitolojiyle modernin arasında, mazinin o meçhul ve meşhur koridorunda seyahate başlayalım...

Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi

Yedi harikadan biri

Kent Makedon Kralı Büyük İskender’in Rodoslu mimar Dinokrates’e MÖ 332’de hazırlattığı plan neticesinde kuruluyor. Haliyle şehir adını bu efsanevi imparatordan alıyor.

Deniz fenerleri bana oldum olası Jules Verne kurgularını hatırlatır. Suyun ve toprağın kavuştuğu yerde duran bu yapılar, bir başka dünyaya açılan kapı gibidir. Milattan önce 3’üncü yüzyılda inşa edilen ve 14’üncü yüzyıla kadar ayakta kalan, 120 metre yüksekliğindeki dünyanın yedinci harikası İskenderiye Feneri, tıpkı efsanesi hâlâ kulaklara çalınan İskenderiye Kütüphanesi gibi günümüze ulaşamamış. Fakat 1995-2002 yılları arasında, 7 senede inşa edilen ve antik esintiler taşıyan modern Bibliotheca Alexandrina’yı (İskenderiye Kütüphanesi) görülecekler listesinin başına yazabilirsiniz.

1250-1517 arasında Mısır, Suriye ve Hicaz’da hüküm süren Türk devleti Memlûklerin 30 yıla yakın tahtında oturan hükümdarı Kayıtbay’ın, 1477-1479 yılları arasında yaptırdığı kale, İskenderiye Feneri yıkıldıktan sonra elde kalan sağlam parçalar kullanılarak inşa edilmiş. Şehrin en belirgin silüetini yaratan ve tipik Memlûk mimarisinde inşa edilen Kayıtbay Kalesi günümüzde denizcilik müzesi olarak hizmet veriyor.

Ayrıca firavun mezar kültüne ait arkeolojik objeler görebileceğiniz Kom el Shoqafa Yeraltı Mezarları’nı da mutlaka ziyaret listenize eklemenizi öneririm.

Pompey Sütunu, İskenderiye’de hâlâ orijinal yerinde duran tek antik anıt olma özelliğini taşıyor. Aslında Roma İmparatoru Diocletianus’un adına bir zafer anıtı olarak dikilmiş fakat tarih boyunca yanlışlıkla Romalı general Pompey’le ilişkilendirilmiş. Adı da bu yüzen Pompey Sütunu olarak kalmış.

Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi

Aziz Mina Manastırı

Mısır toprakları İbrahimî dinlerin de vatanı aynı zamanda. Rivayete göre; Hıristiyanlığını saklamayan Mina, bu uğurda idam edilir, zamanla bir ‘aziz’e dönüşür. Islam Issa hadiseyi şu sözlerle hatırlatıyor: “Günümüzde İskenderiye’deki ana manastır Mina adlı bir azize adanmıştır. Başlangıçta Roma ordusunda bir asker olan Mina, Hristiyanlara yönelik zulümler nedeniyle istifa ederek çilecilik hayatına çekilmişti. İnancını alenen ilan edince 309’da idam edildi. Kıpti efsanesine göre, cenazesi Maryut Gölü’ne yaklaştığında aniden hareket etmeyi reddeden bir deve tarafından taşınıyordu. Mina bu noktaya gömüldü. Yüzyıllarca hacılar şifa bulmak için yakındaki bir kuyunun başında toplandılar ve 5’inci ila 7’nci yüzyıllardan kalma, üzerinde Aziz Mina ve deve resmi bulunan, iki küçük elle tutulan birçok kutsal yağ şişesi (ampullae) orada keşfedildi. Günümüzde, Aziz Mina Manastırı şehrin havaalanına ve büyük futbol stadyumuna yakın bir mesafede.

Antik çağlardan modern döneme dünyayı değiştiren bir şehrin hikâyesi

İskenderiye’yi 1770-1849 yılları arasında hüküm süren, önce Osmanlı’nın Mısır valisiyken sonra kendi adıyla anılan hanedanın kurucusu olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı anmadan anlayamayız. Kavalalılara mensup olmanın getirdiği bir tür soyluluk unvanı olan hidivlik, 1914’e kadar sürmüştü. O dönemin zarafetinin bir yansıması olan, Akdeniz’in mora çalan mavisine bakan Montaza Sarayı, 1892 yılında Hidiv II. Abbas tarafından, İtalyan Rönesansı’ndan ilham alarak inşa ettirildi. Mısır’ın üçüncü cumhurbaşkanı Enver Sedat ve dördüncü cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in de resmi konutu olan bu saray, görülmeye değer yerlerin başında geliyor.

Eskinin Amerikan Konsolosluğu olarak hizmet veren İskenderiye Ulusal Müzesi; Antik Mısır hanedanlıkları, Ptolemaios Krallığı, Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarından kalma yaklaşık
1.600 esere ev sahipliği yapıyor. Müzede Antik Mısır’ın firavun heykelleri, Büyük İskender’in heykelinin kafa kısmı, bazı Roma imparatorlarının heykellerinin yanı sıra ülkenin kültür-sanat dünyasını yansıtan onlarca obje var.

‘Sayısız imparatorluk...’

Kraliyet Mücevher Müzesi, Ebu el-Abbas el-Mursi Camisi, bir bölümü denizaltında kalan Heracleion arkeolojik alanı ve otantik Stanley Köprüsü İskenderiye’de görebileceğiniz diğer harikalar.

Bize rehberlik eden Islam Issa’nın cümleleriyle seyahatimizi noktalayalım: “Batmakta olan güneş alçalmaya başlıyor. Sokak lambaları yandıkça, parlak ışıklı kuyumcuların etrafındaki birçok yerden ezan sesi yankılanıyor. Artık Bakos’a yaklaşıyorum. Burası oldukça kalabalık. Eski zamanlardaki karnavalları, sadece şarap ve tiyatronun değil aynı zamanda şenliklerin de tanrısı olan Baküs’ü kutladıkları zamanları hayal ediyorum... Geçmişin erkekleri ve kadınları, yaşayan hayaletler gibi, bu büyülü şehrin her köşesinde dolaşıyor gibi görünüyor: Tıpkı sayısız imparatorluk, tarih ve olay gibi. Bu zamanları hiç yaşamamış veya bu figürlerden hiçbiriyle tanışmamış olsam da onların müthiş varlığını hissetmekten kendimi alamıyorum. Kapı gıcırdayarak açılıyor ve eski gaz lambasını yakıyorum. Hiç tanışmadığım merhum büyükbabam İbrahim’in portresine doğru çekiliyorum. Yeni ütülenmiş fesiyle canlıymış gibi bakıyor. Sonunda evdeyim.

False