GeriSeyahat Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet NSosyal
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Akdamar Adası’na ilkbaharda ayak bastığınızda karşınızdaki muhteşem karlı dağlara ve etrafınızı saran çiçek açmış badem ağaçlarına bakıp büyülenmemek elde değil. Japonya sakura ağaçları çiçeklenince bütün dünyadan yüz binlerce turist çekerken Akdamar’ın etrafı çiçek denizine çeviren badem ağaçlarını neden tanımıyor ve tanıtmıyoruz? En etkileyici ilkbahar rotalarımdan biri olan Van gezimi yazdım, belki siz de bu bahar Van’a gidersiniz....

Hayatımdaki en unutulmaz yolculuklardan olan bir ilkbahar rotasını anlatacağım bu yazımda. Önce Trabzon’dan Elazığ’a gittim, oradan Munzur Vadisi’ni dolaştım, dört gün sonra akşam otobüsüyle Muş’a geçtim. Muş merkeze 12 kilometre mesafedeki Muratpaşa Köprüsü’nde buluştum arkadaşlarımla... Henüz bahar tam gelmemişti, ne zaman diye sorarsanız nisanın 10’uydu.

Muratpaşa Köprüsü çok gözlü ama yıllardır altından akan Murat Suyu’nun deliliğine inat dimdik ayakta kalabilen nadir kemer köprülerden. 13’üncü yüzyılda Selçuklular tarafından inşa edildiği tahmin ediliyor, 1871 tarihli Osmanlı dönemine ait mermer kitabe de köprünün o dönemde restore edildiğinin belgesi.

Muratpaşa Köprüsü’nden Bitlis’in Ahlat ilçesine geçtik. Ahlat çok etkileyici bir coğrafya. Önce Selçuklu döneminden eski bir yerleşkeyi ziyaret ettik, sonra sıra asıl buluşmaya geldi; Ahlat Selçuklu Mezarlığı. Araçtan inip biraz yürümeye başlayınca gökyüzüne doğru uzanacakmış gibi görünen büyük bloklar gördük, zamanla üzerleri likenle kaplanmış bu bloklar aslında büyük bir mezarlığın içinde sıra sıra dizili mezar taşları. Dünyada başka bir örneği var mıdır bilmiyorum ama fotoğraflarını görmekten çok daha sarsıcı aralarında yürümek.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığı niteliği taşıyan ve yaklaşık 8 bin 200 mezar taşının olduğu alan UNESCO Koruma Listesi’nde. 118 tanesinin anıt mezar olarak belirlendiği kayıtlarda Ermeniler, Rojekiler, Dilmaçoğulları, Saltuklular, Ahlatşahlar, Mervâniler, Bedlis Beyliği, Eyyubiler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi farklı milletlere ait cenazelerin üst üste defnedildiği tespit edilmiş.

Ahlat ziyaretimizi tamamladıktan sonra günü bitirip Van’a doğru hareket ettik. Şehir merkezine vardığımızda günün tatlı yorgunluğuyla keşfe çok zaman kalmadı ancak akşam saatleri oldukça kalabalık olan sokaklara kendimizi atmak için sabırsızlanıyorduk. Nihayetinde akşam yemeği için otelimize çok yakın olan Urartu Han isimli mekânı seçti rehberimiz, çok da isabetli oldu, gerçekten muhteşem yemekler sunuldu. Her şey gayet lezzetliydi. Yolunuz Van’a düşerse ıskalamayın.

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Gölde mavi yolculuk

İkinci günün heyecanla beklenen en güzel rotası için sabah erkenden kalkıp kahvaltının ardından Edremit İskelesi’ne doğru yola çıktık. Bu arada Akdamar Adası için Gevaş İskelesi de kullanılıyor. Oradan ufak bir tekne kiralanıp adaya geçilebiliyor. Van Gölü’ne Van Denizi denmesi boşuna değilmiş, gerçekten büyük bir körfezin içinde gidiyormuşsunuz gibi, göz alabildiğine masmavi bir su. Üstelik sodalı. Ve ‘canavarlı’ söylentileri hâlâ popüler. Neyse, biz kaptanla muhabbete daldık, ekip yukarıda, ara sıra çıkıp suların sıçrayışını izledim, fotoğraf çektik, yaklaştıkça heyecan da arttı tabii. Etrafı izlemeye de doyamıyorsunuz. Karşıda muhteşem karlı dağlar ve nihayet Akdamar göründü.

İskeleden inip yürümeye başladık, badem ağaçları çiçeklenmiş. Ekibe “Japonya’da sakura ağaçlarını görmeye gidenler acaba bu badem ağaçlarını görmeye gelmiş midir” diye sordum, güldük. Latife bir yana, ben her daim önce memleketin dolaşılması taraftarıyım. Bu arada ada tavşan cenneti adeta, her bir köşede tavşanlar tatlı tatlı koşturuyor. Biz de kahvelerimizi içip Akdamar’la özdeşleşmiş kiliseyi görmek için yürümeye başlıyoruz.

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Tarihin sessiz tanığı

Surp Haç Kilisesi, Kral I. Gagik’in emriyle 915-921 yıllarında mimar Manuel tarafından inşa edilmiş. Yapım amacıysa Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7’nci yüzyılda Van yöresine götürüldüğü rivayet edilen Hakiki Haç’ın bir parçasını muhafaza etmek. Ortaçağ Ermeni mimarisinin en parlak eserlerinden biri sayılıyor. 1951’de yıkım kararı alınmışken yazar Yaşar Kemal’in müdahalesiyle yıkımdan kurtulan yapı, 2007’de restorasyonu tamamlanarak müze haline getirilmiş. Adanın güneydoğusundaki kiliseden gölü ve dağları izlemek bambaşka bir his.

Akdamar demişken, isminin nereden geldiğini anlatan efsaneden bahsetmemek olmaz. Efsaneye göre, bu adada yaşayan Ermeni başkeşişin Tamar ismindeki güzeller güzeli kızı civar köylerde çobanlık yapan bir gence âşık olur. Genç adam, Tamar’ı görmek için her gece adaya yüzer; Tamar çobanı elinde bir fenerle bekler. Tamar’ın babası durumdan haberdar olur, sinirlenir. Fırtınalı bir gecede feneri alarak adanın kıyısına iner ve fenerle sürekli yer değiştirir. Yüzmekten yorulan çoban “Ah, Tamar!” diyerek son nefesini verir. Sevdiğinin feryadını duyan Tamar da kendini göle bırakır...”

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Ertesi gün kent merkezinde görmenizi önereceğim iki önemli yer daha var. Biri Van Kalesi’ni de gören konumdaki Van Müzesi. Eski çağlardan bugüne oldukça farklı eserlerin sergilendiği başarılı bir müze olmuş. Diğeriyse Hoşap Kalesi. Oldukça görkemli bir tepedeki kaleden etrafı izlemek etkileyici. Van’da gidip görülecek daha çok yer var ama hepsi için zaman yetmeyebilir. O yerlerden biri de bahar aylarında debisi coşan Muradiye Şelalesi. Görkemli şelalenin ziyaretçisi fazla. Muradiye Şelalesi’nden sonra dilerseniz Doğubeyazıt tarafına ve İshakpaşa Sarayı ziyaretine zaman ayırabilirsiniz. İshakpaşa Sarayı’nı bilhassa görmenizi öneririm ki mimari bir şaheser. 2000 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki saray umarım kalıcı olarak korunma listesine alınır.

Sonsöz niyetine... Arkadaşlar, özellikle Doğu bölgelerine yapacağınız seyahatleri ertelemeyin, ilkbahar ayları bölgeyi gezmek için çok uygun. Van’a hayran kaldım, Vanlılar da çok misafirperverler, tekrar gitmek için gün sayıyorum, kim bilir belki de oralarda karşılaşırız sizle.

Ahlat’tan Van’a, badem çiçeklerinin peşi sıra

Kahvaltısı, kedisi, halısı...

Madem Van’dayız, Van kahvaltısını denemek elzem. Konakladığımız otelin öyle bir opsiyonu olduğu için şanslıydık, yalnız kahvaltı için çok sayıda mekân var, internetten birini seçip kendi keşfinizi yapabilirsiniz. Peki, Van kahvaltısında neler var? Van balı, yoğurt kaymağı, süt kaymağı, yayık tereyağı, cacık, otlu peynir, örme peynir, beyazpeynir, kavurmalı-sucuklu yumurta, zeytin, murtuğa, kavut, gencirun.

Kahvaltıdan sonra artık Van sokakları sizin. Bizim ekiple ilk durağımız Van Kedi Evi oldu. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin içinde, ziyaretçilerin bağışlarıyla varlığını sürdüren ve Van kedisi türünün yaşatıldığı bu sevimli mekânı görmeden olmazdı. Kedilerin de belirli bir ziyaret saati olduğunu ekleyeyim.

Van’ın ilgi çekici başka bir özelliği de halıları. Kahvaltı ve kedilerin gölgesinde kalsa da birbirinden ilginç ve zengin desenlerle kadınlar tarafından yapılan halılar muhteşem. Burada anlatılan halı hikâyelerinden kitap bile yazılır, ancak bu meşakkatli işi yaşatmak da sürdürmek de oldukça zor.

False