Sepet ve sonuç

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Türk diplomasisini bugünlerde bekleyen en büyük tehlike, bütün yumurtaları Amerikan sepetine koyma tehlikesidir.

Daha doğrusu, böyle bir tutum değişikliğini davul zurnayla yedi cihana ilan etmek.

Ankara, Avrupa'da karşılaştığı engelleri Amerikan kaldıracını kullanarak aşmak istiyor ve bunu çok belli ediyor.

Böyle bir politika, uluslararası dengeler açısından düşünülebilir olsa ve hatta haklı olarak savunulabilir de sayılsa, açıkça belli edilişinde büyük bir yanlışlık vardır. Diplomasi, daha ince ayarlar ister.

Yoksa, her şeyin geri tepmesi kaçınılmazdır. Kullanılmak istenen kaldıraç bile kullanılmazlaşır.

Örneğin, Kıbrıs konusunda.

O konuda Avrupa'nın Türkiye'ye ve Kuzey Kıbrıs'a büyük haksızlık ettiği doğrudur.

Hem de uluslararası andlaşmaların açık hükümlerini çiğneyerek, Kıbrıs'ta kural adına ne kalmışsa onları bile hiçe sayarak.

Bu tutuma karşı Ankara'nın kararlılığına ve elindeki bütün olanakları kullanma arayışı içine girmiş olmasına da kimse bir şey diyemez.

Ancak, sonraki aşamalarda devreye girmesi beklenen Amerika'nın, Avrupa'yla ilişkilerini kıra döke, tüm ağırlığını Türkler'den yana koyacağını sanmak yanlıştır.

Hele, Mister Holbrooke'un bir Kissinger gibi davranmasını beklemek.

O, şu sıralarda, Kıbrıs konusuna Bosna'da yaptığı gibi bütün kişiliğini koyarak girip girmemenin hesabını yapmakla meşgul.

Çünkü ortada farklı bir durum var.

Her gün kanlı ölümlerle yaşanan dramatik bir olay söz konusu değil.

Dava, kökleri beş yüzyıl öncelere uzanan bir Bizans davasıdır.

Düellonun liderleri de, son birkaç yılda ortaya çıkmış derme çatma kişiler değil, uzun mücadeleden gelen karizmatik insanlar.

Holbrooke, elbet haksever herkes gibi yanlışları düzeltmek için elinden geleni yapacaktır; ama, konuyu kendi görüntüsüne toz konduracak biçimde kişisel bir dava olarak benimseyip benimsemeyeceği belli değil. O böyle bir ölçme ve değerlendirme aşamasındayken, ‘‘Biz sırtımızı Amerika'ya dayar, istediğimizi koparırız'' izlenimini vermek ne kadar akıllıcadır?

Bu izlenimin Avrupa'da yaratacağı tepki bir yana, Çiller döneminin öğrettiği önemli bir ders de var.

Bu çeşit aşikâr istek belirtileri hep zararlı sonuçlar veriyor. Avrupa aşkını fazla belli edip her ne pahasına olursa olsun Gümrük Birliği imzalamaya teşne olduğunu gösteren Bayan Çiller, hem kötü bir anlaşma yapmaya, hem de Kıbrıs konusunda affedilmez bir ödün vermeye mecbur kalmıştı.

Avrupa'ya karşı Amerika kartını oynamaya teşne olduğunu belli eden Ankara diplomasisi de Washington karşısında elini çok erken zayıflatmış olur. Amerika'ya çok ödün verip Avrupa'da yine çaresiz kalma tehlikesi hep var.

Doğru olan, aslında Türkiye'nin kendi çıkarına da uygun sayılacak şeyleri yapıp Avrupa'daki elini bu yoldan güçlendirmesidir.

Güneydoğu sorununa demokratik, ekonomik ve sosyal çözümler bulmak gibi.

İnsan hakları konusunda daha özgürlükçü düzenlemelere gitmek gibi.

Başkasının gücüyle girilen gerdeklerden sağlam sonuçlar doğmuyor.

Yazarın Tüm Yazıları