GeriSpor Savunma ekolü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Savunma ekolü

Türkiye'de taktiğin ikinci plana atıldığı, savaşçı bir savunma anlayışı giderek yayılıyor. Örs ve Yılmaz, Milli Takımı bıraktıklarında göğüs göğüse savaşmanın kurucuları olarak anılabilecekler. Ama onlarla ayrı düştüğümüz bir ayrıntı var.

MİLLİ Takımımız iyi yolda. Litvanya karşısında şanssız bir maç kaybettik, ama İsveç için umudumuz arttı. Türkiye'de taktiğin ikinci plana atıldığı, savaşçı bir savunma anlayışı giderek yayılıyor. Milli Takım oyuncularımızın neredeyse tamamını kadrolarında bulunduran Efes ve Ülker bu (yalınkılıç) savunma anlayışının temsilcileri. Ama bireysel sorumluluğun, birebir yenilmeme, (GEREKİRSEN) korkunç yardım kavramı ve uygulamasının Milli Takım'da zirveye tırmanma şansı var.

Bence Aydın hoca ve Çetin Yılmaz'ın Milli Takımı bıraktıklarında, ‘‘Türk basketbolu savunma ekolü’’ diye, gururla tanımlayabileceğimiz, göğüs göğüse savaşmanın kurucuları olarak tarihimize geçme şansları her geçen gün artıyor. Aslında onlarla ayrı düştüğümüz bir ayrıntı var. Biz zone savunmaya karşıyız. Herhangi bir zone savunmanın, arkası yardıma hazır, ölümüne bir adam adama savunmaya karşı en ufak bir üstünlüğü olduğuna inanmıyoruz. Milli Takımımız'ın ara sıra, sırf rakip takımın kafası karışsın diye uyguladığı zone savunmanın, ‘‘Biz sizi adam adama tutamıyoruz, bir de bunu deneyelim’’ gibi özgüveni sarsacak bir anlayışı da beraberinde getirdiği kanısındayız.

Kafa karıştıracak sürpriz

Kafa karıştırmak için Milli Takımımız'ın zaman zaman uyguladığı, saldırganlığın zirveye taşındığı tam saha presler, biz seyircileri gururlandırıyor. Ama yarı saha zone için aynı kanıyı taşımak olanaksız.

Litvanya maçının uzatma dakikalarındaki zone uygulamasının, Türk basketbolu savunma ekolü içinde yeri olmamalı diye düşünüyoruz. Bizim hücumda rakip savunmanın kafasını karıştıracak sürprizlere ihtiyacımız var. Türkiye'de kulüplerin çoğunun hücum anlayışları aynı. Koçlar maçtan önce taktik verirken, bizim kafamızı kaşıyarak belirttiğimiz oyunu, onlar yakalarını çekiştirerek tanımlıyorlar; ‘‘Aman dikkat edin’’ demeleri yetiyor.

Milli Takım'ın Hollanda maçında, sayı pozisyonu hazırlayacak özel oyunlara geçmeden önce top dolaştırıp, oyuncuların yer değiştirmeleri Türk basketbolu için iyi bir örnekti. Ama ikinci maçta bu hazırlık hareketlerini yapmadan özel oyunlara geçtiler. Ve zorlama atışlar Litvanya'ya fast-break şansları yarattı, fark oluştu. Haa, bence Tutku, o dakikada Türk Milli Takımı'ndaki ilk oyununa girdi ve ilk aldığı topu gitti, turnike attı. Ve yaptığı savunmayla takımı kendine getirdi. Tutku, o güne kadar sadece savunma yapar gibi yapıyordu.

Hoşgeldin Tutku

Tutku'
nun savunmasının elle tutulur sonuçları Litvanya maçında gelişti ve o da Kerem ile birlikte Milli Takım'ın başarı sorumluluğunda rol alabileceğini ispatladı. Bu yüzden ben Tutku'nun yerinde olsam, ‘‘Kaç kere milli oldun?’’ diye bana sorduklarında, ‘‘Bu büyük maceraya Litvanya maçı ile başladım’’ derim. Biz de ona ‘‘Hoşgeldin’’ diyoruz.

İkinci çok olumlu katkı Kaya'dan geldi. Kaya, oynadığı takımı yüreklendiren, arkadaşlarına saldırganlık aşılayan özel bir yetenek. Ama şutunun her gün tehdit olmayışı, onu tutan adamın adeta zone yapmasına fırsat tanıyor. Daha açık ifadeyle, Kaya şutları sokamadığı gün, onu tutan adam arkadaşlarının başına bela oluyor. Bu yüzden biz Kaya'ya ‘‘Yatağını yorganını topla, salona taşın’’ demiştik. Ama son Efes maçlarında Kaya'nın attığı iki şuttan birini bile sokamayışını görünce, ona tavsiyemizi ‘‘Git salonda yat, uyu’’ diye algıladığından şüphe etmeye başlamıştık. Litvanya maçından sonra ondan özür diliyoruz. Kaya, böyle oynarsa, NBA sendromu ile ego sorunları ve küskünlüklerin çözülmesinde teknik ekibin elinde müthiş bir silah olacaktır.

İlk 5 sorunu

Gelelim Hüseyin'e... Litvanya Avrupa'da ilk Amerikalı basketbol bilen papazların ayak bastığı ülke. Özetle basketbolun Avrupa'daki eşiği. Litvanya'da Hüseyin çapında bir pivot olduğunu kimse iddia edemez. Eğer Hüseyin Indiana'da böyle oynasaydı, şimdi en azından dünya dördüncüsüydük.

Olası küskünlükler derken, ilk 5 sorununu kastediyoruz. James Naismith yıllar önce, ‘‘Basketbol 5 kişiyle oynanır’’ dediğinden beri, bu kural yerinde duruyor. O günden beri görünüşte bu kurala kimse karşı çıkmıyor. Ama giderek basketbolun 5 kişi ile oynanacağını yıldız oyuncular, ancak 1 şartla içlerine sindirebiliyorlar. İlk 5 içinde kendileri varsa.

Çare tükenmez

Kerem'
e gelince... Yaptığı müthiş savunmanın ona hücumda da bazı ekstra haklar kazandırdığını yazmıştık. O bu hakları sadece şut atmakla sınırlıyor. Halbuki Kerem, ısınmalarda topu smaçlayacak kadar iyi bir oyuncu. Kerem'in özgüvenini kazanması için dalıp, faul kazanması şart. Litvanya maçında ilk faulü attığında oyunun son çeyreği oynanıyordu. Kerem'den korkmayan rakip savunmaların tüm dikkatleri malesef İbo üzerinde toplanıyor. Top Kerem'in elindeyken, tüm oyuncular, hakemler, hatta seyirciler, nefeslerini keserek onun topu İbo'ya vermesini bekliyorlar. Bu paslaşmanın arada bir sürprize ihtiyacı var.

İbo'ya gelince... O hala süper yeteneğini, pota dibinden arka sokaktan köşeye çıkıp, şut atmakla sınırlıyor. Siz, zaman zaman sürpriz olarak İbo'nun topu getirip, pivota verip, turnike atmasını çok mu güç görüyorsunuz? Veya Kerem'in oyunun başlarında drive edip, topu smaçlamasının olumlu katkısını düşünebiliyor mumsunuz? Son söz yetenek varsa, çare tükenmez. Önümüz açık.
False