GeriOsman MÜFTÜOĞLU Savaşı siz kazanın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Savaşı siz kazanın

Yaz bitti deyip ‘form tutup formda kalma’ kararınızı askıya almayın. Gelecek yaza 7-8 ay var diye hemen rahatlamayın.

Gelecek yazın hazırlıklarına şimdiden başlayın. İsterseniz önceliği bu yaz sizi çok üzen selülit sorununuza verin. Bu kış selülit gündemi yoğun ve hareketli. İyi değil çok iyi haberler birbiri ardına gelecek! Fazla kilolarınızı azaltan ve selülitlerinizle savaşınızı kolaylaştıran bir beslenme planı ile başlamaya ne dersiniz?

BİR HAFTALIK SELÜLİT DİYETİ

1. GÜN

KAHVALTI


3 yemek kaşığı kepekli, şekersiz ve yağsız, doğal kahvaltı gevreği

1 su bardağı az yağlı süt veya 1/2 su bardağı az yağlı meyveli yoğurt

1 adet elma, armut, şeftali, greyfurt

ÖĞLE

2 ince dilim kepekli, yulaf veya çavdar ekmeği ve 1 ince dilim az yağlı lor peyniri ile hazırlanmış yağsız tost

3 yemek kaşığı haşlanmış fasulye veya nohut, dilimlenmiş domates, salatalık, yeşil biber ve marul ile hazırlanmış yağsız bol salata (taze sıkılmış limon suyu veya elma sirkesi ilave edin)

AKŞAM

100-150 gr. ızgara tavuk göğsü

1/2 su bardağı meyveli yoğurt

Sınırsız yeşil sebze (yağsız, ızgara veya buharda pişirilebilir)

2. GÜN

KAHVALTI

3 yemek kaşığı yulaf kepeğini 1 su bardağı su ile karıştırın. Kaynatın. Daha sonra kısık ateşte koyulaşana kadar yavaş yavaş karıştırın. Üzerine 1/2 su bardağı az yağlı süt ve dilimlenmiş, kurutulmuş meyveler ilave edin.

KUŞLUK

2 adet kepekli galeta

2 yemek kaşığı yağsız lor peyniri

1 adet domates

ÖĞLE

2 yemek kaşığı bulguru üzerini örtecek kadar su ilave ederek 10 dakika kaynatın. Suyun fazlasını çekerek bulgurun şişmesini bekleyin ve soğutun. Bulguru yarım limon suyu ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile iyice karıştırın. 3 adet domates, 2 adet taze soğan ve tercihinize göre seçeceğiniz taze otları hazırladığınız bulgur pilavının üzerine ilave edin. (Bu tarif daha önceden de hazırlanarak öğle yemeği olarak işinize giderken yanınızda kolaylıkla götürebileceğiniz bir seçenek de olabilir.

Bol yeşil salata

İKİNDİ

1 porsiyon meyve (15 adet üzüm, 1 adet kivi, 2 adet küçük mandalina)

AKŞAM

4-5 adet küçük boy patatesi 15-20 dakika veya bıçakla kesilene kadar kaynatın. 1 avuç dolusu taze veya dondurulmuş bezelyeyi 5 dakika kaynatın. Hazırlanan patates ve bezelyeyi iyice karıştırın. 4 adet yarım ceviz, 30 g az yağlı beyaz peynir veya lor peyniri, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, yarım limon suyu ve domates dilimleri ilave edin.

Bol yeşil salata veya sebze tabağı

3. GÜN

KAHVALTI

Üzerine ince bir tabaka zeytinyağlı sürülmüş 1 ince dilim kepekli ekmek

5 adet yeşil zeytin

1 dilim yağsız beyaz peynir

KUŞLUK

1 orta boy elma veya 1 avuç ahududu ilave edilmiş 1 su bardağı az yağlı yoğurt

ÖĞLE

3 yemek kaşığı süzme peynir sürülmüş 3 ince dilim kepekli, çavdar ekmeği

Domates ve salatalık ilave edilmiş yağsız bol yeşil salata

1 orta boy kivi

İKİNDİ

1 porsiyon meyve (1 adet portakal veya 4 adet kırmızı erik)

AKŞAM

1 yemek kaşığı zeytinyağını geniş bir tencerede ısıtın. Dilimlenmiş dolmalık kabak, taze kırmızı biber, bir küçük soğan ve 1 kase mantarı yağda hafifçe pişirin. Üzerine bir diş sarımsak, taze zencefil ve kırmızı pul biber ilave edin. Sebzeler yumuşayana kadar kısık ateşte pişirmeye devam edin. 1 çay bardağı şehriyeyi suyunu çekene kadar haşlayın. Daha sonra hazırladığınız sebzeleri üzerine ekleyin ve iyice karıştırın. Taze kişniş, soya sosu, 1-2 damla susam yağı, 1 yemek kaşığı kırmızı biber sosu ilave edilebilecek çeşnilerdir.

Bol yeşil salata

4. GÜN

KAHVALTI

1 adet taze dilimlenmiş elmayı 1 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 2 yemek kaşığı kuru üzüm ve 4-5 adet kurutulmuş elma dilimini karıştırın. Üzerine 1 çay bardağı az yağlı süt ilave edin. 1 gece buzdolabında bekletin.

KUŞLUK

1 su bardağı meyveli ve az yağlı taze çilekli yoğurt (Az yağlı yoğurda dilimlenmiş meyveleri de karıştırabilirsiniz)

ÖĞLE

3 yemek kaşığı lor peyniri küp küp kesilmiş diyet peynir, domates, dilimlenmiş kereviz ve taze soğan ile karıştırıp kepekli köy ekmeğinin içine sürün. Bol yeşil salata tüketin.

İKİNDİ

1 orta boy elma

AKŞAM

1 çay kaşığı bal, hardal ve soya sosunu karıştırın. 150 g tavuk göğsünü 30 dakika hazırlanan sosun içinde bekleterek marine edin. Hazırlanan tavuk etini sürekli çevirerek 10-15 dakika ızgara yapın. Bu sırada 1 orta boy patatesi ince dilmler halinde kesin üzerine çok az zeytinyağı ilave edin. 5 dakika bir defa ters düz ederek ızgarada pişirin. 2 yemek kaşığı yoğurda, 1 çay kaşığı hardal ekleyin, tavuk va patatesin yanında bol yağsız bir salata ile servis edin.

5. GÜN

KAHVALTI

1 su bardağı az yağlı yoğurt ile 1/2 su bardağı az yağlı sütü 1 küçük boy muz ile blenderdan geçirerek iyice karışmasını sağlayın. İçersine tat vermesi için isterseniz 1 tutam vanilya ve çok az tarçın ilave edebilirsiniz.

KUŞLUK

2 adet kepekli galeta

ÖĞLE

İçerisine tuz ve yağ ilave etmeden 4 yemek kaşığı (40 g) makarnayı haşlayın. Daha sonra soğuk sudan bir kez geçirin ve soğuması için bekleyin. Üzerine 2 yemek kaşığı haşlanmış kuru fasulye, 1 tatlı kaşığı kırmızı biber sosu, domates, ince dilimlenmiş kırmızı soğan ve taze yeşillikler ilave edin.

İKİNDİ

1 orta boy armut

AKŞAM

2 ince dilim çavdar ekmeği

100-150 g ızgara balık

Bol yeşillikli salata

6. GÜN

KAHVALTI

1 ince dilim kepekli ekmek

3 adet yumurta beyazı ile yapılmış sebzeli omlet 1 adet haşlanmış domates (1 çay kaşığı zeytinyağ ve kekikli)

ÖĞLE

100 g diyet ton balığı, bezelye, domates, dilimlenmiş soğan ve 5-6 adet tuzsuz zeytin ile karıştırarak 1/2 yemek kaşığı zeytinyağ ilave edin. Sirke ve limon suyu ekleyebilirsiniz.

AKŞAM

Izgara yapılarak 100 g yağsız bifteği 2 küçük boy haşlanmış taze patates ve bol yeşil salata ile servis edin.

7. GÜN

KAHVALTI

1 su bardağı az yağlı süt veya 1/2 su bardağı meyveli yoğurt

2 adet kepekli galeta ve 4 adet kepekli bisküvi

1/2 orta boy greyfurt

KUŞLUK

15 adet üzüm

ÖĞLE

1 ince dilim çavdar ekmeği

90 g ızgara tavuk göğsünü bol yeşil salatanın içerisine 3 yemek kaşığı süzme peynir ilave edin

İKİNDİ

1 porsiyon meyve (1 küçük boy elma)

AKŞAM

1 çay kaşığı zeytinyağı ile ince ince dilimlenmiş soğanları kısık ateşte pişirin. Üzerine dilimlenmiş kabak, kırmızı dolmalık biber, patlıcan ve mantar ilave edin. Üzerini kapatarak yaklaşık 5 dakika pişirin. Dövülmüş 1 diş sarmısak ve kırmızı biber ekleyin. 1 tatlı kaşığı tereyağını eriyene kadar yeterli miktarda su ile karıştırdıktan sonra sebzelerin üzerine dökün. Daha sonra üzerine 2 yemek kaşığı haşlanmış kuru fasulye ilave edin ve 5-10 dakika yavaş yavaş kaynamaya bırakın. 1 ince dilim kepekli ekmek ile servis edebilirsiniz.

(I’circle’dan yararlanılmıştır...) Dyt. Ayşegül Uğural- Dyt. Nilüfer İnceiş - Dyt. Aylin Sayan - Dyt. Serap Orak ‘YAŞASIN HAYAT KLİNİĞİ’

SELÜLİTLE SAVAŞIRKEN

AZALTIN

TUZ: Tuzu azaltmanız selülit mücadelesinin köşetaşlarındandır. Tuzu azaltmanın en iyi yolu hazır besinlerin tüketimini sınırlamaktır. Bunların yerini taze sebze, meyve, kurubaklagiller, yağsız yoğurt, yağsız et ve balık almalıdır. Potasyum alımını arttırmak da tuz miktarını azaltmanıza yardımcı olabilir. Kuru kayısı, incir, kuru erik ve muz iyi birer potasyum kaynağıdır.

KAFEİN: Eğer fazla miktarda kafein tüketen bir selülitli iseniz işiniz zor. Amaç günde en çok 150 mg kafein tüketmektir. Kahve, çikolata, kafeinli ağrı kesiciler ve kafein bulunan diğer besinlerden uzak durun.

ŞEKER: Şeker kullanımınız arttıkça, şekerle yüklü atıştırmalarınız çoğaldıkça selülitlerinizin belirginleştiğini fark etmiş olmalısınız. Fazla miktarda şeker yağ olarak depolanır. Bisküvi, şekerleme, kek, çikolata ve dondurmalardan kaçınmalısınız.

ARTIRIN

KEPEK VE YULAFLI TAHILLAR: Kahvaltı daha kolay kilo kaybı sağlar, cilt dokusunda metabolizmayı canlandırır, kilo kontrolünü kolaylaştırır. Yüksek miktarda antioksidan içeren kurutulmuş meyveli kahvaltı gevrekleri, taze meyveler, meyveli yağsız yoğurtlar, serbest-radikalleri yok ederek savaşı kazanmanıza destek olur.

KALİTELİ PROTEİN: Proteinler sağlıklı büyüme ve hücrelerin tamiri için yaşamsal bir besin öğesidir. Bu proteinleri süt ve süt ürünlerinden, yağsız et ve balıktan (ızgara, haşlama, buğulama gibi), kurubaklagillerden alabilirsiniz. Deniz ürünleri birer protein kaynağı olmaları yanında cildin hidrasyonunu sağlayarak sellülite daha az duyarlı hale getiren esansiyel yağ asitlerini de bol bol içerdiğini unutmayın.

SEBZE VE MEYVE: Sebze ve meyvelerin antioksidanlarla kuşatılmış o rengarenk gücünden faydalanın. Özellikle çilek, kuşüzümü, böğürtlen, greyfurt, portakal ve şeftaliye ağırlık verin. Diüretik (su atıcı) sebze ve meyvelerden yararlanın. Bunlar vücudunuzun su tutmasını engeller. Bu meyve ve sebzelere örnek olarak kavun, salatalık, kereviz ve kuşkonmazı hatırlayın. Portakal, turunç, greyfurt mandalina, kivi, papaya ve ananas C vitamini kaynağıdır. Bunlar, cildiniz için gerekli olan sağlıklı bir kollojen üretiminde gerekli olan C vitaminini size doğal yoldan sunarlar.
X

Kapanalım mı kapatalım mı

Şunu iyi bilelim: 4 haftalık tam bir kapanmanın mevcut yangını kontrol altına almada tam bir “itfaiye etkisi” sağlayacağı kesindir.

Ne var ki 4 hafta süreyle uygulanması zorunlu olan böyle bir tam kapanmanın da bize yetmeyeceğini bilmeli. O dört haftalık tam kapanmadan sonra da en az 3-4 hafta sürecek bir “kademeli açılma” sürecinin de bizi bekleyebileceğini bir kenara not etmeliyiz. Ayrıca içinde bulunduğumuz şartlar ne “ekonomik” ne de “sosyal” olarak zaten tam bir kapanmaya imkân vermiyor. Bu nedenle de “olmayacak duaya amin demeyi” bir kenara bırakıp “uygulanabilecek çözümler”e bakmamızda fayda var. İşte tam da bu noktada “Mademki tam ‘kapanma’ olmuyor, bari ‘kapatma’ sürecini devreye sokalım” alternatifini tartışmamızda fayda var. NETİCE ŞUDUR: Kanaatime göre Ramazan ayı ve onu takip eden bayram süresince etkili ve akılcı bir “kapatma” organizasyonu şu anda bize en uygun çözüm gibi görünüyor.




BİR UYARI
İSTANBUL’DA KIRMIZI ALARM

İSTANBUL

Yazının Devamını Oku

Ayakta kal hayatta kal

Başlıktaki önerim sık tekrarladığım bir cümledir ve “Durma, düşme, üşütme!” üçlüsünün ilk kelimesi gibidir.

Hiç hareket etmeseniz bile oturmayı ya da yan gelip yatmayı, yani tembellikte ısrarı bırakıp ayağa kalkmamız ve ayakta durmamız bile sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. Bu bilgi bilimsel olarak da defalarca doğrulanmış. Örneğin Amerikan Kanser Derneği’nin yaptığı bir araştırmada, zamanlarını günde 6 saat ya da daha fazla süreyi oturarak geçiren erkeklerin ölüm oranları, 3 saatten daha az oturan erkeklerden yüzde 20 daha fazla çıkmış. Aynı araştırmada günde 6 saatten daha büyük bir zaman dilimini oturarak geçiren kadınların ölüm oranının ise yüzde 40 daha yüksek olduğu saptanmış. “Oturmakta ısrar etme”nin fiziksel aktiviteden bağımsız olarak da ömrü kısaltabileceği anlaşılmış. Günde 6 ya da daha fazla saati oturarak geçirmenin haftanın 7 günü, günde 1 saat koşan ya da yüzen insanlarda bile ölüm oranlarını arttırabileceği net ve açık olarak gösterilmiş. NETİCE ŞUDUR: Hayatta kalmak ve sağlıklı olmak istiyorsak, oturarak geçirdiğimiz zaman dilimlerini kısaltacağız. “Dinlenmek paslanmaktır” ve “Oturmak bedene ihanettir” cümlelerini hayat felsefemiz yapacağız. “Ayakta kal, hayatta kal” tavsiyesini ise asla unutmayacağız.




BİZE GÖRE
SUÇLU DEĞİL ÇÖZÜM ARAYALIM

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku

Hepimiz pandemi mağduruyuz

Pandemide süre uzadıkça uzadı. Neticede de hepimizde pandemiye has bazı arızalar başladı.

Bana sorarsanız bu arızaların her biri çok önemli. O arızalar kimimizde uykusuzluk, kimimizde yorgunluk, kimimizde de kaygı bozukluğu ve mutsuzlukla kendisini ifade ediyor. Yarattıkları sonuçlar ise hem çok önemli hem de giderek büyüyor. İşte tam da bu noktada “pandemi mağdurluğu” meselesi ve bu meseleye çözüm üretebilecek çareler devreye giriyor. Peki, nedir o çareler? Pandemi mağduriyetini önlemenin yolları neler? Bugünün çözümleri bir ruh sağlığı uzmanından geliyor. İşte detaylar...

BANA GÖRE
RUH SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE
KÜRESEL ve ülkesel boyutlarıyla tam bir felakete dönüşen bu salgının uzun vadede en önemli sonucu ve travmasının ruhsal ve duygusal alanda yaşanacağı kesindir. Bu kesinlik ise sağlık alanında çalışan herkesin bir numaralı endişesidir. Peki, çare ne? Çözüm ya da çözümler var mı? Ne yapmalıyız? “Belirsizlik” sözcüğünün bir numaralı gündem maddesi, “yalnızlaşma” meselesinin başlıca sorun olduğu bu özel ve önemli dönemi en az hasarla nasıl atlatabiliriz? Bu ve benzeri sorular eğer sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun...

BELİRSİZLİKLE BARIŞIN

“BELİRSİZLİK” ve yarattığı “endişe hali”nin, ruhumuzu sürekli törpülediği bu sıkıntılı günlerde, ruhuma iyi gelecek çözümler ararken faydalandığım, yol arkadaşım yaptığım bir kitabım var: BELİRSİZLİKLE BARIŞMAK. Kitabın yazarı, ruh sağlığı alanının önemli isimlerinden biri, sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur. Mehmet Hoca belirsizlikle barışmak için bakın bize neler öneriyor...

Yazının Devamını Oku

Sağlıkta değişim rüzgârı

İsterseniz gelin hiç olmazsa bu hafta sonunu şu bunaltıcı pandemi gündeminin dışında geçirelim ve biraz da iyi hayatın, sağlığın, keyfin, huzurun, daha da önemlisi pandemi sonrasında nasıl daha etkili, güçlü ve kalıcı bir sağlık durumu elde edebileceğimizin üstüne kafa patlatalım.

Çünkü şu “hüküm” çok açık ve net verildi: Pandemi sonrasında pek çok şey değişecek, değişimden payını alanların başında da YENİ SAĞLIK ANLAYIŞI gelecek. Nedeni de çok basit: Salgın bize sağlığımızın ne kadar önemli bir hazine olduğunu bir kez daha hatırlattı.



BANA GÖRE
NEDİR O DEĞİŞİMLER

Yazının Devamını Oku

Hafta sonu kapanalım mı?

Kararı pandemiyi yönetenler verecektir ama başlıktaki soruya benim cevabım net ve açık olarak şudur: KAPANALIM!

Kapanalım çünkü rakamlar bizi buna zorluyor. Hafta sonları yeniden kapanalım çünkü bunu eğer şimdi yapmazsak sonrasında daha kötü, ağır, bunaltıcı, can yakıcı kısıtlamalarla karşılaşmamız vazgeçilmez olabilir. Olabilir çünkü...

NEDEN ENDİŞELİYİM?

Çok değil, bundan 3 hafta önce “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan son uygulamaya geçildiğinde bu köşede “DOĞRU MU YAPTIK?” başlığı altında, “40 yıllık bir hekimlik tecrübesiyle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, ‘Evet, doğru yapıldı’ diyebileceğimi söylemem güç. Günlük vaka sayılarındaki artış, pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Üstelik, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama güven vermiyor” şeklinde özetlenebilecek bir yazım yayımlandı. İtiraf edeyim ki o yazıda kimsenin hevesini kırmak, keyfini kaçırmak, moralini bozmak gibi bir niyetim falan da yoktu ama durum ortadaydı. Geldiğimiz noktada ise vaka sayıları yeniden 30 binleri zorluyor. Anlayan anlamayan herkes için “pandemide gidiş” hiç de iyi görünmüyor. İşte bu nedenle “hafta sonu kapanma seçeneğini” yeniden düşünmemiz gerekiyor.

NE YAPMALI?BİZE ŞİMDİ DAHA SERT ÖNLEMLER LAZIM

“Ben dememiş miydim?” diyenlerden hiç hazzetmem. Döner değirmene su taşıyanları, ocaktaki aleve odun atanları da hiç sevmem. Bu nedenle salgının başından bu yana hep rahmetli Süleyman Demirel’in bana öğrettiği bir yaklaşımı benimsedim: “Sıkıntılı dönemlerde eleştiride kıskanç, övgüde cömert olacaksın. Bir önerin varsa eğer onu da zamanında ve nezaketle yapacaksın.” Bu nedenle girişteki yazımın bir eleştiri değil, bir tespit olarak kabul edilmesini beklerim. TAVSİYEME GELİNCE...

Yazının Devamını Oku

'Simit' COVID-19'a çare mi

Peşinen belirteyim, başlığın sizin şaşırtacağını, “Korona belasını simit yiyerek mi halledeceğiz hocam?” diye soracağınızı hatta içinizden bazılarının “Osman Hoca’ya bir şeyler oldu galiba!” diye düşünebileceğinizi tahmin edebiliyorum.

Müsaade ederseniz açıklayayım: Niyetim, başlığı “SİMİT” ile süsleyerek sizi konunun içine daha kolay çekmekten ibarettir. Yoksa dünya lezzet tarihine en büyük hediyelerimizden biri olan simit ile COVID-19’un tedavi edilemeyeceğini düşünecek kadar aklım çok şükür sağlam. Özetle derdim başka. “Peki, o dert neyin nesidir hocam?” derseniz şudur...




İYİ HABER
YAPAY ZEKÂ COVID-19’U DA YENEBİLİR 

BUGÜN

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dibi derinde

Gelin bugün o meşhur fıkrada olduğu gibi farklı bir giriş yapalım. “Size bir iyi, bir de kötü haberim var” deyip konuya önce “iyi”den sonra “kötü”den girelim.

İyi haber kısa ve net: Görünen o ki aşı bağışıklığı mükemmel neticeler veriyor. Bizde de başka ülkelerde de aşıyı yaptıranlar paçayı -önemli ölçüde- kurtarabiliyor. Zira aşılandıktan sonra virüsü kapanlarda bile hastalık ya belirtisiz ya da çok hafif sorunlarla geçip gidiyor. Kısacası şüpheye mahal yok. Mevcut aşıların hepsi kesinlikle işe yarıyor. Kötü habere gelince...

KÖTÜ HABER‘DERİN PANDEMİ’YE DİKKAT!

BANA sorarsanız gelin, her akşam TV ekranlarındaki o turkuvaz tabloda yer alan rakamlara takılıp kalmayın. Zira o rakamlarda sadece pandeminin “görünen yüzü” var. Olan biteni daha dikkatli izleyen ve yorumlayan deneyimli pandemi uzmanları için ise “derin pandemi”, yani pandeminin “gözden ırak neticeleri” de en az turkuvaz tablodaki rakamlar kadar önemli. “Hocam, bu derin pandemi meselesi de nereden çıktı?” diyorsanız -ki deyin- aşağıdaki kutuları lütfen daha bir dikkatle inceleyin.



DERİN PANDEMİ 1

Yazının Devamını Oku

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı haklı. Sadece bizde değil, hemen her ülkede özellikle de yakın ilişki içinde olduğumuz Avrupa coğrafyasında “KORONAVİRÜS DALGALARI” bir gidip, bir geliyor! Mesela Almanya ve İtalya’da durum tam da böyle ve neredeyse ciddi bir felaket halinde. Nedeni şu...




İKİ ÖRNEK
ALMANYA VE İTALYA’DA 3. DALGA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Mutasyon cenneti mi olduk

Önce şu önemli bilgiyi paylaşalım:

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin. Karadeniz’deki “kıpkırmızı bölge”nin İngiliz mutasyonunun hâkimiyetine girdiği biliniyordu ama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaya göre “Güney Afrika, Brezilya ve California mutasyonları da aramızda kol geziyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: “Mutasyon cenneti mi olduk?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.




BİR SORU
GENLERLE DANS MÜMKÜN MÜ

Yazının Devamını Oku

Rakamlar korkutuyor

COVID-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: BU RAKAMLAR KORKUTUCU, BU GİDİŞ İYİ GİDİŞ DEĞİL.

Değil çünkü “yeniden normalleşme çabaları ve uygulamaları” başlayalı henüz 1 hafta bile olmadı. Ve bu korkutucu artışlarda ise adına “yeni normal” denilen uygulamaların herhangi bir etkisi de söz konusu değil. Bu son uygulamaların etkilerini önümüzdeki pazartesiden sonra net ve açık olarak göreceğiz. NETİCE ŞUDUR: 1 hafta önce paylaştığım “Doğru mu yaptık” yazısında da belirttiğim gibi biz, benim “kademeli esnetme”, pandemiyi yönetenlerin ise “yeniden normalleşme” olarak tanımladığı süreçleri maalesef iyi yönetemiyoruz. Yönetimdeki hataların sadece “yönetenler” de değil, “bizde” de olduğunu iyi bilelim ve şapkamızı önümüze koyup yeniden bir düşünelim.



HatırlatmaKARACİĞER YAĞLANMASI TEHDİT EDİYOR

BİLELİM ki karaciğer yağlanması son yılların ilk 5’ine girecek kadar önemli bir sağlık tehdididir. Beslenme hataları ve hareketsizliğe bağlı (alkol ile ilişkisiz) karaciğer yağlanması ise bu tehdidin bir numaralı nedenidir. Üzülerek belirteyim, karaciğeri yağlı her 10 kişiden en az 1-2’sinde, sorun “karaciğer büzüşmesine (fibrozis)” kadar ilerleyebiliyor. Bunların da en az yüzde 10-25’inde siroz ve ileri derecede karaciğer yetmezliği gelişebiliyor. Karaciğer yağlanmasındaki bu hızlı artışın nedenlerini 1 numaralı kutuda, belirtilerini 2 numaralı kutuda, tedavisini ise 3 numaralı kutuda özetlemeye çalıştım.

Aklınızda olsun

Yazının Devamını Oku

Beynimiz arızaya mı geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?



ÖNEMLİ
YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

Yazının Devamını Oku

Yaşlanmaya hazır mıyız

Yaşlılık yolculuğuna çıkanların -ki hepimiz zamanı gelince çıkıyoruz, çıkacağız- yapabileceği en iyi şey, “yaşlanmanın kaçınılmazlığını, önlenemezliğini, tersine çevrilemezliğini” daha yolun başında kabul edip sürece uyum sağlamak ama bu arada bazı püf noktalarını bilip onları mümkün olduğunca erken yaşlarda hayata geçirmektir.

Amerika’nın önemli iyi hayat uzmanlarından Dr. A. Weil, “Yapabileceğiniz en iyi şey her yaş için en güçlü sağlığa sahip olmayı hedeflemektir” diyor ve ekliyor: “İyi yaşlanmak bir ayrıcalıktır!”

Eğer sizde iyi yaşlanma ayrıcalığını yakalamak istiyorsanız, aşağıdaki 3 ayrıntıya da dikkat etmek zorundasınız. İşte o ayrıntılar...

AYRINTI 1
EGZERSİZİ UNUTMAYIN

ARAŞTIRMALAR, net ve açık olarak egzersizin bir numaralı iyi yaşlanma belirleyicisi olduğunu doğruluyor. Üstelik bize sadece “bedensel egzersizler” de yetmiyor, “duygusal egzersizler”in de çok ama çok önemli oldukları anlaşılıyor. Her gün mutlaka yürümeli, fırsat buldukça da aktif yaşamın her alanıyla bedenlerimizi buluşturmanın bir yolunu bulmalıyız. Ayrıca beynimizin de kaslarımız gibi çalıştıkça güçlendiğini unutmamalı, ona da sık sık “bilişsel ve duygusal antrenmanlar” yaptırmalıyız. Diğer taraftan sadece “hatıralar” biriktirmeyi bir kenara bırakıp, gelecek için “umutlar” da biriktirebilmeliyiz. Yetinmemeli, erdemin hoşgörüyle, güvenin dostluk ve bilgelikle iç içe olduğu sağlıklı bir beyin-kalp ilişkisi de geliştirmeliyiz.


Yazının Devamını Oku

Doğru mu yaptık

Günlük vaka sayılarındaki artış pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Ve tam da günlük rakamların 10 binleri geçtiği farklı bir dönemde salgında neticeyi derinden etkileyecek önemli kararlar aldık ve “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan farklı bir uygulamaya geçtik.

Uygulamanın esasında, “kademeli esnetme” yerine “renklendirilmiş normalleşme” diyebileceğimiz farklı bir uygulama var. Enfeksiyon hastalıkları veya halk sağlığı uzmanı olmasam da süreci başından beri dikkatle izleyen, her aşamasında ilgili hocalarla yoğun bilgi alışverişinde bulunan 40 yıllık bir “hekimlik tecrübesi”yle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, yürekten bir “Evet, doğrusu yapıldı” diyebileceğimi söylemem çok güç. Üstelik itiraf edeyim, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama, bu yeni strateji bu haliyle pek de inandırıcı görünmüyor, güven vermiyor. Nedenlerine gelince...

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR

SON kararlar hakkında konuştuğum uzmanlardan aldığım değerlendirmelerin özetinde yanıt alması gereken 5 temel soru var:

SORU 1: İl bazında uygulamaya geçmek yanlış bir yaklaşım olmasa da açıklanan il bazlı veriler yeteri kadar tatmin etmiyor. “Mavi” ya da “kırmızı”ya boyanan yani “çok düşük” veya “çok yüksek” riskli bulunan illerimizde “1000 kişi başına günde kaç test yapılıyor?” ve “Testlerdeki pozitif oranları ne durumda?” gibi soruların yanıtları net ve açık değil. Prensip olarak kabul edilen değer, herhangi bir il, bölge ya da ülkede “100 testte 3’ten fazla pozitiflik” oranı varsa salgının kontrol altına alındığını söylemek zor. Türkiye’deki genel rakam ise son günlerde yüzde 9’ları zorluyor.

SORU 2: Şehirler arasında da muazzam rakamsal farklar var. Örneğin, Ordu’daki vaka sayısı Şırnak’tan “130 kat” daha fazla. Sağlık Bakanlığımız ve Bilim Kurulumuzun iller arasındaki bu kabul edilmesi güç rakamsal farklılıkların nedenlerini de bizimle paylaşması gerekiyor.

SORU 3: “Mavi”

Yazının Devamını Oku

Çocuklar hazır mıyız

Milyonlarca öğrenci, bir o kadar da ailenin beklediği o önemli günün düğmesine ciddi bir aksilik olmaz ise yarın basılıyor.

“Yüz yüze eğitimde başlama vuruşu” aslında bugün yani 1 Mart’ta gerçekleşecekti ama doğru ve yerinde bir kararla yarına, 2 Mart’a bırakıldı. Bugün yapılacak kabine toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açıklamayı milyonlarca çocuk ve aile nefeslerini tutmuş, heyecanla bekliyor. Başlama kararında en etkili faktörün Sağlık Bakanı’nın kabinede yapacağı sunum ve o sunumda vereceği il bazlı haftalık rakamlar olacağı kesin. Anlaşılan o ki çoğu ilde yüz yüze eğitime izin çıkacak. Doğrusu da bu zaten. Zira eğer biraz daha geç kalırsak bugün ekonomide yaşadığımız sıkıntılardan çok daha önemlisi ve fazlasını yarın “eğitim”de yani “geleceğin ekonomik gücü”nde yaşayacağız.



BANA GÖRE
OKULLAR NEDEN SÜRATLE AÇILMALI

Yazının Devamını Oku

Pandemi yorgunuyuz

Gündem değişmiyor, ne Mars’ın yeniden keşfi(!) ne Myanmar’daki askeri darbe, ne şu ne bu kimseyi ilgilendirmiyor; herkesin gündeminde varsa yoksa COVID meselesi.

Pandemi her an her yerde gündemin bir numaralı maddesi. Peki, neden? Nedeni açık: Pandemide bu belalı, bu yapışkan, bu fevkalade tehlikeli virüse paçayı kaptıranların sayısı 100 milyonu çoktan geçti. Bu arada da neredeyse 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Peki, mesele sadece hastalanmakla, yalnızca hayat kaybıyla bitiyor mu? Hayır, bitmiyor! COVID önümüze yeni yeni ve şaşırtıcı faturalar koymaya devam ediyor. Üstelik faturalar adeta tefeci faturası gibi(!) Öde öde bitmiyor. PANDEMİ YORGUNLUĞU ise o bitmeyen faturaların en önemlilerinden biri. Peki ne var o faturada? Merak edin ve buyurun...

YENİ BİR SORUN MU
KRONİK COVID-19

DAHA önce de yazdım. COVID-19’a yakalananların neredeyse 10’da birinde hastalığı takiben yeni bazı sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Bunlara “COVID-19’un kalıcı bozuklukları” deniyor. Bu bozuklukların başını da “kronik yorgunluk sorunu” çekiyor. Peki, başkaları da var mı? Var, maalesef. Yeni yayımlanan ve 17-87 yaşları arasında 47 bin 910 COVID-19 hastasının geriye dönük incelemesine dayanan bir “yeniden değerlendirme çalışması” kronik COVID meselesinde bizleri bekleyen sorunların neler olduğunu bakın nasıl sıralamış.


Yazının Devamını Oku