GeriOsman MÜFTÜOĞLU Romatizma besinlerle önlenebilir mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Romatizma besinlerle önlenebilir mi

Yiyip içtiklerinizin kalbinizi, beyninizi hatta cinselliğinizi bile etkilediğini öğrendiniz ama besinlerin romatizmal hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde de önemli bir rolü olduğunu belki de ilk kez okuyacaksınız. Beslenme tarzının romatizmal hastalıklar üzerinde de etkili olduğunu gösteren çalışmalar çoğalıyor.

Yiyecek ve içeceklerdeki Omega-3/Omega-6 dengesi bilhassa Lupus Hastalığı, Romatoid Artrit gibi bağışıklık sistemiyle ilgili kas ve eklem hastalıklarında önemli bir rol oynuyor. Yiyeceklerinizle vücudunuza kazandırdığınız Omega-3 yağ asitleri ne kadar az ve Omega-6 yağları ne kadar çoksa, yani "Omega-3 / Omega-6" dengesi ne kadar bozuksa romatizmal sorunlarla karşılaşma ihtimaliniz o kadar çoğalıyor.

OMEGA-3 FAKİRİ OLDUK

Modern beslenme tarzı dediğimiz yanlış beslenme alışkanlığı bu dengeyi bozmuştur. Hayvansal ve bitkisel ürünlerde Omega-3 miktarı azalmaktadır. Çoğumuz vücudumuzun ihtiyaç duyduğu miktarda Omega-3 yağını kazanamıyoruz. Diğer taraftan, özellikle mısır, ayçiçeği ve pamuk yağı gibi sıvı bitkisel yağların ve margarinlerin aşırı kullanılması vücudumuza çok fazla Omega-6 girmesine yol açıyor. Ne yazık ki, suni yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, yumurta, süt ürünleri de eskisi kadar Omega-3 ihtiva etmiyor. Kısacası, bu yeni ve yanlış beslenme değişimleri nedeniyle "Omega-3 fakiri, Omega-6 zengini" insanlar haline geldik!

OMEGA-3 / OMEGA-6 DENGESİ ÖNEMLİDİR

Omega-3 yağlarının iltihap giderici, bağışıklık sistemini güçlendirici ve eklem bütünlüğünü koruyucu görevler üstlendiği biliniyor. Buna karşılık Omega-6 yağları vücuttaki (özellikle eklemlerdeki) iltihabi reaksiyonları tahrik ediyor. Fazla miktarda Omega-6 kazanmak, eklem reaksiyonlarına şişme ve ağrılarına neden olabiliyor. Bu bilgiler size Omega-6 yağlarının kesinlikle zararlı olduğunu düşündürmemeli. Makul miktarda ve Omega-3 yağları ile 1/1 ile 1/4 arasında bir oranda alındığında Omega-6 yağları yaşam için zorunlu maddelerdir.

Özellikle Romatoid Artrit gibi bazı eklem hastalıklarında ve ayrıca romatizmal diğer eklem sorunlarında vücudunuza daha fazla Omega-3 yağı kazandırmaya çalışın. Omega-6 yağlarından zengin olan bitkisel yağları özellikle ayçiçeği, mısırözü ve pamuk yağını azaltın. Daha çok Omega-3 kazanabilmek için balıktan, balık yağından ya da balıkyağından hazırlanmış EPA+DHA kapsüllerinden istifade etmeye çalışın. Doğal Omaga-3 kaynakları arasında bitkisel olanlar da var.

Ceviz, keten tohumu ve semizotu gibi yeşil yapraklı sebzeler bitkisel Omega-3’lerden zengindir. Keten tohumu yağı kapsüllerinin kullanımını pek tavsiye etmiyoruz. Omega-3-6-9 kapsüllerinin de fiyatı artırmaktan başka bir işe yaramadığını düşünüyoruz. Bir damla zeytinde o kapsüllerden birinde bulunandan daha fazla Omega-9 bulundurabileceği aklınızda olsun.

D vitamini zengini besinler yiyin

Eklemlerinize daha iyi bakmak istiyorsanız, vücudunuza daha çok D vitamini kazandırmayı ihmal etmeyin. D vitamini sadece kemiklere değil, eklemlere de lazım. Bu vitamin özellikle yangısal-iltihapsal kökenli eklem problemlerine engel olabiliyor. D vitamini kazanmanın en kolay yolu, güneşle temas etmektir. Güneşten yararlanarak cildinize D vitamini üretimini artırmak istiyorsanız aşırı bir samimiyet kurmanıza da gerek olmadığını unutmayın.

Günde 20-30 dakika ellerinizin ve yüzünüzün güneşle teması ihtiyacınız kadar D vitamini üretimini sağlayabiliyor. Güneş ışınlarından yeteri kadar faydalanamıyorsanız D vitamini desteği de alabilirsiniz. Bu özellikle kış aylarında faydalı olabilir. D vitamini desteği almadan önce mümkün olursa kan tahlilleriyle D vitamini seviyelerini öğrenmeye çalışın. D vitamini yağda eriyen ve bu nedenle vücutta uzun süre kalan, birikebilen bir vitamin olduğu için doktor kontrolü olmadan alınmaması gerekiyor. Eğer bu imkanınız yoksa büyükler için günde 1500-2000, çocuklar için günde 500-1000 ünite D vitamini kullanılabiliyor.

Eklem sorunlarıyla mücadelede fazla kiloları vermenizin de büyük bir yararı olacaktır. Kilo sorunu sadece eklemler üzerine yüklediği ek ağırlık nedeniyle değil, sebep olduğu insülin fazlalığı ile de zararlıdır. İnsülin fazlalığının yangısal süreçleri tahrik ettiği bilinmektedir.

DİYET GÜNLÜĞÜ

Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00

Günde 3 öğün besleniyorum, sabah 1 adet simit, öğlenleri sadece salata yiyorum, öğleden sonra kahve içiyorum, akşam da 1-2 kadeh şarap ile az bir yemek yiyorum, ancak hiç kilo veremiyorum aksine bazı günler aldığımı bile hissediyorum. Kalori alımımda bir problem var mı sizce?

Gizemli kalorileri diyetten atın

Sadece karbonhidrat alarak başlanan bir kahvaltı, masum olduğunu düşündüğünüz kocaman bir kase salata, mide asit salgısını öğleden sonra daha fazla artıran ve mutlaka yanında bir şeyler yediren (kek, kurabiye, çikolata gibi) bir fincan kahve ve şaraptan aldığınız kaloriyi masumlaştırmak adına az yediğinizi düşündüğünüz bir akşam yemeği... Haydi hesaplayalım.

Kahvaltı: 1 simit / 263 kalori

Alternatifi: 1 adet kepekli yağsız tost /195 kalori

Öğle: Salata (Tek başına tercih edildiğinde kötü bir seçim, lezzetine lezzet katmak için hazırlanan, içinde ne ararsanız bulabileceğiniz salatayı tercih ettiğinizde 550 kaloriye kadar kalori alabileceğinizi ve bu kalorinin 50 gramının yağdan gelebileceğini unutmayın).

Alternatifi: /300-400 kalori Salata (az yağlı), çorba, zeytinyağlı sebze yemeği, yoğurt, kepekli ekmek

Ara: 1 fincan kahve (şekersiz) yanında 1 adet kurabiye (30 g /136 kalori)

Alternatifi: 1 porsiyon meyve, 2 adet kepekli bisküvi (110 kalori)

Akşam: 2 kadeh (250 ml) şarap (193 kalori), 2 dilim normal yağlı kaşar peyniri (60 g) (255 kalori), 1 avuç kuruyemiş (112 kalori)

Alternatifi: 1 kadeh şarap (96 kalori), 90 g beyaz et (150 kalori), 1 dilim kepekli ekmek (70 kalori), 2 porsiyon meyve (100 kalori)

Kimlere meme emar’ı (M.R.I.) gerekir

Meme M.R.I.’ı meme kanserinin taramasında rutin olarak kullanılmaz, mamografi ve ultrasonu tamamlayıcı olarak kullanılabilir. Düzenli yıllık taramalarda mamografinin yerine kullanılması önerilmemelidir. M.R.I. çok hassas bir tarama yöntemi olmakla birlikte, özellikle mikro kireçlenme ile tanınabilen bazı meme kanseri türlerinde faydalı olmayabilir. Meme M.R.I.’ nın önerildiği durumlar şunlardır:

Aileden kuvvetli meme kanseri veya yumurtalık kanseri riski taşınıyorsa

Mamografide şüpheli bir alan görülmüşse

Meme kanseri teşhisi konulmuş ve kanserin yayılımı incelenmek istenirse

Meme muayenesinde ele gelen bir kitle varsa ancak ultrason veya mamografide görülmüyorsa

Meme cerrahisi veya radyoterapi sonrası elle muayenede fark edilmiş, ama mamografi veya ultrasonda görüntülenemeyen bir kitle varsa

Bir memede kanser bulunmuşsa, diğer memeyi incelemek istenirse

30 yaşından önce Hodgkin hastalığı nedeniyle göğüs kafesine radyoterapi yapılmışsa

Daha önce meme kanseri teşhisi konulmuş ve memeler çok yoğun yapıda ise

Meme protezinde kaçak veya yırtılma şüphesi varsa

Yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınlarda mamografinin hassasiyeti yüzde 30 iken M.R.I.’ın hassasiyeti yüzde 75 tir. Meme M.R.I.’ında kullanılan kontrast maddenin allerjik reaksiyon yapması veya bozulmuş böbrek fonksiyonları durumunda zararlı olması ihtimali vardır. Ayrıca yanlış pozitiflik durumunda biopsilerde yüzde 20-30 arası kanser bulunmamaktadır. Adet gören kadınlarda meme M.R.I. da mamografi ve meme ultrasonu gibi adetin hemen bitiminde yapılmalıdır; böylece çok yoğun meme yapısındaki kadınlarda adet öncesi değişikliklerin yanıltıcı olması önlenebilir.

Migren kadınlarda daha sık görülüyor

Baş ağrısının en önemli nedenlerinden biri olan migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor. Özellikle adet dönemleri migren krizlerini tetikliyor. Ayrıca stres ile ilişkili migren ataklarına kadınlarda daha sık rastlanıyor. Doğum kontrol hapı kullanan ve sigara içen kadınlarda migren sorunu ile karşılaşma ihtimali yükseliyor.

Hepatit B cinsel yolla da bulaşabilir

Hepatit B karaciğer yapısını bozan ve virüslerle bulaşan bir hastalıktır. Bu hastalığı oluşturan virüsler vücuda en sık cinsel ilişki yoluyla ulaşmaktadır. Hepatit B virüsü taşımasına rağmen korunmadan seks yapan kişiler eğer partnerleri aşılı değilse bu virüsü kolaylıkla bulaştırıyor.

Bu nedenle özellikle birden fazla seks partneriyle olanların bu hastalığa karşı aşı yaptırmaları gerekiyor. Hepatit B aşısı son derece güvenli ve koruma gücü çok yüksek olduğu için artık neredeyse herkese tavsiye ediliyor.

Hem sigarayı bırakın hem kilo verin

Sigarayı bırakmayı düşünenlerin korku ve bahanelerinden biri de bıraktıktan sonra alacaklarını düşündükleri fazla kilolardır. Araştırmalar da bu düşünceyi maalesef doğruluyor. Sigarayı bırakan erkekler sonraki 6 ay içinde 5, kadınlar ise 4 kilo alıyor. Ama eğer sigarayı bırakma yanında etkili bir kilo yönetimi programı uygularsanız hem sigaradan hem de kilolardan aynı zamanda kurtulmanız mümkündür. Bunun için yediğiniz içtiğiniz şeyleri yeniden gözden geçirmeli, mümkünse bir kilo yönetimi merkezinden yardım istemeli eğer bu imkanınız yoksa kalorisi yüksek yiyecekleri terk etmelisiniz.

Sadece su içmeye çalışmalı, çayınıza şeker koymamalısınız. İlk günlerde sakız çiğneyerek oyalanabilir, ara öğünlerde salatalık domates gibi düşük kalorili atıştırmalardan faydalanabilirsiniz. Sigarayı bırakır bırakmaz hayatınıza yeni bir alışkanlık eklemeyi de unutmayın: Yürüyüş. Düzenli yürüyüş yapmak mümkünse sabah akşam 30 dakikalık yürüyüşleri aksatmadan uygulamak hem sigara istediğinizi bastırıyor hem de kilo vermenizi kolaylaştırıyor. Bu iki işi bir arada yapacaksanız buspiron içeren reçeteli ilaçlardan nikotin bantlarından da faydalanabilirsiniz.

Tiroid hastası kilo verebilir mi

Ben tiroid hastasıyım ve ilaç tedavisi görüyorum. Zayıflamam imkansız mı?

İmkansız değil ama tiroid problemi olmayan birine göre daha zor. Tiroid probleminden sonra mı , önce mi kilo aldığınızı bilmek gerekir. Önceden de kilo probleminiz var ise, bunun nedenleri üzerinde durup, tiroid sorununu da göz önünde tutarak bir beslenme programı hazırlanmalıdır. Egzersiz olmadan sadece diyete yüklenmemeniz gerekiyor. İmkansızlığı bir kenara bırakıp, sadece olması gerekenden biraz daha yavaş kilo vereceğinizi bilin. Normalde haftada 0.5-1 kg kayıp beklenirken belki de sizinki alt sınırda, yani haftada 0.5 kg kayıp olarak ilerleyecektir. İlaç tedavisi için de düzenli kontrol ve tahlillerinizi aksatmamaya dikkat edin.
X

Karar sizin ya aşı ya Covid

Başka çaremiz, başka seçeneğimiz yok.

COVID’den korunmak için aşı olmak zorundayız. Çünkü mevcut gelişmeler de, bilimsel veriler de şu bilgiyi net ve açık olarak doğruluyor: YA AŞI OLACAĞIZ, YA COVID. Nedenine gelince...

Aşıdan sonraki yolculuk belli: B lenfositlerimiz bol bol antikor üretecek. T lenfositlerimiz ise virüsün bütün kodlarını belleğine kaydedecek. Neticede muhtemel bir bulaşla yapacağımız savaşı biz değil virüs kaybedecek. Aşılanmaz da COVID’e yakalanırsak eğer sonrası bir hayli endişe verici.

1- COVID-19’u evde geçirmek de var, hastaneye yatmak zorunda kalmak da...



2-  

Yazının Devamını Oku

Güzel günler yakındır

Biz “Her gün en az 500 bin aşılama şart!” derken Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca aşılamada hedefi daha da büyüttü, “500 bin yetmez bize her gün 1 milyon aşılama lazım” dedi.

Bana sorarsanız son günlerin en önemli haberi, en mühim hedefi, en güzel cümlesidir bu. Çünkü aşılama meselesinde hedeflenen bu başarı, sürdürülebilir bir noktaya ulaşırsa eğer önümüzdeki sonbaharın bir sağlık ilkbaharına dönüşmesi hiç de zor olmayacaktır. Tebrikler Sağlık Bakanı Dr. Koca, tebrikler bakanlık yöneticileri ve teşekkürler aşılama kampanyasına emek veren sağlık emekçileri.

İYİ HABER
İSTANBUL’DA RAKAMLAR DÜŞÜYOR
BUGÜNÜN iyi haberi, başarılı çalışmalarıyla İstanbul’daki salgın rakamlarını hızla düşüren önemli bir isimden İstanbul İl Sağlık Müdürü’nden geliyor: İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Aşılamada da yeni vaka sayılarını azaltmada da tedavi başarısında da önemli bir noktada olduğumuzu” açıkladı. Kısacası sayfanın başında da belirtiğimiz gibi sağlıklı ve güzel günlere bir hayli yaklaştık. Yolumuz açık olsun.

BİR TAHMİN
ÖNÜMÜZDEKİ KIŞ NASIL GEÇECEK

BİZDE

Yazının Devamını Oku

Hedef her gün en az 500 bin aşı

Toplumsal bir aşılanma çabası içine girdiğimiz bugünlerde günlük aşı rakamlarında “en az 500 bin” hedefini tutturmak zorundayız.

Eğer önümüzdeki sonbaharı bir ilkbahar gibi kutlamak istiyorsak, eğer okullarımızı açmak, işimize gücümüze dönmek, ekonomimizi yeniden zıplatmak arzusundaysak bu rakamda ısrara mecburuz. Bunu başarabilirsek aylık ortalamada 15 milyon insanımızı tek dozda etkinliği oldukça yüksek (yüzde 85) ve koruması bir hayli uzun süreli olan (8-12 hafta) “tek doz BioNTech” aşısı ile bağışıklama hedefini yakalarız. Bu yöndeki vefakâr çabaları nedeniyle başta hemşire kardeşlerimiz ve aile hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına şimdiden teşekkür borçluyuz.




ÖNEMLİ
BAĞIRSAKLARINIZI STRES TORBASI YAPMAYIN

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki müsilaja dikkat

Bilelim ki müsilaj tehdidi sadece çevremizi kirletmiyor, o tehdit yıllardır ruh ve bedenlerimiz için de zaten var, ruh ve bedenlerimiz de o tehditten payını alıyor.

Kısacası “çevresel müsilaj” ile “bedensel ve ruhsal müsilaj” meselelerini aynı sepete koymak gerekiyor. Bu nedenle gelin isterseniz müsilaj sorununa “damardan”, yani “bedenden ve ruhtan” girelim. Hazırsanız buyurun...

ÖNEMLİ BİLGİ
MÜSİLAJ BİZİ DE KİRLETTİ

MÜSİLAJ meselesi yalnızca Marmara’yı değil yaşadığımız çevrenin tamamını, neticede de ruh ve bedenlerimizi de kirletiyor. Sağlık pratiğinde kısaca “kronik hastalıklar” olarak tanımladığımız pek çok sağlık sorununun ardında da çoğu zaman az ya da çok “müsilaj problemi” yatıyor. Bedensel ve ruhsal müsilajın akla gelen ilk sonuçlarını da bu satırların yazarı şöyle sıralıyor...

Yazının Devamını Oku

Virüs laboratuvarda mı üretildi

Başlıktaki soru aslında bugünün sorusu falan değil salgının başından bu yana hep gündemde.

Bir grup biliminsanı virüsün genetik yapısına ve biraz da kötü ve farklı marifetlerine (!) bakarak yeni koronavirüsün “laboratuvar üretimi” yani “çakma bir virüs” olduğunu ileri sürerken, bir başka grup da “Olmaz öyle şey!” deyip soruyu cevaplamaya bile değer bulmuyor. Peki, doğrusu ne? Elimizde net ve açık bir bilgi yok. Yok ama son günlerde bu belalı virüsün “yapma” veya “çakma” olabileceğini düşünenlerin sayısı bir hayli arttı. İtiraf edeyim bu düşünce daha doğrusu şüphe bende de var. Nedenine gelince...




KUŞKUM VAR ÇÜNKÜ... (1)
CDC ESKİ DİREKTÖRÜ ROBERT REDFIELD BAKIN NE DİYOR 

CDC/HASTALIK

Yazının Devamını Oku

İpin ucunu bırakmayalım

Bildik bir cümle ama yine de tekrarlamakta fayda var: SAĞLIĞIMIZ EN ÖNEMLİ VARLIĞIMIZ.

Sağlıklı olmak ve kalmak bir seçim değil, bir gereklilik. Ne var ki o çok güvendiğimiz aklımız “sağlıklı olma hali”nin değerini maalesef bilmiyor, daha doğrusu fark edemiyor. Sağlığın kıymetini sadece hastalanınca anlıyoruz. Diğer taraftan, bilelim ki pandemi sürecinden de iyi haberler geliyor. Çok şükür pandemide de yolun sonu yaklaşıyor. Tünelin ucunda görünen ışık kesinlikle üstümüze doğru hızla gelen tehlikeli bir trenin ışığı filan değil artık. Bu ışık kesinlikle eski ve güzel günlerin yeniden geri geleceğine işaret eden “AŞI IŞIĞI”dır. Ve yine bilelim ki salgını bitirecek, son noktayı koyacak, üzerine kocaman bir çarpı atacak, yani pandemi ile yürüttüğümüz savaşın bitiş düdüğünü çalacak olan da yine o ışık yani aşı ışığıdır. Özeti şudur: BİR, aşılardan korkmayın. İKİ, toplumsal bağışıklık sağlanana kadar da ipin ucunu bırakmayın.




HATIRLATMA
BAĞIŞIKLIĞA ZARAR VEREN 4 HATA

Yazının Devamını Oku

3 iyi haber

Tam 1 yıl önce, yani 2020 haziranında mutsuz ve umutsuzduk. Karşımızda ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne ölçüde tahribat yapacağını bilmediğimiz “belalı bir virüs” vardı.

Bize gelince... Her şeyden önce “o virüsle nasıl savaşacağımızı, etkisini nasıl azaltacağımızı” yeteri kadar bilmiyorduk. Daha da önemlisi korunmak için “maske, mesafe, temizlik” 3’lüsünden başka elimizde hiçbir savunma silahı da yoktu. Ama şimdi, 2021 haziranında durumumuz geçen yıldan çok daha iyi. Çok daha güçlü ve organizeyiz. Elimizde hâlâ net olarak etkili bir ilacımız yok ama etkili pek çok destek tedavisi geliştirmiş durumdayız. Çok daha önemlisi “AŞIMIZ” var. Başlıkta belirttiğim umut vurgusunun nedeni de esasen bundan kaynaklı. Durun, bitmedi! Bu hafta beni memnun eden, umutlandıran 3 iyi haber daha var. İşte o haberler...

İYİ HABER 1
DİYANET’TEN DESTEK GELDİ

Diyanet İşleri Yüksek Kurulu biraz gecikerek de olsa önemli hem de çok önemli bir açıklama yaptı. O açıklama şöyle: “Toplum sağlığını tehlikeye atacağı konusunda galip zan bulunan durumlarda gerekli tedbirlere uymamak, ‘kul ve kamu hakkı ihlali’ olur. Bu itibarla bilimsel usullere uygun üretilen, alanında uzman hekimlerce salgın hastalıklara karşı koruyucu olduğu belirtilen aşıların kullanımı dinen de uygundur.”

Bu yerinde ve doğru açıklamanın aşılama sürecine hız kazandıracağı şüphe götürmez.

İYİ HABER 2

Yazının Devamını Oku

Bekle bizi sonbahar

Anlaşılan o ki elimizdeki bu yeni ve son fırsatı iyi değerlendirebilir, BioNTech aşısını hızlıca ve akıllıca uygulamaya geçirebilirsek ağustos sonlarına doğru, en geç eylül ortalarında toplumsal bağışıklığa yetecek aşılama rakamlarına ulaşabileceğiz.

Bunda BioNTech aşısının gücü ve ilk doz etkinliğinin önemli bir payı var. Elimizdeki veriler BioNTech ile yürütülen aşılama kampanyalarında sadece ilk doz ile bile yüzde 80’leri geçen bir bağışıklık düzeyine ulaşılabileceğini gösteriyor. Daha da dönemlisi yine elimizdeki veriler BioNtech uygulamasında iki doz arasındaki süreyi neredeyse 8 hatta 10-12 haftaya kadar çıkarabileceğimizi düşündürüyor. Özetle aşıyı geliştiren sevgili Dr. Uğur Şahin Hoca, Dr. Özlem Türeci ve ekibi bize taahhüt ettikleri miktardaki aşıyı verebilirlerse rahatlıkla “BEKLE BİZİ SONBAHAR” diyebiliriz. Ve sonbaharı pandemiyle mücadele bakımından bir “ilkbahar gibi” de karşılayabiliriz.




OKUR SORULARI
BİRİNCİ VE İKİNCİ DOZLARI FARKLI AŞILARLA YAPTIRABİLİR MİYİM

Yazının Devamını Oku

Yürümek şifadır

Hiç kimse “4400 adım tartışması” bitince “düzenli yürüme alışkanlığı” meselesini rafa kaldıracağımı düşünmesin.

Yürümeden olmaz ve şu prensip asla değişmez: Her gün düzenli besleneceğiz ve her gün düzenli yürüyeceğiz. Sağlığımızı korumak, güçlü kuvvetli kalmak, iyi yaşayıp iyi yaşlanmanın şefkatli kollarına sığınmak için de yürüme alışkanlığınızdan asla vazgeçmeyeceksiniz. İsterseniz gelin bugün bu güzel hafta sonuna başlarken yazımızın bir bölümünü yine “yürüme ve sağlık” ilişkisine ayıralım. Hazırsanız buyurun...

YÜRÜYÜŞ NOTU 1
KASLAR ÇALIŞIYOR

YÜRÜMENİNgençleştirici etkisi” önce kaslarımızda başlıyor. Biz yürüdükçe kaslarımız güçleniyor, gençleşiyor. Bedenimizin yüzde 40’ını oluşturan kaslarımızın en az 3’te 2’si her yürüyüşte çalışmaya başlıyor. Ve bu çalışma sayesinde de kas hücrelerimizdeki yaşlı mitokondriler ölüyor, yerlerine eskisinden daha fazla, daha genç ve daha sağlıklı mitokondriler geliyor. Unutmayalım: Düzenli yürüyen birinin kaslarındaki mitokondri sayısı tembellerindekinden en az 2 kat daha fazla.

YÜRÜYÜŞ NOTU 2

Yazının Devamını Oku

BioNTech dosyası-2

Çoğu kişi BioNTech aşısında kullanılan mRNA teknolojisinin yeni olduğunu, bu kadar kısa sürede geliştirilen bir aşının uzun vadede ne gibi sorunlara yol açacağının henüz bilinmediğini ileri sürerek başlangıçta BioNTech aşısına karşı mesafeli durdu.

Haksız da sayılmazlardı. İtiraf edeyim aynı “mesafeli duruş” 2020 Eylül’ünde BioNTech ile ilgili ilk çalışmaları izlerken bende de vardı. Başlangıçta Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’da da aynı kanaatin olduğunu tahmin ediyorum, daha doğrusu o da bu yönde bir açıklama yapmıştı. Ama itiraf edelim ki daha sonra sahadan gelen bilgiler ve yayımlanan bilimsel çalışmalar hepimizi rahatlattı.




ÖNEMLİ
DOKTORUNUZA HATIRLATIN

Yazının Devamını Oku

BıoNTech dosyası... Bekle bizi sonbahar

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca geçtiğimiz günlerde Bilim Kurulu’na davet ettiği BioNTech aşısının mucitlerinden Dr. Uğur Şahin ile yaptığı ortak açıklamada “Önümüzdeki 3 ay içinde ülke genelinde COVID-19’a karşı çok yoğun bir BioNTech aşısı kampanyasının uygulamaya gireceğini” açıkladı.

Anlaşılan o ki özellikle önümüzdeki haziran ve temmuzda -eğer yine ve yeni bir aksilik olmaz ise(!)- halkımızın büyük bir bölümünü efsane aşı haline gelen ve “mRNA teknolojisi” ile üretilen BioNTech aşısıyla aşılama imkânı bulacağız. Bu haber sadece sizi beni değil, süreci baştan beri büyük bir dikkatle izleyen enfeksiyon ve halk sağlığı uzmanlarını da memnun etti. Şimdi şu şarkıyı çok daha güven ve keyifle söyleyebiliriz: BEKLE BİZİ SONBAHAR. Eğer başarabilirsek sonbaharda okullar yeniden açılacak, eğer becerebilirsek önümüzdeki eylül restoranlar, kafeler, parklar, bahçeler yeniden şenlenecek ve cıvıl cıvıl olacak. Yani önümüzdeki sonbahar, sonbahar olmaktan çıkacak, muazzam bir ilkbahara dönüşecek. “İnşallah” diyelim ve isterseniz gelin bir BIONTECH DOSYASI açıp 2 günlük derin bir BioNTech yolculuğuna çıkalım. BioNTech aşısı “neyin nesidir, nasıl etkiler, koruyuculuk oranı nedir, ne süreyle korur, yan etkileri nelerdir, söylendiği kadar alerjik midir, genetiğimizi değiştirip geleceğimizle oynayabilir mi, kısırlığa ya da başka sorunlara yol açabilir mi?” gibi güncel sorulara yanıt arayalım. Hazırsanız buyurun...




SORU 1: BAĞIŞIKLIĞI NASIL ETKİLİYOR

Yazının Devamını Oku

4400 adım yeter mi

Dr. I-Ming Lee bir toplum sağlığı uzmanı. ABD’de, ülkenin ünlü hastanelerinden birinde, Brigham and Women’s Hospital’da görev yapıyor.

Bu hastane Harvard Tıp Okulu’nun çatısı altında önemli araştırmaların yapıldığı ünlü sağlık merkezlerinden biri. Dr. Lee araştırmalarında özellikle “fiziksel aktivite”nin yani “egzersiz”in, “sağlığa faydalarına” odaklanmış. Araştırmalarını da daha ziyade “egzersiz-kronik hastalıklar ilişkisi” üzerine yoğunlaştırmış. Yaptığı bu önemli araştırmalarından birini de ünlü tıp dergilerinden birinde, JAMA’da 2019 yılında yayımlamış. Hikâyenin bundan sonrası bir hayli ilginç.

ÖN BİLGİ
DR. LEE NE YAPMIŞ

DR. LEE 2019’da yayımladığı bu çalışmada ortalama yaşı 72 olan 16 bin 741 kadının yürüme aktivitelerini 4 yıl boyunca aralıksız izlemiş. Bu “70’lik hanımlardan” günde ortalama 4400 adım atanların ölüm risklerinde, 2000 adım atanlara oranla yüzde 41 azalma olduğunu belirlemiş. İşin püf noktası tam da burada başlıyor. Sadece kadınlarda ve yalnızca 70’i aşan hanımlarda gözlenen bu veriler nedense bir anda popüler hale geliveriyor. Bu araştırmadan 2019’da bu satırların yazarı da sık sık söz etmişti. Geçtiğimiz günlerde neden ve nasıl olduysa bu “eski” ve “tartışmalı” bilgi bir şekilde gündeme düştü. Neticede “çarşı(!)” yani “egzersiz alemi” fena halde karıştı. Bu karışıklıktan ben de nasibimi aldım. Zira başta Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Ahmet Hakan olmak üzere pek çok yürüme tutkunu anında bana “Hocam bu ne iştir?” sorusunu yöneltiverdi. Peki, yanıtım ne oldu?

Yazının Devamını Oku

Hangisine güvenelim

Son günlerde “aşı azlığı ya da yokluğu” kadar sık gündeme getirilen bir konu daha var: Antikor azlığı ya da yokluğu.

COVID-19’u geçirenler ve aşılananların sayısı çoğaldıkça “antikor meselesi” pandemi gündemindeki yerini doğal olarak iyice güçlendiriyor. Çoğu insan “Acaba yeteri kadar antikor üretebildim mi? Geçirdiğim enfeksiyon ya da yaptırdığım aşı beni bu hastalıktan hiç olmazsa belirli bir süre koruyabilecek kadar antikora sahip olmamı sağlayabildi mi?” sorularına yanıt arıyor. Haklılar mı? Daha önce de yazdım, bana göre zannedildiğinin aksine pek de haklı değiller. Neden mi?

İYİ BİLGİ
ANTİKOR VAR, ANTİKOR VAR!

ANTİKOR seviyelerinin peşine düşenler maalesef haklı değiller. Değiller çünkü bağışıklık gücümüzü sadece antikorlar üzerinden değerlendirmemiz, “Antikorum yüksek” diye sevinip “Benimki çok düşük çıktı” diye üzülmek bilimsel gerçeklerle uyumlu sayılmıyor. Zira antikorlar için de bir çeşit “nicelik yani miktar” ve “nitelik yani yapı ve içerik” meselesinin söz konusu olduğu kesin. Bağışıklık uzmanları özellikle 2’ncisinin, yani “nitelik meselesi”nin üzerinde ısrarla duruyorlar. Kısacası konunun geri planında çok fazla detay var. O detaylar için buyurun...

KISA BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Yeni bir başlangıç...

Uzunca bir aradan sonra bugün itibarıyla yeniden “kademeli bir açılma” dönemine girdik.

Umalım ki bu yeni dönemde de daha önce 3 kez üst üste tekrarladığımız hataları yine tekrarlamayız. Ve umalım ki gerçekten bir bedensel, ruhsal, sosyal ve ekonomik çöküntüye dönüşme sürecine giren pandeminin bundan sonraki virajlarında yeni kaoslar, yeni savrulmalar yaşamayız.




KISA BİLGİ
KAYIP ORANI YÜZDE 2’Yİ GEÇİYOR 

RAKAMLARA

Yazının Devamını Oku

Hangisi doğru

Beslenme önemli, hem de çok önemli bir mesele.

Dikkat edeceğimiz küçük bazı ayrıntılar bile sağlığımızı doğrudan ve derinden etkileyebiliyor. Bu nedenle beslenme söz konusu olduğunda karar verirken daha dikkatli olmakta fayda var. Gelin, sözü daha fazla uzatmadan hemen her gün yapmak zorunda olduğumuz sıradan bazı beslenme seçimleri için önemli olabilecek küçük bazı ayrıntıları yeniden hatırlayalım. Hazırsanız buyurun...



SORU 1
HANGİ SU

Su hayattır! Tamam ama onu daha da zenginleştirmek, neredeyse bir “yaşam iksiri” haline dönüştürmek de yine bizim elimizdedir. Kısacası mesele sadece her gün 8-10 bardak su içmekten ibaret değildir, ayrıntılara da girmek gerekir. Mesela suların sert olanları yumuşak olanlarından daha değerlidir. Zira “sert su” demek kalsiyumu, magnezyumu, alkali gücü daha yüksek su demektir. Suyunuza ekleyeceğiz rendelenmiş portakal ya da limon kabuğu, dilimlenmiş salatalık parçaları öğütülmüş maydanoz, nane, fesleğen kırıntıları hatta bir tutam kadar da tarçın ve/veya rezene o suyu neredeyse bir yaşam iksiri haline dönüştürebilecektir.

Yazının Devamını Oku

COVID-19 bir pıhtılaşma sorunu mu

Pandeminin başında bir üst solunum yolu ve akciğer hastalığı olarak kabul edilen COVID-19 enfeksiyonu şimdi “sistemik bir iltihabi hastalık” olarak tanımlanıyor.

Hastalıktan etkilenen sistemlerin en başında da “damarlarımız” geliyor. Araştırma verileri yoğun bakımlarda tedavi edilen her 3 COVID-19 hastasından 1’inde ölüm sebebinin damarlardaki pıhtılaşma süreçlerinden kaynaklandığını gösteriyor. COVID-19 en çok da bacaklardaki toplardamarlarda pıhtılara bağlı tıkanıklıklara yol açıyor. Toplardamarlardaki bu problem “derin ven trombozu” olarak adlandırılıyor. Bu pıhtılardan kopabilecek minicik parçacıklar bile eğer akciğer toplardamarına ulaşırlarsa “akciğer embolisi” dediğimiz, hayatı tehdit edebilecek ağır bir tabloyla neticelenebiliyor. COVID-19’lu bazı hastalarda oluşan “nefes darlığı, yorgunluk, çarpıntı, morarma” kısacası “oksijen azlığı” ile oluşan belirtilerin de nedeni akciğer damarlarında oluşan bu minik tıkayıcı hadiselerdir. Peki, pıhtılaşma sorunları yalnızca akciğerlerde mi oluşuyor? Bu önemli sorunun yanıtını ve bundan sonraki bilgileri gelin işin uzmanından, Prof. Dr. Mustafa Çetiner’den öğrenelim.

DR. Çetiner diyor ki
PIHTILAŞMA HER ORGANDA GÖRÜLEBİLİR
HEMATOLOJİ uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner’e göre, “COVID-19 sadece toplardamarlarda değil, atardamarlarda da pıhtılaşmaya yol açabiliyor. Kalp ve beyin atardamarlarındaki pıhtılar kalp krizi ve inmelere neden oluyor. Saygın bir tıp dergisinde yayımlanan önemli bir makaleye göre ‘inme problemi’ 50 yaşından küçük genç yetişkinlerde bile görülebiliyor. Yine aynı grupta pıhtılaşmayı takiben deride kırmızı döküntülere, el-ayak parmaklarında soğukta donma sonrası oluşan yaralara benzer kırmızı ve şiş yaralara rastlanabiliyor. Kısacası ‘pıhtılaşma meselesi’ COVID-19’un maalesef en tehlikeli ve riskli sonuçlarından biri olarak önümüzde duruyor.” 

SORU ŞUPIHTILAŞMANIN SEBEBİ NE

PROF. DR. ÇETİNER’e göre de daha önceki yazımda belirttiğim gibi esas sorun damarların içyüzünü çevreleyen ve kanın damar içinde sorunsuz akışını temin eden endotel hücrelerindeki iltihaplanma hali, yani “endotelitis meselesi”dir. Virüsün hücrelere giriş kapısı olarak kullandığı ACE2 reseptörleri endotel hücrelerde yoğun olarak bulunuyor. Virüs bu nedenle endotel hücrelerine kolayca girip iltihaplanmaya yol açıyor. Endotel hücrelerinde oluşan hasarlar ise pıhtılaşmayı arttıran bir takım faktörlerin kana salınımını tetikliyor. Neticede, pıhtılaşma hadisesi de anında devreye giriyor. Dahası da var...

Yazının Devamını Oku

Yoksa sorun damarlarda mı

Covid-19 enfeksiyonu bizi her gün biraz daha şaşırtmaya, kafamızı daha da karıştırmaya devam ediyor.

Başlangıçta bir “üst solunum yolu”, bir “kulak burun boğaz enfeksiyonu” gibi kabul edip “grip ve nezleyle” mukayese etmeye kalktığımız bu enteresan viral hastalığı kısa bir süre sonra bir “akciğer problemi” olarak da merak ve korkuyla izlemeye başlamıştık. Ne var ki önümüze konulan yeni araştırmalar COVID-19’da problemin çok daha önemli ve çok daha derinlerde olduğunu gösteriyor. Bu yeni bilimsel verilere bakılırsa COVID-19 bir üst solunum yolu ya da akciğer hastalığından çok, hemen her doku ve organı ilgilendirebilen, her doku ve organa saldırabilen dolayısıyla bedenin hemen her yerinde hasara yol açabilen bir damar hastalığı olarak da dikkati çekiyor. Bu yeni bilgiler çok önemli. O nedenle hepimize biraz daha detay lazım. Hazırsanız buyurun...




GÜNÜN SORUSU
COVID-19 ASLINDA BİR DAMAR HASTALIĞI MI

Yazının Devamını Oku

Güneşin de aşının da patenti olmaz

Geleceğimizi tehdit eden muazzam bir salgınla karşı karşıyayız.

Ve bu salgını sonlandırmanın tek çaresi var: Zengin, yoksul ayırt etmeden yeryüzündeki her ülkeye, her insana elimizdeki mevcut aşıları ulaştırabilmek! Kısacası pandemiyi sonlandıracak tek çarenin aşılar olduğu kesin. Unutmayalım ki pandemi “küresel bir sorun”dur. Böyle bir sorun ile “ülkesel çözümler”le mücadele etmek mümkün değildir. Ve bilelim ki hepimiz güvende olana kadar hiçbirimiz asla güvende olmayacağız. Peki, aşıyı herkese ulaştırma imkânımız var mı? İşte tam da bu noktada, sürece “ekonomik nedenler” ve ardından da “patent hikâyesi” kendiliğinden dahil oluyor. Ekonomik imkânı olan ülkeler parayı bastırıp halkını aşılarken bu olanağı bulamayan ülkelerde halk sokaklarda can veriyor. Hindistan’da olup bitenleri hatırlarsak ifade etmek istediğim şey daha kolay anlaşılacaktır. Özetle “patent meselesi” önemli bir meseledir. Bu meseleyi tarihin en etkileyici cevaplarından birini, çocuk felci aşısını bulan Dr. J. E. Salk vermiştir: “AŞI DA TIPKI GÜNEŞ GİBİ İNSANLIĞA AİT ORTAK BİR DEĞERDİR. GÜNEŞİ PATENTLEYEBİLİR MİSİNİZ?” Ayrıntılar için buyurun...




1-  KİMDİR DR. J. E. SALKSALK bir viroloji uzmanıdır, 1914 New York doğumludur. Tıp eğitimini 1939’da New York Üniversitesi’nde tamamlamış, “viroloji” alanına yani “virüsler”e ilgi duymuştur. Grip virüsleri üzerinde yaptığı araştırmalar nedeniyle 1947’de Pittsburgh Üniversitesi’ne davet edilmiştir. Dr. Salk, Pittsburgh’da çocuk felci hastalığına karşı bağışıklık sağlayabilecek ilk ölü virüs çalışmalarını yapmış, neticede de ilk polio aşısını üretme onuruna erişmiştir. Dr. Salk hayvan deneylerinde yani ilk aşamalarda başarılı sonuçlar aldığını görünce de 1952’de aşıyı insanlara da uygulamaya karar vermiş ve çalışmalarını büyütüp genişletmiştir. Sonraki gelişmelere gelince...

Yazının Devamını Oku

Eleştiride kıskanç çözümde cömert olmak

Pandemi sürecinin zor ve kritik bir virajındayız. Bir çeşit “sınırlı kapanma dönemi”ne girdik. Bu dönemi iyi değerlendirmek, kısıtlamalara “elimizden geldiği kadar” değil, “daha da fazlası”yla uyum göstermek mecburiyetindeyiz.

Zira kısıtlama sonrasında ulaşacağımız rakamlar beklentinin üzerinde kalırsa ciddi bir toplumsal travma yaşama ihtimalinin olduğu açık ve nettir. Bu nedenle şu anda yapılan hataları, işlenen kusurları, eksiklikleri ve görülecek hesapları ertelemek, eleştirileri sınırlayarak yeni ve etkili çözümler üretmek yapmamız gereken ilk ve en önemli iştir. Kısacası zaman rahmetli 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de sık sık tekrarladığı gibi “Sorunlu bir zaman”dır. Ve böyle zamanlarda “Eleştiride kıskanç, övgüde ve çözümde cömert olmak” en doğru yaklaşımdır.

BİR SORU
KAPANMA SONRASI İYİ PLANLANDI MI

GÖRÜNEN o ki yaptığımız onca hataya rağmen kapanma sürecinin sonunda yüzümüz az ya da çok gülecek. Ama bilelim ki bu ciddi kapanma da probleme kalıcı bir çözüm getirmeyecek. Yapılması gereken önemli işlerden birisi de daha şimdiden kapanma sonrasının planlanması, tartışmaya açılması, halka açıklanması, daha doğrusu uygulanacak “kademeli açılma” sürecinin nasıl olacağı konusunda toplumsal bir mutabakatın sağlanmasıdır. Eğer daha önce yaptığımız yanlışları bu kapanmanın sonrasında da tekrarlar, kapılarımızı sonuna kadar ve kontrolsüz bir şekilde açacak olursak, çok değil birkaç ay sonra yeni bir dalganın daha kaçınılmaz olabileceğini unutmayalım.

UNUTMAYIN

Yazının Devamını Oku