GeriAyhan Sicimoğlu Roma'da Romalılar gibi...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Roma'da Romalılar gibi...

Roma'da Romalılar gibi...

Roma’yı en güzel mevsimi olan sonbaharda gezmek için benden daha iyi bir rehber bulamazsınız. Yıllarım bu kentte geçti. Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim öyleyse. Buyurun takılın peşime...

Sevgili Dostlar,

Geçen hafta Roma’da favori mekânım Pantheon’da donmuş kalmış idik. Şimdi, dışarı, sonbahara çıkalım yeniden, yüzümüzü tekrar bu muhteşem yapıya dönelim ve son bir kez daha, dışarıdan bakalım ihtişamına. Sağımızda daracık ve dolambaçlı sokak, Via di Sant’Eustachio’ya dalalım. Birkaç köşe sonra gene sağımızda ‘Sant’Eustachio Il Cafeé’ olacak, espressosu çok meşhurdur, şekersiz bir corto (konsantre kahve) yuvarladıktan sonra devam... Yol bizi ‘Piazza Navonaya çıkaracak.

Romada Romalılar gibi...

FAVORİ ÇEŞMEM
İşte bu meydanın bende anıları çok ağdalı... Dostlarım, arkadaşlarım ve sabah gazeteleri... Bu meydanda buluşur kaynatırdık. ‘Dolce Vita’ şimdilerde sanırım restoran olmuş maalesef, ama ilerde başka bir kafeye oturunuz lütfen. Tam karşınızdaki çeşmeye odaklanın.
‘Fontana del Moro’ 1575’te yapılmış ama ‘Moor’ (Arap kökenli doğudan veya Kuzey Afrika’dan gelen) yani ortadaki çirkin adam, sonradan meşhur Bernini tarafından eklenmiş. Tüm bu heykeller replika, orijinalleri müzede. Çünkü 2011 yılında bir deli elinde çekiç ile girmiş heykellere. Bu çeşme bir şekilde benim favorim, karşısında her gün oturduğum için midir nedir?

DEV AHTAPOTU ÖLDÜREN NEPTÜN

Ortadaki büyük heykelli havuza doğru yürüyelim. ‘Fontana dei Quattro Fiumi’ yani dört nehir çeşmesinde dünyanın dört büyük nehri konu olmuş. Afrika’daki ‘Nil Nehri’, Avrupa’dan ‘Tuna’, Asya’nın ‘Ganj Nehri’ ve Yenidünya’dan ‘Rio De La Plata’.
Bu dört muhteşem heykelin ortasından bir de Mısır Obelisk’i yükseliyor. Bu üç muhteşem çeşmelerin sonuncusu biraz ürkütücü... ‘Fontana del Nettuno’ veya ‘Neptün Çeşmesi’.

Burada Roma deniz tanrısı Neptün’ü dev bir ahtapotu öldürürken görüyoruz. Neptün baba, aynı zamanda at ve at yarışları tanrısı. Ürkmüş bir at heykeli var sudan çıkan, çok severim. 300 sene heykelsiz kalan çeşme nihayet 1878’de heykele kavuşmuş. Antonio Della Bitta bu ‘Dev ahtapotu öldüren Neptün’ heykelini yapmış...

Romada Romalılar gibi...

Roma’daki Fransız Sefareti İtalyan Rönesansı’nın babaannesi bir yapıt. 16’ncı asrın ağır mimar abileri Michelangelo, Jacopo Barozzi de Vignola ve Giacomo de la Porta’nın bu muhteşem binada imzası var.  


RÜYALARIMI KÂBUS YAPAN HEYKEL

Bu çeşmede fazla takılmayalım. Aslında bu meydanda yemek de yemeyelim, biraz turistik ve kötü servis, biz Romalılar pek rağbet etmeyiz. Acıktı iseniz size bir şeyler ısmarlayayım. Ama durun... Bir-iki meydan daha kaldı. Neptün heykelinin sağından Piazza Navona’yı terk ediyoruz. ‘Corso Vittorio Emanuel II’yi kırmızı ışıklardan geçiyoruz. ‘Via Dei Baullari’den yürüyelim. Campo dei Fioriye geldik.
Bu meydanı severim ama biraz tuhaf bir enerjisi vardır. Adı ‘Çiçek Tarlası’ anlamına geliyor, çok güzel bir pazar kurulur her gün. Meydanın tam ortasında ‘manneee’ bir heykel var ki rüyalarımı kâbus yapar. Filozof Giordano Bruno, Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü iddia ettiği için, kilise tarafından tam bu meydanda diri diri yakılmış.
Meydanın kuzey tarafında güzel kitaplar satan ‘Fahrenheit 451’e uğrayalım, ardından ise huysuzlanan mide asitlerimizi sakinleştirmemiz gerekebilir. ‘Fornaio’ fırını Via dei Baullari No: 11’de, tepsi pizzası gram ile satılır (dikkat pitsa okunur). Vitrinden beğenin, eliniz ile keseceği parçanın büyüklüğünü tarif edin, tartılır, kâğıtta verilir ve elde yenir.
Elimizde ufak parça pizzamız yan meydana geçelim...

Romada Romalılar gibi...



AĞIR HASTASI OLDUĞUM BİNA

‘Piazza Farnese’ ve tam karşıda dev fasadı (ön yüzü, cephesi) ile ‘Palazzo Farnese’. Fransız bayrağı tembel dalgalanıyor. Fransız Sefareti olarak kullanılan bu binanın ağır hastasıyım. İtalyan Rönesansı’nın babaannesi bir yapıt bu. 16’ncı asrın ağır mimar abilerinin imzası var. Başta Michelangelo olmak üzere, Jacopo Barozzi de Vignola ve Giacomo de la Porta.
Bina 1936 yılında, ayda 1 Euro gibi sembolik kira ile Fransız hükümetine 99 seneliğine kiralanmış. Roma’da oturduğum yıllarda bir kız arkadaşımın ısrarı üzerine düzenlenen bir tura katılmıştım ve hayranlıktan düşen çenemi haftalarca kapatamamış idim. Ufak turlar ile muhakkak gezin. Hayatınızda böyle bir şey görmediniz. Aylar evvel tur ayarlamanız lazım, haftanın belirli günleri küçük gruplar halinde geziliyor, gün bulmak zordur. Roma’ya gitmeden evvel ayarlamanız gerekebilir. Puccini’nin meşhur operası Tosca’nın (sene 1900) bir sahnesi burada geçer.
Romalılarla baş başa yemek
Hay Allah, gene muhabbete daldık, daha nehri bile geçemedik ama öğle veya akşam yemeği için size civarda bir-iki yer tavsiye edeyim bari.
Cüzdanım çok şişman değil diyorsanız, anacaddeye bakan ufacık bir meydanda ılık yaz akşamlarını geçirdiğimiz tipik bir Roma mutfağı için ‘Da Luigi’ye uğrayın. (trattoriadaluigi.com)
Tembel bir öğle yemeği veya dört başı mamur bir akşam yemeği için ‘Pier Luigi’. Bu güzel mekân daha çok gastronomlar içindir ve şarap listesi kalındır. Deniz mahsulleri de denemeye değer. Çok şık, minik ve sessiz bir meydan olan Piazza de
Ricci‘de masaları vardır. Romalı abi ve ablaları burada görebilirsiniz. Meşhur meydanların turist kalabalığından arınmıştır, çok bilmezler tur operatörleri buraları, Allah’tan.
Nehrin karşı kıyısı ise ayrı bir muhabbet, ayrı bir yazıda sunacağım. Size afiyetler olsun, bu hafta benden bu kadar...
Roma’dan sevgilerimle...

 

UFAK BİR ROMA ANISI: BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ 

 

İtalya’nın meşhur vurmalı çalgılar ustası Toni Esposito ile bir grup kuracağız. ‘La Banda del Sole’ (Güneş Bandosu). Üç İtalyan, Türkiyeli Ayhan ben, Selanikli Yorgo, Amerikalı deli piyanist Marc Harris ve kolları bacaklarımdan kalın
(ölçerdik), Amerikalı siyahi congacı Karl Potter.

Toni projeleri ve turneleri konuşmak üzere beni evine davet etti. Piazza Farnese’de minik bir çatı katı. Bir arkadaşım da, “Motora binmeyi biliyorsan al benim Vesp’yı onla git, ama ne olur dikkat et çaldırma, zincir ile bir direğe sıkıca bağla” dedi.

Polis merkezi binası meydana bakıyor, hemen yan sokak başına direğe zincirledim motoru. Bir şişe şarap açtık ve koyu muhabbet ile şarabı yarıladık. Ben izin istedim, aşağı indim, ne Vespa ne de zincir... Yerinde yok. Buhar olmuşlar. Panikledim, ne de olsa emanet motor. Hemen yukarı çıktım, “Toni, ben derhal polise gidiyorum, mahvoldum, ben kıza ne diyeceğim şimdi, motorunu çaldırdım, hatta iyice de tembih etti vs. vs.” gevelemeye başladım. “Heyecanlanma ve polise de gitme, zabıt tutar, başka bir şey yapmaz, 150 bin Liret’in (75 Euro) var mı?” dedi. Dar ve karanlık sokaklardan arkalarda kasvetli bir bara gittik. Parayı aldı, “Sen sokakta bekle, benle gelme” dedi ve kayboldu.

Biraz sonra çıktı, “Gel eve gidelim, kalan şarabımızı bitirelim” dedi. Sormaya yeltendim, eli ile sus işareti yaptı. Şarabı devirdik ve olayın stresinden biraz olsun uzaklaştım. Biraz sonra, “Haydi şimdi istersen gidebilirsin” dedi. Aşağı indim, motor ilk bıraktığım pozisyonda duruyor ve zinciri ile kilitli...

False